You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Cezalı Üye
Laiklik
Laiklik



Türkiye Laik bir ülke ve herkes kendini laik görür ve bir çok laiklik versiyonlar var türkiye de ve hepside birbirine ters şimdi zöhreanaforum.com da bile kendini laik görenler var ama onların laiklikle hiç bir ilgisi yok forumdaki bir kesim kendini laik gören üyeler dini siyaset”e eklıyor yorumlarında ama din devlet”e karışmasın diyor aynı kişi şimdi insan soramaz mı sen Kemalist”sin Atatürkçusun laikliği uygulamasını yapmiyorsun devlet nasıl yapsın neyse lafı uzatmayalım konuya girelim Türkiye”de her farklı kafadan ayrı bir laiklik çıkıyor yani laiklik Türkiye de dir dağı gibidir herkes gidip istediği o dağda uturabilir Türkiye de laiklik dünya da”ki laiklik”lere före biraz farklı ters diyebiliiz Laiklik tüm dünya da dinlere özgürlüktür ama Türkiye de hakkı kısıltmak demek yani sadece isim laiklik içinde hiç bir laiklik yok şimdi Türkiye de Türbanlı öğrenci Üniversite”ye giremez neden Laikliğe aykırı iyide Allah”ın emri Türabn”ı giyecek şimdi bir çok üyemiz hazırlık yapiyor yazacaklar Türban Allah”ın emri değil iyide Benim inancım bunu diyor sanane Laik değilmisin sen İnancım bana İnancın sana niye karışiyorsun inancım”a sen nasıl özgürlükçüsün herkes özgürdür istediğini yapar Türkiye de o kadar laklik laiklikten çıkmışki Atatürk”e Antıkabir”de Fatiha okunması bile Laikliğe aykıdır bu nasıl Laiklik sen nasıl Laiksin 2007 de bir Toplantı da o zamanki Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınçı Laiklik din ve vicdan hürriyetidir.” Dedi çok anlamlı bir Laiklik tanımı yaptı 5 dk geçmeden orda bulunan o zamanki Türkiye Cumhurbaşkanı hemen dediki “ Laiklik din ve vicdan hürriyeti değildir.” Peki nedir hiç bir gazeteci sormadı Gerçekten Laiklik nedir Türkiye Cumhurbaşkanın”a göre böyle Din ve vicdan hürriyeti değildir.. yorumu size bırakiyorum onu geçelim İmam Hatiplilerin Vali olması Laikliğe aykıdır ama hiç bir öğrenim görmemiş biri vali olursa Laikliğe Aykırı değildir sön sözüm keşke Türkiye gerçekten Laik olsa ya da Laiklik kelimesi anayasa”dan çıkarsaydı Laik türkiye Laik değildir bu yazdıklarım bile Laikliğe aykırıdır Türkiye de her şey olur












Posting Freak
Laiklik
]ATATÜRK' ÜN LAİKLİK İLE İLGİLİ SÖYLEDİKLERİ


Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatiyle ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.

Bir de, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, tüm tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vesaire yasaktır. Çünkü bunlar gericiliğin kaynakları ve cehaletin damgalarıdır. Türk milleti, böyle müesseselere ve onların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı. 1930

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.

Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir. 1930

Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz. 1930

Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, İlerleme ve canlığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.

Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler. İğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karsıyız ve buna müsaade etmiyoruz. 1930

Bunun gibi bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü çıkarlar ve tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün öğelerinden bir an önce kesinlikle kurtarmak, milletin dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece İslam dininin yüceliği gerçekleşir. 1924

Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit adalet uygulamakla vazifeli olan bir hükümet, fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur. 1927

Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar. 1924
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)
Son Düzenleme: 18/04/2010, 14:17, Düzenleyen: adgan.
Posting Freak
Laiklik
<b>atatürk’ün

[b]din ve laiklik anlayışı[/b]


[b]]giriş :[/color]][/color][/b]

atatürk, florya’dan çekmece’ye doğru bir yaya yürüşünde, ağaç altında dinlenen bir ihtiyar adama rastlar.adam hürmetle ayağa kalkarak, ata’yı selamlar.

atatürk sorar :
- beni tanıyor musun ?
- tanımaz olurmuyum, evimde resmin bile var !
atatürk memnun olmuştur. Konuşmaya başlarlar. Ihtiyar;
- bir işine aklım ermedi. Cumhuriyetçiliği, inkılapçılığı, milliyetçiliği, halkçılığı hatta devletçiliği anlıyorum ama şu “laikliği” pek kavrayamadım. Neden her şeyi birden bozdun?
atatürk ;
- bunu sana bir hikaye ile anlatayım der. Mısır’ı fetheden komutan, halife ömer’e bir mektup yazmış : “burada bir çok kütüphaneler, içlerinde de bir çok kitaplar var. Bunları yakayım mı, yoksa bırakayım mı ? ...” ömer cevap vermiş : “kitapları incele, eğer faydasız şeylerse yak ! Yok eğer faydalı şeylerse, yine yak ! çünkü halk, o kitapları okudukça, onlara uymaktan vazgeçmeyecekler, eskiyi unutmayacaklar ve bize – yani yeniye ve yeniliğe – daima düşman olacaklardır ! ...”
hikayeyi anlatan ata, ihtiyara sordu :
- şimdi sana laikliğin ne olduğunu açıklayayım mı ?
ihtiyar derin bir sezgi ve sağduyu ile cevap verdi :
- istemez paşam dedi, hepsini anladım.

bugün alnımızı açık, başımızı dik tutabildiğimiz bu aziz vatan toprakları üzerinde, bayrağımızın özgürce dalgalanabilmesini ve ezanlarımızın serbestçe okunabilmesini kendisine borçlu olduğumuz yüce atatürk’ün görüş ve düşünceleri arasında en az bilineni, ama en çok yanlış anlatılan ve tanıtılanı onun din ve laiklik hakkındaki görüş ve düşünceleridir. Biraz önce anlattığımız anektod bunun en güzel örneğidir.

ülkemizde çok büyük bir aydın ve halk kesimi atatürk’ün dine olan saygısını, bağlılığını ve en önemlisi onun dinin içine düşürüldüğü durumdan kurtararak hak ettiği yüce mevkie yüksetlme niyet ve iradesini görüp, tereddütsüz desteklerken ; az sayıdaki istismarcı iki kesim ise aynı çıkar çizgisinde buluşarak onun din konusundaki bu son derece olumlu tavrını görmezlikten gelip “dinsizliğini” ileri sürmek cehalet ve ihaneti içerisine düşmektedirler.

istismarcı bu iki kesim, dine karşı olanlar ile dini kendi çıkarları için bir menfaat aracı kılarak siyasallaştırmak isteyenlerdir. Atatürk’le ve atatürk ilkeleriyle din arasında kasıtlı olarak ters bir bağlantı kurmaya çalışan bu kişilerin hedefi atatürk’ü dine karşı bir silah gibi göstermek gayretidir. Ayrıca türkiye cumhuriyeti devletinin temel ilkelerinden biri olan laiklik ilkesi dinsizlik olarak yorumlanmak ve din düşmanlığı paravan yapılmak istenmektedir. Allah adına faaliyet gösterdiğini açıklayan hizbullah ve ibda-c’nin birer dini örgüt olduğu da unutulmamalıdır.

oysa atatürk, bu iki menfi kesimin tanımlamalarının çok dışında ve üstünde, dini yüceltmek ve onu yüzyıllardan beri siyasetçilerin ve cahillerin elinde bir oyuncak olmaktan kurtarmak için dini özüne yönelmiş ve onu ortaya koymaya çalışmıştır.

atatürk’ün din ve lialikle ilgili görüş ve düşüncelerini yansıtan bu konferansımızın amacı, türkiye cumhuriyeti devletini ve ulusal değerlerini rahatsız eden bu tür gerçek dışı fikirlere karşı sizlerin bilgilerinizi tazeleyip artırmaktır.

konuya daha iyi açıklık getirebilmek önce din kavramının toplumdaki yeri ve dindeki yozlaşmalar hakkında bilgi vermek istiyorum.

]1. Toplum yaşamında dinin önemi ve işlevi[/color]
a. Toplum yaşamında din :
toplumların temel kurumlarından birini ve insan hayatının bir parçasını oluşturan din, evrende oluşan madde ve
hissedilen olayların ötesindeki, ilmin sınırı ilerisindeki gerçeği insanların alması, onunla temas etmeside ona uygun olarak yaşama çabasıdır. Başta vahiye dayanan olmak üzere bütün dinlerin temel amacı, insanların kişiler olarak tek tek ulu bir varlık olan allaha bağlanmalrını sağlamaktır.

insanlar birer sosyal varlık olarak yaratılmıştır. Toplum içinde yaşamak zorundadır. Dinler, aynı zamanda gönderildikleri çağa ve toplumun sosyal seviyesine göre insanlar arasındaki ahlaki ilişkileri düzenleyen kurallar getirmiştir. Fakat bunun amacı, insanları ve toplumları yönetmek değil, iyi ahlak sahibi olmaya yönlendirmektir. Sosyal, siyasal, askeri, teknoljik ve eğitimle ilgili faaliyetler, dini kurumların dışındadır ve din tarafından yönlendirilip, kontrol edilemez. Bu tür faaliyetler, toplumu ve ülkeyi yönetip, geleceğe taşıyan devlete aittir.

bu konuda ]hz.muhammed’in[/color] şu sözleri dikkat çekicidir “ ]ben dine[/color] ]ilişkin bir şey emredersem ona uyunuz. Dünyaya ilişkin işlerinizi siz benden daha iyi bilirsiniz. Onları bildiğiniz ve tecrübeniz üzerine yapınız[/color].”

gerçekte dinin, temel görevine ilişkin esasları açıklaması dışında , diğer dünyevi temel kurumların faaliyetlerine ilişkin bilimsel yöntemlerle belirlenen ve kanıtlanan konular için esasları koyması veya bunlara karşı çıkması düşünülmemelidir. Hz.muhammed zamanından itibaren, dini olmayan sorunların akılla çözümlenmesi uygun bulunmuştur. Gerçek din bilginleri, dini kendi sahası dışına çıkarmayı düşünmemelidir. Dinin bilimsel ve teknolojik faaliyetler ve gelişmelerle uyum içinde olduuğunu kabul etmek durumundadır.


b. Dinde yozlaşmalar :
islam dini ilk ortaya çıktığında “akılcı, bilimci ve toplumcu” bir özellik taşımasına rağmen, hz. Muhammed’in ölümünden sonra yozlaştırılıp, amacından spatırılmıştır. Bunda kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden din adamları (yobazlar) sınıfının, islamın özünde bulunan akıl ve doğa yerine rivayet ve toplama hadislere başvurmalarının büyük etkisi olmuştur. Kendilerine islam alemi adını veren çıkarcı din adamları, kendi kurumlarının, toplumun tüm kurumlarını kontrol etmesi için faaliyette bulunmuşlardır. Böylece din ve politika iç içe girmiştir. Eğitim, teknoloji, sosyal ve kültürel faaliyetler dini sayılan ve öyle değerlendirilen esaslara oturtulmuştur. Böylece üst yöneticiler güçlerini allahtan aldıklarını ifade eder olmuşlardır.

