Korku Toplumu ve McCartizm
Alıntıdır
Yeniçağ Gazetesi- Selcan Taşçı
Korku Toplumu ve McCartizm
Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi (İngilizce: House Committee on Un-American Activities) 1934–1975 yılları arasında Soğuk Savaş döneminde ABD Temsilciler Meclisi'nde oluşturulan anti-komünist komite. Faaliyetleri özellikle 1950'lerde ivme kazanan bu komite birçok ABD'li sanatçı ve aydınları soruşturmaya almıştır.
Joseph Raymond McCarthy öncülüğünde başlatılan soruşturmalar Cadı Kazanı olarak adlandırıldı. Soruşturmalarda Albert Einstein, Hanns Eisler, Orson Welles, Jules Dassin gibi pek çok önemli sanatçı Sovyet ajanı suçlamasıyla yargılandı. Soruşturmalarda yargılanan Elia Kazan pek çok sanatçıyı ihbar ederek kendisinin hep komünizme karşı olduğunu belirterek aydınların tepkisini çekti.
Komite'nin faaliyetleri Arthur Miller tarafından oyunlaştırıldı ve Miller da soruşturmalardan nasibini aldı. ________________________________________
İstihbarat Savaşları
Ruslar kalabalık ve yetenekli bir ajan kadrosuna sahipti. ABD ise savaş sonrası askeri gizli servisi kapatmıştı. Kendini SSCB tehdidi altında hisseden Truman, Merkezi Haberalma Teşkilatı’nı kurdu. İlk iş ülkedeki komünistler fişlendi ve av listesi hazırlandı. 29 Haziran 1940’da toplanan Amerikan Kongresi, çıkardığı yasa ile ülkedeki Rus ajanların tertiplerine karşı “Amerikan hükümetinin devrilmesini savunmayı ve bunun propagandasını yapmayı” suç haline getirdi.
1947’de elindeki ’komünist listesini’ sallaya sallaya ava çıkan Senatör McCarthy’nin ve oluşturulan ’Amerikan Karşıtları İzleme Komitesi’nin tek meşru dayanağı bu yasaydı.
Meşhur senatörle ve 1950’lerin Amerikasındaki uygulamalarıyla tanışmadan önce, güç dengeleri nasıldı, MacCarthy’nin hedefi neden “komünistler”di ve Amerikan halkı neden bu gerekçeyi makul karşılaşmıştı anlayabilmek için önce günün koşullarını değerlendirelim.
]Kusursuz Rus ajanları[/color]
Rus istihbaratı gerçekten de II. Dünya savaşı sırasında ve sonrasında ’karşı önlem almayı gerektirecek’ kadar teşkilatlı bir yapıya sahipti.
Almanya’nın savaşta henüz Rusya’yı işgal etmediği günlerde, Avrupa’ya dağılmış tanımlanamayan Rus istihbarat elemanları Nazi planlarını ayrıntılarıyla ortaya çıkarıyordu.
II. Dünya savaşında dünyanın en iyi istihbarat teşkilatının tek zafiyeti Stalin’di. Çünkü Rus lider, kafasında kurguladıklarına uymayan bütün gerçekleri reddediyordu.
Macar bilim adamı Sandor Radza ve kızıl orkestra şefi Leopold Trepper, Alman işgalini tam tarihi ile Stalin’e bildirmişti. Ünlü istihbaratçı Richard Sorge’un Stalin’e çektiği telgraf ise gayet netti: İşgal 22 haziran 1941’de başlayacak.
I. Dünya savaşından sonra Batı yerine Orta Asya’ya yönelen ve Almanya ile saldırmazlık anlaşması yapan SSCB’nin bu ciddi bilgi karşısındaki “istihbarat kaynağınızdan kuşku duyuyoruz” cevabı, Almanların 4 ayda kızıl ordunun neredeyse tamamını katletmesine, 3,5 milyon askerin ölüp, 1,5 milyonunun esir düşmesine yol açtı.
]Stalin, ajanını kurşuna dizdirdi[/color]
Kızıl ordunun telef olmasına neden olan tecrübeden sonra, Sorge başta olmak üzere casuslarının raporlarını dikkate alan Stalin, böylece Moskova’yı koruyacak gücü bulmuş, Roosevelt ve Churchill ile yapacağı zirveye suikasti önlemişti.
Bunlara rağmen Stalin’in savaş sonrası ilk işi, kendisinden intikam almalarından korktuğu ajanlarını tutuklatmak oldu. Leopold Trepper 10, Şandor Radza da 8 yıl hapis yattı.
Stalin, II. Dünya Savaşı’nın ardından ’milli kahraman’ olması beklenen Richard Sorge ile Moskova’da tutuklu bulunan bir Japon ajanın değiş tokuşunu da reddetti ve Sorge’un kurşuna dizilmesine göz yumdu.
Rus istihbaratı, II. Dünya savaşının başlamasıyla ABD’nin en büyük kabuslarından birine dönüştü.
Pearl Harbor saldırısının ardından fiili olarak da savaşa dahil olan ve savaşın kaderini değiştiren adımı atan ABD’de, kimi çevreler ’ülkede Sovyet ajanları bulunduğundan’ bahsetmeye başladı.
[COLOR="red"]
Kovboylar ve koro çocukları
29 Haziran 1940’ta toplanan Amerikan Kongresi, “Amerikan hükümetinin devrilmesini savunmayı ve bunun propagandasını yapmayı suç haline getiren yasa”yı kabul etti. Görünürde Amerikan Komünist Partisi’ni hedef alan bu yasa, düşünce özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle çok eleştirildi.
ABD savaş sonrası ihtiyaç duyulmayacağı gerekçesiyle askeri gizli servisini kapatmıştı.
Savaş halinde, 11 temmuz 1941’de özel bir emirle kurulan COI (Coordinator of Information) Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’na girmesi ile Office of Satrategıc Services (OSS) adı altında ordu istihbarat birimleriyle birleştirilmişti.
Coğrafyacılar, tarihçiler, matematikçiler, haritacılar, bilim adamları, botanikçiler ve antropologlar Amerika’nın savaşması olası tüm ülkelerin tam bir profilini çıkardı. Avrupalı göçmenler sorgulandı. Yanlarında getirdikleri materyaller, geldikleri ülkelerde bıraktıkları mal ve mülkleri kayıt altına alındı. İstihbaratını ’koro çocukları’ ve ’kovboylar’ diye ikiye böldü. Koro çocukları, bilgileri analiz etmek için Amerika’da kalan akademisyenler, bilim adamları ve propaganda yazarlarından, kovboylar, saha ajanlarından oluşuyordu.
Kara propaganda
Kendini savaşa hazır hissetmeyen Amerika’nın tek somut planı vardı: kara propaganda! Söylentilerle düşman komutanlarını geri çekilmeye zorlayan dezenformasyon savaşı yürütüyordu. Meşale Operasyonu ve Normandiya Çıkartması’nda OSS katkısı büyüktü. Savaş sonunda 13 bin elemanlık dev bir gizli askeri teşkilata dönüşen OSS, “barış döneminde istihbarata gerek olmadığı” gerekçesiyle Harry S. Truman tarafından kapatılmıştı.
Ancak savaş bitip, soğuk savaş gerilimi baş gösterdiğinde, ABD bu kez kendi ülkesinde yaşayanlara karşı bir “dezenformansyon operasyonu” başlatacaktı. Bunun için Truman 1947de, ilk ulusal barış dönemi istihbarat toplama örgütü olan merkezi haber alma teşkilatını kuran ulusal güvenlik yasasını imzaladı.
Teşkilatın ilk başarısı, ülkedeki komünistleri fişlemek oldu. İşte bu fişleme listesini eline alarak ekrana çıkan Senatör McCarthy tek amacının komünizmle mücadele olduğunu ilan etti.
Komünist faaliyetleri araştırmak üzere kurulan Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi (HUAC)’nin sendikacılardan yazarlara, müzisyenlerden eğitimcilere sayısız insanı sorguladığı ’cadı avı’ artık fiilen başlamıştı.
II. Dünya savaşında ABD’nin korkulu rüyası olan ünlü Rus ajanlarından Sorge kurşuna dizildi, Trepper ise Stalin tarafından hapsedildi
]Rus-ABD çekişmesi[/color]
1917’de Rusya’daki ihtilalden sonra başlayan Doğu-Batı çekişmesi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ve Sovyetler Birliği arasında sürekli gerginliğe dönüştü.
II. Dünya Savaşı’nda Almanya’ya karşı Sovyetler ile ittifak kuran ABD ve İngiltere’nin bastırılmış düşmanlıkları, Almanya’nın çöküşü ve savaş sonrası oluşan güçler dengesi ile yeniden su yüzüne çıktı.
Uydu devletler
Stalin Amerika’nın Japonya’ya attığı atom bombaları ile bütün dünyaya ilan ettiği askeri üstünlüğün Sovyetler’e yönelmiş bir tehdit olduğu inancıyla, Batı ile arasında bir savunma kalkanı veya tampon bölge oluşturmak için, ‘uydu devletler kurmaya’ dayalı bir Doğu Avrupa politikası uygulamaya başladı. SSCB’nin Orta, Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da etkisi artmıştı. Bu durum ABD’yi harekete geçirdi. Sovyet yanlısı komünist partilerin iktidara gelmesini engellemeye çalışan ABD, Avrupalı devletleri kendisine bağlayacak Marshall Planını devreye soktu. ABD Dışişleri Bakanı George Marshall’ın önerisiyle gündeme gelen yardımdan faydalanmak isteyen 16 ülke Avrupa Ekonomik Kalkınma Programını hazırladırlar. İlk yıl 6 milyar, sonraki yıllarda 12 milyar dolara ulaşan yardımdan Doğu Bloku ülkeleri faydalanmadılar. Buna karşın SSCB de uyduları arasındaki işbirliğini güçlendirmek için ikili ticaret düzenini esas alan Molotof Planını hazırladı.
[COLOR="red"]
Nüfuz rekabeti
ABD ve SSCB’nin Doğu ve Batı Avrupa ülkeleri üzerindeki nüfuz rekabetinin yoğun olduğu bu dönem, Bernard Baruch’un tanımlamasıyla Soğuk Savaş olarak anıldı.
George Marshall’ın “komünizm tehdidi” altındaki devletlere yardımı öngören planı önermesi tesadüfi değildi. Aynı yıl (1947) Truman, ABD’nin uluslararası politikasının değiştiğini ilan etti. 12 Mart 1947’de Kongre’de açıklanan Truman Doktrinine göre Amerika dış politikasında Sovyet düşmanlığı esastı. [COLOR="Purple"]ABD yeni dış politikasında komünizmle mücadele eden devletlere askeri yardımı da öngörüyordu.
Bu anlayış NATO’nun kurulmasına yol açtı.
Doğu Bloku’nun bu ittifaka karşı hamlesi Varşova Paktı’ydı. Böylece soğuk savaşın sınırları keskinleşti.
