Günümüz Alevilerinin üzerinde durdukları en önemli sorunsallardan birisi Aleviliğin özgünlüğünün korunması meselesidir. Aleviliğin özgünlüğünü tehdit eden unsurlar arasında özellikle Sünni anlayışlar ve bu bağlamda Zorunlu Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi Dersleri ön plana çıkarılsa da aslında en büyük tehlike Alevi toplumun içine konuşlanan “Alisiz Aleviler” yani Marksistlerdir.
“Marksist Aleviler” ifadesini özellikle kullanmıyorum zira Allah inancını, peygamber sevgisini ve ehli beyt yolunu imanına, zikrine ve semahına dantelâ gibi işleyen bir inanç manzumesinin Marksizm’e kapı aralaması imkânsızdır. Sonuçta Alevilik bir inanç sistemidir. Marksizim ise materyalisttir.Empirik yoldan ispatlanamayan her şeyi saçma sayar. Şu halde Alevilik Marksizm’e kapı aralamıyorsa Alevilik adına konuşan Marksistler de neyin nesi denilecek olursa! Deriz ki onlar Ehl-i Beyt yolunun edep ve erkânını bilmeyen davetsiz misafirlerdir. Amaçları Ehl-i beyt sevgisine dayanan bir inanç sistemini korumak değil siyasi arenada kendilerine taban oluşturmaktır. Şimdilerde Alevi toplumunun kahir ekseriyeti bu kimseleri Bektaşi konukseverliği naifliği içerisinde kibarca dışarıya davet etmektedirler. İlerleyen süreçte malum zümre bulundukları yeri inançsızlıkla kirletmeye ve Alevi toplumu yüzlerce yıldır kardeşçe yaşadığı komşularına hasım yapmaya devam edecek olurlarsa bilsinler ki kovulacaklardır.
Üzerinde kısaca duracağımız bazı nedenlerden dolayı bu kesimin kafasından ve kaleminden bizi kardeş yapacak ve Aleviliğin özgünlüğünü muhafaza edecek bir formülasyonun çıkması imkânsızdır. Marksist ideolojinin felsefeye yönelttiği en önemli tenkitlerden birisi şudur; felsefe yüzlerce yıldır olayları veya olguları anlamaya çalışmakla meşgul olmuştur. Oysa yapılması gereken değiştirmektir. Bu bağlamda hayata Marksist pencereden bakan birisi için bir şeyin anlamı tarihi serüveni ve özgünlüğü gibi özellikleri ikinci planda kalan özgünlüklerdir. Yapılması gereken şey, olgu ya da olay ne ise onu Marksist anlayışa göre yeniden üretmektir. Yeniden üretmek aslında bir nesnel yansıtma değil olgunun ya da olayın Marksist anlayışa göre yeniden üretilmesidir.
Bu insanların söylemlerine bakıldığında; Alevilerin orijinal kaynaklarında yer alan Alevilikle hiç de ilgili olmadıkları görülür. Bu asla bir tesadüf değildir. Ahmet Yaşar Ocak hocamızın işaret ettiği “Alevi ve Bektaşiliğin kendi iç geleneksel tarihi ile modern tarih perspektifi çatışmaktadır,” sebebi Aleviliğin malum kesimlerce politik zemine kaydırılmasıdır. Çünkü onların Aleviliğin özgünlüğünü anlamak ya da korumak gibi bir dertleri yoktur. Onların derdi yeniden yorumlamaktır. Marksist ideolojiye göre Alevilik yeniden üretilirken toplumsal çatışmayı önceleyen / ezen- ezilen gibi hiçte bizim tarihimizi tümüyle kucaklamayan bir perspektif üzerine oturtulacaktır. Marksistlerin öykülediği ya da yeniden ürettiği Aleviliğin gönüllerde hüküm ferma olması halinde ise bunca zamandır Bektaşi ozanlar tarafından söylenen kardeşlik türküleri ve ezgileri anlamını yitirecektir. Marksizm’in ocağında pişen Alevi söylem Sünnileri ezen Alevileri ezilen olarak takdim etmekle kalmayacak, toplumların yüreğine de ebedi düşmanlıklar ekecektir.
Hiçbir milletin tarihi kristalize yani tümüyle hatasız değildir. Bizim tarihimizin kimi dönemlerinde bir kısım yanlışlıklar yaşanmış olabilir. Mesela rivayete göre Ebû Hanife devrin halifesinin ya da valisinin isteğini yerine getirmediği için kamçılanmıştır. Yine rivayete göre büyük imam iyileşememiş ve ölmüştür. Alabildiğine çok farklı inanç gruplarının bir olmayı becerdiği küreselleşen dünyada Ebû Hanife’nin kamçılanması ya da Hz Hüseyin’in talihsiz bir şekilde katledilmesi bizim için başlangıç noktası kabul edilemez. İçinde kötü örnekleri barındıran farklı tarihsellikleri çocuklarımızın geleceğinin önüne koymanın anlamsızlığı açık değil mi? Marksizim gücünü kendi özgüllüğünden değil çatışmacı bir anlayıştan aldığı için Aleviliği çatışan, çatıştıran ve bizi ayrıştıran bir ideolojik alt yapı üzerinde yeniden inşa edecektir. Sonuçta dini anlamda Alevilik özgünlüğünü kaybederken toplumda milli bütünlüğünü kaybedecektir.
Her toplum içerisinde marjinal de olsa bir miktar radikal, dışlayıcı ve fundamentalist bulunabilir. Marjinal kesimler karşılıklı olarak birbirlerine öteki ya da heretik muamelesi yapabilirler. İşte bu noktada Aleviliğin Marksist yorumu fundamentalist marjinal kesimlere hem fikir hem de öz güven bağlamında destek sağlar.
Sonuç olarak yapılması gereken Aleviliği, önce Alevilerin özgün kaynaklarını referans almayan Marksistlerin tasallutundan kurtarmak sonra da bu konuda epeyce fikir çilesi çeken S. Kutlu hocamızın dediği gibi kendi orijinal kaynaklarına dönerek onun özgünlüğünü ortaya çıkarmaktır. Satırlara işlenen özgünlükler sadırlara da işlendiği gün Marksistlerin yardımlarına ihtiyaç duymadan o kendini zaten korumaya devam edecektir.
Dr. Orhan ATEŞ
kaynak : [B]http://orhanates.com/?p=49
[/B]
Marksizmâin Kıskacında Aleviliğin Özgünlüğü Sorunsalı
Konu Sahibi / Yazar
donanma44
Kategori / Forum
Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
4760
Marksizmâin Kıskacında Aleviliğin Özgünlüğü Sorunsalı
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi