![[Resim: 080520090120478796795_2.jpg]](http://www.habercem.com/newpics/news/080520090120478796795_2.jpg)
Habercem yazarı Mustafa Cemil Kılıç'ın yeni kitabı raflarda yerini aldı..
Yazar ve araştırmacı Mustafa Cemil Kılıç, yeni çıkan " Kızılbaş Müslümanlık" adlı kitabında, ' Kızılbaş ' kelimesinin tarihsel yolculuğunu irdeliyor.
İŞTE KİTABIN ÖN SÖZÜ:
“KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK “ TANIMLAMASINA İLİŞKİN
Kızılbaş sözü tarihimizde, özellikle çoğunluğu oluşturan Sünni çevrelerce, pejoratif anlamda kullanılan bir sözcük olarak yer almıştır. Sözcüğün bugün dahi geniş kitlelerce aynı şekilde kullanılmakta olduğu malumdur.
Sözcüğe pejoratif içerik zerk eden “ Mum Söndü “ suçlaması nedeniyle bir dönem Alevi lerce de reddedilen Kızılbaş adlandırması, yakın dönemde yeniden telaffuz edilir oldu. Halen bir meşruiyet mücadelesi veren bu sözcük, Alevi lerce yavaş yavaş yeniden sahiplenilmeye başlandı.
Bu sahiplenişin kaynağında sözcüğün Alevi tarihindeki olumlu ve övünülesi anlamı vardır. Bir zamanlar Alevi ler, Kızılbaş olmakla övünürlerdi. Özellikle Safeviler döneminde Kızılbaş lık, övünç duyulacak bir isimlendirmeydi.
Ancak Safevi – Osmanlı mücadelesinin Osmanlılar lehine sonuç vermesi Kızılbaş sözcüğünün pejoratif içerik kazanması için yürütülen çabaların güçlenmesine yol açtı. Sünni egemenlerin dilinde Kızılbaş lık “ ana – bacı tanımazlık “ anlamına gelmekteydi. Bu sebeple Alevi ler, bu sözcükle adlandırılmayı reddettiler.
Sözcüğe yüklenilen pejoratif içeriğin doğru olmadığını söylemek bile gereksizdir. Zira bu, atılan iftirayı ciddiye alarak savunma gereği duymak demektir. Bu noktada müfteriyi iftirasıyla baş başa bırakmak en doğru hareket tarzı olacaktır.
Güncel Alevi lik tartışmalarında Kızılbaş sözcüğü her şeye rağmen hala telaffuzundan çekinilir bir hüviyettedir. Bununla birlikte kimi Alevi çevrelerde bu sözcük üzerinden yeni bir Alevi lik tanımlamasına gidilmek istendiği de gözlemlenmektedir. Özellikle Alevi liği İslam dışı bir inanç olarak yeniden yapılandırmak isteyenler yer yer bu sözcüğe baş vurmaktadırlar.
“ Kızılbaş Alevi lik “, “Kürt Alevi / Kızılbaş / Sersor “ gibi kimi ifadeler “ Alevi liği, Alevi lik adıyla İslam dışına çekemedik, o halde Kızılbaş lık tanımlaması üzerinden İslam dışı yeni bir inançsal ve siyasi kimlik inşa edelim” şeklinde söylenebilecek bir çabanın ayak sesleri hüviyetine sahiptir.
Alevi liği, İslami bir akım olarak nitelemek ve bu şekilde tanıtmak, savunmak ve yükseltmek için çalışan Alevi kurumlarının bu amaca dönük çalışmalarını yadsıyan kimi Alevi örgütlenmeleri gerçeğin hilafına Kızılbaş lık kavramına İslam dışı bir anlam yüklemeye çalışmaktadır. Oysa tıpkı Alevi lik kavramı gibi Kızılbaş lık da İslam’dan ayrı düşünülemez. Alevi lik ve Kızılbaş lık Türk İslam tarihinin doğurduğu kavramlardır. Tarihsel gerçekleri deyim yerindeyse hayasızca ters yüz etme uğraşısı karşısında sessiz kalmamız mümkün değildir.
Tarihsel gerçekleri yüksek bir kararlılık ve apaçık bir netlikle tekrar tekrar ortaya koymak başta tarihsel Alevi kimliği ve tüm halkımız açısından yaşamsal değerde öneme sahiptir.
Alevi lik, Türk topluluklarının İslam yorumudur. İslamiyet’in kadim Türk inanç ve gelenekleriyle birleşmesidir. Kızılbaş lık Türkmen Alevi liğinin özel adıdır. Türkmenlik ise etnik bir kimlik olmanın yanı sıra aynı zaman da siyasal bir muhalefet hareketidir.Horasan, İran, Azerbaycan ve Anadolu topraklarında yüzyıllardır yaşanmakta olan Türkmen ayaklanmalarının politik karakteri Türkmen etnik kimliğini aynı zamanda siyasal bir kimlik noktasına taşımıştır. Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı’ya karşı ayaklanan “kara libaslı KIZIL BÖRKLÜ” kitleler egemen yöneticiler tarafından daima “ Dinsiz ve asi Türkmenler “ olarak nitelenmişlerdir. Bu nitelemede dinsizlik unsuru ile Alevi inancı, asilik unsuru ile de siyasal muhalefet hareketi anlatılmaktadır. Bu nedenle Kızılbaş lığı, Türkmen Alevi liğinin özel adı olarak tanımlamakla onu Alevi liğin siyasal yönünü ifade etmek için kullanmak son derece örtüşük bir yaklaşımdır.
Tarihte, ışık tayfası, Çepni, Rafizi, Babai, Sıraç, Bedreddini, Bektaşi vb adlarla anılan Alevi lerin yüzde doksandan fazlası Türk ve Türkmen iken Alevi liği, Kızılbaş lık kavramı üzerinden Kürtçe “sersor” sözcüğüyle Türk kimliği dışına çekmeye çalışmak, yanı sıra İslam dışı olduğunu ileri sürebilmek tarihsel gerçekleri ters yüz etme çabasıdır.
Bu türden çabalara karşı biz bu çalışmamızda, şimdiye değin pek kullanılmamış olan yeni bir tanımlama öneriyoruz.
“ Kızılbaş Müslümanlık “ tanımlaması hem Alevi liği İslamsızlaştırma çalışmalarını geçersizleştirecek hem de Kızılbaş sözcüğünün başta Alevi ler olmak üzere toplumun geniş kesimleri nezdinde yeniden meşruiyet kazanmasına yahut kimi çevrelerde zaten var olan meşruiyetini genişleterek daha da güçlendirmesine hizmet edecektir.
Kitapta yer alan “ Kızılbaş Olmak Kimsenin Haddine Değildir.”, “ Kızılbaş Devleti, Kızılbaş Ülkesi, Kızılbaş Ordusu” ve “ Kızılbaş lık: Siyasal Alevi lik “ başlıklı yazılarımız özellikle kimi Sünni çevrelerde Kızılbaş lığa dair var olan olumsuz yargıları kırmada etkili olacaktır.
Alevi liği İslam dışı sayma tutumu geçmişte Alevi olmayanlarca ileri sürülen bir iddia idi. Ne var ki günümüzde, geçmişteki tavrın öznelerinin inançsal takipçileri Sünni ilahiyatçılar ve Diyanet İşleri Başkanlığının kimi yetkilileri Alevi liği ısrarla İslami bir akım olarak nitelemektedirler.
Bundaki amaç elbette ki asimilasyondur. Dışlayarak asimile etme imkanının kalmadığını gören kimi Sünni çevreler, yöntem değiştirip absorbe ederek asimilasyon tekniğini kullanmaya karar vermiş görünüyorlar.Bu nedenle de Alevi liği İslami bir yorum olarak niteleme konusunda ısrarcı oluyorlar. Lakin onların kafasındaki “ İslamilik “ ile Alevi liğin İslamiliği kesinlikle örtüşmemektedir. Bu örtüşmezliği tüm çıplaklığıyla ortaya koyabilmek için biz “ Kızılbaş Müslümanlık “ nitelemesini yeğledik..
Kızılbaş Müslümanlığın Sünni Müslümanlıktan ( Asimilasyoncu Kimi Sünnilere Göre İslam’dan ) farkını tespit maksadıyla da “ Ehli Kıble İnancı Bakımından Alevi liğin / Kızılbaş lığın Durumu “, “ Tanrı İnancı Bakımından Alevi liğin / Kızılbaş lığın Durumu” ve “ Ahiret İnancı Bakımından Alevi liğin / Kızılbaş lığın Durumu “ başlıklı makalelerimizi kitabımıza koyduk.
Böylece okuyucularımız Sünniliğin İslam’la özdeşleştirilmesi kurnazlığını görerek Sünnilik dışı bir İslam anlayışının mümkün olduğunu göreceklerdir. Kızılbaş Müslümanlık, Sünnilik dışı bir İslam anlayışının somutlaşmış hali olarak asimilasyoncu kimi Sünni çevrelere engel oluşturacaktır.
Bununla birlikte “ Kızılbaş Müslümanlık “ tanımlaması, Kızılbaş sözcüğünün meşruiyet mücadelesinde önemli bir aşamayı teşkil edecektir.
Kitabın amacına ulaşmasını dilerim.
KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI:
KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK
" Kızılbaş Müslümanlar, Allah’a inanırlar. Ama onların Allah’ı bildiğiniz Allah’a benzemez… Onların peygamberi Hz. Muhammed’dir fakat Muhammed ayin – i cem eyleyip semah dönen bir Muhammed’dir Beş vakit namaz kılan değil…
Onlar Hz. Ali’yi çok severler ama sevdikleri Ali 7. yüzyılda yaşayıp giden Ebu Talip’in oğlu Ali değildir. Onların Ali’si hem Ali Bin Ebi Talip’tir hem de “ Kün” deyince on sekiz bin alemi yaratan, yarattıklarının rızıklarını veren, Arslan kılığında Muhammed’in yolunu kesen, kılıcı yetmiş arşın uzayan, hayber kalesinin kapısını şehadet parmağıyla asumana atan, hasılı bin bir donda görünen, Tanrı’nın zatına yapışıp o olan… bir Ali’dir.
Onların kitabı Kur’an’dır ama bu Kur’an “ sessiz Kur’an “ değil “ Konuşan Kur’an” dır. Ve onların bir mukaddes çalgısı vardır ki ona dahi “ Telli Kur’an” derler.
Onlar Müslüman’dırlar ama Kızılbaş Müslüman’dırlar. Kızılbaş Müslümanlar, bildiğiniz Müslümanlara benzemez. Onların namazı, bildiğiniz namaza benzemez. Onların orucu, bildiğiniz oruca benzemez. Onların haccı, bildiğiniz hacca benzemez.
Onlar Kızılbaş olmaktan kıvanç duyarlar. Çünkü Kızılbaş olmak onlar için bir şeref ve övünç ifadesidir.
Onlar kıblesi insan, Ali’si rahman, nutku Kur’an olanlardır…
Ve onlar, Ebussuud fetvalarıyla öldüre öldüre tüketemediğimiz kafirlerdir.
Duyulsun, görülsün ve bilinsin ki ben de onlardanım…
MUSTAFA CEMİL KILIÇ