You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Köşeli Yazılar...

Köşeli Yazılar...

Administrator
Köşeli Yazılar...
[Resim: 181120090223008728851_2.jpg][COLOR=#b50102]


''Lafı, kıçından anlamamak lazım'
Hürriyet Yazarı Yılmaz Özdil, Onur Öymen'e destek verdi...[COLOR=#b50102] İŞTE O YAZI

Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki:

“Onur Öymen istifa etsin.”


Onur Öymen yetmez.


Mustafa Kemal istifa etsin.

İsmet İnönü istifa etsin.

Celal Bayar istifa etsin.

Şükrü Saracoğlu istifa etsin.

Refik Saydam istifa etsin.

Sabiha Gökçen istifa etsin.

Adnan Menderes istifa etsin.


Çünkü...

İsyancıyla müzakere yerine mücadele eden Cumhurbaşkanı, Mustafa Kemal... İsyanı bastıran Başbakan, İsmet İnönü. İsyanı bastırmak için düzenlenen harekâtın parasını veren, Ekonomiden Sorumlu Bakan, Celal Bayar. İsyancıları asan Başbakan kim? Milli mücadelenin efsane “Galip Hoca”sı, Celal Bayar. Babası müftüdür. İsyancıları asan Adalet Bakanı, Şükrü Saracoğlu. İsyancıların vurduğu gazileri tedavi eden, Sağlık Bakanı, Refik Saydam. Sabiha Gökçen, Türkiye’nin ilk kadın pilotudur ama, “dünyanın ilk kadın savaş pilotu”dur... Kore’de mi savaştı Sabiha Gökçen? İsyancıları bastırırken savaştığı için aldı, o “dünyanın ilk” unvanını... Adnan Menderes desen, “İsyanı bastıralım” diyen CHP milletvekili o sırada.


Onur Öymen?

Henüz doğmamış.

DTP ve PKK, o gün oralarda yaşananlar için “soykırım” diyor. Bunun için Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu’nda konferans düzenlediler. Eğer, Onur Öymen’in söylediklerinden ötürü istifa etmesi gerekiyorsa... Türkiye Cumhuriyeti “Dersim soykırımı”nı niye tanımıyor?

Soykırımsa o...

Yapsana gereğini.

Onur Öymen, büyükelçilik görevlerinin yanı sıra, Dışişleri Müsteşarlığı yaptı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve tezlerini temsil etti... Onur Öymen, soykırım avukatıysa eğer, Türkiye Cumhuriyeti bundan böyle, Ermeni meselesinde hangi
yüzle savunma yapacak?

Onur Öymen’in istifa etmesi gerekiyorsa, neden seçim meydanlarına Adnan Menderes’le fotomontajlı fotoğraflarını yerleştirip, “Biz O’nun devamıyız” diye oy istiyor, dini bütün siyasetçilerimiz?

Onur Öymen’i yerden yere vuran, tarih otoritesi kılıklı gazeteci arkadaşlar, isterlerse tarihi baştan kaleme alsınlar...
O kalemi kıran kişinin, Celal Bayar olduğu gerçeği değişir mi?

Onur Öymen’in istifa etmesi gerekiyorsa, neden, isyancıları asan Adalet Bakanı Şükrü Saracoğlu’nun adını taşıyan statta maç izlemeye gidiyor devlet büyüklerimiz?
Neden domuz gribi mi olduk acaba diye tahlile gidiyoruz Refik Saydam’a? Neden Sabiha Gökçen’in adını havalimanına verip, açılış törenine bizzat kendileri gidiyor hükümet üyelerimiz?

Bu isimler fani, emir kulu...
Asıl soykırımcı CHP zihniyetiyse eğer,
Kemal Kılıçdaroğlu AKP’li mi?

Doğruları konuşmak için, en az iki kişi gerekir biri doğru söyleyen, biri doğru anlayan... Lafı, kıçından anlamamak lazım.

Eğer Onur Öymen kadar hümanist, beyefendi, kibar, karıncayı incitmez bir diplomatın, eli kanlı katil, ırkçı ve Alevi soykırımcısı olduğuna inanılıyorsa, konuşacak laf kalmamıştır bu ülkede.
Administrator
Köşeli Yazılar...
[Resim: 4.jpg] Kararlılık mesajı çıktı ya daha ne istiyorsunuz?


Eğip bükmeden soralım...

*

Son 5-6 yılda...

PKK'lı mı tıktık içeri?

Subay-astsubay mı?

*

Eli silahlı teröristlere habire af çıkarırken; İstiklal Madalyası sahibi Jandarma Genel Komutanı'nı hapse atıp, beyin kanaması geçirene kadar içerde tutmadık mı?

PKK'ya yataklık yaptığı için hapiste yatan kadını, çıkarıp, Meclis'e sokarken, Cumhurbaşkanı'nın masasına davet ederken; 1'inci Ordu Komutanı'nı "terör örgütü kurmak"tan içeri tıkmadık mı?

Şehide "kelle" dediği için tazminat ödemeye mahkûm olan, "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim" diyen Başbakan'a, "Bravo, aynen devam" deyip, yüzde 47 oy vermedik mi?

PKK, hastalanmaması için serçe parmağının tansiyonu bile ölçülen Abdullah Öcalan'ın saçı kesildi diye, kalkışma provası yapıp, Diyarbakır'ı yakıp yıktığında, polisin-askerin elini tutup, "Cana geleceğine mala gelsin" diyen Diyarbakır Valisi'ne "aferin" deyip, Başbakanlık Müsteşarı yapmadık mı?

Kafamızda Amerikan çuvalıyla gezerken, koordinatör saçmalığı icat edip, "Amerika bizi çok seviyor, istihbarat verecek" demedik mi?

"Amerika istedi diye harekátı kısa kestik, içerde parça bıraktık, o kampları tutmamız gerekirdi" dediği için, neredeyse "vatan haini" ilan edilen Deniz Baykal, o kamplardan gelen teröristler önceki gün Aktütün'ü bastığında haklı çıkmadı mı?

Irak'taki hacivat "Kedi bile vermem" derken; yaralı PKK'lıların tedavi edildiği Kuzey Irak'taki hastaneyi bile kendi ellerimizle yapmadık mı?

Vatandaşa zam üstüne zam geçirirken, PKK'yı koynunda besleyen Barzani'ye, Talabani'ye yarı fiyatına elektrik vermiyor muyuz?

İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de kadınları çocukları havaya uçurduklarında; besleme medyadaki arkadaşlar utanmadan, "Ne malum PKK'nın yaptığı" demedi mi?

Şehit çocukları çıplak ayakla gezerken, tabut başındaki karnı burnunda tazeler Allah'ıyla baş başa kalmışken; fitreleri zekátları Mehmetçik Vakfı yerine, Almanya'da din-iman hortumcusu olduğu alenen tescillenen Deniz Feneri'ne vermiyor muyuz?

Gariban ailelerin çocukları şakır şakır şehit düşerken, subay-astsubay çocukları oradan oraya tayin edilip, lise mezunu olana kadar 28 tane şehir değiştiriyor; yaşadıkları travma nedeniyle üniversite kazanamıyor ve onlara hiçbir ayrıcalık tanınmıyorken; "Babamın parası var, benim de bokumda boncuk var, onun için yurtdışında okuyorum" diyenler askerlikten yırtmıyor mu?

Bir zamanlar bu memlekette askerlik yapmayana kız bile verilmezken, "Popomda sivilce çıktı, bak bu da raporu" diyenler, askerlikten sıyırmıyor mu?

*

Genelkurmay, 68 kere basılan 46 şehit verdiğimiz gecekondudan bozma dandik karakolu, parasızlık nedeniyle 100 metre ileriye taşıyamadığımızı açıklarken; Genelkurmay eski Başkanı'na, korgeneral refakatinde askeri uçakla taşıyarak, 1 trilyon liralık zırhlı Audi almadık mı?

*

Neymiş efendim, terör zirvesi toplanmış, kararlılık mesajı çıkmış...

Yerim ben sizin o kararlılık diyen dillerinizi.
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Ahmet Hakan bugünkü köşesinde "Erdoğan köşe yazarı olsa idi" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

[Resim: 2.gif]İŞTE O YAZI

Erdoğan köşe yazarı olsa idi

- BİR: Benim bugüne kadar sataştığım insan sayısını en az 18’le çarpın... Çıkan sonuç, Erdoğan ’ın sataşacağı insan sayısına denktir.

- İKİ: “Polemikten besleniyor... Dikkat çekmek için sağa sola sataşıyor” eleştirilerine maruz kalırdı...

- ÜÇ: Sadece kişilerle değil, çeşitli toplum kesimleriyle polemiklere girişerek, bu alana acayip yenilik getirebilirdi... Mesela bazen eczacılarla, bazen Tekel işçileriyle, bazen çiftçilerle uğraşırdı.

- DÖRT: Yazı hayatına başlamasından iki ay sonra Türkiye’nin en çok okunan ilk üç yazarı arasına girerdi...

- BEŞ: Tarz olarak “Emin Çölaşan tarzı” ile “Selahattin Duman tarzı” arasında bir yerde olurdu...

- ALTI: Kendi mahallesine de çakardı... Sanırım pek hazzetmediği Fehmi Koru baş hedefi olurdu.

- YEDİ: Medya patronları arkasından, “Tayyip Bey çok okunuyor ama hiçbir medya patronu onu taşıyamaz” derlerdi...

- SEKİZ: Bir yazısına “Baktım, Ahmet Hakan efendi yine sallamış...” diye başlardı...

- DOKUZ: Yaşam tarzı yazılarına da girişirdi... Mesela “Asmalımescit nasıl dağıtılır?” ya da “Papermoon’a gitmek marifet değildir” başlıklı yazılar yazardı.

- ON: Kadın gazetecilerden hazzetmezdi... “Alo! Ayşe Arman da gazeteci mi?” ya da “Köşe yazarından şarkıcı olmaz Ayşe Özyılmazel” başlıklarını ondan bekleyebilirdik...
Bir ismi Ali’dir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Administrator
Köşeli Yazılar...
Yol haritası




Yol haritası

“Tarihi fırsat var...”

Hayırdır inşallah?


“Analar ağlamasın...”

İnşallah.

“Açılım başlatıyoruz...”

Bismillah.

“Bedeli ne olursa olsunnn...”

Ya Allah!

“Altından kalkabilecek misin...”

Evelallah.

“PKK’lılar geldi, havai fişek filan...”

Maşallah.

“Avrupa’dakiler de gelsin...”

Allah Allah Allah...

“Avrupa’dakileri sokmayın içeri...”

Allah Allah?

“Apo paşa olsun...”

Hasbinallah.

“Apo odasını beğenmedi...”

Fesüphanallah.

“Her tarafa molotof atıyorlar...”

İllallah.

“Bölünüyor muyuz nedir...”

Maazallah.

“Başbakan Obama’ya gidiyor...”

Eyvallah.

*

“İşler sarpa sardı, açılım maçılım

derken galiba DTP kapatılacak...”

Hay Allah!

*

Ve, kaçınılmaz olarak Tokat...

Allah rahmet eylesin.

Amin.



YILMAZ ÖZDİL HÜRRİYET
Administrator
Köşeli Yazılar...
Bizi bu kaostan sadece o çıkarabilir

[Resim: 101220091048123016460_2.jpg]

[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bizi bu kaostan sadece o çıkarabilir


“Çok üzülüyorum.

Kayıplar oluyor...

Gerçekten çok üzülüyorum.”


*

Kim diyor bunu?

Yaşar Büyükanıt.

Genelkurmay eski Başkanı.

*


Hassas yürek.

*


Sonra devam ediyor:

“Fenerbahçe, tıpkı Beşiktaş gibi sezona kötü başlayıp, sonradan iyi sonuçlarla şampiyonluk yarışına ortak olabilirdi. Ama üç haftadır gerçekten çok üzülüyorum. Son Kasımpaşa maçını statta 90 dakika izledim. Oynanan futbola tahammül edemedim. Durmamam lazımdı ama, Fenerbahçeliliğime yakıştıramadığım için terk etmedim. Takımda çok ciddi disiplinsizlik var. Gece hayatları yazılıp çizilenler, herhalde taraftarın hislerini bilmiyor. Aykut Kocaman’ın işin başında olmasını gönülden isterim... Gerçekten üzülüyorum.”

*


(Dünkü Hürriyet’in 41’inci sayfasında vardı bu demeç... 41 kere maşallah yani.)


*


Memleket, molotof olmuş...

Her yanı cayır cayır yanıyor.

7 şehit.

Dershaneye giden İstanbullu Serap’ı toprağa verdik, Diyarbakır’da üniversiteli Aydın kim vurduya gitti, kuvvet komutanları adliyede, DTP kapatılacak mı n’olacak filan.

*


Kasımpaşalı Meksika’da.

Audili desen...

Kasımpaşa mağlubiyetine kahrolmuş.

*

Üzülüyor insan hakikaten... Aykut Kocaman işin başına geçsin kardeşim.

YILMAZ ÖZDİL HÜRRİYET
Administrator
Köşeli Yazılar...
“İstersen, bi de domalayım”


[Resim: 191220091115481173807_2.jpg]

Bu ne biçim dumansız hava sahası kardeşim... Her yer gaz!

İşçiyi sopala.

İtfaiyeciye su sık.


Demiryolcuyu işten at.

Eczacıyı cezalandır.

20 lira yevmiyeyle 220 metrede ölen madencinin patronunu kolla bu arada...

Yakalama!

*

Bakın, Sinan Siirt’ten.

3 çocuğu var, maaş 1.350 lira.

Engin Bursa’dan.

2 evlat, maaş 900 lira.

Suat Diyarbakır’dan.

4 çocuğu var, maaş 1.200 lira.

*

Onları dövdüler Ankara’da.

Arkadaşlarıyla birlikte...

Gözlerine gaz sıktılar.

*

Çünkü... Onlara diyorlar ki:

Senin fabrikayı satıyoruz.

Sen başka bir devlet kurumuna geç.

550 lira maaş al.

Ama, 12 ay çalışmayacaksın.

10 ay çalışacaksın.

2 ay ücretsiz izin yapacaksın.

Bu 10 ay da garanti değil.

İstediğimde kapının önüne koyarım.

Birikmiş ikramiyelerin yanacak.

Kullanmadığın izinler silinecek.

Sendikalı olmayacaksın.

Olursan, zaten kovarım.

*

- Hangi kuruma geçeceğim?

- Belli değil, bakacağız.

- Ne iş yapacağım?

- Milli eğitim, hademe filan.

- Oturduğum şehirde mi çalışacağım?

- Yok, senin şehir dolu.

- Başka şehre mi gönderileceğim?

- Ne var, beğenmedin mi?

*

. Buraya kırmızı nokta koydum, lütfen bundan sonraki satırları çocuklara okutmayın... Ben bu teklifin yapıldığı işçilerin yerinde olsam, “İstersen, bi de domalayım” derdim!

*

Kunta ABD’ye başkan oldu.

Biz kendi ülkemizde köle.



YILMAZ ÖZDİL HÜRRİYET
Administrator
Köşeli Yazılar...
Ümit ZİLELİ:

Ergenekon: Çook Gizli Örgüt Nasıl Kurulur?

Ein Volk, Ein Reich, Ein Führer!..

Başlık, Melih Aşık’ın Milliyet gazetesindeki köşesinden.. Anlamı şu:

-Tek halk, tek devlet, tek önder!..

Yani Nazi Almanyası’nın kutsal sloganı!. Aslında hakkını yememek gerek; aynı sıralarda İtalya’da da “Duçe” Mussolini, aynı anlamı içeren sloganlarla kutsanıyordu… Hitler’in gizli devlet polisi “Gestapo”ya karşılık Mussolini’nin de silahlı faşist İtalyan birlikleri “Kara Gömlekliler”i vardı… İkisi de ülkelerini ve dünyayı kana buladılar... Yarattıkları faşizmi, korku imparatorluğunu, her fırsatta şu sözcüklerle övmeyi de ihmal etmediler:

- Özgürlük ve eşitlik!..

İkinci Dünya Savaşı sonunda yıkıldıklarında, geriye 65 milyon ölü, gaz odalarında ve fırınlarda yok edilmiş 6 milyon Yahudi ve harap bir dünya bırakmışlardı…

***

Günlerdir Tuncay Özkan’ın “Ergenekon: Çook Gizli Örgüt Nasıl Kurulur?” başlıklı kitabını okuyorum. Sevgili Tuncay, en başından bugünlere nasıl gelindiğini, belgeleriyle, tek tek ve akıcı bir üslupla anlatıyor. Ama daha da önemlisi “büyük resim” nedir onu gösteriyor!. Ve tabii, Ergenekon sürecinin ne için, hangi amaçla ve nasıl “çalıştırıldığını” da tüm yönleriyle gözler önüne seriyor…

Okurken, “büyük resim” konusunda aynı şekilde düşündüğümüzü gördüm. Yıllardır “organize şekilde” topluma dayatılan, “Küçük düşünmeyelim, Cumhuriyet’in bizi mahkûm ettiği küçük ülke, küçük milliyetçilik sarmalından kurtulalım. Osmanlı’yı yeniden inşa edelim, işte İspanya örneği ” ahlaksızlığına Tuncay şu yanıtı veriyor:

- Türkiye derseniz koyun gibi mutlu yaşarsınız diyorlar... Bırakın İspanya gibi olun, gevşek federasyon, Osmanlı maskesi altında büyük yaşayın. Teze bakın; sanki parçalanan Osmanlı değildi. Sevr’i imzalayan Osmanlı değildi… Türkiye’ye dayatılan “Gevşek Ülke (Vatan)” tasarımıdır. Bu planın nirengi noktası da Ergenekon davasıdır. İşte bu düşünceyi yaşama geçirmek için süreç işliyor...”

Tuncay Özkan, aslında uzun uzun anlatmak istediğim kitabını şu satırlarla noktalıyor:

- Bu dava Fethullahçılar, emperyalist gizli servisler, AKP destekli, tarikat, cemaat koordineli bir tasfiye davasıdır. Hukuki değil, siyasidir. Neyin tasfiyesi olduğu ortadadır. Bunca çabaları boşunadır. Ergenekon; bu davanın tertipçileri için siyasi tarihin en acı yenilgisi olacaktır.

***

Pekii, Tuncay’ın gösterdiği “büyük resmi” gerçekleştirebilmek için ne lazım?.. Çok basit, başlığa bakın:

- Ein Volk, Ein Reich, Ein Führer!..

Yargı üzerinde, ordu üzerinde oluşturulan baskıya bakın, üstüne İçişleri Bakanı’nın, “AB normlarına!” uygun polis kadrolarında büyük artırıma gitme ve emniyet güçlerine ağır silah projesini koyun, nereye doğru gittiğimizi gayet açık şekilde anlayacaksınız!.. Zaten zorlanmanıza da gerek yok, AKP’li Burhan Kuzu 2012’den itibaren yarı başkanlık (ardından başkanlık) projesini açıkladı bile!.. Proje istedikleri gibi işlerse, geriye ne kalıyor?..

- Gömleklerin rengi!!!


Bir Yurtsevere Mektup (XLII)

Sevgili kardeşim Balbay, son zamanlarda bu güzel ve yalnız ülkemde değişik şeyler de yaşanmaya başladı!.. Örneğin, TEKEL işçileri, itfaiye işçileri her türlü baskıya, zorbalığa, şantaja karşın eylemlerini yükselterek sürdürüyor… Diğer taraftan, iyice yapışmış olmasalar bile iktidara sempatiyle bakan kimi yazarların yazılarında, söylemlerinde radikal değişimler yaşanıyor. Örneğin Nuray Mert diyor ki: “Demokrasi diye diye tek parti rejimine doğru koşuyoruz! Tarih bu dönemi çok karanlık bir dönem olarak yazacak...” Tesadüfe bak; bizim yıllardır eskittiğimiz cümleler!.. Kısacası, toplumun üzerine geçirilen “deli gömleği” artık ne yama tutuyor, ne de dikiş!..

Sevgili kardeşim, seni ve tüm yurtseverleri, dışarıdaki milyonlar adına bir yurtseverin tüm sıcaklığı, gücü, direnci ve geleceğe olan güveniyle kucaklıyorum...

Cumhuriyet Gazetesi

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.