You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kizilbasforum'da Pir Zöhre Ana hakkındaki yazılanlar...!

Kizilbasforum'da Pir Zöhre Ana hakkındaki yazılanlar...!

Posting Freak
Kizilbasforum'da Pir Zöhre Ana hakkındaki yazılanlar...!
Alıntı:Yaşayan Tek Alevi Piri Zöhre Ana]? 'nın kısa Hayat Hikayesi

15 Haziran 1957 yılında Yozgat’ın Köçekkömü köyünde, evin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelir. Ailesi tarafından Süheyla ismi verilir. İlkokulu köyündeki okulda başarılı bir şekilde tamamlayan küçük Süheyla, çok istemesine rağmen ilkokuldan sonra okula gönderilmez.

1971 yılında ailesi Yozgat’ dan Ankara’ ya göç etmeye karar verir ve Ankara’nın Mamak ilçesinde bir arsa1 satın alırlar. Buraya yapılan evde yeni yaşamlarına başlarlar.

1973 yılında evlenir; bu evlilikten Gazi ve Selver adında iki çocuğu dünyaya gelir. Evin neşe kaynağı olan bu küçük çocuklarla birlikte büyüyen aile, Ankara’nın fakir insanlarını kucaklayan tepelerinden birine yapılmış bu gecekonduda, mutluluğun ve acının birarada olduğu “hayata” devam ederler.

Aslında herşey normaldir, kendisi ev işleriyle uğraşmaktadır, eşi çalışmakta, Gazi ise çoktan okula başlamıştır. Ama bir süre sonra, anlam veremediği bir takım olaylar meydana gelmeye başlar, evin içinden, dışardan, çatıdan, kapıdan gelen bazı sesler duymakta ama bunları kimseyle paylaşamamaktadır. Ta ki 1982 yılının 10 Kasım sabahı, saat 05:30’a kadar…
Bu olayı Zöhre Ana, “Cemden Gelen Nefesler” adlı kitabında, şu şekilde anlatmaktadır:

“Ailemde ve çevremde kesinlikle ne dedelik, ne ebelik mevzuu vardır. Ne de hacılık, hocalık... Ben bunları hiç görüp öğrenmedim… 1982 yılında tam 10 Kasım günü ilk belirti başladı. Perşembe günüydü. Saat 16.00 - 17.00 sıralarıydı oğlum okuldan gelmişti. Ona ders çalıştıracaktım. Tam lambayı yakarken birkaç günden beri duyduğum, ama kimseye söyleyemediğim sesleri duymaya başladım. Sanki içerde biri vardı. Ama göremiyordum. Aramaya başladım. Lambayı yakarken her yanı yeşil duman kapladı. Ben evin içinde nur olduğunu bilmiyordum. Nuru görüyorum, ama evi de görüyorum. Soba çok yanıyor diye koşup kucakladım. Soba yerindeydi. Beni yakmadı. Birden anladım. Bir besmele çekip iki dizimin üstüne oturdum. O nur, duman olup gökkuşağı gibi renklerle duvarlara serpildi. Soba yerindeydi, çocuklarım hayretle bakıyordu. Kendimi toparladım. Onların yemeğini verdim...
Aynı gece, yani perşembe gecesi sabaha karşı 05:30 sıralarıydı. Hatta saatime baktım. Unutamıyorum. Tam Beşi yirmi geçiyordu. Yine uyandım. Evin içinde olduğumun farkındayım, ama Hacı Bektaş-ı Veli dergahı olduğunu da görüyorum, evdeki masayı da görüyorum. Bir taraftan da bir dergah görüyorum. Masayı tutuyorum. Demek ki rüya aleminde değilim. O anda bir mübarek başıma dikildi. bana bir lokma verdi. Hurma sandım, meğer et lokmasıymış. İki parça yedirdiler. Beni semaha gönderdiler. Kırklar Semahı’na. İsmini söyledi. ‘Bana Gül Baba derler, ama asıl ismim Yusuf Ziya’dır’, dedi. Ben de ‘Peki dedim, Hacı Bayram’daki, yani Camideki evliyalar kim?’ diye sordum. Orada yatanların Mürşid-i Kamil, Kamil-i Mürşid-i Veli olduğunu söyledi. Diğerleri gelsin, kendilerini sana kendilerini tanıtsın dedi. Der demez kayba girip kayıp oldu. Kendimi toparlayıp kalktım. Beyimi uyandırdım, anlattım. Önce anlayamadı. Ama yatar yatmaz Gül Baba yine geldi;

‘Sen dünya çapında duyulup yayılacaksın. Sevenlere, sayanlara, darda kalanlara, biz buraya dergâh açıyoruz. Gelenlere de şifa vereceksin’ deyip yine kayboldu.