Savaş çıkarma tehdidinin sık işitildiği ancak sıcak çatışmanın hiç yaşanmadığı Soğuk Savaş döneminin iki kutbunun sahip olduğu askeri güç, insanlığın nükleer paranoyasına kapılmakta haksız olmadığını ortaya koyuyordu.
ABD için bu paranoyayı, hükümet lehine kamuoyu oluşturmakta kullanmak hiç zor olmadı. Tıpkı bugün gibi, tarihin o döneminde de, bir devletin içinde yaşadığı buhranın, uluslararası güç dengelerinden bağımsız gelişmediğini anlamak için, McCarthy bunalımını detaylandırmadan önce tarihsel sürece ilişkin bir özet yaptık.
Önce ajan sonra muhbir
Her yerde casuslar olduğunu düşündükleri bir dönemde, Amerikalılar yıllardır tanıdıkları, uluslararası bağlantılarıyla yolculuk yapan insanları, avukatları, bankerleri, işadamlarını, ve sosyal bağlantıları olan güçlü insanları ajanlaştırmaya başlamışlardı. OSS’nin önemli elemanları arasında oyun yazarı Archibald Macleish ve Roberte Sherwood, yönetmen John Ford gibi isimler de vardı.
II. Dünya Savaşı yıllarında Hollywood ünlülerinden ajan olarak yararlanan Amerikan Hükümeti, savaştan sonra sinemacıların kapısını muhbirlik yapmaları için çalacaktı.
]Ve cadı avı başladı[/color]
McCarthy Amerikası’nda belgelendirilemeyen iddialarla yazarlar, öğretim üyeleri, sendikacılar, sanatçılar gözaltına alındı, sorgulandı, Nazi dönemini hatırlatan kamplara hapsedildi
Wisconsin senatörü Joseph McCarthy, 9 Şubat 1950’de elinde Komünist Parti’ye üye olduklarını iddia ettiği 205 kişinin listesi olduğunu söyleyerek kamuoyunun karşısına çıktığında Amerika için utanç yılları başlamıştı. Av, “İşte devlet dairelerine sızan komünistlerin listesi” cümlesiyle başladı. Sayısız Amerikalı, komünist oldukları yönündeki ihbarlara dayanarak mağdur edildi. McCarthy senatoda yaptığı 6 saatlik konuşmada devletin etkin birimlerinde 80 tane komünist olduğunu ileri sürdü. Daha sonra 50 kişiye düşürülen bu listedeki hiç kimsenin ’suçu’ ispat edilemedi.
]Korku toplumu[/color]
( ]Ergenekonun nerden araklandığı belli.Doğan[/color])
En tehlikeli kontrol mekanizması olarak tanımlanan korkunun sömürülmesini, Senatör McCarthy başarıyla uyguladı. İnsanların ona inanmasını, inanmasalar da başlarına gelebilecekleri düşünerek desteklemesini sağladı.
1950’de McCarren Kanunu çıkarıldı. “Ulusal güvenliği güvenceye almak” gibi, kimsenin itiraz edemeyeceği bir gerekçeye dayandırılarak çıkarılan bu kanunla ‘bazı Amerikalılar’ın temel hak ve özgürlüklerinin çiğnenmesi yasal hale geldi. Buna göre komünizmle ilgili dernek ve kuruluşlar savcılığa bildirilecek, üyelerine pasaport verilmeyecek, kamu işlerinden uzak tutulacaktı. Gözaltına alınanlar için Nazi dönemini andıran toplama kamplarının benzerleri kurulacaktı.
Eisenhower, MacCarthy’nın cadı avı taleplerini Temel Haklar Yasası’na aykırı bularak veto etti. Ancak ABD kongresinde oluşturulan ittifak, vetodan etkilenmedi. Yapılan son yasal düzenleme, 1954’te çıkarılan Komünist Kontrol Kanunu’ydu.
[COLOR="red"]
Muhbir ürettiler
Kısa sürede sorgulamalar bütün ülkeyi sardı. İnsanlara Komünist Parti’ye üye olup olmadıkları soruluyordu. Üye iseler, diğerlerinin isimlerini vermeleri isteniyor ve ’Amerikan çıkarları için çalışacak birer tövbekar olduklarını kanıtlamaları’ gerekiyordu.
Yazarlar, sanatçılar, aktörler, profesörler, devlet memurları… hedefin kim olacağı hiç belli olmuyordu. Üniversiteler bile politik inançları, geçmişteki politik bağlantıları, ’rahatsız edici’ görüş ve yayınları nedeniyle öğretim üyelerini kovuyordu. Amerikan kütüphanelerindeki 30 bin kitap ’sakıncalı’ bulunarak kaldırıldı. İzleme Komitesine göre “Kütüphaneler komünizm pislikleriyle doluydu ve bazı kitaplar yakılmalı…”ydı. Robert de Niro, Şüphe ve Ceza (Guilt by Suspicion) adlı filminde Huckleberry Finn ve Alice Harikalar Diyarı’nda gibi kitapların bile yakıldığını anlattı.
Yazarlardan sonra saldırıların yoğunlaştığı merkez kuşkusuz Hollywood’tu. Muhalif sinemacılar Amerikalıların beynini yıkamakla suçlandı. Onlar “Televizyon programları ve sinema filmleriyle genç dimağları zehirliyor”du.
Yüzden fazla oyuncu ve yönetmen komite önüne çıkarıldı. Yıllar önce katıldıkları bir dernek toplantısı, herhangi bir arkadaşlarının görüşü suçlu ilan edilmeleri için yetiyordu. Ünlü isimlerin sorgulanmaları televizyondan bütün ülkeye izlettirildi.
]Ünlü isimler sorguda[/color]
Orson Wells, McCarthy grubunun hışmına uğrayanlar arasında başı çekiyordu. Diğer ünlü isimler arasında Bertolt Brecht, Charlie Chaplin, Arthur Miller da vardı.
Brecht, Alman vatandaşı olduğu için sorgulamayı reddetme şansına sahipti ancak komitenin önüne çıkarak, sorgusunu şova dönüştürdü. Amacı komiteyle dalga geçmekti. Ve başardı. Verdiği ifade ile izleyenleri kahkahaya boğan Brecht kısa süre sonra Doğu Almanya’ya yerleşmek zorunda kaldı.
Özür dileyip, sektördeki komünist arkadaşlarının isimlerini verenler işlerine devam ediyorlar, komitenin sorularına yanıt vermeyenler ya hapse atılıyor, ya da sürgüne gönderiliyordu. Hollywood altın çağını yaşarken, bu cadı avı bütün ülke gibi, sinemacıları da şoka sokmuştu. Sayısız Hollywood çalışanı işinden oldu. McCarthy döneminde kariyerinde yükselmeyi sürdürenler, komiteye arkadaşlarının isimlerini verenler; yani muhbirlerdi.
Amerikalılar cadı avı kavramını bilinçli olarak kullandı. 1692’de Massachussets’de, Salem köyünde bir grup genç kız ’cadıların’ tacizine uğradığını iddia etmişti. Mahkeme de 20 kişiyi ’cadılık yapmak’ ve ’cadılara yardım ve yataklık etmek’ suçlarından idama mahkum etmişti. Artık cadı avı gücü eline geçirenlerin olmayanı kovaladığı anları tanımlıyordu.
]Hollywood Onlusu[/color]
Suçlamalar ve sorgulamalar Temel Haklar Yasası’na aykırıydı. Hollywood Onlusu diye tanımlanan bir grup sanatçı, bu konuyu gündeme getirerek, komitenin sorularını yanıtlamayı reddetti.
Kimsenin düşünceleri yüzünden yargılanamayacağını, Amerikan Anayasası’nın çiğnendiğini vurguluyorlardı. Herbert Biberman, Lester Cole, Albert Maltz, Adrian Scott, Samuel Ornitz, Dalton Trumbo, Edward Dmytryk, Ring Lardner Jr., John Howard Lawson ve Alvah Bessie gibi yazar, yönetmen ve set görevlilerinden oluşan grup üyeleri muhbirliği reddedince hapse atıldı.
Dmytryk, dört yıl süren direnişin yıkılmasını sağlayan isim oldu. Ekonomik sıkıntıları vardı. İşine kavuşmak için arkadaşlarını ele verdi. 1951’de kendi isteğiyle mahkemeye çıktı, bütün soruları yanıtladı ve isimlerini verdiği komünistlerin kendisine baskı yaptığını iddia etti. Dmytryk arkadaşlarını suçlamak pahasına kendini kurtarmış, kara listeden çıkararak işine dönmüştü.
Komiteye ismi verilenler arasındaki tek oyuncu Larry Parks’tı. Dönemin ünlü oyuncusu hapis tehdidi karşısında 1941’de Komünist Parti’ye katıldığını, ancak dört yıl sonra ayrıldığını söyledi. Önce arkadaşlarının isimlerini vermek istemese de, o da korkularına yenik düştü. Komitenin önüne koyduğu seçenekler sınırlıydı. Ya muhbirlik yapacak ya da komiteye saygısızlıktan hapse girecekti. Ve Parks da muhbirliği seçti.
]McCarthy’nin, temeli insanları korkutmak olan sistemi tıkır tıkır işliyordu. [/color]
Parks’ın verdiği isimler de muhbirliği seçerek komiteye yeni isimler vermişti. Artık Amerika’da en hızlı büyüyen sektör ispiyonculuktu.
Leo Townsend, Isabel Lennart, Roy Huggins, Richard Collins, Lee J. Cobb, Budd Schulberg… Her biri konuştuktan sonra televizyona çıkarak, arkadaşlarını ihbar ettiğini Amerika ile paylaşmalıydı. Komite de kamuoyu önünde muhbircilerini motive ediyor ve “Bu adam sayesinde yataklarımızda biraz daha rahat uyuyacağız” diyerek sırtlarını sıvazlıyordu.
Komitenin muhbirleri arasında en çok dikkati çeken isim Kayserili bir Ermeni olan Elia Kazan’dı.
* Senatör ‘Cadı Avı’nı bir savaş stratejisi çerçevesinde titizlikle yürüttü
* Muhbirleri McCarthy’ye ihbar yağdırdı. Konu sayısız kitaba konu oldu.
* Suç işlediklerine dair hiçbir belge olmayan yüzlerce insan kamplara götürüldü.
([COLOR="red"]Türkiyede de Silivriye götürülüyor!- Doğan)
Kuyruk savaşçısı Joe; Senatör McCarthy!..
ABD’nin 1947-57 arasındaki Wisconsin eyaleti Cumhuriyetçi parti senatörü olan MacCarthy’nin babası Hitler sempatizanıydı.
McCarthy aslında bir hukukçuydu ve kariyerinin ilk adımını yargıç olarak attı.1942’de teğmen olarak donanmaya katıldı ve II. Dünya Savaşı’nda 30 ay boyunca askerlik yaptı.
Lakabı kuyruk savaşçısı Joe’ydu. Çünkü boş kaldığı zamanlarda hindistan cevizi ağaçlarına ateş ediyordu.
1946’daki senato seçimlerinde, Demokrat Parti adayı McMurry’ye karşı yürüttüğü kampanyada rakibinin Komünist Partisi’nin gazetesi Daily Worker’dan yardım aldığını öne sürdü.
]Olağanüstü yetki[/color]
Öncelikli görevinin “komünzmin yayılmasını durdurmak” olduğunu açıklayan McCarthy, 1949’da Dışişlerine komünistlerin sızdığını iddia eden 100 sayfalık FBI raporuna inanan tek senatördü.(]Bizde raporları F tipi polis hazırlıyor[/color])
Hükümet Operasyonlar Komitesi’nin ve buna bağlı Sürekli Araştırma Alt Komisyonu’nun başkanlığına yükseldi. Yetkisi inanılamayacak düzeye erişen senatör, sanatçılar, işçiler, gazeteciler ve nispeten güçsüz insanlardan sonra ülkenin idaresini elinde tutanları da suçlamaya başladı. General George Marshall, Roosevelt, Truman ve Eisenhower yönetimlerini suçlaması şüphe uyandırıyordu.
]Sonunu hazırladı[/color]
Amerikan ordusu, özel bir isteği reddedildiği için askerleri de karalamaya başlayan McCarthy’nin topluma yönelttiği suçlamaların asıl odağı olduğunu kanıtlayan telefon kayıtlarını kamuoyuna açıklayarak, yargılanmasını sağladı.
](Bizde de asıl tehdidin kaynağı kendisi olan Feto) [/color]
36 gün süren mahkemede kendini sahte belge ve fotoğraflarla savunmaya çalışan McCarthy’nin tek amacının yeniden seçilebilmek olduğu anlaşıldı.
2 Aralık 1954’te faaliyetlerinden dolayı kınama kararı aldı. 3 yıl sonra 1957’de 48 yaşındayken öldü.
]HOLLYWOOD MUHBİRİ: ELİA KAZAN[/color]
Rum kökenli ünlü yönetmen, Amerikan Karşıtları Komitesi’nin sorgulamalarında McCarthy ile işbirliği yaptı. Kendisi ihbarlarının üzerine yükselen parlak kariyerinin tadını çıkarırken, arkadaşları hapse atıldı
Dört yaşında ABD’ye göç eden Elia Kazan, Kayserili Rum bir aileye mensuptu. Asıl adı Elia Kazancıoğlu’ydu. Yale Üniversitesi’nde tiyatro öğrenimi gören Kazan, Broadway’in en iyi yönetmenleri arasındaydı. Oyun ve filmleri Amerika’nın çatışmalarıyla yakından ilgiliydi. 1948’de ilk filmlerinden ’Centilmenlik Anlaşması’yla Oscar kazanmıştı. Marlon Brando, James Dean, Natalie Wood, Warren Beaty gibi oyuncuların yaratıcısıydı.
Parlak başlayan kariyeri 1952’de Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi’ne verdiği ifade ile siyah bir gölgeyle kaplandı. McCarthy ile işbirliği yapan Kazan arkadaşlarını ihbar ederek, bir kısmının hapse atılmasına, bir kısmının işsiz kalmasına neden olmuştu.
1997’de Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği röportajda McCarthy sorgulamalarındaki tavrıyla ilgili olarak “Doğru olduğuna inandığım şeyi yaptım. Özür dilemiyorum. Utanmıyorum. Ve beni mutsuz etmiyor.” diyen Kazan, bir yıl sonra, Hollywood yıldızlarının protestoları altında aldığı Oscar heykelini kaldırırken ’utanıyorum’dan başka söz söylememişti.
]Hiç affetmediler[/color]
Viva Zapata, İhtiras Tramvayı, Amerika Amerika, Cennetin Bahçesi gibi önemli filmlere imza atan, Oscar’dan, Altın Küre’ye sayısız ödül kazanan Elia Kazan’ın sinema adına giriştiği hiçbir çaba muhbir olduğunu unutturmaya yetmedi.
](Bizim Taraf'tar muhbirlerimiz de medyada)[/color]
McCarthy sorgulamaları yüzünden ABD’yi terk etmek zorunda kalan yönetmen Joseph Losey, 20 yıl sonra Cannes Film Festivali’nde Kazan’a ödül verilmesi gündeme gelince, eski dostuna lanet yağdırdı. Losey cadı avının İngiltere’ye sıçraması üzerine orada da ancak takma isim kullanarak çalışabilmişti. Senarist Abraham Polonsky de Oscar töreni öncesi “Umarım ödülünü alırken biri onu vurur” diyerek tepkisini gösterdi.
Anadolu’dan göç eden bir Rum olan Kazan’ın muhbirliği seçmesi, ’Amerikalı’ sayılmak için dönemin egemen güçlerine yaranma çabası olarak değerlendirildi.
]Kendini filmlerle aklamaya çalıştı[/color]
Kazan’ın ‘istemeden işlediği bir suç yüzünden arkadaşları tarafından cezalandırılan liman işçisi Terry’nin hikayesini anlattığı Rıhtımlar Üzerinde (On the Waterfront) adlı filmin kendi otobiyografisi olduğu düşünülüyor. Filmde, öldüresiye dövülmesine rağmen ayakta kalan ve destekçileriyle beraber dimdik yürümeye devam eden Terry’de, Kazan’ın MacCarthy sorgulamalarındaki tavrını anlattığı söyleniyor.
[COLOR="red"]Yıllar sonra gelen itiraf:
UTANIYORUM
Hollywood altın çağını yaşarken yaptığı ihbarla bir çok sinemacının işsiz kalmasına neden olan Elia Kazan’a verilen ’Onur Oscar’ı büyük tartışmalara yol açtı. Ödülün gerekçesi, Kazan’ın sinema sektörüne yaptığı ’endüstriyel katkılar’dı. Oysa Kazan 1950’lerin Amerikan sinemasını baltalayan isimlerin başında geliyordu.
Ed Haris, Nick Nolte, Susan Sarandon, Tim Robins, Jesica Lange gibi ünlü oyuncu ve yönetmenler durumu protesto etmek için Oscar törenini terk ettiler. Ödülünü almak üzere sahneye çıkan Kazan titriyordu. Bitkin bir halde eline aldığı Oscar heykelciğini havaya kaldırdıktan sonra mikrofona eğildi ve elleri gibi titreyen ve zor duyulan sesiyle şöyle dedi: Utanıyorum!
Elia Kazan Oscar’ı protestolar arasında aldı
]Direnenler hep kaybetti…[/color]
Kimi mesleğine, kimi ülkesine, kimi de yaşamına veda etti… Muhbirliği reddeden ünlü isimlerin hikayeleri acıklıydı Köle kökenli bir aileden gelen Paul Robeson’ın en belirgin yanı ’ırkçılıkla mücadele’ydi. 1934’te Sovyetler’i ziyaretinden sonra sosyalizmden etkilenmişti. Bir konseri sırasında Klu Klux Klan’ın saldırısına uğradı. Nazım Hikmet şiirleri de besteleyen Robeson’un pasaportu iptal edildi. Hayatının sonuna kadar FBI gözetiminde yaşadı.
Senarist Ben Barzman Fransa’ya sürgün edildi.
Paul Jarrico, Tom, Dick ve Harry filmiyle 1941’de Oscar’a aday gösterilmişti. Kara listeye girdikten sonra mesleği bıraktı.
Howard Fast Yahudi kökenli bir Amerikalıydı. Komünist Partisi üyesi olan yazar siyahlara karşı sergilenen ayrımcılık üzerine araştırmalar yayınlıyordu. Bu konudaki en bilinen eseri olan Hürriyet Yolu, daha sonra film yapılmış ve Muhammed Ali başrolünde oynamıştı. McCarthy sorgularından sonra hapse atılanlar arasında bulunan Fast’in burada yazdığı Spartacus, Amerika’nın korku yıllarında hiçbir yayıncı tarafından basılmamıştı. Bu kitap da yıllar sonra Stanley Kubrıck tarafından filme çekildi. Nazım Hikmet için de şiir yazan Fast yıllarca iş bulmakta zorlandı ve takma isim kullandı.
]Hâlâ korkuyorlar[/color]
İnsan ruhunun iç çatışması, kişilikteki iyi ile kötünün rekabetini anlatan ve sinemanın başyapıtları arasında sayılan Dr.Jekyll and Mr. Hyde’ın oyuncularından Rose Hobart, Sinema Oyuncuları Sendikası’ndaki faaliyetlerinden dolayı sinemaya veda etmek sorunda kaldı.
Elia Kazan’ın yakın dostu olan ve kariyerinde de önemli katkısı bulunan yazar Arthur Miller McCarthy döneminin baskıcı ve hukuk tanımaz uygulamalarını eleştiren The Crucible/Cadı Kazanı hikayesi önce filme çekildi, sonra da tiyatro olarak sahnelendi. Komitenin ağır eleştirilere tabi tutulduğu oyunun sahneye konmasının ardından, ifade vermeye çağrılan Miller bunu reddettiği için hapis ve para cezasına mahkum edildi.
Üzerinden yıllar geçmesine karşın Amerikalı sanatçılar McCartizmin soğuk nefesini enselerinde hissetmeye devam ettiler.
Son olarak ABD’nin Irak’ı işgalini eleştiren Michael Moore ve Jessica Lange gibi isimler vatan hainliğiyle suçlandı. İyi ve Kötünün Bahçesinde Geceyarısı’nda filminde eşcinsel bir karakteri canlandırdığı için eşcinsellikle etiketlenen Kevin Spacey sektörün içinde bir yerlerde bastırılmış korkuyu açıkladı: ” Bu, McCarthy döneminin sürdüğünün açık bir kanıtıdır “
]Şarlo’nun vedası…[/color]
Melon şapkalı, bol pantolonlu, kocaman ayakkabılı, bastonuyla sürekli sakarlıklar yapan Şarlo tiplemesiyle dünya çapında tanınan Charlie Chaplin de sorguya çağrılan isimler arasındaydı. Birçok başyapıta imza atan Chaplin’in, Altına Hücum filminde komünizm propagandası yaptığı iddia ediliyordu. İngiliz olan Chaplin, sadece McCarthy’nin istediği isimleri değil, Amerikan vatandaşı olmayı da reddetti. Artık hedef tahtasındaydı. Genç kadınlarla yaptığı evliliklerden, bir filminde ABD memurunun tekmelendiği bir sahne bulunmasına kadar her konunun malzeme edildiği, büyük bir linç kampanyasıyla karşı karşıya kaldı. Anılarında hiçbir zaman komünist olmadığını belirten Chaplin sorgulamasında “komünist değilim” demek yerine “komünist olmak en doğal hakkımdır” dedi. Amerika’ya girişi yasaklandı ve ailesiyle birlikte İsviçre’ye yerleşti. Amerika yirmi yıl sonra kapısına Chaplin’e açtı. Hem de Oscar Özel Ödülü vermek üzere.
