Yangılı lezyonlar sonucu meydana gelen böbrek hastalığı. Yangının yaygınlığına göre nefrit yaygın nefrit ve odaksal (fokal) nefrit diye ikiye ayrılır.
Yaygın nefrit (ya da yaygın glomerülonefrit) iki böbreği etkileyen bir hastalıktır. Böbrek glomerülü çeperleri çok ince kılcal kan damarlarının bir yumağıdır. Kan sıvısının bir bölümü olan sidik bu incecik çeperden dışarı salgılanarak böbrek borularına geçer. Bu borular gittikçe kalınlaşan kanallara dönüşür ve sidik bu kanallar tarafından böbrek pelvisi içine gönderilir; oradan da sidik borusu yoluyla sidik torbasına dökülür. Yaygın nefritte glomerüllerin tümü yangılanır. Her glomerüldeki tüm kılcal kesecikler yangılanmıştır. Bu hastalık ivegen, yarı ivegen ve süreğen gelişme göstermesine göre ayrı ayrı biçimler alır.
İvegen yaygın nefrit zehirleyici etkenlerden ileri gelebilir. Örneğin kurşun, arsenoben zoller ve bizmut gibi ilaçlar böyle bir zehirlenme yapabilir. Bazen anjinler, bademcik yangıları, kızıl, kızamık, grip, çeşitli, septisemiler gibi hastalıklar da ivegen yaygın nefrite yol açabilir. Başka bir deyimle ivegen yaygın nefrit bunlardan birinin kornplikasyonu olabilir. Bu arada nemli soğukta kalmak, böbrek kesimi üzerine güçlü bir darbe gelmesi nefrit yapacak enfeksiyon hastalıklarım destekler. Hatta bazı araştırıcılar kalıtsal bir yatkınlığın bile rol oynayabileceğine işaret etmektedir.
İvegen yaygın nefrit birdenbire ortaya çıkabildiği gibi ağır ve yavaş yavaş artan bir tempoyla da ortaya çıkabilir. Ödem, tansiyon yüksekliği ve sidik değişmesi hastalığın üç ana belirtisidir. Ödem, yani şiş en çok yüzde ve özellikle gözkapakları, yanaklar ve dudaklarda görülür. Ancak vücudun başka kesimlerinde de rastlanabilir.
Tansiyon yüksekliği glomerüllerin tıkanmasının bir sonucudur. Tıkanma glomerül keselerinin mekanik ve toksik etkenlerle daralmasının sonucudur. Bu daralma sonucunda kan uçlardaki damarlardan atılıp büyük, merkezsel damarlarda birikir ve tansiyon yükselir. Deri kan bakımından beslenmediği için hastanın yüzü hep solgundur.
Sidikteki değişmeler çeşitlidir. Miktar azalır, buna oligüri denilir. Ağır durumlarda hasta hiç küçük aptesini edemez; bu da nüridir. Dışarı çıkma ritmi değişir. Niktüri yani daha çok geceleri küçük aptesini etme görülür. Bir değişiklik de sidikte normal olarak bulunmaması gereken maddelere rastlanmasıdır. Sidikte kan ve albümin bulunur ve sidik silindiri denilen silindir biçimi hücre topluluklarına rastlanır. Böbrek epitelyumundan parçalanmış hücreler de olur. Sidik çoğu zaman bulanık, kırmızımtırak ve koyudur Sidikteki bu değişiklikler ya glomerüllerin tıkanmasından ya da böbrek borularının yangılı lezyonlarından ileri gelir.
Hastalığın bu üç ana belirtiden başka belirtileri de vardır. Örneğin derinin solgun oluşu, ateş (bazen hiç ateş çıkmayabilir; çıktığında da hiç bir zaman yüksek değildir), genel güçsüzlük, kalpte rahatsızlıklar (atış hızlanır ve tansiyon yükselmesi nedeniyle kalp geçici olarak biraz genişler), sinir bozuklukları, sara yi hatırlatan krizler, görme bozuklukları, çevreyi puslu görme, uçuşan sinekler görür gibi olma. iştahsızlık, mide bulantısı, kusma vb. bu öbürülerdendir.
İvegen yaygın nefrit hafif durumlarda 2-3 hafta, ağır durumlarda çok daha uzun sürebilir. Bazı hastaların ödemlerinin geçmesi, tansiyonlarının düşmesi için beklemek gerekir. Aynı hastalığın bir de üsteleyen çeşidi vardır. Aldatıcı bir iyilik bütün belirlileri örtüp hastalığı süreğen ya da yarı ivegen bir biçime sokabilir. İvegen yaygın nefritten ölüm pek az görülür.
Eski hekimler bu hastalığın tedavisi için «süt, yün, yatak» salık verirlerdi. Bunların son ikisi bugün de geçerlidir. Yatak dinlenmesi ve böbrekleri sıcak tutma, yün kuşak sarma vb. ile çok iyi sonuç alınmaktadır. Hastaya sadece süt içirmenin ise, birtakım sakıncaları olduğu ortaya çıkmıştır. Bugün doktor denetimi altında daha özlü bir besin rejimi izlenmektedir. Tuz ya sınırlı olarak verilir ya da hiç verilmez. Çünkü tuz ödem olmasına yardım eden bir maddedir. Zaten süt rejiminin bırakılmasının nedeni sütün tuz bakımından zengin olmasıdır. Sıvı besinler de hem ödem yaptıkları hem de tansiyon yükselttikleri için sınırlı olarak verilir. Proteinler (et, yumurta) azaltılır; yağlar ve karbonhidratlar sağlıklı kimselere verildiği kadar verilir. Süt günde 400 gramı geçmemelidir.
