You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Mevlevi Semahı Asimilasyon mudur?

Mevlevi Semahı Asimilasyon mudur?

Posting Freak
Mevlevi Semahı Asimilasyon mudur?
Napolyon, bir savaş sırasında askerlerinden ayrı düşünce düşmandan kurtulmak için bir fırına girmiş ve fırıncıya “Beni sakla” diye emretmiş. Anlayışlı fırıncı soğukkanlılığını bozmamış. Az sonra koşa koşa gelen düşman askerlerini ustaca yalanlarla atlatarak büyük bir tehlikeyi savuşturup Napolyon’u mutlak bir ölümden kurtarmış!

Bir süre sonra Napolyon’un askerleri yetişince de artık tehlikeli bir durum kalmamış. Az önce düşman askerleri karşısında olağanüstü bir beceri gösteren fırıncı, Napolyon’a:

“Affedersiniz efendim” demiş, “ Merak ettim de… Biraz önce ölümle burun buruna geldiniz. Söyler misiniz ölüm duygusu nasıl bir şeydir?”
Napolyon birden öfkelenerek, bağırmış: “Bu nasıl bir soru böyle? Sen kim oluyorsun da benimle dalga geçer gibi konuşuyorsun? ”
Ve gözlerinde öfke şimşekleri çakarak askerlerine dönüp emretmiş: “Bu densizi derhal kurşuna dizin! Cesedini de nehre atın balıklar yesin!” Askerler, fırıncının gözlerini bağlayıp karşısına dizilmişler. Mekanizmalar şakırdayarak mermiler namlulara sürülmüş. Dehşet içinde kalan ve korkudan kanı donan adamcağız, “Aman Allah’ım ölüyorum! Ah, ben ne yaptım?” diye inlemiş. Tam “Ateş” emri verilmek üzereyken, arkadan bir çift el uzanmış, adamın gözlerindeki bağı çözmüş. Fırıncı, karşısında Napolyon’u görmüş. İmparator, adama acı acı bakarak, “İşte böyle bir duygu!” demiş.

Yaşayarak öğrenmek, bedeli ağır bir öğrenme biçimidir. Sözün bittiği andır, o an..
Aleviler, çok ağır bedeller ödeyerek, birbirlerinin de hallerinden anlayarak, inançlarını bu günlere taşıyabildiler. Artık inançlarından dolayı yaşamlarını dağ başların da sürdürmüyorlar. Kentlere geldiler. Cemlerini halka açtılar. Kendilerini de ifade etmeye başladılar. Dün, biz bize kapalı kapılar ardında, kapılarına da bekçiler koyarak inançlarını icra edebildiler. Ama boyun eğmeden, inançlarından ödün vermeden, zalimin zulmü önünde eğilmeden, bu günlere şerefle taşındı.

Geldik bu günlere:
Sorunlarımız çözülmemekle birlikte, dün yaşadıklarımızı artık yaşamıyoruz. Devletimizi yönetenlerle sorunlarımızı tartışıyoruz. Çözümleneceğinin umudunu da yaşıyoruz. “1. Alevi çalıştayı” bu yönden örnek teşkil edebilir. İki gün boyunca bizleri dinlediler. Sorunlar belli, teşhisi konulmuş, çözüm bekleniliyor.

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı olarak, öncelikle Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın sağlığı pahasına, barış içinde, kimseyi incitmeden vermiş olduğu mücadelenin sonuçlanmasıdır. Bu sonuca gelinmesinde onun önderliğinde biz inanç önderlerinin de katkıları bu sürece gelinmesinde çok büyük olduğuna inanıyorum. Ülkemizin bir çok büyük kentlerin de birlik cemleri yaparak, her inanca kapılarımızı açtık. Böyle de olması gerekiyordu. Çünkü yetmiş iki milleti kucaklama sevdası ile yol’a çıkmıştık Kitaplarımız da böyle yazıyor, dillerimiz de böyle söylüyor.

İcraata gelince:

Sünni kardeşlerimizi, inançlarından dolayı, şekle ve şölene bürünmekle suçlarken, farkında olmadan biz Aleviler de, o şölen ve şekilleri duvar örer gibi beynimize örmüşüz.

“Cemleriniz de niçin Mevlevi semahı dönülüyor?”
-Dönersek ne olur?
-Asimilasyon olup, Sünnileşirsiniz?” Böyle diyorlar cemlerimiz de döndüğümüz için. Soruyoruz: -Mevlana’yı tanıyor musunuz?
Sadece tanıdıklarını sanıyorlar. Kafaların da kalıplanmış Sünni Mevlana var. Araştırmıyorlar… Okumuyorlar.. Mevlana’yı hiç bilmiyorlar.. Bilselerdi, er’i er’den seçmezlerdi.

Okudunuz mu Mesnevi’yi? Divan-ı Kebir’i, Fihi Mâfih’i?
Okudunuz mu Nat-ı Ali’yi? Okusaydınız Hz. İmam Ali’ye “Ya Ali! Sen benim uluhiyyetimsin”, dediğini. Uluhiyyet nedir? Cevabını sizler verin..
Bunu söyleyen kişi Sünni olabilir mi?
Sözüm ona 72 milleti kucaklama sevdasıyla yola çıkmışız. Kendimizden olanları kucaklayalım, gerisinden vazgeçtik. Alevilik “insan” merkezlidir. Hep biterek, tükenerek, asimile olarak mı yolumuza devam edeceğiz. Anadolu, Osmanlı’nın kuruluş aşamasın da % 90 Alevi idi. Ne oldu da bu gün sayımız buralara kadar düştü.

Bunu mu istiyorsunuz?

Bırakın bizden olanları, olmayanları da kucaklamamız gerekmez mi? Bir Alevi, Sünni olabiliyor da, Sünni olan neden Alevi olamıyor? Alevilik bir ırkın adımıdır? Bir inançtır, hem de tüm varlığı kucaklama sevdasında olan bir inanç…

Pir Sultan’ı astıran paşa, kaynaklarımız da Alevi kökenli olduğu belirtiliyor. (Pir Sultan’ın da talibidir.) İmam Hüseyin’in uğruna da herkesten önce başını verende bir Sünni’dir. Dünya sınırlarını kaldırırken biz beynimizde ki sınırlarla uğraşıyoruz. İlla götürüp Aleviliği bir çıkmaza sokmaktan ne zaman vazgeçeceğiz…!
Bizler yani İnanç önderleri münkire karşı durmak için kurumsallaştık. Ama her ne hikmetse münkirlerde hep içimizden çıkıyor. Hiç kimse merak etmesin, dün olduğu gibi, bu günde bunların karşısına Pir Sultan olur çıkarız! Yol’a ihanet edenler bellidir. Bizler hizmet ediyoruz, hem de canımız pahasına…!

Yol düşkünlerinin cem ve ibadet gibi problemleri yoktur. Kısaca Alevilik sorunları yoktur. Arayış içindeler. Henüz beyinleri bu yüce Yol’u kavrayamadılar. Alevi geleneğinde Mevlevi semahı yoktur. Doğrudur. Ama artık kentlerdeyiz. Amaç bitmek değil, sonsuza kadar var olmaktır. İstanbul Galata Mevlevi hanesinin dedesi Hasan Çıkar’dır. Tanıyor musunuz bu gül yüzlü insanı? Tanıyın bakalım, kendinizden nasıl ayırtacaksınız… Peki, sormazlar mı, Alevi geleneğinde sizlerin yaptıklarının yeri var mıdır?

[color=#ff0000Neler mi yapıyorsunuz:


- Alevilik İslam değildir, deyip, Alisiz Alevilik icat edenler,
- Ehl-i Beyt’i, On iki imamları inkar edenler,
-Hz. Muhammed’i, Kur’an-ı inkar edenler,
-Ülkesine, bayrağına, ulusal birliğimize ve Atatürk’e karşı olanlar,
-İmam Ali katildir, Alevilerin Ali’si, Hüseyin’i hayalidir, diyenler,
Dünün Alevi geleneğinde var mıydı?
Aleviliği asıl çıkmaza sürükleyenler onlarla el ele verenlerdir. Onları kurumlarında ağırlayıp, söyleyişiler, paneller yaptıranlardır.

Aleviler bu kafa ile hareket ettikleri taktirde bir gün tarihin sayfalarında yok olup gideceklerdir. İşte asimilasyon da budur. Bizler sadece ve sadece geleneksel olan, yaşanan şekliyle Aleviliği geleceğe taşımaya çalışıyoruz.
Ve mümkün olduğunca da sayımızı koruyarak, imam Ali’nin yolunu takip edenleri de yanımıza alarak yol’a hizmet etmek istiyoruz. Bu kurumun dışında olup da bazı kendini bilmez, üç kuruşa satılanlarla bizim mücadelemiz devam eder ve edecektir de.