]SONUN BAŞLANGICI[/color]
Sanatçılar ve aydınlardan sonra karalama kampanyasına Amerikan başkanları ve orduyu da dahil eden McCarthy’nın çıkışları şüphe yaratmaya başladı. Suçlamalar karşısında sessiz kalmayan asker, yaptığı usulsüzlüklerle ilgili belgeleri açıklayarak yargılanmasını sağladı
McCarthy’nin başlattığı lincin destekçileri arasında ilginç bir isim vardı: Marksist felsefeci Sidney Hook.
Hook sol hareketin içindeki ’truva atı’ gibiydi. Yürütülen karalama kampanyalarının medya ayağında etkin rol alıyordu. McCarthy’yi desteklemekle kalmıyor, ona yeni ve daha etkili yöntemler öneriyordu.
“Aykırılığa Evet! Komploya Hayır!” ve “Kültürel katılığın tehlikeleri” adlı makalelerinde görünürde McCarthy uygulamalarını eleştiriyordu. Oysa Hannah Arent, Hook’un bürokratlar, entelektüeller ve politikacılar için “takip etme suçu” kavramını oluşturduğunu ve devletin liberal görüntü vererek cadı avını sürdürmesini önerdiğini itiraf etti.
( Onlarda da entel liboş, dönek solcular varmış)
Boşboğaz senatör
Komünistleri avlamak için, göreve atanan bürokratlara bağlılık anketleri uygulamak gibi daha derin uygulamalar tavsiye eden Hook bile ’cadı avı’nın politik bir hata olduğunu dile getirmişti. Ama eski Marksist’in itirazı McCarthy’nin faşist idaresine değil, boşboğazlığınaydı.
Gerçekten de McCarthy’yi yolun sonuna getiren bu boşboğazlığı olacaktı.
Joseph McCarthy, ülkenin aydınları ve siyasetçilerinden sonra devleti yönetenleri suçlamaya başlamıştı. Marshall, Truman, Eisenhower gibi isimlerin komünizmle mücadeleye yeterli katkıyı sağlamadığını ileri sürüyordu. Bu çıkışları aldığı kamuoyu desteğini düşürdüğü gibi, onu sonsuz yetki ile donatanların da kafasını karıştırıyordu.
Askerlikten gelen ve siyaset tecrübesi olmayan Eisenhower kendi partisindeki isimlerle anlaşmazlık içindeydi. McCarthy’den hoşlanmıyordu ve uzun süre kendisini komünist etkisinde kalmakla suçlayan senatörü kınayamadığı gibi, eylemlerini de destekledi. Amerikan Komünist Partisi’nin yasadışı ilan edilmesi, yüzlerce federal güvenlik görevlisinin “bağlılık-güvenlik programı” uyarınca uzaklaştırılması hep onun döneminde oldu.
Amerikan Karşıtlarını cezalandırmak için yola çıkan McCarthy suçlamalarına orduyu da dahil etmeye başlamıştı. 1954’te beş hafta boyunca Amerikan televizyonları askeri ve sivil görevlilere yönelttiği suçlamaları yayımladı.
]Saygınlığını kaybetti[/color]
McCarthy’nin orduya saldırmasın nedeninin, bir arkadaşı için istediği ayrıcalığın yerine getirilmemesi olduğu ortaya çıkmıştı.
Birçok ünlü sanatçı ve aydının yargılanması karşısında sessiz kalanlar için bile bu kadarı fazlaydı.
McCarthy’nin bütün saygınlığı ve güvenilirliğini yitirdiğini düşünüyorlardı.
Sadece olayı dışarıdan izleyenlerin değil son suçlamaların hedefi olan ordunun da sabrı taşmıştı.
Şimdi hedef tahtasında, sayısız insanı karalayan McCarthy vardı. Yaptığı usulsüzlükler medyaya sızdırılmaya başlandı. Çılgınlık düzeyinde işlere imza atan senatör kendi yöntemleriyle vuruluyordu. Özel hayatı da bu karşı kampanyanın vazgeçilmez parçasıydı. Tıpkı onun cadı avı listesine aldığı insanlar gibi kendisi de alkolik ve eşcinsel olduğu gündeme getiriliyordu. Artık tümüyle saygınlığını kaybetmişti.
İhtirası kontrol edilemez hale gelen McCarthy 1954’te “senato geleneklerine aykırı davranmak” tan suçlu bulunarak görevinden alındı. Operasyon Yönetimi Komitesi başkanlığını kaybeden McCarthy bir sonraki seçimlerde de gerçek bir hezimet yaşadı.
]Sorgu metinleri yayımlandı[/color]
Amerika’da üzerinden 50 yıl geçtikten sonra “Cadı Avı” arşivleri kamuoyuna açıklandı. McCarthy sorgulamalarının kayıtları 5 bin sayfalık metne dönüştürülmüştü.
Metinlerde en sık rastlanan ifade, McCarthy’nin “Bu bir tehdit değil, sadece bir dost tavsiyesi, ama doğruyu söylemezseniz hapse girersiniz” sözleriydi. Buna göre senatör önce ‘tanık’ göstereceği kişileri korkutuyor, sessiz kalırlarsa hapse atmakla korkutuyordu. Sorgu odasında korkutulmuş tanık ve McCarthy’den başka kimsenin olmaması da dikkat çekiyordu. Bu psikolojik savaşa direnenlerin ‘kamuoyu önünde sorgulanmaya çağrılmaması’, McCarthy’nin nasıl bir karartma uyguladığını gösteriyordu.
]İntihara sürüklendi[/color]
Sol görüşlü olan ve ırkçılık karşıtı Kara Panterler örgütü ile ilişkisi bilinen Jean Seberg’in başına gelenler McCartizm’in etkisinin
sorgulamalardan sonra da devam ettiğini gösteriyordu.
Jean D’Arc ve Günaydın Tristesse filminin ünlü Fransız oyuncusu Meksikalı yazar Carlos Fuentes’ten hamile kalmıştı. FBI, medyayı da kullanarak bebeğin siyahi bir teröristten olduğunu yaydı. Hakkında yayınlanan haberler Seberg’in erken doğum yapmasına neden oldu. Olayın ardından basın toplantısı düzenleyen Fransız oyuncu, gazetecilere ölü bebeğinin bedenini gösterdi. Seberg bu travmayı atlamadı. Her yıl ölü doğum yaptığı gün intihara kalkıştı. 1978’de Paris metrosunda bir trenin altına atlamaya kalkıştı ve 1979’da Paris yakınlarında arabasında ölü bulundu. Yanında boş bir ilaç kutusu ve veda mektubu vardı.
]‘Mutlu embesiller’e tokat gibi[/color]
1950’li yılların Amerikası’nda iktidarın muhaliflerini susturmak için medyayı kullanması, (AKP'yi anlatıyor sanki- Doğan) 2005 yılında çekilen ‘İyi Geceler ve İyi Şanslar’ adlı filmde sert bir dille eleştirildi
McCarthy dönemini anlatan sayısız kitap ve filme 2005 yılında bir yenisi eklendi. George Clooney ve Robert Downey Jr. gibi Hollywood ünlülerini rol aldığı Good Night and Good Luck/ İyi Geceler ve İyi şanslar 1950’lerin Amerikası’ndaki bilgi kirliliğinin en önemli aracı olan medyayı sorguladı. “Yıkılışın, kaçısın ve tüm dünya gerçeklerinden kopuşun kanıtı olarak” siyah-beyaz çekilen film Edward Murrow’un “Biz kesinlikle sağlıklı, şişman, rahat ve keyfi yerinde kişileriz. Rahatsız edici ve hoşa gitmeyen bilgilerden rahatsız olan bir yapıya sahibiz.” sözleriyle başlıyor. Bu, gücünü iktidardan yana kullanan medyaya karşı vatandaşın tepkisizliğine bir göndermeydi ve izleyenlere neden medyanın yarattığı bilgi kirliliğine göz yumduklarını, bu durumu kabullendiklerini, doğru bilgilendirilme hakkını savunmadıklarını sorgulattı.
Gazetecinin direnişi
Sadece 50’lerin Amerikası’na değil 2000’lerde dünyanın çok yerinde gelişen gazeteci modelini de eleştiren film, medyanın tüketici kültürüne teslim olarak kamuoyu yaratma işlevini terk edişini gündeme getirdi. Murrow karakteri üzerinden gazetecilerin, topluma gösterilen sınırlı gerçekliğin arkasındaki gerçek bilgileri gün ışığına çıkarmaktan sorumlu olduğu hatırlatıldı.
Filmde CBS Haber Merkezi, yalan haber yapmaları yönündeki baskılara karşı çıktı. Önce askerden uyarı geldi, sonra sponsorlar desteğini çekti. Bu sürecin sonunda McCarthy tarafından “komünist” olmakla suçlandılar. Murrow’un cevabı sarsıcıydı: “Suçlamanın kanıt olmadığını, mahkumiyetin delillere ve uygun yasal yöntemlere dayandığını daima hatırlamak zorundayız. Onlardan korkmayacağız. Eğer tarihimizi ve doktrinleri yeterince araştırırsak, korku içinde sebepsiz, mantıksız bir döneme sürülmeyiz. Ve farkında olmadığımız anların sebeplerini yazmaktan, konuşmaktan, tartışmaktan ve savunmaktan korkanların soyundan gelmediğimizi hatırlarız.”
(Mustafa Balbay ve İlhan Selçuk konuşuyor sandım)
]Vatandaşlık dersi[/color]
Film boyunca gazeteciler McCarthy’ye karşı mücadelelerini sürdürür, sonunda usulsüzlüklerini açığa çıkarmayı ve onu güçsüz bırakmayı başardı. McCarthy hakkında Senato sorgulama başlattı. Ödedikleri yüksek bedellere karşın, kararlı direnişleri sonuca ulaştı.
Tam da zafere eriştikleri anda beklenmedik bir şey oldu; izlenme oranları düşmeye başladı ve programları yayından kaldırıldı. Çünkü CBS’in başkanı W.Paley “İnsanlar artık vatandaşlık dersi değil, eğlenmek istemekteydi.”
Medyanın “mutlu embesiller” yaratma eğilimine karşı bugüne kadar çekilen en ciddi filmlerden biri olan İyi Geceler ve İyi Şanslar’ın Murrow’un ağzından verdiği mesajı şuydu:“Tv nin gerçek amacı insanları meşgul etmek, kandırmak, eğlendirmek ve izole etmek olduğunun farkına varmazsak, sonrasında tv nin kimin tarafından finanse edildiğini… kimin onunla ilgilendiğini görmek için çok geç olacak.”
SELCAN TAŞÇI
Yeniçağ..
"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.
"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.
Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 02/06/2009, 16:46, Düzenleyen: Dogan.