ağmurlu havanın hüznünü hissediyordu kalbinde. Bu hüznün içinde boğulduğunu hissediyordu. Aslında sevmezdi güneşi. Yağmurun buğusunu severdi, özlerdi hüznünü sıcak yaz günlerinde. İlk defa boğuyordu onu yağmur. Paradoks içinde kafası, beynini yoran yüzlerce soru.
Mırıldandığı her bir şarkı, varoluş amacının çığlığı. Bu amaç uğrunda harcadığı farklı zaman ve yerlerde, farklı insan ve kalpler. Her bir farklı yürek. Nefret ediyordu kendinden ve amaçsızlığından. Birinin kendinden nefret etmesi hissedebileceği en yoğun duygudur. Yaşama isteğini kaybetmek ve kendine bir neden aramak. Kendini bilmezliğiniz sizi son aşamada tanrı statüsünde bir egoya taşır. Diğer insanlar küçük, kimsesiz. Hatta birer hiç. Bu yoğun duygu ona ağır gelmeye başlamıştı. Bu yoğunluktan başka bir şey hissedememek onu günden güne bitiriyor; içindeki boşluk her geçen saniye giderek artıyordu. Ben de bu aşamada onunla yeni tanışmış ve sahte tanrıya tüm kalbimle inanmaya başlayıp onu ilah haline getirmiştim. Tutkulu bir inanışa ihtiyacım vardı ve bu benim için harika bir fırsattı. İnandım. Hiçbir şey beklemeden, karşılıksız bir biçimde taptım sahte tanrıya. Dindar bir insan gibi tanrıdan bir şey beklemeden, şikayet etmeden, her şeyiyle inandım. Ama o zamanlar kendi içine sürüklediği o insanlardan biri olduğumu bilmiyordum. Emin adımlarla ilerliyordum, kendi yokluğuma. Kitaplar aracılığı ile konuşan, ayaklarınızı yerden kesen bir tanrı. Sizi; küçük olan sizi, kendi elleriyle ölüme sürükleyen çirkin bir tanrı. Ve ben, yağmurda boğularak gittiği o hüzünlü günden beri inançsızım. Yağmurun hüznünde boğulma sebebi benim. Fakat gerçekleri anladığım gün, tanrı egosunu yüzüne vurduğum gün, kalbim çoktan 88 biçimde kırılmıştı.
Nazlı Su Dizman
Nazlı Su Dizman’ın ’Sahte’ adlı...
Nazlı Su Dizman’ın ’Sahte’ adlı...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi