You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Nedir Bu Mum Söndü?

Nedir Bu Mum Söndü?

Junior Member
Nedir Bu Mum Söndü?
bak ne de güzel söylemiş!!! kulaktan dolma şeyler duydum hep diye...

o zaman bu arkadaş şunu da çok iyi bilir kendi soyunda HÜLLE diye bir GERÇEK vardır, rivayet değildir, kuktan kulağa duyulan bir şey değildir gerçeğin ta kendisidir.

İnandıklarını söyledikleri Allah çarpar adamı, insan biraz düşünerek konuşur, tabii aklı varsa...
(DESTUR ŞAHIM)

UYAN KARDEŞ UYANAN
DİN,DİL,IRK AYIRIM YAPAN
ALLAH'IMIZ BİR BİZİM
HER CANLIYI YARATAN

PİR ZÖHRE ANA
Administrator
Nedir Bu Mum Söndü?
Yüzyıllardır süregelen iftira zincirinin baş ve son halkasıdır Mum Söndü Olayı !

"Ya size birşey soracam" ile başlayan cümleyi duyduğumda yok sorma diyorum ben atılan iftiraları size anlatacağım...

Bir toplumu karalamak bu kadar kolay olabilir mi?
Bir toplumu daha nasıl aşağılayabilirsiniz acaba merak ediyorum ?

Kızılbaş kelimesi denildiğinde onu aşağılama ve ahlaksız iması öne çıkarıldı yüzyıllarca .Osmanlılar döneminde bu adı hakaret için kullananlar daha ziyade resmi ideolojinin temsilcileri idiler ve Kızılbaşlık düşüncesiyle mücadele için bunu yapıyorlardı. Onlara göre, durmadan isyanlara kalkışan, durmadan devletin başına çorap ören bu gruba karşı yaptırım ve cezaları haklı gösterecek bir zemin gerekiyordu. Bu zemini de böyle bir iftira çıkartarak yaptılar.

Her kim ki böyle bir iftirayı atıyor veya inanıyorsa Allah bildiği yapsın diyorum. Aleviler, en az Sünni canlar kadar şereflidir ve değerlidir.



Member
Nedir Bu Mum Söndü?
Kızılbaşlık ve mum söndü

Anadolu Aleviliğinin tarihsel süreçteki adı Kızılbaşlık'tır. Bu kelimenin içini dolduran anlam yüzyıllar içinde değişmiş, bir zamanlar "Kızılbaşlık gibi unvanımız var" diye övünülen bir isim iken bugün saklanan bir kimlik haline dönüşmüştür.

Alevilere neden Kızılbaş denildiğine dair pek çok rivayet vardır. İsmin kökenini Uhud harbinde Kâinatın Efendisi Muhammed Mustafa'yı savunurken on altı yerinden yaralanıp başlığı al kanlara bulanan Hz. Ali hakkında kullanılmış bir tabir gibi gösterenler yanında, Şamanların kızıl bir başlığa bürünerek ayinlerini yönetmelerinden dolayı işi İslam öncesi dönemlere küfürlü içerikürenler vardır. Bu iki uç görüş arasında Kızılbaş adına yorum getiren daha pek çok rivayet mevcuttur. Bu rivayetler günümüz Aleviliğinin çeşitliliğini ve makasın uçları arasındaki geniş yelpazeyi de işaret etmektedir. Yani Kızılbaşlığı Sünni İslam dairesine yaklaştırarak namaz kılıp oruç tutan bir Alevilik ile "Ali'siz Alevilik"i savunarak İslam öncesi Şamanlıkla bağlantı kurmayı tercih eden bir Alevilik arasında gidip gelen kültürel bağ. Başına kırmızı serpuş dolayan bir Alevi dedesinin "Kızıl-baş"lığı her iki uca da hükmetme iddiasında; heyhat!..

Kızılbaş adı Şah İsmail döneminde yaygınlaşıp resmileşmiş ve tarihsel süreçte bir övünç vesilesi olmuştur. İsmail'in babası Şeyh Haydar, Erdebil tekkesi müritlerine on iki dilimli kızıl bir taç giydirip kızıl sarık sarmaya başladığında müritlerini manevi derecelerine göre tasnif edip aynı kızıl başlığı sarıklı veya sarıksız olarak giydirmiştir. İsmail bu uygulamayı devam ettirmiş, şeyhliğini şahlığa tahvil edince de askerlerine, halifelerine, dai ve nökerlerine aynı kızıl başlığı giyindirmiştir. Güçlü bir devlet olup da II. Bayezid ile yaptığı andlaşma gereği askerlerini Anadolu'dan Suriye'ye geçirdiği vakit Anadolu'daki mürit ve muhipleri de kızıl başlık kullanmaya başlamışlar, Yavuz Sultan Selim döneminde de bunu bir kimlik göstergesi saymışlardı. Anadolu Aleviliğinin "Kızılbaş" adını kullanması ve diğerlerinin de onları bu adla anması o yıllarda başlamış, kızıl başlıklar ile beyaz başlıkların savaşı olan Çaldıran'dan sonra da yaygınlaşmıştır. Zaten Türkler arasında başa takılan başlıklara izafeten boy ve oymak isimleri eskiden beri kullanılmaktaydı. Siyah başlık (papak, kalpak) giydikleri için "Karakalpak" veya "Karapapak" diye anılan Türk boyu veya Anadolu'da "Karabörk", "Karabörklü", Kızılbörklü", "Akbaşlı" ve "Akbaşlar" diye adlandırılmış eski köyler bunun örneğiydi. Keza XVI. yüzyılda Özbek askerleri yeşil başlık kullandıkları için "Yeşilbaşlar", Karakoyunlular kara başlık kullandıkları için "Karabaşlar", Osmanlı askeri de beyaz başlık kullandığı için "Akbaşlar" olarak anılabiliyordu.

