You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Mehmet Akif Ersoy'un Atatürk Sevgisi

Mehmet Akif Ersoy'un Atatürk Sevgisi

Administrator
Mehmet Akif Ersoy'un Atatürk Sevgisi
Akif’e göre; insan özgürlüğünden emin olduğu sürece insan olma özeliğine sahip olur. Batı dünyası amaç birliği yaparak güç birliği oluşturup, İslam dünyasına karşı üstünlük sağlamışlardır. İslam dünyasının da aynı güç birliğini sağlanabilmesi için, İstiklal Savaşı bir vesile olmalı, böylece Türkiye güçlenmeli ve bu güç diğer İslam devletlerine örnek olmalıdır.

Anadolu’ya geçtikten sonra aynen Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı günlerinde olduğu gibi halkı aydınlatmayı sürdüren Akif, vaazlarını;*’Milletler, topla, tüfekle, zırhlı ile ordularla, tayyarelerle yıkılamaz. Milletler ancak, aralarındaki râbıtalar çözülerek, herkes kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatine, kendi menfaatini temin etmek koygununa düştüğü zaman yıkılırlar’*içeriğinde vermiştir.

Mehmet Akif, İslamcı şair olarak tanınması ya da İslam birliğinden yana olması O’nun Türkiye’nin ulusal birlik ve bütünlüğüne farklı baktığı anlamına gelmemelidir. Nitekim vaazında şu tespitine dikteleri çekmiştir:

’’ Havran meselesi, Yemen meselesi, Şam meselesi, Kürdistan meselesi, Arnavutluk meselesi ’ Bunların hepsi düşman parmağıyla çıkarılmış mesellerdir. ’ Allah rızası için olsun aklımızı başımıza toplayalım. Çünkü böle böle düşman hesabına çalışarak elimizde şu bir avuç toprağı da verecek olursak çekip gitmek için arka tarafta bir karış yerimiz yoktur. ’ ’*[1]

İstiklal Savaşının yaşanıldığı 1920 yılında bir ’istiklal marşı’ yazılması için açılan yarışma sonrasında Akif’in yazdığı ve günümüzde de ’İstiklal Marşı’ olarak okunan marş, 1 Mart 1921 yılında TBMM kürsüsünden okunmuş ve 12 Mart 1921 günü TBMM oturumunda ’İstiklal Marşı’ olarak benimsenmiştir. İstiklal Marşı metni, henüz ilgili komisyona iletilmeden ve TBMM’ce benimsenmeden önce 21 Şubat 1921 günlü Kastamonu’da yayınlanan*’Açıksöz’*gazetesinde Mehmet Akif imzasıyla yayınlanmış olması[2]*İstiklal Marşı’nın Akif’e ait olduğunun tarihi kanıtı olmuştur.

Bir dönem milletvekilliği de yapmış olan Akif’e, Kur’an’ın tercüme edilmesi işi verilmiş ise de bu konuda çalışmalar yapmış olmasına rağmen, yaptığı çalışmaları yetkililere teslim etmemesinin nedeni tam olarak bilinmemektedir.

**

Ulusal Kurtuluş Savaşı günlerinde*İngiliz istihbaratı,*Mustafa Sagir*adında özel yetiştirilmiş bir Hint asıllı İngiliz casusunu şehzadeler ve Osmanlı Paşaları arasında İngiliz düşmanlığı yapıp yapmadıkları ve*Kemalist milliyetçiler*ile ilişikleri bulunup bulunmadığı konusunun araştırması için İstanbul’da görevlendirmiştir. Ankara’ya gelen ve Mustafa Kemal Paşa’ya suikast yapma hazırlığına girişen Sagir, bu süreçte Mehmet Akif ile dostluk kurmuş ve yazışmaları için Akif’in ev adresinden yararlanmayı uygun görmüştür. Sagir adına Akif’in adresine gelen mektupların çokluğu Akif’in dikkatini çekmesi üzerine, Sagir’in Atatürk’e suikast yapmak için Ankara’ya geldiği anlaşılmış ve idam olunmuştur.

Mehmet Akif’in ’Safahat’ adındaki yapıtında (4. Kitapta) yer alan şu şiiri de ayrı bir uyarı içeriğindedir:



’Çalış!’ dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!
Sonunda bir de ’tevekkül’ sokuşturup araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!

**

1923-1925 yıllıları arasında kış aylarında Mısır’da yaşayan Akif, 1926 yılından sonra uzun bir süre Türkiye’ye dönmeden, Kahire’ye yakın Hilvan köyünde yaşamış ve Kahire’de Darülfünundaki derslerini haftada iki gün bu köyden giderek vermiştir. Yayınlanan mektupları Mısır’da mutlu olmadığını yansıtmıştır.

Mısır’dan, İstanbul’a geri dönen ve ’Türkiye’yi özlediniz mi?’ Sorusuna Mehmet Akif’in yanıtı şöyle olmuştur:

’Mısır’dan üç gecede geldim ’ Bu üç gece otuz asır kadar uzun sürdü. ’ ’Cennet gibi yurdumdayım ya. Çok şükür.’*[3]

’Mısır’da on bir yıl kaldım. Fakat bir an oldu ki on bir gün daha kalsaydım, çıldırırdım ’ bir fikrimi söyleyeyim mi: İnsanlık da Türkiye’de, milliyetçilik de Türkiye’de Müslümanlık da Türkiye’de hürriyetçilik de Türikye’de ’ Eğer varsa, Allah benim ömrümden alıp, (Mustafa Kemal’i*kastederek) O’na versin.’*[4]

Mehmet Akif Ersoy’da, aynen Atatürk gibi sağlığına kavuşup Ankara’yı bir kez daha görme özlemi içinde 27 Aralık 1936 günü yaşamını yitirmiştir.



[1]*Aktaran; Nurullah Çetin, Yalçın Küçük’e Cevap Mehmet Akif’i Doğru Anlamak, Ferfir yayınları, İstanbul, 2011, s. 18.

[2]*Nurullah Çetin,*a.g.y.*s. 10.

[3]*Nuran Özlük (Hazırlayan),*Türk Basınında Mehmet Akif Ersoy Üzerine Polemikler,*Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı yayını, İstanbul, 2007, s. 19.

[4]*Aktaran; Vural Savaş,*Hâşa Huzurdan Demokrasi Geldi,*4. Baskı, Bilgi Yayınevi, Ankara 2009, s. 194.

Alıntı : Hüsnü Merdanoğlu

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.