Sabah kalktığımda sevinçten vücudumda bir dinçlik, o zamana kadar yaşamadığım bir hafiflik hissettim. Sonra aile yakınlarıma, anneme, babama ve kardeşime de anlattım. … Onlar kuşku içinde benim hasta olup olmadığımızı gözlerken, bende ufacık bir baş ağrısı, diş ağrısı göz ağrısı bile yoktu. Hiç kaşıntım kalmamıştı. Eski günlerimden daha rahattım, Üstelik iki üç günde bir sabaha kadar beni uyutmaz oldular. Hoca, minarenin 05:30 ‘unda okurken, gerçekler de dersten çekilirlerdi. Böyle bir ay devam etti …

Bir ay sonra, bir dua öğrettiler. İsmim Ali Ekber, diyen biri öğretti. İsmail Peygambere Allah’dan kurban indiğinde, babası bıçağa yatırdığında bana öğretilen dua ile tekbirlenmiş. Kendini de ‘Babamın adı Hazreti Hüseyin anamın adı Hüsniye, ben Muhammed’in torunuyum. Bundan sonra sen bize kavuştun. Öğrettiğim duayla baban da senin kurbanını alıp kessin. Artık dersleri biz vereceğiz’ dedi. Sabah kalkıp babama o duayı öğrettim... Kurban kesilirken bunun üç defa tekrarlanmasını istediler.

"Bu dediğim 1982 yılı Aralık ayının son günleriydi. Kurbanı kestik. Etini dağıttık. Komşular, akrabalar kendi aralarında bu kurbanın sebebini aramaya başladılar. Ben eskiden çarşıya pazara çıkarken, çıkmaz oldum. Asıl merak ettikleri bendim. Her şeyden çekildim ve 1984 yılının ocak ayını buldum..."2


Artık o “Gelin Süheyla” değil; tüm dünyaya şifa elini sunan, dertlere derman yaralara merhem olan, Muhammed Mustafa - Aliyel Murteza’nın sesini, nefesini duyuran, bâtın âleminin ateşinin dumanını bu dünyada tüttüren tek yaşayan “Pir”, “Zöhre Ana”dır.

Zöhre Ana, bir yandan ziyaretine akın akın gelen insanların dertlerine derman olurken; diğer yandan da ummanlarda Pirlerden ders alır. Bu Pirler kendilerini Zöhre Ana’ya tanıtıyorlar, verdikleri derslerle, bâtın ve zahir alemlerinin gerçeklerini bildiriyorlardı.



O Haktan gelen bir ışıktı ve ışıktan rahatsız olanlar da vardı…

Sayısız insan şifayı Zöhre Ana’dan bulurken; bazıları da bu ortamı içine sindiremeyip resmi makamlara şikayetlere başlamışlardı. Bir dönem alıp başını giden bu şikayetler, Zöhre Ana’nın evliyalığına inanamayan, kerametini görse de kabul etmeyen insanlar –ki bunlar yakın çevresindeki insanlardan başkaları değildi- tarafından yapılıyordu. Bu şikayetler sonucunda, ziyaretine gelen insanlar ona ulaşamaz olmuşlardı. Kapısına kilit vurulmamıştı ancak gözle görülen bir engelleme de vardı:


“POLİS GÖZETİMİNDEKİ SARALI" 3
Sultan Kaya’nın tam yanından ayrılacağımız sırada, “Siz asıl benim görümcemin başına gelenleri dinleyin” dedi. Durdum :

- Nerede görümceniz ? Neler geldi başına ?

Sultan Kaya anlattıkça olayın gerçekten çok ilginç olduğu ortaya çıktı :

- Görümcemin adı Esma Aslaner. Geçen yılın başındaydı. Eve geldim ki, amanın... Görümcem kaskatı yatıyor. Elleri kenetlenmiş, bacakları iki kuru ağaç dalı gibi. Aç açabilirsen... Hemen yardım istedim. Sekiz on kişi bir otombile zorla yerleştirdik. Zöhre Ana’ya götürdük. Ama içeri almadılar.

- Neden? O durumdaki bir hastayı neden almadılar?

- Polis yasaklamış. ‘Alırsak biz suçlu duruma düşeriz’ dediler. Görümcemle birlikte hemen Karakola gittim. Bir polis istedim. Polisler çok kızdı.

‘Böyle bir kadına nasıl inanıyorsunuz?’ diye bağırdılar bana.

- Sonunda hastaneye mi gittiniz ?

Sultan Kaya başını iki yana salladı :

- Hastaneye değil... Yine Ana’ya döndük. Ama, binbir güçlükle...

Bana bağıran polise, ‘Sana ne, ben inanıyorum. Bırakın da içeri alsınlar bizi’ diye bağırdım. Bağırmaktan geçip yalvardım. Onlar da hastaneye gitmemizi istediler. Görümcemin zaten hastanelere gidip geldiğini söyledim, etmeyin eylenmeyin diye yalvardım. Karakol görevlisi amirlerinden izin alınmasını istedi. Evine gidip kaldırdım. Durumu gösterdim, anlattım. Benim karakola dönmemi, telefon edeceğini söyledi.

Karakola döndük, yine oyaladılar.

Sultan Kaya olayı yeniden yaşar gibi heyecanlandı :

- Polislere, ‘Görümcem saldırırsa, camları kapıları kırarsa suç sizin olur’ dedim. ‘Nereye giderseniz gidin ’ dediler. Ben döndüm amire, yeniden yalvardım. ‘Zöhre Ana’ya girmeyi yasaklamışsınız, şu haline bakın. Polis olmadan kapı açılmıyor, bana yardım edin’ dedim. Bize bir polis verdi. Karakoldan tam ayrılacağım, biri ‘Sen Alevi misin?’ demez mi? Kızdım, başladım bağırmaya, ‘Alevi olursam ne var bunda? Bundan size ne ? Zöhre Ana alevi sünni ayırım yapmaz ki, bunu soruyorsunuz’ dedim. Başladılar ağzımı yoklamaya. ‘Size alevilik için neler diyor ?’ diye sordular. Neyse, tam iki saatimiz böyle geçti. Sonunda bir polisle Ana’nın kapısına geldik.

Yasakçı anlayışı pek kavrayamadığım için, hayretle dinledim:

- Peki, dedim, polis, sizinle birlikte mi girdi içeriye?

- Ne içeri girmesi ağabey... Ötekiler adama tembih üstüne tembihte bulundular. ‘Sakın içeri girme, taviz verme’ falan... Neyse, biz girdik ya, önemli olan buydu. Girdik içeriye ve Ana biraz su istedi. Okuyup birazını içti. Kalanın görümcemin ağzından akıttı. Ağzını iki kişi zorla araladık. Allah seni inandırsın ağabey, beş dakika geçti geçmedi, görümcem kalkıp dizine yaslandı. Donduk kaldık.

- Kimin dizine?

- Zöhre Ana’nın dizine... Mübarek de ‘ Senin bir yakının mı öldü ? diye sordu. Görümcem, kocasının öldüğünü, o sırada yüzüne bakınca çok korktuğunu söyledi.

- Yani, o korku yüzünden mi sara hastası olmuş?

- Sultan Kaya şunları anlattı:

- Zöhre Ana ‘Ölülerin ruhu çeker, bu yüzden sara hastalığı kapmışsın. Bir yere de besmelesiz basmışın’ dedi. Yeşille yeniden silip pençesini çaldı. Görümcem hemen ayaklandı. Rengi yerine geldi. Düzelip yürüdü. Dışarı çıktık, polis memurunun ağzı açık kaldı.

- Polis korktu mu yoksa?

-Korkmadı. Çok saygılıydı. Ama şaşırmıştı. Hep birlikte karakola gittik. Arabadan indik. Görümcemi yürürken gören diğer polisler hem kızdılar, hem hayrete düştüler. Bazıları ‘Madem ki böyle, çocuklarımızı hiç okutmayalım, doktor yapmayalım’ dediler. Ben de, ‘Siz Zöhre Ana’yı tanımıyorsunuz, o üfürükçü ve hurafeci değil, Atatürkçü’ dedim, Her Türk çocuğunun okuyup yükselmesini istediğini söyledim. Sonradan, bu karakol polislerinden bazılarının da yakınlarını Ana’ya götürüp şifa aradıklarını duydum…

…Saradan kurtulan Esma Aslaner şimdi Siteler’de bir pastanede çalışıyor. Sağlıklı ve mutlu...”
Zöhre Ana, 19 Nisan 1990 tarihinde TBMM Başkanlığına verdiği bir dilekçe ile yapılan baskılardan duyduğu rahatsızlığı şöyle dile getirir:
“ Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Ankara Valiliği ve Cumhuriyet Savcılığı

7 - 8 yıldan beri bir ilhamla bilincime ulaşan duaları, kendi inançlarıma göre bana başvuran, ziyaretime gelen insanlara aktarıyorum. Yani, onlara dua okuyarak yardım etmekteyim. Kendilerine dua etmek için hiçbir kimseye çağrıda bulunmadığım gibi, herhangi bir şekilde şahsımla ilgili bir propaganda da yapmış değilim. Ayrıca maddi çıkarı hiç düşünmedim. Ve bana gelenlerin bu tarz taleplerini devamlı reddettim. Ben her şeyden önce Türk olup, bu ülkenin bir vatandaşıyım. Bu ülkenin ve Türk Ulusunun birlik ve bütünlük içinde bulunmasını huzurlu ve güvenli olmasını, insanlarımızın gerçekten birbirlerini sevmelerini dileyen bir insanım. Ayrıca, bölücülüğe, hurafeye ve çağdışı düşüncelere tümüyle karşı olan bir kişiyim. Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzurunu, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, ATATÜRK Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir, hükmünün yer aldığı Anayasa’nın ikinci maddesindeki esaslara ve unsurlara inanan, bağlı bulunan bir kişiyim. Bugüne kadar çeşitli amaçlarla birçok art niyetli insan tarafından Emniyet’e ve diğer ilgili mercilere de şikâyet edildim. Sürekli olarak Ankara Emniyet Müdürlüğünün gözetim ve denetimine tabi tutuldum. Bu olumsuzluklardan kurtulabilmem ve “Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir” diyen Anayasa’nın 19. maddesindeki hükmünden : ‘Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulmaz’ diyen Anayasa’nın 20. madde hükmünden faydalanmak istiyorum.

Üfürükçülük yaptığım ve menfaat karşılığı olarak şifa dağıttığım, peygamberliğimi ve evliyalığımı ilan ettiğim gibi birçok isnatlarla müteaddit defalar Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Siyasi Şube Müdürlüğü’nce hakkımda tahkikat yapıldı. Açılan davalar sonunda, Ankara Altı, Yedi ve Dokuzuncu Asliye Ceza Mahkemelerinde beraat ettim. Birinde, Ankara Dokuzuncu Asliye Ceza Mahkemesindeki dava reddedildi. Şimdi ise mezhep propagandası yaptığım şeklinde bir ithamla karşı karşıya bulunmaktayım. Mahkeme kararından da anlaşılacağı üzere ne Türk Ceza Kanunun 163. maddesine, ne de 677 sayılı kanuna muhalefet ettim. Hakkımda yapılan iddiaların, birer isnat ve iftira olduğu her defasında adalet makamlarınca kanıtlanmıştır. Yukarıda izah ettiğime dayalı olarak, Anayasa’nın insan hakları ve hürriyetleri için sıralanmış olduğu maddelerden faydalanmak istiyorum. Devamlı emniyet görevlileri tarafından yapılan denetim ve takipten ailem ve çocuklarım huzursuz olmuşlardır. Dilekçem ekinde sunduğum mahkeme kararına istinaden gereği için, sorumlular hakkında gerekli yasal işlemin yapılması ve önlenmesi hususunu saygılarımla arz ve talep ederim.”4


Tüm olumsuzluklara rağmen Zöhre Ana Haktan aldığını halka vermeye devam eder. Kurduğu vakıf aracılığıyla muhtaç insanlara el uzatarak onları okutur, düğünlerini yapar, giyecek ve yiyecek yardımlarında bulunur, tiyatro, folklor, semah, koro, bağlama kursu gibi etkinliklerle gençlerin bireysel ve toplumsal gelişimlerine katkıda bulunur, inancımızı bugüne taşıyan Pirlerin Türbelerinin bakım ve yenilemesini yaptırır…

27 yıldır bıkmadan usanmadan insanlara maddi ve manevi desteğini veren Zöhre Ana halen de bu desteğini sürdürmektedir.

Keramet arayanlara en büyük kerameti ise 72 millete bir nazarla bakıp onları Allah – Muhammed – Ali dergâhında tek bir çatı altında toplamasıdır.

Dipnot:
1-Zöhre Ana, Hak sırrına erdikten sonra bu arsada İmam Üseyin’in torunları olan Küçük Battal Gazilerin (Hıdır ve İlyas’ın) türbelerinin bulunduğunu bildirmiştir.
2-İsmet Solak, “Cemden Gelen Nefesler” s.87
3-İsmet Solak, “Cemden Gelen Nefesler” s.228
4-İsmet Solak, “Cemden Gelen Nefesler” s.12

(Kaynak: www.zohreana.com

]Canlar Zöhre Ana Hakinda Ne düsünüyorsunuz? Acaba burda Ana´yla Karsilasan Bir can varmi? varsa Bir seyler anlata bilirmi?





Alıntı:ALevi piri dediginiz zat - ı muhterem kendi cukkası icin caLısan sarLatandan baska birsey degiLdir...!

YıLLarca insanLara sifa dagıttıgı yönünde nam saLdı , bu bagLamda sürekLi tv ' Lerde cıktı , onunLada yetinmedi kitabı biLe cıktı , yedi süLaLesini zengin etti sizin anLayacagınız , ama ondan medet umanLar verdikLeri paraLarLa kaLdı , maLesef hicbir dertLerine care buLamadıLar...

InsanLarın maddi ve manevi duyguLarını bu sekiLde sömüren inanc tacirLerini siddetLe kınıyorum..Lütfen bu tarz kisiLere pir vs diyip prim yapmaLarına izin vermeyin..O kadın hicbirseydir..KeLin iLacı oLsa iLk önce kendi basına sürermis oda öyLe birsey...





Alıntı:Ben ankarada bir sene kaldım ordayken zöhre anaya bende gittim. ve her kesimden insanlar geliyorsu hasta insanlar sunnisi alevisi normal görüyorum..inanmak ayrı bir şey en azından saygı duyalım binlerce inanan kişiler var zöhre ana ya. burdaki bazı yazıları görüy0orumda rencide edici bir şekilde konusulmuş.. o zaman bizim dede dedigimiz dedelerimiz var onlarada saygı duymayalım? nasıl olur?




Alıntı:sanırım ankarada yaşıyor zöhre ana denilen zat herhangi bir kerameti varmı yok mu bilemem ama kendisine inan kişi bir hayli fazla.daha önce okumuştum kendisinin anlattığı hikayesini,sitesi var orda anlatmıştı bende merak etmiştim biraz girdim paylaşımda bulundum ama beklediğim gibi bi site olmadı sonra pek paylaşımda bulunmadım.kemalist bir kadın zöhre ana Hz alinin Daha sonradan Atatürk olaarak geldiğini savunuyordu hatırladığım kadarıyla




Alıntı:BEnce yanina gidin. Tabi herkesi iceri almiyor zöhre anamiz. kalbi temiz olani aliyormus, inanani aliyormus[Resim: 26.gif], kadin hissediyormus kapiya gelenleri. önce zaten bir odaya aliniyormussun sonrada karar veriliyormus yanina girebilirmisin diye[Resim: 26.gif]



Alıntı:allah sizi inandırsın[Resim: 26.gif] zöhre anaya tapan aleviler var kendini ona adamış onun izinde gidip lafından çıkmayan onun hasretiyle yanıp ttutuşan ve yüzünü görmek için ayılıp bayılanlar var[Resim: 26.gif] bende gördüm gayet güzel şık bi kadın[Resim: 26.gif] kendi kerameti varmıdır yokmudur bilemem ama tam bi paragöz olduğu kesin..yav ankaradaki harfiyatcılarinşaat sektörüyle uğraşanlar ona bir bir bina dikmişler sormayın gitsin..zöhre hanımdan dua alabilmeniz için kitabını almanız şarttır[Resim: 26.gif]

]Sitemizdeki bazı üyelerimiz o forumda bulunmaktadırlar.O kadar güzel cevap vermişlerdirki ellerine sağlık ama ben herkesin görüp bi yorum yapması için paylaşma gereği duydum....!
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]
Son Düzenleme: 13/02/2009, 21:16, Düzenleyen: AYFER.
Kizilbasforum'da Pir Zöhre Ana hakkındaki yazılanlar...!
bukonu hakkında tek seyleyecegim it ürürkervan sürer
Posting Freak
Kizilbasforum'da Pir Zöhre Ana hakkındaki yazılanlar...!
arkadaşlar

[color="red"]bakmakla görmek arasında fark vardır
herkez tanımak istese mutlaka görür...
Amaç bahane bulmaksa sadece bakar geçer.

Tarihte hep böyle olmamışmıydı bugün aleviyim diyen ama alinin kim olduğunu bilmeyen binlerce alevi var.

Hele bazıları varki onlar yunus emre yi hacı bektaş veli yi pir sultan abdal ı bir şair zannediyor söylediklerini de şiir gibi dinliyorlar.

Bilmezlerki her biri bin mana içerir .

Gerçeği bilen anlamını çözer , bilmeyen güzel şiir der geçer.

Hak kapısına hak için gelen girer sınamaya gelen giremez kapıdan dönünce
bende hata varmış da giremedim diye düşünmez tabiki çamur atar gidecek.

Hatasını kendini bilmeyen insan malesef böyle yapar gider.

Layık olmak lazım kendine güveniyorsan gel layık değilsen hatanı ara

çamur atma...

[/color]
[COLOR="Green"][SIZE="5"]
Atatürk dediler adıma benim
İkrarımı verdim Ali’dir Pirim
Mürşidim Zöhre Ana posta vekilim
Latince yazısını dilden dökerim

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Askerimi düzdüm Yunan’a karşı
Üseyin kafası mızrakta başı
Deniz kenarında Mehdi duacı

BİLDİREN ; PİR ZÖHRE ANA
[/COLOR]
Posting Freak
Kizilbasforum'da Pir Zöhre Ana hakkındaki yazılanlar...!
görmek istiyen görür görmek istemeyip direk camurunu bulaştırmaya calısırsa kendi camurunda bogulur kim anaya bir kuruş veriyormus ta ana ailesini zengin etmiş anayı hacıyla hocayla karıştıranlar ı sadece anama ısmarlıyorum zamanında hz muhamettede yaptılar onu bırakın allaha da laf söylediler söylesinle it ürür kervan yürür
Babam Seninle Dogdum Seninle Ölecegim Varsın Bana Ölüm Senin Yolunda Senin Işıgında Gelsin Grurumsun Pirimsin Atamsın Örnek Aldıgım Tek Lidersin BABAM
Atatürk
Son Düzenleme: 16/02/2009, 21:35, Düzenleyen: güzide.
Posting Freak
Kizilbasforum'da Pir Zöhre Ana hakkındaki yazılanlar...!
ALevi piri dediginiz zat - ı muhterem kendi cukkası icin caLısan sarLatandan baska birsey degiLdir...!

Asıl şarlatanlık, yolunu izini bilmemezliktir. Bir evliyayı gelmeden, görmeden, tanıma gereği duymadan, onun arkasından atıp tutmaktır… Bu tür insanlara tavsiyem gelip saygılı bir şekilde Zöhre Ana’yı tanımaya çalışsınlar, bakalım asıl şarlatan, cukkacı bu gün Alevilik yolunu maaşa bağlamaya çalışanlar mı? Yoksa insanlara bir sürü mucize ve kerametler gösteren o yolun sahibi bir pir mi? Görüp anlasınlar…

Yıllarca insanLara sifa dagıttıgı yönünde nam saldı , bu bagLamda sürekli tv ' Lerde cıktı , onunLada yetinmedi kitabı bile cıktı , yedi sülalesini zengin etti sizin anLayacagınız , ama ondan medet umanlar verdikLeri paralarla kaldı , malesef hicbir dertLerine care bulamadılar...

Ben ve benim gibi bir sürü insan, bir sürü konuda Zöhre Ana’dan dertlerine şifa aramışlardır. Bu şifaları da bulmuşlardır. Buna en güzel ve de canlı örnek benim. Zöhre Ana’dan bulduğum şifaların hiç biri için de kuruş ödemiş değilimdir. Tek harcamam gittiğim yolun otobüs parasıdır. Buna karşın Zöhre Ana olmasaydı bugüne kadar milyarlarca para hastane kapılarında harcayacaktım. Çektiğim onca zahmetler de cabası. Bu konuda iddiaları olanlar gelip benimle birebir tartışmaya girebilirler. Beklerim…

Ayrıca Zöhre Ana’nın tv’lere çıkması 27 sene boyunca on parmakla sayılacak kadar azdır. Bu kadar büyütmemek lazım…

Insanların maddi ve manevi duyguLarını bu sekiLde sömüren inanc tacirlerini siddetLe kınıyorum..Lütfen bu tarz kisilere pir vs diyip prim yapmaLarına izin vermeyin..

Elbette ki çok sahte şifa dağıttığını söyleyen yalancı çıkarcı insanlar var. Bunlara tabii ki prim vermemek lazım. Ancak bunu yaparken bütün insanları tanımadan karalamak da prim vermeyeyim derken kendi bindiğin dalı kesmek demektir. Bunca insan Zöhre Ana’yı bu kadar metediyorsa bunu araştırmak gerekmez mi? Oturduğun yerde, kulaktan dolma bilgilerle, üstelik yalnız Zöhre Ana’yı karalamaya çalışanların dilinden duyduklarınızla bir fikir oluşturmanız mantıklı düşünebilen bir insanla ne kadar bağdaşır?

O kadın hicbirseydir..

Ortada ne bir kadın var. Ne bir kel var. Ne de senin kafanda oluşturduğun gibi bir şey. Aslında hiçbir şey dediğin şey; senin kafanda oluşmuş kocaman bir hiç olan ,yalan yanlış önyargılı fikirlerindir.

KeLin iLacı oLsa ilk önce kendi basına sürermis oda öyLe birsey...

Körler burunlarının dikine yürürmüş, sağırlar duymaz uydururlarmış, akılsızlar yalnız kendi doğrularıyla yaşarmış. Senin ki de öyle bir şey olsa gerek…






allah sizi inandırsın zöhre anaya tapan aleviler var kendini ona adamış onun izinde gidip lafından çıkmayan onun hasretiyle yanıp ttutuşan ve yüzünü görmek için ayılıp bayılanlar var.

Bunlardan biri de benim. Hakkı görüp de odun gibi hiçbir şey olmamış gibi, tepki göstermeden, o heyecanı ve aşkı yaşayıp da coşmadan durabilir mi bir insan? Durabilirim diyen varsa beyninin içini bir kurcalasın, içi sap saman dolu olabilir…

“İnsanların düşünceleri sazlık yerine benzer. Oraya yaban eşekleri de uğrar. Aslanlar da uğrar.” Mevlana

bende gördüm gayet güzel şık bi kadın kendi kerameti varmıdır yokmudur bilemem ama tam bi paragöz olduğu kesin..yav ankaradaki harfiyatcılar inşaat sektörüyle uğraşanlar ona bir bir bina dikmişler sormayın gitsin..

Ankaradaki hafriyatlar ve inşaat sektörü öyle herkese bina dikiyorsa eğer sen iste bakalım sana bir mezar bile dikecekler mi? Kimse kimseye bina dikmez. Orda gördüğünüz ve bir türlü karınlarınıza yediremediğiniz, gördükçe çatladığınız o bina Zöhre Ana’nın bir mucizesidir. Tıpkı Hz. Musa’nın yaptığı piramitler gibi, tıpkı Ferhat’ın dağları delerek yaptıkları gibi. Mucizedir çünkü çok büyük yokluklar ve zorluklar için de yapıldı. Bunu yalnız oradaki havayı soluyanlar bilirler.

zöhre hanımdan dua alabilmeniz için kitabını almanız şarttır

Zöhre Ana’nın kapısında kimseye şartlar koşulmaz. Oradaki tek istenen şart sevgi ve saygıdır. Bunu da kendini insan olarak tanımlayan hiç kimse yadırgamaz herhalde…
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)
Posting Freak
Kizilbasforum'da Pir Zöhre Ana hakkındaki yazılanlar...!
eger bizim pirimiz öyle biri olsaydı bugun bukadar seveni sayanı hatta onun yoluna canını adıyan kimse olmazdı insanlar atıp tutarken birkere düşünsünler bu insanlar neden bukadar baglı neden baglanmıs neden yoluna canlarını koymus sadece okadar diyorum başkada birşey demiyorum
Babam Seninle Dogdum Seninle Ölecegim Varsın Bana Ölüm Senin Yolunda Senin Işıgında Gelsin Grurumsun Pirimsin Atamsın Örnek Aldıgım Tek Lidersin BABAM
Atatürk
Junior Member
Kizilbasforum'da Pir Zöhre Ana hakkındaki yazılanlar...!
Adım Deniz Tetik, yıllardır Zöhre Ana gerçeğinden haberdarım. Görüyorum ki bazı kimseler çok akıllı olduklarını düşünerek bu mevzunun ciddiyetinin ağırlığının farkında değiller. Şuan 32 yaşımdayım yıllar önce çocukluk yıllarımda senelerce yaşamış olduğum baş ağrıları vesilesi ile annem götürmüştü.Zöhre Ana yı ilk o zaman gördüm çok şükür geçti. Bir çok insan biliyorum iğleşmiş. Birtanesi benim oğlum. Nefrotik Sendrom teşhisi ile 1 ay hastanede yattı. Peritonit teşhisi ile acile kaldırıldı. Su içmesi bile yasak dedi Dr. lar hiç birşey yemiycek her an ameliyata alabiliriz. Oğlumun çığlıklarını duyuyorum ama beni almıyorlar sabah erken saatlerde hastaneye yatırdım Dr.'u evden çağırdılar. Dr. su bile yasak diyordu, ablam Zöhre Anaya gidiyo küçük pet şişedeki suyu zemzemi Anaya veriyo çocuk acilde ameliyat diyolar diyo. Ana suya parmağını değdiriyor.Hastanede perişanım öğleden sonra olmuştu Ablamın geldiğinde, suyu verdi Dr. yasakladı dedim su içmesine izin vermiyorlar. Ver dedi.Gizlice girdim. Elleri ayakları yatağa bağlıydı.pet şişenin kapağıyla suyu azına akıttım. Belki 2 saat sonra belki 2,30 saat sonra Dr. gördüm, "çok şanslısınız dedi Metehan'ın yerinde başka bir çocuk olsa çoktan karnını açmıştık. Bu düzelme beni bile şaşırttı dedi. Nefrolojide ki dr.'una söyledim geri gönderin diyo götürün servisinde kalsın dedi.'' Birkaç gün sonra taburcu oldu Şimdi çok iyi. Adresim numaram belli adım belli. Ben vakıfta gerçeği gören bilen Doktorlar biliyorum, öğretmenler biliyorum, demek hepsi saf da sizler göremeyenler inanmayanlar akıllısınız!!! Tabii ben sizi anlıyorum. Zöre Ana şöyle siyah bi çarşaf giyse bi perdenin arkasında otursa şöyle sakallı şalvarlı yakasız gömlek giymiş birileri olsa çevresinde, herkes ilahiler okusa huu çekseydi, siyaset yapsaydı. Ozaman inanırdınız. Allah ŞAH yolundan ayırmasın inananları.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.