-En zor olan nedir, biliyor musunuz? –Anlaşılamamaktır. Anlayabilmek içinde “fırıncı” olmak gerekiyor.. Çünkü dil, bazen her şeyi anlatmakta aciz kalabiliyor.
-Cemler de niçin fatiha, İhlas okuyorsunuz? Diyorlar. Var idiyse Hacı Bektaş Veli neden okumadı?

Ey bilmediğini bilmeyen kendinden habersizler! Biliyor musunuz, Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin “Fatiha’nın Tefsiri” diye bir kitabının olduğunu? Biliyor musunuz, Hz. İmam Ali’ni Fatiha Suresi ile ilgili neler söylediğini? Bilemezsiniz, çünkü dinin cahilisiniz… İlgi alanınız değil.. Herkes işini yapmalı. Çünkü iş, ehlinin elinde güzeldir. Allah demekten çekinenler her ne hikmetse birden bire Alevi alimi oldular.

“Ey İlahi” niçin diyorsunuz? Diyorlar. Böyle bir duayla da asimile olur muşuz. Ne demeli.. Söz bitti işte. Kendini bilmeyenlerle tartış bakalım..
Bu gün cemler, muharrem erkânları ve diğer yol ve süreklerimiz bir kurallar içinde yürütülüyorsa, bunu, Din Hizmetlerimizin çalışmasının eseridir. Yeni din mi icat ettiniz, diyeceksiniz? Hayır, var olanı korumaya çalışıyoruz. Bulandırmadan, kavram kargaşalığı yaratmadan, özünü yitirtmeden sürdürmeye çalışıyoruz.

“Bana göre Alevilik”, diye söze başlıyorlar. Sana göre Alevilik olmaz. Her kese göre Alevilik olur mu? Herkes kendine göre bir yol icat ederse YOL diye bir şey kalır mı?

İşin ehli, yetişmiş İnanç Önderlerinin öncülüğünde yolumuzu sürdürebilirsek kimler asimile olacak inşallah göreceğiz. Ve de görüyoruz. Kim Hacı Bektaş Veli’yi, Yunus’u, Abdal Musa’yı ve binlerce yol ulularının sürdüğü o kutsal yol’u reddede bilir ki! O ulular sayesinde bu topraklar İslam’la tanıştı ve yaşam alanı buldu. Artık herkes özüne ağır ağır dönmeye başladı. Yeter ki bizler nereye gittiğimizi bilelim.

Alevilik adına dernek kurup yola çıkmış, anlı şanlı birisi de “neymiş bu Dedelik” diyebiliyorsa ve kendisine de Dede bulabiliyorsa, “Ah Alevilik, kimlere kaldın” diyesi geliyor insanın…

Yol’un, yolsuzlarından Dedelik / Babalık kurumunu kurtarmadığımız müddetçe daha çok yazacağız bu yazıları. Ama kimse merak etmesin bu uğruna binlerce can verilen ulu yol’un çileli önderlerini muhannete muhtaç etmeden, analarının ak sütü gibi helal olan haklarını kendilerine teslim edeceğiz. Onlarda o ışığı söndürmeden sonsuza kadar aydınlığı içinde olmamızın önderliğini dün olduğu gibi şerefle devam ettireceklerdir. O zaman dizlerimiz kopup dermanımız kalmayıncaya dek, nefesimiz kesilip atmayıncaya dek, yol’a hizmet etmek için, aşk ve coşku içinde duvazdeh söyleyip , semahlar döneceğiz. Madem ki Ruhundan ruh üfledi bize, biz de her nefeste O’nu yad edeceğiz. Sonsuzlukta bir zerre, aşkta yüce ve O’nun imar ettiği muntazam yapının tozunun tozu olana dek nefsimizi adam gibi adam ederek “Ya Ali Hû….” Diyeceğiz. Tutkuyla, sebatla yol’umuza yöneleceğiz.. Sadece bize verdiği şeyler için değil, bizden esirgedikleri için de şükrederek, Hak – Muhammed – Ali yolunun yolcuları olacağız... Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı bu amaçla kurulmuştur Himmet yol’un sahiplerinden olsun.. Gerisi beyhudedir…..

[color=#ff0000]Ali Rıza UĞURLU
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.