tarih boyunca pek çok siyasal lider, devlet yönetimini kolaylaştırmak ve insanları kendine itaat etmeye zorlamak amacıyla din ve inançları bir baskı unsuru olarak kullanmıştır. Bunu sonucunda tapınılan hale gelmiş hükümdarlar , kutsal kayzerler, allahın yeryüzündeki gölgesi olan halifeler ortaya çıkmıştır. Bu durum; din ve insanları gerçek amaçlarından saptırarak, ssiyasi liderlerin elinde bir araç haline getirmiştir. Hükümdarların, bazı uygulamalarına karşı çıkmak, adeta dine karşı çıkmak olarak değerlendirilmiştir. Bunu yapmaya kalkışanlar dinsizi ilan edilerek en ağır cezalara çarptırılmışlardır. Böylece din ve devlet kuralları iç içe geçmiştir. Din din olmaktan, devlet devlet olmaktan çıkmıştır. Dinsel kuralların devlet mekanizmasına egemen olmaya başlaması ile akıl ve bilim göz ardı edilmiş, devlet ve toplum yapıları zihnen hasta sözde din adamlarının tekelinde boğulmuştur. Böyle bir devlet ve toplumyapısı sürekli değişen çağın koşullarına ayak uyduramama sonucunu doğurmuş ve devletin geri kalmasına sebep olmuştur. Buna en güzel örnek, osmanlı devlet ve toplum yapısıdır.

dinin yozlaştırılıp amacından saptırılmasındaki diğer bir etken ise, islamın doğuşundan sonraki 4-5 asır içinde birbirinden az iyi, çok farklı uygulması olan mezhep ve tarikatların ortaya çıkmasıdır. Bunun sonucu kuran dininde asla bulunmayan engizisyon, sömürü ve dinden çıkarılma, müslüman kitlelerin yakasına yapıştı. Kuran, sadece mezarlıklarda ölülere cennet vizesi vermek için okunan bir ilahiler kitabı durumuna düşürüldü. Bilgisizlik, uyuşukluk, birbirini acımasızca cehennemlik ilan etme ve din adına kanlı eylemlerde bulunan örgütler kurma, islam dünyasının adeta kaderi halina geldi.

islam dünyasının geri kalmasında önemli rol oynayan tüm bu gelişmelere ilave olarak, türklerin arap kültürünün etkisi altında kalmalarından dolayı günümüzde dinle ilgili sorunların devam ettiğide bir gerçektir. Bu sorunların başlıcaları ise;

- din adamalarının arap kültürü ile yetiştirilmelerinin zorunluluk haline getirilmesi,
- milleyetin islam olması gerektiği ve bunu kabul etmeyenlerin kafir olacağının telkin edilmesi (ümmet anlayışı)
- çocuklara arapça kökenli isimlerin verilmesi,
- islamın resmi dilinini arapça olduğu düşüncesinin yaygınlaştırılmaya çalışılması,
- islamiyetle laikliğin bir arada bulunamayacağı (devlet laik olur, ancak kişiler olamaz),
- islami kıyafet adı altında özellikle kadın kıyafetlerinin kısıtlanması,
- hurafe ve batıl inançların yaygınlaştırılmaya çalışılması,
- dinin bir çıkar unsuru olarak çeşitli kişi, grup ve siyasal partiler tarafından kullanılmasıdır.

]3. Atatürk’ün din ve laiklik anlayışı :[/color]
a. Atatürk’e göre din
gerçek amacından saptırılmış olan dinin, siyasetçiler ve cahiller tarafından devlet hayatında çıkar unsuru olarak kullanılmasının sakıncalarını çok iyi gören atatürk, bu duruma son vermek amacıyla dinin özüne yönelmiş ve onu ortaya koymaya çalışmıştır.

kişi ve toplum açısından dinin gerekliliğini kabul eden atatürkçülük dinin kendi görev alanı dışındaki diğer kurumları kontrol etmesini önlemek, devletten ayrılmasını sağlamak için, temeli bilgisizlik ve çıkar unsuru olan dini taassupla mücadeleyi, çıkar ve sömürü unsuru olark devam eden dini kurumları yok ederek, sağlıklı din adamı yetiştirip, dini eğitimi kontrol ederek gerçekleştirmeyi öngörmektedir.


“bizi yanlış yola sevk eden kötü yaradılışlar, bilirsiniz ki, çoğu zaman din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep dini kural sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz......... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden kötülükler, hep din perdesi arkasındaki dinsizlik ve kötülükten gelmiştir. Onlar, her türlü hareketi dinle karıştırdılar.” diyerek taassubun ve din dışı uygulamaların bilgisizliğe dayandığını açıklayan atatürk, her konuda olduğı gibi, dini konulardaki bilgisizlik ve yobazlığı önleyip, cahillerle mücadele etmekten devleti sorumlu tutmuştur.

atatürkçülükteki din anlayışı, yobaz ve gericilerden arındırılmış, islamiyetteki temel gerçeklere dayanan bir anlayıştır. Fakat onun bu anlayışı gerçekleştirmek için yapmış olduğu uygulamalarının, bir çok din tüccarını da rahatsız ettiği de bilinen bir gerçektir. Atatürk’ün çevresinde bulunanlardan münir hayri egeli, başından geçen bir olayı ve o zamanki havayı şöyle anlatır :

“atatürk için dinsiz diyenler oldu. Bunu bir moda imiş gibi yayanlar vardı. Onun laiklik anlayışını dinsizlik gibi göstermekte fayda bulanlar oldu. Fakat gerçek hiç de öyle değildi. Atatürk laikti ve yobaz aleytarı idi. Size başımdan geçen bir olayı naklederek başlayayım :

bir gün necip ali ona :
- efendim, münir hayri namaz kılar dedi,

en yakın bir dostumun beni bu şekilde takdimini gören, beni sevmeyenlerin yürekleri sevinçten ağızlarına geldi. şimdi kovulacağımı düşünerek gülüştüler.

atatürkle aramızda şu konuşma geçti :
- sahi mi ?
- evet paşam
- niçin namaz kılıyorsun
- hiç ! Sadece namaz kılınca içimde bir huzur ve sükun hissederim.

atatürk biraz önce gülenlere döndü :
- bir gemide kalsanız ve batmak tehlikesinde olsanız, hiç bir ümidiniz kalmasa, ne diye haykırırsınız ? Herhalde yetiş gazi demezsiniz allah dersiniz. Bundan doğal ne olabilir.

sonra bana döndü :
- dünyadaki işlerine zarar getirmemek şartıyla namazını kıl ! Heykel de yap, resim de ...

görüldüğü gibi atatürk, hiç bir zaman ibadeti güçleştirecek davranışta bulunmamıştır. Hatta onun özünde olduğu gibi anlaşılıp, yapılmasını sağlayacak tedbirler alınmasını sağlamıştır.

boş inançların, dini üzerindeki olumsuz etkilerine de değişik zamanlardaki konuşmalarında değinen atatürk, hiç bir zaman özelliği yozlaştırılmayan dine karşı çıkmamış, dinden çıkar sağlayan yobazlara ve bunların dini kendilerine kalkan yapmalarına karşı çıkmıştır. Türk milletinin, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarken, kişilere manevi destek sağlayacak olan dinin; akla, mantığa, bilime uygun olmasını öngörmüş, vicdan hürriyetine de büyük önem vermiştir.

atatürk’ün din konusunda yaptığı gelişmelerin amacı, bir yandan devletin üzerinden dinin baskısını
kaldırmak, diğer yandan da bireyin üzerinde yobaz ve bağnaz kişilerin baskı unsuru olmasını önlemektir. Yani kısaca laikliği gerçekleştirmektir.

b. Atatürk’ün laiklik anlayışı ve özellikleri :
atatürk’ün din konusundaki düşüncelerinin uygulamaya geçirilmiş şekli laikliktir. O’nun laiklik anlayışı ve uygulamalarını başka devletlerdeki uygulamalarla kıyaslamak doğru değildir. çünkü türk laikliğii milletimizin ihtiyaçlarından kaynaklanmıştır ve yine milletimizin ihtiyaçlarına çözüm önerileri getirmektedir.

atatürk, laiklik ilkesiyle islam dinini yeni şekle sokmuş veya dince yeni kurallar getirmiş değildir. çıkarcı kişi ve yobazların, kendi menfaatlerini kolaylaştırmak için şeriat adı altında koyduğu kuralları kaldırıp, islamı özüne döndürmüştür.

laikliği tanımlamaya çalışırken karşımıza çıkan ilk gerçek şudur. Bir ülkenin tarihi, siyasi ve sosyal şartları, ülkede yaygın olan dinin özellikleri , o ülke için gerekli ve geçerli olan laiklik anlayışı ve uygulamasını geniş ölçüde etkiler. Ancak atatürkçü düşünce sisteminin temel ilkelerinden biri ve türkiye cumhuriyetinde bir anayasa ilkesi, bir hukuk deyimi haline gelmiş olan laikliğin bazı tartışılmaz unsurları vardır.

(1) laiklik, herkes için din, mezhep, düşünce ve vicdan hürriyeti demektir. Herkesin din ve inanışlarında her türlü baskıdan uzak olarak yaşayabilmesinin yasal teminatı demektir. Laiklik cumhuriyet düşmanlarının söylediği gibi dinsizlik değil, dinin özünü koruyan bir sistemdir.

(2) laiklik, etnik kökenleri, din ve mezhepleri ne olursa olsun, yurttaşlara eşit işlem yapılması, kanunlar önünde her bakımdan eşitlik ve adalet demektir. Türkiye cumhuriyeti’nin sınırları içinde yaşayan herkesi birinci sınıf vatandaş yapan da işte bu eşitlik anlayışıdır. Laiklik, kadın – erkek eşitliğinin de temeli ve teminatıdır.

(3) laiklik; din ve devlet işlerinin ayrılması, dinin bir vicdan işi olduğunun kabul edilmesi, devletin ve toplumun dini kurallara göre yapılandırılmaması, yönlendirilmemesi ve yönetilmemesi demektir. Laikliğin bu unsuru, devlet yönetiminin din kurallarına göre değil, toplumun ihtiyaçlarına, akla, bilime, hayatın gerçeklerine göre yürütülmesini sağlamaktır.

(4) laiklik, eğitimin laikleştirilmesi ve öğretim birliği demektir. Eğitimin çağdaş ve akılcı esaslara göre düzenlenmesi demektir. Bütün çağdaş değerleri meydana getiren ve insanın en kıymetli varlığı olan aklın, her türlü baskıdan uzak hür düşünebilmesi demektir.

(5) laiklik, devletin resmi dininin bulunmaması demektir. Laik devlet, belli bir dinin kurallarını vatandaşlarına benimsetmek ve uygulamak için kurallar koymaz. Dini, zararlı bir afyon, tehlikeli bir düşman olarak da görmez. çünkü; her türlü din ve allah inancını reddeden, ideolojisinin gereği olarak vatandaşlarına dinsizliği telkin eden devletler laik olmadığı gibi, dine dayalı teokratik devletler de laik değildir.

laiklik, bazı ülkelerde, din görevlileri, ibadethaneler ve din eğitimi için, devlet bütçesinden hiç ödeme yapılmaması şeklinde anlaşılmaktadır. Fakat türkiye’de bu konu çok farklı bir özelliğe sahiptir. Diyanet işleri başkanlığının devlet kurumları arasında yer alması, laikliğin korunması bakımından da gerekli görülmüştür. Bu uygulama türkiye’nin toplumsal koşullarından doğmuştur. Burada devletin öne çıkması ve dinle ilgili bazı hizmetleri üzerine alması hem bir sosyal devlet ilkesinin gereği, hem de laikliği korumaya yönelik bir uygulamadır. Devletin bu hizmetleri başı boş bırakması laikliğin yozlaşmasına yol açabilirdi. Bunun doğal sonucu olarak, gerici ve tutucu çevreler, yeniden bir üstünlük kurma savaşına girebilirlerdi.

devletin “diyanet işleri başkanlığı” aracılığı ile dinsel hizmetleri yürütmesi, bugün de gereklidir. çünkü toplumumuz, öngörülen gelişme çizgisine henüz yükselmemiştir. Laiklik ilkesinin, anayasada yer almsından bu yana 63 yıl geçmiş olmasına karşın, yine de bu ilkenin tam benimsendiği söylenemez. Bu nedenle devletin, hem laikliği tüm topluma benimsetmek hem de yozlaşmasına fırsat vermemek gibi önemli bir görevi vardır. Bunun içinde dinsel hizmetleri yakından denetlemesi gereklidir.

müslüman ülkeler içinde laikliği benimseyen tek devlet türkiye’dir. Atatürk akıl dışı değer yargılarının bir toplumu içten içe nasıl çürüttüğünü bildiği için, akıl ve bilimin; özgür düşüncenin simgesi olan laikliğe dört elle sarılmıştır. Denilebilir ki, atatürk’ün tüm yaşamı boyunca, üzerinde titrediği, hiç bir biçimde ödün vermeden uygulamaya çalıştığı devrim, laiklik devrimidir. Yeni türk devletini, osmanlı yönetiminden ayıran devrimler laiklik ilkesinin yürürlüğe konulmasıyla başlar. Bu nedenle laiklik, türkiye cumhuriyeti’nin ve atatürk devrimlerinin temelini oluşturur. Laiklik ilkesi sarsıldığı zaman, öteki devrimlerin tümü de sarsılır ve yozlaşır, temel işlevlerini yitirir, cumhuriyet kargaşa içine süreklenir.

c. Cumhuriyet döneminde laiklik alanında yapılan yenilikler :
laiklik hareketi atatürkçü düşünce sistemi içerisinde aşama
aşama gelişerek, devlet, hukuk, eğitim ve kültürümüz
laikleşmiştir. Devletin laikleşmesi ile ilgili olarak : 1920’de t.b.m.m. Kurulmuş ve 1921 anayasası ile egemenlik kayıtsız şartsız millete verilmiştir. Teoratik devletin dayanağı olan saltanatın 1922’de ortadan kaldırılmasından ve onun yerine ulusal egemenlik temeline dayanan cumhuriyetin 1923’te ilan edilmesinden sonra, 1924 yılında halifelik kaldırılarak, dinin devlet üzerindeki etkisi tamamen kırılmış; 1928 yılında ise “devletin dini islamdır” maddesi kaldırılarak anayasa laikleştirilmiştir.

devletin kanun koyarken dini kurallara uyma zorunluluğunun da olmaması anlamına gelen hukukun laikleştirilmesi; şeriye vekaletinin kaldırılması ile başlamış, 1924’te dini içerikli hukuk kitabı olan mecelle kaldırılmış ve şeriye mahkemeleri kapatılmıştır. 1926 yılında kabul edilen medeni kanunla kadın haklarının yasal düzenlemesi gerçekleştirilmiş, bunu borçlar, ticaret ve ceza kanunlarının kabul edilmesi izlemiştir. 1931 ve 1934 yıllarında kabul edilen ve kadınlarımıza seçme – seçilme haklarının verilmesiyle hukuk alanındaki laikleşme tamamlanmıştır.

eğitim sistemindeki laikleşme atatürk’e göre, din etkisinden tamamen arındırılmış okullarla ve eğitim programlarının çağdaşlaştırılmasıyla gerçekleştirilebilirdi. Bu nedenle; medrese ve mahalle mektepleri kaldırılarak, 1924’te tevhid-i tedrisat kanunu ile eğitim birleştirilmiştir.

kültürel laikleşme için en büyük adım harf inkılabı ile gerçekleştirilmiş ve arap yazısının 1000 yıllık egemenliğine son verilmiştir. Bunu, milletimizin dinini daha iyi analayabilmesi için; ezan ve hutbelerin türkçe okunması ve kuran’ın türkçeye çevrilmesi izlemiştir. Devletin varlığını tehlikeye düşüren ve modernleşme hareketini köstekleyen, gerici zihniyetin yuvaları olan tekke, zaviye ve tarikatlar kapatılmış, şeyh, seyit, dede ünvanları kaldırılmıştır. Kılık – kıyafet devrimi yapılmış, takvim, ölçüler, resmi tatil ve bayramlarla ilgili yeni düzenlemeler getirilmiştir. Dil devrimi yapılarak, türk kültürünün her alanda benliğini bulması için çaba sarf edilmiştir.

nihayet, 1937 yılında laiklik ilkesi anayasaya dahil edilerek, din tamamen siyasetin dışına çıkarılmış ve insanların vicdanlarındaki kutsal yerine oturmuştur. çünkü; insanların vicdanlarında kalan dinin, topluma huzur ve dirlik sağladığını, devleti ele geçiren dinlerin ise; ilerlemeye engel teşkil ettiğini, tarihteki acı tecrübeler göstermiştir.

görüldüğü gibi laikliğin benimsetilmesi ve anayasada yer alması, uzun ve sabırlı bir çalışmayı gerektirmiştir. O dönemdeki hükümetler, bu düzenlemeler sırasında çeşitli engellerle karşı karşıya gelmiştir. özellikle dinden yararlanan, bunu geçim aracı olarak kullanan bir takım tutucu çevreler, halkın bilgisizliğinden yararlanarak tepki göstermişler, zaman zaman kendilerine yandaş da bulmuşlardır. T.b.m.m. çıkardığı takrir-i sükun kanunu (dirlik ve düzeni koruma yasası) ile, bunlara karşı amansız bir savaşa girmek zorunda kalmıştır. Bu yasanın kesin ve sert uygulamasıyla, gerici tepkilerin etkisi azalmıştır.

]4. Laikliğe yönelik karşı uygulamalar :[/color]
a. çok partili döneme geçiş ve tavizler :
çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmak parolası ile yola çıkan cumhuriyet türkiyesinde, özellikle türk inkılabının temel taşı olan laiklikle ilgili gerçekleştirilen atılımlar, çok partili döneme geçildiği yıllarda tartışılmaya, 1950’li yıllardan itibaren ise geri adımlar atılmaya başlanmıştır.

çok partili siyasal yaşama geçişle beraber, laik uygulamalar konusunda verilen tavizler özetle şöyle sıralanabilir:

atatürk inkılaplarının “millete mal olmuş ve olmamışlar” olarak gruplandırılması ezanın tekrar arapçaya, anayasa dilinin ise osmanlıcaya çevrilmesi, 1961 anayasasının getirmiş olduğu özgürlüklerden yararlanarak, dini politikaya alet eden ve günümüze kadar birbirlerinin mirasçısı olarak devam edip gelen siyasal partilerin kurulması, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasal partilerin sırf oy avcılığı uğruna, bir takım dini kuruluşlara ve tarikatlara kol kanat germesi, halkın dini duygularını sömürebilmek amacıyla kur’an kursları ve imam hatip okullarının sayısında bilinçli bir artış yapılması, 1973 yılından itibaren imam hatip okullarına, ilahiyat fakültesi dışındaki üniversitelere de giriş hakkının getilmesi islami kıyafet adı altında türban sorununu türkiye’nin gündemine getirip, sürekli güncel kalması için politik oyunlara girilmesi, 1995 yılından itibaren kur’an kurslarına 3 yıl devam eden öğrencilere ortaokul diplomasının verilmesinin kararlaştırılması, halkın ekonomik durumundan yararlanma yoluna gidilerek 1994 seçimlerinde para, odun, kömür, altın, kıyafet v.b. şeylerle oy avcılığı yapmaları. Avrupadaki eğitim seviyesi düşük olan işçilerimiz arasında dini teşkilatlanmaya gidilmesi, özellikle türkiyedeki dengesiz gelir dağılımları, hükümet krizleri, rüşvet, adam kayırma gibi olaylardan yararlanarak bunun dini kurallarla yönetilen “adil bir düzenle” çözülebileceği, laikliğin ise din düşmanlığı olduğu düşüncelerinin yayılmaya çalışılması ve türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırma amacını güden inkılap kanunlarınında bir bir çiğnenmesidir.

dün olduğu gibi, günümüzde de toplumun belirli bir kesiminde laikliğin dinsizlik olduğu yönündeki düşüncenin oluşumunda, gerici ve çıkarcılar kadar, laikliği savunanların yanlış tutumu da rol oynamıştır. Bu yanlışlık, laik olduğunu sanan ve bunu için kendini “ilerici” sayan bürokrat kadronun, dinsel bağları sıkı olan halk kitlelerini “gerici” olarak suçlaması ve onu hor görmesinden kaynaklanmıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri de, laikliğin temeli olan akılcı düşüncenin topluma benimsetilememiş olması ve topluma zorla kabul ettirilmek istenen bir olgu olarak görülmesi olmuştur. Halk da bunu böyle kabul etmiş ve laikliğin gerçek işlevi üzerinde pek fazla durmamıştır. Laikliğin kendisine ne kazandırdığını veya kazandıracağını da fazla düşünmemiştir. Bu durum ise dinden çıkar sağlayan yobazlarla, dini siyasal emellerine alet etmek isteyen çıkarcıların işine yaramıştır. Ne yazıktır ki günümüzde de aynı olaylar sürüp gitmektedir.

b. Günümüzdeki uygulamalar :
başlangıçta önemsiz gibi görünen bu ödünler, birbirini izleyerek zaman geçtikçe yerleşmeye başlamış ve günümüzde daha da yaygın ve kaygı verici bir hal almıştır.

bu gün gelmiş olduğumuz noktada, yasal ve yasa dışı örgütlü, güçlü basın ve yayın kuruluşlarına sahip, anti laik şeriatçı bir akımla karşı karşıya bulunuyoruz. Söylemleri farklı olsada, bunların ortak hedefleri laikliği ortadan kaldırıp, şeriat düzenini geriye getirmektir. Ama kimi demokratik yolla, kimi ülkeyi iç harbe sürükleyerek, kimi de anarşi ve terörle sağlama peşindedir. Kadınların elini sıkmayan kaymakamlar, içki içiliyor diye toplantılardan kaçan bürokratlar, namahrem diye karşı cinsten hastaları muayene etmeyen doktorlar onların eseridir.

din adına insanları boğazlayan hizbullah, ibda-c ve kaplancıların faaliyetleri, akit, şafak, şura ve milli gazetede yer alan laiklik karşıtı yazılar ve bazı öğretim görevlileri ile siyasetçilerin değişik yer ve zamanda basında yer alan konuşmaları bunun örnekleridir.

ülkemizdeki laiklik karşıtı unsurlar arasında, amaçlarına temkinli ve hesaplı gitmek, alttan ve derinden yaklaşmak isteyen kişi ve kuruluşlar da bulunmaktadır. Bunların cuma tatili, türban, okullara mescit ve kurban derilerinin istenen kurumlara bağışlanması gibi istekleri, yandaşları medya kuruluşları tarafından masum ve demeokratik talepler olarak gösterilmektedir. Ancak bu, demokratik ortam içinde, halkı yanlarına çekme takdiğinin bir parçasıdır ve laiklik giderse başımıza çok kötü şeylerin geleceği de kesindir.

diğer önemli bir noktada, atatürk’ün kıyafet inkılabına rağmen, bu konuda geriye dönüşün yaşanmasıdır. şu anda başta milli eğitim bakanlığı olmak üzere; değişik kamu kurum ve kuruluşlarında, baş örtülü olarak çalışanların sayısının giderek artması, aşırı din taraftarlarının devlet kademelerine hakim olma düşüncelerinden kaynaklanmaktadır. Geçtiğimiz yıl içerisinde değişik tarikat bağlantısı bulunan ve kadınlarla tokalaşmaktan kaçınan 40 hakim ve savcı hakkında soruşturmanın başlatılması bunun en çarpıcı örneğidir.

demokratik ortam içerisinde gelişmeye çalışan siyasal islami hareketin türban konusunu türkiye’nin gündeminde tutarak, onu adeta dinin siyasal sembolü haline sokmaya çalışmasının en bariz örneği ise 1999 seçimlerinde milletvekili seçilen merve kavakçı’nın meclise türbanla gelmeye çalışması ve bunu destekleyen milletvekilerinin olamsıdır.

laik cumhuriyeti yıkmaya yönelik olan irtica, ekonomisi ve eğitimi düşük olan kesimler üzerinde yurt içinde ve yurt dışında örgütlenmesinde giderek artırmaktadır. (avrupada; milli görüş, avrupa türk birliği, avrupa islamcı gençlik birliği, türkiye’de gençlik lokallleri; akıncılar derneği, milli türk talebe birliği, milli gençlik vakfı)

özellikle 1980’den bu yana, türkiye’de toplumun azımsanamayacak bir kesiminde dine yöneliş hızlanmıştır. Bunu cami sayısındaki, imam hatip okulları ve kur’an kurslarındaki artış ile; özellikle kadınlardaki islami giyim tarzına olan yönelişten de kolayca anlamak mümkündür. Fakat bu yönelişin “hangi islam”’a olduğunu cevaplamak, pek de kolay değildir.
çünkü “islam” dendiğinde zihinlerde beliren ifade, farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle türkiye’de, islamın gerçek özüne dönen bir hareketten söz etmek mümkün değildir. Islamcı hareket içerisinde aralarında önemli farklar bulunan akımlar görmek mümkündür. örneğin hizbullah ve ibda-c örgütleride din adına hareket ettiğini açıklayan örgütlerdir. Fakat bu ayrılıklara rağmen, türkiye’de çok partili siyasal yaşama geçildikten sonra yükselmeye başlayan politik islamcı hareketin temel hedefi, cumhuriyetin ilk yıllarındaki hukuki ve kuramsal düzenlemeler ile salt bireysel bir inanç konumuna düşürülmüş olan islam dinini, kitlelerin nezninde yeniden toplumsal ve siyasal bir din durumuna getirmektir. Islamcı düşünüşe göre din; tanrı ile kul arasındaki ibadet ve törenlerle sınırlı bir ilişki değildir. Din, siyasal ve ekonomik alanda da belirleyicidir ve bütün bir ideolojidir. Bu nedenle de islamcı ideolojiye göre, devlet ve toplum yaşamının islami kurallardan bağımsız bir şekilde örgütlenmesi söz konusu olamaz.

gereçektende günümüzdeki siyasal islamcı akımın belirgin özelliği toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik yapıyı köktenci bir anlayışla şeriat hükümlerine göre değiştirmek istemesidir. Bunun için gerekli mali ve fiziki kaynakları üretebilecek düzeye de erişmiştir. Topumda islami ideolojiye sahip sendikalar , iktisadi örgütlenmeler , partiler , sayısız vakıflar, enstitüler, dernekler, okullar görmek mümkündür.

özetle siyasal islamın 1970’li yıllarda yaptığı çok yönlü yatırımlarla bugün geldiği çizgi, tabanıyla, gelir kaynaklarıyla, şirketleriyle, vakıflarıyla, basın-yayın kuruluşlarıyla devlet içinde devlet olma durumundadır. Bu durumda eksik olan tek yer askeri kanattır ki, bu nedenle gerici islami kesim, imam hatip lisesi mezunlarının harp okuluna alınması mücadelesi vermektedir. Imam hatip lisesi mezunlarını mülki idare (kaymakam, vali), yargı (hakim,savcı), maliye (müfettiş, defterdar, vergi dairesi) ve emniyet güçlerine (polis, emniyet md.) yerleştiren, hareketin, kurumlaşma ve kadrolaşmasını tamamlamak için, tek eksiği olan askeri kanada çengel atmak ve böylece devlet içinde oluşturduğu devletin tüm yönlerini tamamlamak istemektedir.

]5. Laiklik ilkesinin devamı için yapılaması gerekenler :[/color]

görünen odur ki, ülkede siyasi yozlaşmaya, ekonomik çöküntüye ve insanların siyasal rejime olan güvensizliklerine bir çare bulunamazsa, türkiyenin geleceği tehlikeye düşecektir. çünkü türkiyede son yıllarda artan ekonomik kriz, dengesiz gelir dağılımı, hükümetlerin yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma gibi nedenlerden dolayı, temsil güçlerini önemli ölçüde kaybetmeleri, dinden çıkar sağlamaya çalışanların işine yaramış ve bu boşluğu dinamik çalışmalarının da etkisiyle dolurmuşlardır.

asıl tehlike, irticai kesimin sahip olduğu 19 gazete, 110 dergi, 51 radyo, 20 tv istasyonu, 2500 dernek, 500 vakıf ve binin üzerinde şirket, 1200 yurt, 800’ün üzerinde okul ve dershaneler, belediyeler kanalı ile bu kesime aktarılan kaynaklardır.