Cerrahi yoldan tedaviye başvurulduğu da olur. Örneğin splanknik sinirin yani göbek çevresindeki sinirin damarlardaki spazmı yok etme amacıyla uyuşturulması, böbreğin çevresel kapsülden ayrılması gibi uygulamalar yapılır. Bu son uygulamaya ağır anüri durumlarında ya da çok yüksek tansiyonda başvurulur.
Yan ivegen yaygın nefrit, iyileşmemiş bir ivegen yaygın nefritten sonra ortaya çıkar. Aynı belirtiler daha ağır olarak görülür. Komplikasyonlar (üremi, böbrek yetmezliği) öldürücü olabilir.
Süreğen ve yan süreğen nefrit tıpkı yan ivegen nefrit gibi iyileşmemiş ivecen nefriti izleyen bir komplikasyondur. Klinik açıdan ödemli ve hipertansiyonlu diye ikiye ayrılır. İlk türün en baskın belirtisi ödemlerdir. İkincide ise yüksek tansiyon bütün öteki belirtileri geride bırakır; hatta kalp yetmezliği yoluyla ölüme kadar götürebilir. Ancak bazen daha önce böbrek yetmezliğinin doğurduğu üremi zehirlenmesi hastayı öldürür.
Odaksal nefrite böyle denmesinin nedeni, yangının bütün böbrek dokusuna yayılmamış, sadece birkaç odakta sınırlı kalmış olmasındandır. Yangı odaklarının glomerül dokusunda veya glomerüller arasındaki bağ dokusunda olmasına göre bu nefrit çeşidi glomerüler odaksal nefrit ve bağ dokusu odaksal nefriti diye ikiye ayrılır.
Glomerüler odaksal nefrit glomerül keselerinın bir kısmına, hastalık yapan mikroorganizmaların hücumuyla olur. Bu durum, özellikle ağır gelişen endokardit sırasında ortaya çıkar. Ayrıca mikroplu hastalıklar (anjin, kızıl, grip, tifo, akciğer yangısı vb.) sırasında mikropların böbrek dokusunu hırpalamasıyla da olabilir. Başlıca belirti sidikte kan ve albümin bulunmasıdır. Yaygın nefritin öteki iki belirtisi yani ödem ve yüksek tansiyon bunda görülmez.
Bağdokusu odaksal nefriti az görülen bir hastalıktır. Kızıl, kuşpalazı, tifo gibi enfeksiyon hastalıklarında ortaya çıkar. Bunda da ödem ve yüksek tansiyon yoktur; sidikte kan, albümin ve sidik silindiri denen hücre toplulukları vardır. Odaksal nefritin her iki çeşidi de genellikle iyi sonuçlanır. Tedavide kimyasal ilaçlar ve antibiyotikler kullanılır.
Nefritin bir de irinli nefrit denilen türü vardır. Buna böbrek absesi, böbrek çıbanı da denilir. Böbrek dokusunun irin etkenleriyle yangılanması sonucu olur. Bu etkenler streptokoklar, stafilokoklar gibi her zaman hastalık yapan mikroskopik canlılar olabildiği gibi. koli bakteri çeşidinden olup bazen hastalık yapan bazen yapmayan mikroskopik canlılar da olabilir. Böbreğin içinde bir veya daha fazla çıban çıkar. Birincil yani başka bir hastalık sonucu olmayan irinli nefrite pek az rastlanır.
Örneğin bıçak ya da kurşunla böbrekte meydana getirilen bir yaranın mikrop kapmasıyla oluşur. İkincil yani bir enfeksiyon hastalığı sonucu meydana gelen irinli nefrit, mikrobun böbreğe geliş yoluna göre hematojen ve ürinojen diye ikiye ayrılır. Birinci türde mikrop, vücuttaki herhangi bir yangı odağından kan yoluyla böbreğe iner. Ürojen türde ise mikroplar böbreğe sidik yollarındaki bir yangı odağından (prostat sidik yolu vb.) çıkarlar. En çok rastlanan irin etkeni koli bak teridir. Klinik belirtiler yüksek ateş, ürperme. kusma, baş ağrısı, hasta böbreğin sürekli ve şiddetli ağrıması, genel koşulların ağırlaşma sı (hızlı nabız, kusmalar, ishal, dil kuruması vb.) böbrek ağrısı ve sidiğin irinli olmasıdır. Tedavi için başlangıçta bol sülfamitler ve penisilin verilmelidir. Son derece ivegen durumlarda cerrahi tedaviye başvurulur.
Nefrit
Konu Sahibi / Yazar
PELİN
Kategori / Forum
Çeşitli Hastalıklar ve korunma yolları
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
4026
Nefrit
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)