Cumhuriyet
07.07.2009
Madımak’ın Dumanı Hâlâ Tütüyor!..
PERİHAN ERGUN
2 Temmuz’un 16. yılında da yobazın Sıvas’ta yaktığı cehennem ateşinin acılarıyla yürekler sızlıyor, bu kalkışmanın failleri bulununcaya kadar da sızı devam edecek. Çorum’la Kahraman Maraş’ın acıları dindirilmeden meydana getirilen ve adeta üzerine benzin dökülmüşçesine tutuşturulup sürdürülen bu katliam, İslamın alnında kara bir yazgı olacaktır.
16. yüzyılda Anadolu’nun orta yerinde abideleşen, ulusun övüncü büyük halk ozanı Pir Sultan Abdal gönüllülerinin derneğince Sıvas’ta düzenlenen anma etkinliğine katılan Alevilerle Bektaşilerin yanında, aydınların, yazarların, sanatçıların ve folklor gruplarının konakladıkları Madımak Oteli’ni hedefleyen yobazın kalkışması, gözle görülecek derecede planlıydı.
Kentle hiçbir bağları olmayan, dışarıdan getirilmiş sözde Müslümanlar, cuma namazından sonra aralıksız gelen gruplarla çoğalarak otele doğru önce sessiz yürüyüşe geçerler. Yığınlaşarak tekbir naralarıyla korkutucu görüntüler sergilemeye başladıkları halde güvenlik güçlerince engellenmezler.
***
Asker grubunun başı, vilayete ellerinde manevra fişeklerinden başka önlemeye yarayacak silah olmadığını bildirdiği halde ilgili amirlikler tedbir almaya girişmezler. Üstüne üstlük o günlerin başbakanı Tansu Çiller, kalkışanları, “Vatandaşa zarar verecek işlemlere girişilmesin” gibi, girişimin aslını öğrenme gereğini duymadan adeta korumuş ve olayı pompalamış oldu. Bu kabul edilemeyecek cehennemi cinayet hemen, işlenirken ekranlara yansımış, vicdan sahiplerini dehşete düşürmüştü. Eğer haziran sonunda Ada Dostları Derneği’nin genel kurul engeli olmasaydı ben de irtica kurbanı dostlarımla beraber olacaktım.
Tanışlarımın birçoğu şehit listelerinde doğal olarak beni de aramışlardı. Kalkışmanın hedefi öncelikle Aziz Nesin’di. Sayın Lütfi Kaleli onu, itfaiye merdiveninden yobazın -ki bu kara sakallı, kara beyinli kişi, sonradan belediye meclisi üyeliğiyle ödüllendirilmişti- yumruklayarak düşürüp öldürümek istemesine karşın kurtarmıştı.
Yazık ki canım kardeşim, fakülteden arkadaşım Asım Bezirci ile 35 değerli ozan, şu anda Hasret Gültekin’in “Kuşun kanadındaki insan sevgisini” sazının tellerinin eşliğinde duyurduğu sesiyle bir de dost insan Ãşık Nesimi Çimen’in curasından dökülen ezgilerini içim yanarak dinler gibi oluyorum- kurtulamadı.
O akşam, olayı öğrenir öğrenmez isimler arasında kesinlikle yanındadır diye düşündüğüm Asım’ın sevgili eşi Refika’nın adını duyamayınca merakla ve ısrarla telefonla aramaya koyuldum. Kendilerine ulaşamayınca, o günlerin kültür bakanı, oğlum saydığım Fikri Sağlar’dan, birçoğu gibi Asım’ı da yangın dumanından kaybetmiş olduğumuzu, Refika’nın da cenaze işlemleri için, onun yanına gittiğini öğrendim.
***
Kurtulması olasıyken, semah grubundan bir grup genç kızı kurtarmak için yaptığı fedakârlığı öğrendiğimde -işte benim kardeşime yakışan da budur, o canı pahasına da olsa başka türlü yapamazdı- demiştim. Anlatılanlara göre otelin üst katındaki arka balkonların birinden yan taraftaki BBP’nin bulunduğu binanın terasına atlanabiliyormuş; üç dört kızımızla Asım da can havliyle önceki birkaç kişi gibi oraya inmişler. BBP’liler ellerinde sopalarla onları otele dönmeye zorlamışlar. Asım’cık kovalayıcılara, “Ben dönüyorum, kızları bırakın gitsinler” diyerek ateşin içine tekrar girmiş ve canını dumanla yitirerek acı sonucu yaşamış.
Hemen onlara ulaşabilmek için o tarihte SHP İstanbul il başkanı olan Yüksel Çengel’den özel bir uçakla beni Sıvas’a ulaştırabilmesini ısrarla istedim. Zaten o da aynı duygular içindeydi. Uçağı temin etti. TYS’den yönetim kurulu üyesi Gülsüm Cengiz ve birkaç SHP ilçe başkanıyla Asım’la Nesimi Çimen’i İstanbul’a getirmek amacıyla Sıvas’a ulaştık. Acıdan taş kesilen sevgili Refika, karşısında beni görünce boynuma sarılıp hıçkırıklı gözyaşlarıyla içinin onulmaz acısını boşalttı. Hemen cenazeleri alıp dönüşe geçtik. Mazlum Çimen bizden önce oraya ulaşıp babacığını İstanbul’a getirebilmek için bir ambulans sağladığı için uçakla dönmedi..
O günlerde Oktay Akbal’ın başkanlığındaki TYS’nin mekânı Kabataş semtindeki Setüstü’ndeydi. Hemen ertesi gün, iki can da çiçekler içinde katafalka konup sevenlerinin selamında hazır bulunduruldu. Ailesi Nesimi’yi Karacaahmet’e taşıdı.
Refika ile tüm dostlar, Asım Bezirci’yi cenaze arabasının ardından yürüyerek, Karaköy, Kasımpaşa, Okmeydanı güzergâhından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda Hakk’a yolladık. Bu uzun yürüyüşte, o günlerde İstanbul emniyetinde asayişten sorumlu müdür Hüseyin Karadağ, - ne yazık ki daha sonra Susurluk olayına adı karıştı; orada yaşamını yitirdi- başından sonuna dek kortejden hiç ayrılmadan asayişi sağlamıştı.
Madımakâın Dumanı Hâlâ Tütüyor!..
Konu Sahibi / Yazar
Dogan
Kategori / Forum
Alevi Haber
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
2688
Madımakâın Dumanı Hâlâ Tütüyor!..
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi