You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kubilay'ın şehit edilmesinin 80. yılı

Kubilay'ın şehit edilmesinin 80. yılı

Posting Freak
Kubilay'ın şehit edilmesinin 80. yılı
[COLOR=#0066cc][Resim: medya.php?mn=62110]

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kubilay'ın şehit edilişinin 80. yılı nedeniyle yayımladığı mesajda, ''Bugün toplumun tüm kesimlerine düşen sorumluluk, tarihte yaşananlardan ders çıkararak geleceğe bakmak, ülkemizi yarınlara en güçlü şekilde taşımaktır'' dedi.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Gül, Kubilay'ın şehit edilmesinin 80. yılı dolayısıyla bir mesaj yayımladı.
Gül, mesajında, 87. kuruluş yıl dönümü coşkuyla kutlanan Türkiye Cumhuriyeti'nin Büyük Atatürk'ün gösterdiği hedef doğrultusunda ilerlemesini sürdürdüğünü belirtti. Cumhurbaşkanı Gül, mesajında şunları kaydetti:
''Türkiye bugünlere şüphesiz kolay gelmemiştir. Milletimiz bu süreçte zor şartlarla karşılaşmış, çetin imtihanlardan geçmiş, tüm sorunlarını birlik ve beraberlik içinde, akıl ve sağduyusunu koruyarak aşmasını bilmiştir. Aziz milletimiz, 23 Aralık 1930 tarihinde Menemen'de baş gösteren ve daima üzüntüyle hatırlanan menfur hadise karşısında da aynı kararlılığı sergilemiştir.
Bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isterim ki, Cumhuriyetimizi var eden değerler, milletimizin değerleridir. Cumhuriyet'in kuruluşuyla ortaya konulan idealler, hepimizin gerçekleşmesi için özveriyle çalıştığı ideallerdir. Bugün toplumun tüm kesimlerine düşen sorumluluk, tarihte yaşananlardan ders çıkararak geleceğe bakmak, ülkemizi yarınlara en güçlü şekilde taşımaktır.
Toplumumuzun dinamizmi, milletimizin tarihi tecrübesi, sağduyusu ve özgüveni sayesinde geçmişten günümüze gurur verici bir seviyeye ulaşan Türkiye'nin, daha demokratik, modern ve müreffeh bir ülke olarak daima yükseleceğine inancım tamdır.
Asteğmen Kubilay'ı, şehit edilişinin 80. yıl dönümünde, tüm şehitlerimizle birlikte saygı ve şükranla anıyorum.''

Başbakan'dan provakasyonlara karşı uyarı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, asteğmen Kubilay'ın şehit edildiği ''Menemen olayının'' yakın tarihin en vahim, dokunaklı ve üzücü olaylarından biri olduğunu ifade ederek, ''İnanıyorum ki geçmişte bütün karanlık girişimlere karşı bütünlüğünü, sağduyusunu muhafaza eden milletimiz, bundan sonra da her türlü tahriki boşa çıkaracak, her türlü provokasyona karşı göğsünü siper etmeye devam edecektir'' dedi.
Başbakanlık Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Erdoğan, Kubilay'ın şehit edilmesinin 80. yılı dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Cumhuriyet tarihine ''Menemen olayı'' olarak geçen menfur saldırıyı, 80. yılında bir kez daha ''şiddetle kınadığını, esefle andığını'' belirten Erdoğan, Asteğmen Kubilay'ın ve iki bekçinin şehit edilmesiyle sonuçlanan Menemen olayının, yakın tarihin ''en vahim, en dokunaklı, en üzücü olaylarından biri'' olduğunu ifade etti.
Erdoğan, mesajında şunları kaydetti: ''Menemen olayında da görüldüğü gibi, toplumsal huzurumuza kasteden hiçbir girişim, birlik ve beraberliğimize, gelecek ideallerimize asla gölge düşürememiştir, düşüremeyecektir. Milletimiz her türlü provokasyon karşısında sükunetini, sağduyusunu koruyarak, bütünlük içinde, el ele, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefine doğru hızla ilerlemektedir.
İnanıyorum ki geçmişte bütün karanlık girişimlere karşı bütünlüğünü, sağduyusunu muhafaza eden milletimiz, bundan sonra da her türlü tahriki boşa çıkaracak, her türlü provokasyona karşı göğsünü siper etmeye devam edecektir. Bu düşüncelerle, 80 yıl önce Menemen'de meydana gelen menfur saldırıyı bir kez daha kınıyor, Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ı ve bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.''


Kılıçdaroğlu'ndan ulusal birlik çağrısı
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ın, 80 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkma kararlılığı, bugün de ulusal birliğimizi ve cumhuriyetimizi koruma kararlılığımızın temel harcıdır'' dedi. Kılıçdaroğlu, Asteğmen Kubilay'ın şehit edilişinin 80. yılı nedeniyle yayımladığı mesajda, şunları kaydetti:
''23 Aralık 1930'da Menemen'de şehit edilen asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ın, 80 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkma kararlılığı, bugün de ulusal birliğimizi ve Cumhuriyetimizi koruma kararlılığımızın temel harcıdır. Gazi Mustafa Kemal'in önderliğinde kurulan ve 'tam bağımsızlık, toprak bütünlüğü, laik cumhuriyet, kardeşlik ve demokrasi' diye diye yoluna devam eden Türkiye Cumhuriyeti, sonsuza kadar bu yolculuğunu kararlılıkla sürdürecektir.
Kubilay'ın şehit edilişinin 80. yıldönümünde CHP olarak diyoruz ki; ne tapu senedimiz olan Lozan'ın delinmesine ne de Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün hedef gösterdiği muasır medeniyetler seviyesinin temel unsuru olan çağdaş yaşam tarzımıza el uzatılmasına izin veririz. Bu inanç ve duyarlılıkla, genç Cumhuriyet için tereddütsüz canını ortaya koyan ve şehit olan asteğmen Kubilay'ı minnetle anıyor, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.''



22 Aralık 2010
Cumhuriyet
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Kubilay'ın şehit edilmesinin 80. yılı
[COLOR=#ffffff]“Menemen’i haritadan silin”
Kubilay olayını biliyorsunuz.
Menemen’de 23 Aralık 1930 günü gerici bir güruh tarafından şehit edilen genç öğretmen, genç asker Şehit Kubilay’ı…
Daha sabahın erken saatleridir. Çember sakallı başlarında sarık, sırtlarında cüppe Manisa’dan gelmiş dördü silahlı altı tane hırpani kılıklı gerici adam, ilçe meydanında tekbir getirerek gezinmeye başlarlar.
Derviş Mehmet denilen Nakşibendi tarikatına bağlı biridir elebaşları. Camide bulunanlara kendini Mehdi olarak tanıtmış, dini korumaya geldiklerini söylemiştir.
Arkalarında 70 bin kişilik hilafet ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini iddia eden bu adam, camideki yeşil bayrağı sopaya takarak kalabalığa sloganlar attırmaya başlar.
“Şapka giyen kafirdir, yakında yine Şeriata dönülecektir.” diye bağırtır etrafındaki çapulcuları.
“Taraf-ı İlahiden geliyoruz. Şeriat istiyoruz. Askerin kılıç ve kurşunu bize işlemez. Herkes bu bayrağın altından geçecektir. Geçmeyenleri kılıçtan geçireceğiz.” diyerek de ilçedeki saf halka tehditler savurmaya başlar.
Esrar almış, sürekli zikreden bu grup tam anlamıyla gericiliğin, cumhuriyet karşıtlığının ve cahilliğinin bir simgesine dönüşürler.
Asteğmen Kubilay ise ilçede askerliğini yapmakta olan bir öğretmendir sadece, kalbi vatan sevgisiyle dolu bir Türk genci…
“Fes giymek isteriz, eski harfleri isteriz,” diyen, sayıları yüz elli kişiye ulaşmış bu mürteci grubu olay büyümeden dağıtmaya çalışan bir zabittir. Sadece 26 askerle olay yerine gönderilen bir takım zabiti…
Böylesine bir olayda kan dökülmesin diye uğraşan Kubilay, arkasındaki askerleri bırakarak tek başına kalabalığı yararak,
“Ne yapıyorsunuz,” der, “Hükümete isyan mı ediyorsunuz, haydi dağılın bakalım.”
Zaten iyice delirmiş olan Derviş Mehmet önce onu iter, yere düşürür sonra da tabancasını çekip kurşunla göğsünden vurur.
Zavallı Kubilay, yaralı olarak Hükümet binasının yanına sığınır. Sürekli kan kaybetmektedir. “Mehdi”nin atıp tutmalarıyla, “Hilafet ordusu”na iyiden iyiye güvenen grup Kubilay’ın yaralı kalmasına bile tahammül edemez ve hemen orada kör testereyle başını vücudundan ayırırlar.
Belki de bu gerçekleşen Cumhuriyet tarihinin en unutulmayacak olaylarından biridir.
Atatürk’ü en çok sinirlendiren, “Menemen’i haritadan silin” dedirtecek kadar kızdıran olaylardan biri..

Bu olay, Serbest Fırka’nın kuruluşuyla da cesaret bulan tarikatların cumhuriyet düşmanlığını gözler önüne sermektedir.
Masum bir Cumhuriyet öğretmeni, savunmasız bir cumhuriyet zabitidir Kubilay ve öylesine korkusuz ve öylesine görevine sadıktır ki, herhalde bu hırpani kalabalığın kendisine yapacaklarının farkında bile olmadan onları dağıtmaya çalışmıştır sadece.
Kubilay ilk şehittir. Aynı gün olayları bastırmaya gelen Bekçi Hasan ve Bekçi Vefki de diğer ikisi…
Kubilay’ın başını sopaya takıp bağırıp, çağırıp zikrederek güya Hilafet Ordusunu bekleyen bu güruhu gözlerinizin önüne getirin.
Ha bir de Kubilay’ı…
Giritli bir ailenin okumak için, öğretmen olmak için direten bu kararlı çocuğunu. Sıradan biri midir Kubilay? Bizce değil.
“…Cenge giden askerlere Vatan marşları okurum…”
Bakın çocukluğuna dönelim. Kubilay’ın şehit edilişinden sonra bastırılan kitabın yazarı Kan Demir şöyle anlatıyor Kubilay’ı:
“Düşman İzmir’e döküldüğü gün sevincinden sabahlara kadar uyuyamayan ve mütemadiyen karşısına diktiği bayrağa karşı milli neşideler terennüm eden genç, vatan ve millet sevgisini istilaya uğramış bir vatan parçasında içine katra katra sızan bir sır gibi almıştır.
Daha o yaşta parmak kadar çocukken bir gün diğer üç arkadaşına:
– Kaçıp Ankara’ya gitsek… diyor.
Bu arkadaşı soruyor:
– İyi ama, orada biz ne işe yararız ki?
Kubilay’ın gözleri doluyor:
– Ne işe mi yararız, kadınların bile sırtlarında cephane taşıdıkları bir zamanda… Mesela diyor hiçbir işe yaramasam, elime bayrağı alır, cenge giden askerlerin önüne geçer, onlara en güzel vatan marşları okurum…”
İşte size Kubilay… Bir de sopaya taktıkları yeşil bayrağın altından geçip cumhuriyete küfreden mürtecileri düşünün.
Bunlara belki deli diyebilirsiniz, belki esrardan ya da zikirden ne yaptığını bilmeyen ayyaş müritler, gelip geçici küçük bir isyanın aktörleri…
Alt tarafı ölen bir asker ve iki bekçi olarak yorumlayabilirsiniz kaybı. Gösterişli bir cenaze ve ailelerine taziye ziyareti ile meseleyi kapatabilirsiniz, bugün sıklıkla yapıldığı gibi…
Menemencilerin kökü kazınıyor!
Ancak Atatürk öyle yapmıyor. Menemen Olayı’nın pekala bir sonun başlangıcı olacağının farkında. Böylesine gerici bir ayaklanmanın kendiliğinden çıkmış küçük bir olay olmadığının da… Ayaklanmanın hazırlık aşaması vardır.
Eylemin elebaşları Giritli Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet, Nalıncı Hasan ve Çakıroğlu Ramazan Nakşi tarikatına bağlıdırlar ve onları bu tarikata sokan ve eğiten Manisa Askeri Hastanesi imamlığından emekli İbrahim Hoca’dır. Tarikatın etki alanının genişletilmesi ve yayılmasından sorumlu bu adam da, İstanbul Erenköy’de oturmakta olan Şeyh Esat’a bağlıdır. Kubilay olayının asıl mimarı…
Eylemcilerin verdiği ifadelere göre amaçları, Manisa’ya ve Ankara’ya kadar genişleyen ayaklanmalar çıkarmak ve sonrasında da İstanbul’da Hilafeti ilan etmektir.
Atatürk tüm bunların bilincinde ciddi bir tedbir almaya çalışır. 31 Aralık günü Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 ay süre ile sıkıyönetim ilan edilir. 1. Kolordu Komutan Vekili General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divan-ı Harp kurulur. 7 Ocak 1931’de Atatürk’ün başkanlığında ikinci bir toplantı yapılır. Olaya doğrudan ve dolaylı katılan 105 sanık Divan-ı Harp’te yargılanmaya başlar ve 28 sanığın idamına karar verilir. Şeyh Esat çok yaşlı olduğu için idam edilmez ancak oğlu Mehmet Ali idam edileceklerin içindedir. Yani sadece olaya karışanlar değil, olayı kurgulayan, başında olan pek çok kişi ölüm cezası almıştır.
Bu 28 sanık, Menemen’de Kubilay’ın başının kesidiği yerde asılırlar!
Cumhuriyet hükümetinin ilahi adaleti diyebiliriz buna ya da ibret-i alem…
Olayın hemen arkasından da Menemen’de Kubilay ve devrim şehidi iki bekçi için bir anıt dikilir. Üzerinde şöyle yazılıdır:
“İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”
Atatürk gerçekten de olayın hangi boyutlara varabileceğinin farkındadır. Bu güruh ne Hilafeti ilan edebilecek güçtedir ne de büyük ayaklanmalar çıkaracak. Ancak Atatürk’ün bu kararlılığı bundan sonra çıkacak tüm ayaklanmaların önünü kesmiştir. Gerçekten de Kubilay olayından sonra böylesine gerici bir ayaklanma yaşanmamıştır. Hilafet sevdalılarının hayalleri başlamadan bitmiştir. Üstelik Menemen’i haritadan silmeye gerek kalmadan Menemencileri tarihten silerek yapmıştır bunu Atatürk.
Bu Menemen Olayı’nın önemli bir boyutu. Şeyh Esat’a varıncaya değin, bunu tezgahlayan hiç kimse cezasız kalmamıştır. Genç Cumhuriyetin kararlılığının önemli bir ifadesidir ve gericilerin tüm cesaretini uzunca bir süre kıracaktır.
Kubilay’ı öldürenler kadar katilleri alkışlayanlar da suçludur!
Ancak Kubilay olayının bir başka önemli boyutu daha vardır. Atatürk’ün 27 Aralık 1930 tarihinde Fevzi Paşa’ya gönderdiği taziye mesajını inceleyelim:
“Menemen’de yakınlarda meydana gelen gericilik girişimi sırasında Yedek Subay Kubilay Bey’in görevini yaparken öldürülmüş olmasından dolayı Cumhuriyet ordusuna başsağlığı dilerim. Kubilay Bey’in şehit edilmesinde gericilerin gösterdiği vahşilik karşısında Menemen’deki halktan bazılarının alkışla onaylamaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanseverler için utanılacak bir olaydır. Vatanı savunmak için yetiştirilen, içteki her politika ve ayrılığın dışında ve üstünde saygın bir konumda bulunan Türk subayının, gericiler karşısındaki yüksek görevinin yurttaşlar tarafından yalnız saygıyla karşılandığına kuşku yoktur. Menemen’de halktan bazılarının hataları bütün millette acıya sebep olmuştur. Saldırının acılığını tatmış bir kesime genç ve kahraman Yedek Subayın uğradığı saldırıyı, milletin bizzat Cumhuriyet’e karşı bir öldürme girişimi olarak kabul ettiği ve cüretkârlarla, destekçileri, ona göre takip edeceği kesindir. Hepimizin dikkati bu sorundaki görevlerimizin gereklerini duyarlılıkla ve gerektiği biçimde yerine getirmeğe yöneliktir. Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin idealist öğretmenler topluluğunun değerli üyesi Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet, hayatını tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.”
Atatürk’ün burada dikkati çekmek istediği çok önemli bir nokta vardır. Gericilerin vahşiliği karşısında halktan bazılarının alkışlarla onaylamaları, destek olmaları ya da en iyisinden sessiz kalmaları… Bunun gerçekten utanılacak bir olay olduğunu düşünmüştür. Kubilay’ın başına gelenler karşısında muhtemelen acı çeken, belki de içten içe ağlayan Atatürk, ilçe halkının bu suskunluğu ve destek vermesi karşısında hayrete düşmüş ve çok da üzülmüştür.
Aynı meseleye Sıkıyönetim kararı alınırken TBMM görüşmeleri sırasında Kars Milletvekili Ağaoğlu Ahmet Bey de değinecektir:
“Bunu kim yapmıştır? Tabiatile Türk değilse de Türk tabiiyetinde bulunan ve Türk Hükümetine iştirak etmiş olan insanlardır. Bunlar mütemadiyen böyle Türk’ün önüne çıkmışlar ve mütemadiyen bu hususta Türk’ün inkişafına mani olmak istemişlerdir ve mütemadi hareketleri neticesinde Türk’ü bir kat daha zaafa uğratmışlardır. Fakat bu günkü hadisenin diğer bir alâmeti daha vardır ki o alet üzerinde bütün arkadaşlarım ve Başvekil Paşa Hazretleri de tevakkuf ettiler. Bunun üzerinde bir daha durulması, tevakkuf edilmesi lazımdır. O da bu faciayı görüp te lakayt ve seyirci kalan halkın haleti ruhiyesidir. Hakikaten bu, o kadar feci bir haleti ruhiyedir ki ve o kadar adi bir şeydir ki insan bunu duyduğu zaman şahsen mahcup bir vaziyette kalıyor, yerin dibine girmek istiyor.
Çünkü biz hepimiz bu memleketin adamıyız, bu memleketin içinde, bir şehrinde adam boğazlanıyor. O da kim? Zabit, muallim, yani memleketin maddi ve manevi inkişafı vazifesini üzerine alan bir genç, o kadar izdihamın ortasında boğazlanıyor. Yirmi dakika boğazı kesiliyor da müdahale edilmiyor. Hatta tasvipkâr olanlar bile çıkıyor. Efendiler; sormak lâzım gelen asıl bu hadisedir. Halkta, kütlei nasta mevcudiyeti bu gün keşfedilen bu haleti ruhiyenin karşısında, ben kendi nefsime, kendimi çok küçülmüş bir vaziyette gördüm ve bu kütle mes’uliyetinin manevi mes’uliyetin bir kısmının da bana geldiğini hissettim.”
Kubilay olayının belki de en trajik gerçekliklerinden biri budur. Kubilay boğazlanmıştır, kesik başı sopaya takılıp cumhruyete küfürler edilmiştir ve tüyleri diken diken edecek bu görüntü karşısında daha da trajik olan sıradan halkın buna ses çıkarmaması ve alkışlarla desteklemesidir. Bunu yaptıran şey herhangi bir dini inanç ya da herhangi bir davaya olan bağlılık değildir.
Bu bir topluluğun her zaman yaklaşma ihtimalinin olduğu umursamazlık çizgisi ve kendi başına gelmediği, kendi hayatını ya da çocuklarını, işini etkilemediği müddetçe sessiz kalma, yandaş olma çizgisidir. Kubilay olayından çıkarılacak önemli bir derstir bu.
Evet Kubilay olayı bir kararlılıktır. Pek çok dersler içerir. Vatansever bir gencin gericilerin üstüne nasıl yürüdüğünü gösteren, Cumhuriyetin gericilerle nasıl hesaplaştığını gösteren bir kararlılık destanıdır. Simge bir isim yaratmıştır ve her Türk gencine Kubilay olma cesaretini verir elbette ama bir toplumun psikolojisini yansıtan çok da önemli bir uyarıdır.
Atatürk’ün taziye mektubu, ‘hesabı sorulacaktır’ mesajından çok çok ötedir. Onun için “katliamcı” ya da “faşist” diyenlerin anlayamayacağı kadar ince bir hümanizm içerir.
Atatürk, Kubilay için hissettiği acı kadar, onun katlini alkışlayan Türklerin düştüğü durum için de üzülmüştür. Bu vurdumduymazlığa tahammülü yoktur.
Sloganların önemi yok. “Şeriat isteriz” ya da “Kürtlere özgürlük”... Dün Kubilay’dır şehidiniz bugünse masum bir kız çocuğu Serap olabilir…
Onlar için gözyaşı dökmemekle, katillerini alkışlamak aynı şeydir.
Katliama ortak olmak…
Bir genç kızı molotofla diri diri yakanlarla, onun için gözyaşı dökmeyenler nasıl aynı kişilerse, Kubilay’ın kesik başını sopanın ucunda gezdirenle, onu alkışlayan aynı kişilerdir…
Kubilay Olayı o nedenle, nasıl bir kararlılığın simgesi, nasıl bir devrimci duruş örneği ise biraz da kaypaklığın, korkaklığın, hainliğin tarihidir.
Bunu da tarihe not düşelim ve hainlerden olmayalım…

Saygı ile Anıyoruz Bütün Şehitlerimizi
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Kubilay'ın şehit edilmesinin 80. yılı
KUBİLAY OLAYI...



Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı...
23 Aralık 1930
"Kubilay Olayı", Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından biridir. Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi.
Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti.


[Resim: kubilay1.jpg]


]Adı Mustafa Fehmi Kubilay. Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep . Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu. Kubilay bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir'in Menemen İlçesi'nde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24 yaşında.
Bu genç insan, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler tarafından öldürüldü. Olaylara müdahele etmek isteyen iki bekçi de katledildi. Genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı, "Menemen Olayı - Kubilay Olayı" olarak tarihe geçti.
Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti.


[Resim: kubilay2.jpg]



MENEMEN OLAYI


Derviş Mehmet isminde bir yobaz ve altı silahlı arkadaşı 23 Aralık 1930 günü Menemen'e gelmişler ve camiye girerek üzerinde dini ibareler yazılı bir bayrakla, camide bulunanları ve merakla cami önüne toplananları, kendileriyle birlik olmaya davet etmişlerdir. Derviş Mehmet halka hitap ederek; "Ey Müslümanlar, ne duruyorsunuz; Halife Abdülmecit hududa geldi, Sancak-ı Şerif çıktı, gelin altında toplanalım, şeriat isteyelim" diye bağırmıştır.
Gösteriler ve tekbirlerle dini ibareler bulunan bayrağı Hükümet Konağı önündeki meydana dikmişlerdir. Toplanan halkı dağıtıp bu yobazları yakalamaya, mesleği öğretmenlik olan Yedek Asteğmen Kubilay Bey'in askeri müfrezesi görevlendirilmiştir. Kubilay Bey, şakilere nasihatta bulunarak; yaptıklarının hatalı, sakıncalı ve kötü bir şey olduğunu belirterek vazgeçmelerini ve dağılmalarını söylemiştir. Şakiler buna mavzer kurşunu ile cevap vermişlerdir. Kubilay Bey kendisini korumak için tabancasını çekmiş ise de, bir kurşunla yaralanarak yere düşmüş ve gözleri dönmüş canilerden biri, yaralı Kubilay Bey'in üstüne atılarak boğazından kesip başını gövdesinden ayırmıştır. Bu arada iki mahalle bekçisini de şehit etmişlerdir.

Olay yerine yetişen askeri birlik ve jandarmalar şakilerin teslim olmalarını istemiştir. Bu isteği reddeden yobazlar ateşle karşılık vermişlerdir. Çatışma sonucu Derviş Mehmet ve iki arkadaşı vurularak, ikisi de yaralı ele geçirilmiştir. Diğer ikisi de iki gün sonra yakalanmıştır. Araştırma sonucu; olayın bölgesel bir nitelik taşımadığı, organize bir şebekenin düzenlediği, Cumhuriyet'i yıkmak amacını güden irticai ve siyasi bir hareket olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Hükümet, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir illerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan etmiştir. Yakalananlar muhakemeleri sonunda ağır cezalara çarptırılmışlardır.



Atatürk'ün orduya mesajı...


28 Aralık 1930
23 Aralık 1930 Salı günü meydana gelen olay üzerine Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, 28 Aralık’ta orduya başsağlığı mesajı yayınladı.

İçişleri Bakanı Şükrü Bey (Kaya) ile Ordu Komutanı Fahrettin Paşa (Altay), 27 Aralık’ta, İstanbul’a giderek Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e olay hakkında bilgi verdiler.
Mustafa Kemal Atatürk, 28 Aralık’ta orduya başsağlığı mesajı yayınladı. Atatürk mesajında," Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkûreci muallim heyetinin kıymetli uzvu Kublay Bey, temiz kanı ile cumhuriyet hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır" dedi.
Atatürk, "Mürtecilerin (gericilerin) gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise" olduğunu belirtti.
Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa da aynı tarihte yayımladığı bir tamim ile Atatürk'ün mesajını orduya tebliğ etti.


[Resim: kubilay4.jpg]



Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün, orduya mesajı şöyle:



28 Aralık 1930

Gazinin Orduya Taziyetnamesi

Menemen’de ahiren vukua gelen irtica teşebbüsü esnasında Zabit Vekili Kublay Beyin vazife ifa ederken duçar olduğu akıbetten Cumhuriyet ordusunu taziyet ederim. Kublay Beyin şehadetinde mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tavripkâr bulunmaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hâdisedir. Vatanı müdafaa için yetiştirilen; dahili her politika ve ihtilâfın haricinde ve fevkinde muhterem bir vaziyette bulunan Türk zabitinin mürteciler karşısındaki yüksek vazifesi vatandaşlar tarafından yalnız hürmetle karşılandığına şüphe yoktur.
Menemen’de ahaliden bazılarının hataları bütün milleti müteellim etmiştir. İstilânın acılığını tatmış bir muhitte genç ve kahraman Zabit Vekilinin uğradığı tecavüzü milletin bizzat cumhuriyete karşı bir suikast telâkki ettiği ve mütecasirlerle, müşevvikleri, ona göre takip edeceği muhakkaktır. Hepimizin dikkatimiz bu mes’eledeki vazifelerimizin icabatını hassasiyetle ve hakkile yerine getirmeğe matuftur.
Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkûreci muallim heyetinin kıymetli uzvu Kublay Bey, temiz kanı ile cumhuriyet hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.
Reisicumhur
Gazi Mustafa Kemal
Kurtuluş savaşını yapan
Atatürk'tür senin Atan
Allah'ın aslanı çıkan
O da Ali'dir Zöhre Ana
Posting Freak
Kubilay'ın şehit edilmesinin 80. yılı
]"Büyük Ordunun Kahraman ve Genç Zabiti ve Cumhuriyet'in Mefkureci Muaallim Heyetinin Kıymetli Uzvu Kubilay Bey'in Temiz Kanı Cumhuriyet'in Hayatiyetini Tazelemiş ve Kuvvetlendirmiş Olacaktır."

M. Kemal ATATÜRK

[COLOR=#000099]]Kubilay ve iki bekçinin anısına:

23 Aralık 1930'dur
Gece yeşilimsi,
Dağlar ak
Bir altın çizgi gibi yerle gök
Gün doğdu doğacak
Don yoktur ama donmuştur sanki
Sarı yapraklarla kış kocaman bir yüz
Tarla çizgileri ile bir kilim işte
Menemen ovası dümdüz
Yalancı Mehdi Derviş Mehmet
Yürümüş Manisa'dan bir sarı su gibi
Beş on adamıyla Menemen'e varmak üzere
Yılan uykusu gibi
Düştü Kubilay'ın başsız gövdesi
Bir çınar dalı gibi yere
Sarktı yakasından anasından gelmiş
Mavi çiçek mor çiçek bir çevre
Düştü Kubilay'ın başsız gövdesi
Bir söğüt dalı gibi yere
Aydınlık aydınlığa yaklaşır iken
Sonsuzluğa ere ere
Düştü Kubilay'ın başsız gövdesi
Bir zeytin dalı gibi yere
Düştü cebinden bir kitap,
Açıldı göklere…

]Fazıl Hüsnü Dağlarca
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Kubilay'ın şehit edilmesinin 80. yılı
Attila İlhan konuyla ilgili bir şiir yazmıştır ve şiirin en önemli yerlerinden birisi şudur

Elsiz ayaksız bir yeşil yılan
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal
Hani bir zamanlar Kubilay'ı kestiler
Sen buyurdun kesenleri astılar
Sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafa'm Mustafa Kemal'im....


Ordumuz ve askerimiz her zaman baş tacı olacaktır.....
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.