Şah İsmail'den sonra ne oldu?

Kızılbaş adı bir hakaretin adına dönüştü. Birisine Kızılbaş denildiğinde onu aşağılama ve hamiyetsizlik iması öne çıkar oldu. Osmanlılar döneminde bu adı hakaret için kullananlar daha ziyade resmi ideolojinin temsilcileri idiler ve Kızılbaşlık düşüncesiyle mücadele için bunu yapıyorlardı. Onlara göre, durmadan isyanlara kalkışan, durmadan devletin başına çorap ören bu gruba karşı yaptırım ve cezaları haklı gösterecek bir zemin gerekiyordu. Gel gelelim, ötekileştirme çabası bilhassa Cumhuriyet'in ilanını takip eden yıllarda daha da arttı ve Kızılbaşlık gayr-i ahlaki bir tavır ile tanımlanır oldu. Bunun en belirgin göstergesi de "mum söndü" safsatasıyla örtüştürülerek halkın dimağlarına kazındı. Oysa "mum söndü" ifadesi, Kur'an'ın dışlandığı, imanın içinin boşaltıldığı, tekkelerin kapatıldığı, ibadetlerle birlikte dini zikir ve tasavvuf adabının yasaklandığı, ibadet esnasında jandarma korkusuyla kapılara nöbetçilerin, sokak başlarına erketelerin konulduğu dönemin anılarını taşıyordu ve ani baskınlara maruz kalmamak için gizli kapaklı semah yapan Kızılbaş grupların bunu ancak mum ışığında yapabilmeleri ve yakalanacakları haberi gelir gelmez, yahut her dini grup gibi kapıları dipçikle dövülmeye başladığında mumları söndürüp ortamı gizleme gayretlerine yakıştırılan suçlamanın adıydı. Tarihsel süreçte ise böyle bir suç bulunmamaktadır. Nitekim Osmanlı'nın hukuk sisteminde kriminal olayların kafa kâğıdı sayılan kadı sicillerinde buna örnek teşkil edecek dava ve hükümler yer almaz.

Kızılbaşlık geleneğinde mum ile semah ilk kez Şah İsmail ile Kalender Çelebi'nin mülakatlarında gündeme gelmiş, ikisi bir mum yakarak semaha kalkmışlar, mum sönesiye kadar (o zamanki mumların patates misali yamru yumru olduğu ve yaklaşık iki saat kadar yandığı bilinmektedir) vecd halinde dönmüşler ve sonra bitap düşmüşler. Bilahare bazı Kızılbaş gruplar arasında mumlu semah uygulaması kısa bir süre Şah İsmail sünneti olarak tatbik olunmuş, sonra terk edilmiş (Yeni çıkan Şah&Sultan romanımda bu konunun teferruatı anlatılmıştır).

Bana göre Türkiye'mizde barış ve huzur içinde yaşamanın yolu dayatmaları ortadan kaldırmaktan geçiyor. Ermeni, Kürt veya Alevi, başörtülü veya ateist, herkes kendi kimliğine uygun hayatı yaşayasıya kadar karşılıklı anlayış, saygı ve özgürlük ortamını desteklemek zorundayız. Ta ki bir Alevi kendisini "Kızılbaş" olarak tanıtmaktan utanmasın, hatta gurur duyabilsin. Bir "Alevi Açılımı"ndan söz edilecekse bunu başarmak durumundayız.

İskender Pala
Administrator
Nedir Bu Mum Söndü?
Yıllardır alevilere atılan insanlık dışı mum söndü iftirasının yarattığı travmanın , toplum üzerindeki ötekileştirici etkisinin dramatize edildiği kısa bir film...MUM SÖNMEDİ !!!


[video=youtube]https://www.youtube.com/watch?v=
SCD_y-1i-14[/video]

ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

MUSTAFA ŞEREF,
      KEMAL GURUR,
              ATATÜRK ONURDUR...

          Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
                    Horasan köyünden geliyor pirim
                  Kırklar binasında var oldu yerim
                  Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
                                                      Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Nedir Bu Mum Söndü?
Mum söndü; Alevi karşıtı olan psikolojisi bozuk, akıl hastası bir takım yobaz dinci kesimlerin kendi beyinlerindeki kurguladıkları, kendilerinin bilinç altlarındaki yapmak isteyip de yapamadıkları sapıklıklarının dillerine vurması sonucunda, bunu kendi çevrelerinde bugüne kadar kendilerine inandırdıkları insanlara servis ederekten getirdikleri iğrenç sanal bir seneryodur...

Bu bilinç altında yatan sapıkça düşüncelerini dile aktarırken de bunu Eline beline diline sahip olmayı ilke edinmiş temiz saf Alevi insanları üzerinden iftira atmak suretiyle yapmaya çalışmaktadırlar...

Çünkü böyle bir sapıklığı Alevi kesimi ne kabul eder, ne dillendirir, ne de kendi inancından olmasa dahi herhangi bir insana yakıştırır. Çünkü böyle bir sapıklığı insana yakıştırabilmek için hayvandan aşağı bir mahlukat olmak lazım. Kendini bilen bir insan evladı böyle sapıkça bir iftiraya ne inanır, ne de dikkate alıp sorgulayabilir...

Dolayısıyla hülle gibi bir sapıklığı kendi inançlarında barındıran yobaz bir kesimin böylesine hayvani içgüdülerin ancak kurgulayabileceği bir iftirayı temiz Alevi insanlarına mal etmesine şaşırmamak lazım...

İnsanın zikri ne ise fikri de odur...
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.