asıl tehlike, geleceğin seçmen ve yöneticilerinin din eğitimi ile yetiştirilme ve yönlendirilmeleri, gelir dağılımındaki dengesizliğin irticai faaliyetlere etkisi, irticanın hortlaması için elverişli ortamlar yaratmasıdır.

asıl tehlike, mevcut seçim sisteminin ve siyasal partiler kanunun korunması, kayıtlı – kayıtsız kur’an kursları, ihtiyacın çok üzerinde öğrenci mezun eden imam hatip liseleri, vakıflar eli yürütülen kurslar ve burslarla verilen din eğitiminin engellenmemesi durumunda 6-7 milyon potansiyeline ulaşacak olan irticai kesimin tek başına iktidar olma olasılığıdır.

bu nedenledir ki, bundan önce olduğu gibi bu günde, tehdidin görünen kısmı ile mücadele yerine, akılcı bir yaklaşımla tehdidin yetiştiği ve beslendiği kaynakların kurutulması için mücadele verilmelidir.

anayasamızın 174 ncü maddesiyle güvence altına alınmış bulunan, inkılap kanunlarının zedelenmesine daha fazla izin vermeyerek, bugüne kadar layıkıyla uygulanmayan bu kanunların uygulanmaya başlaması, alınması gereken tedbirlerin başında gelmektedir.

vakit geçirmeden uygulamaya konulması gereken diğer önemli bir konu ise, devlet içindeki irticai kadrolaşamanın önlenmesidir. Bundan kasdedilen , gericilerin çarpıttığı gibi, dinine samimi duygularla bağlı kişilerin değil, laik düzeni yıkıp, şeriat düzenini kurmak isteyen beyinlerin bu kadrolardan uzaklaştırılması gerekliliğidir.
diğer önemli bir konu da, sekiz yıllık kesintisiz zorunlu temel
eğitimin 1924 tarihli öğretim birliği yasası’nın amacına uygun olarak yapılmasıdır. Yani sadece din konusundaki ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadar öğrenci yetiştiren imam hatip lisesi ve ilahiyat fakültesi olmalıdır.

siyasi partilerin oy kaygısını bir tarafa bırakarak, mevcut inkılap kanunlarının korunması ve uygulanması, ihtiyaç duyulan yeni kanunların çıkartılması için birbirleri ile yarış içinde olmaları, günümüzde çağdaşlaşma adına atılacak ve belkide tarihe geçecek adımlar olacaktır.

bu durum karşısında türk aydınlarına düşen en büyük görev ise, “fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür” nesiller olarak, cehalet, gaflet ve dalalet içinde olan insanlarımızı aydınlatarak aklın, ilmin ve fennin yoluna getirmek, ihanet içinde olanlar ile de amansız bir şekilde mücadele etmek olmalıdır.

29 nisan 1920 tarihinde yürürlüğe giren ve 12 nisan 1991 tarihli “terorle mücadele kanunu” ile yürürlükten kaldırılan “hiyanet-i vataniye kanunu”’nun 1 nci maddesine eklenen bölüm, bu gün içinde geçerliliğini korumaktadır.

· · dini siyasal amaçlar için esas almak veya bu amaçlara alet etmek,
· · bu amaçla cemiyet kurmak ve kurulmuş cemiyetlere girmek,
· · devletin laik niteliğini değiştirmek,
· · bu amaçla halk arasında bozgunculuk ve ayrılık çıkarmak,
· · bunları tek başına veya toplu halde, söz ve yazı ile veya eylemli olarak yapmak

vatan hainliği sayılmıştır.

]6. Sonuç :[/color]
sonuç olarak diyebiliriz ki, bugün laikliğe karşı çıkanlar taviz bulursa, yarın atatürk’ün diğer ilke ve inkılaplarını yalnış değerlendirip, türk toplumunu geçmişe, geriye götürmeye çalışırlar.

atatürk cumhuriyetini en iyi karekterize edecek nitelik, onun laik niteliğidir. Laiklik gerçekleşmez, devamlı ve titiz bir saygı görmezse, atatürk inkılabının hedefi olan, demokratik ve bağımsız cumhuriyetin varlığı tehlikeye düşeceği gibi, bir diğer hedef olan türk toplumunu çağdaşlaştırma çabası da iflasa uğrar. Toplumumuz yeniden orta çağın karanlığına gömülür.

bize düşen görev, dıştaki ve içteki laik ve demokratik cumhuriyet düşmanlarına aradıkları fırsatı vermemek için, atatürk’ün düşünce sistemini iyi bilip kavrayarak, toplumumuzda ikiliğe yol açmamak, özellikle atatürk’ün laiklik ilkesi ile islamiyete en büyük hizmeti yapmış olduğunu anlatarak, iç ve dış düşmanların atatürk’ü dinsizlikle suçlayıp cumhuriyete ve atatürk’e karşı olan kışkırtmalarını etkisiz hale getirmek ve atatürk’ün bizlere emanet ettiği laik cumhuriyeti, özgürlük ve demokrasi içinde koruyup, sonsuza kadar yaşatmak için sürekli uyanık bulunmaktır.

atatürk’ün izinde gitmek istiyorsak, onun şu sözlerini daima kendimize rehber edinmeliyiz.

“ben, manevi miras olarak hiç bir donmuş ve kalıplaşmış düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım; ilim ve akıldır.”
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)
Member
Laiklik
abicim yazılarını,fikir ve düşüncelerini çok beğenerek takip ediyorum
inşallah yolunda adın gibi aydınlık olur


EVLİYA IŞIKTIR,NURDUR
ALİ,DEN GELENDİR
HERKESİN KURANI GÖNLÜNDEDİR.

PİR ZÖHRE ANAM

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.