Kızılbaşlıkta yolun başının bağlandığı kaynak hiç kuşkusuz Ali’dir. Ancak bilinmesi gereken son derece önemli bir ayrım noktası bulunmaktadır. O da Ali’nin Kızılbaşlıkta cismani değil ruhani bir anlam taşıdığıdır. Kızılbaşlıkta yaradılış inancının temeli Ali ile açıklanır. Ancak burada da ince bir yol ayrımı bulunmaktadır. Şöyle bulunmaktadır. Ali ruhani ifadelerde zahiri anlamın ifade edilmesi için kullanılır. Batınen ise Ali kullanılmaz.
Kızılbaşlıkta yaradılış inancının zahiri anlamının başında Ali vardır. Ali sonsuz evvelde var olandır ve yaradandır. O insanda dahil her şeyde kendini gerçekleyendir. Sonsuz gelecekte de bu anlamıyla var olacak olandır. Biz bu anlayışı yukardan beri değişik başlıklar altında sürekli tekrar ettik. Burada daha fazla açma gereği duymuyoruz
BASRİ BABA
İki cihan aslı sensin,
Allah Muhammet, Ali’sin,
Şah-i Merdan dili sensin,
Allah Muhammet, Ali’sin.
Sensin zübde-i mevcudat,
Sensin mevhum-ü meşhudat,
Alim’üssırr-ı hafiyat,
Allah Muhammet Ali’sin.
Zübde: Bir şeyin seçkin parçası
Mevcudat: Var olan
Mevhum: Esası olmayan, zihinde kurulmuş olan hayal
Meşhudat: Gözle görülmüş, görülen
Üsssır: Esas, asıl, kök, ,temel
Açıklama: Bir mutasavvuf olan Basri Baba, Kızılbaşlığın yukarda ifade ettiğimiz anlayışına yakındır.Bu dizelerinde de esas olarak bu anlayışı yani Hakkin Ali olarak kendini gerçeklediğini, ve hakta bulunan Üç uknumun, ÂAllah, Muhammed, Ali’ olarak Üç uknumun Ali de BİR’lik kazandığını ifade etmektedir. Kızılbaşlık bu noktada Basri Babadan ayrılır. Çünkü, Basri Baba anlayışı Erkek egemen anlayışa uygundur.
Kızılbaşlıkta zahiren Erkeğe dayalı ifadelendirme, batında dişiye göre anlamlandırılır. Daha doğrusu Dişil öge de devreye sokularak ve asıl öge olarak ele alınarak anlamlandırılır. Buna göre Basri Baba’da dile gelen ÂAllah, Muhammed,Alisin’ üçlemesi, Kızılbaşlıkta ÂAllah,Fadime,Ali’ biçimine dönüşür ve Fadime kavramı serçeşmenin başı olarak kabul edilir.
Sırrı Kur’an, hatemsin sen,
Secde olan ademsin sen,
On sekiz bin alemsin sen,
Allah, Muhammet, Ali’sin
Şeriat, tarikat sensin,
Hakikat, marifet sensin,
Hadi, mudil, kudret sensin,
Allah, Muhammet Ali’sin.
Afak sensin aksindir bil,
Gubari, gel kalbinden sil,
Zerren senin Fırat ü Nil,
Allah, Muhammet, Ali’sin.
Hadi: doğru yolu gösteren
Mudil: Güç, zor, çetin
Gubar: Toz
Afak: Gök ile yerin birleştiği kısım
Açıklama: Biz Basri Babanın bu nefesini yukardaki bölümlerde açıkladık, hemen üstte de ifade ettiğimiz gibi Kızılbaşlıkta dillendirilen Ali kültüne oldukça elverişle bir örnek olduğu için burada bir kez daha tekrarlama gereği duyduk. Özetle bu üç dizede Basri Baba Ali için, Â Kur’anda kainata ve yaradılışa ilişkin ne kadar bilinmeyen, çözülemeyen, anlaşılamayan varsa, bütün bunların bilgisine sen sahipsin ya Ali, çünkü, bu bilgilerin aslı sendedir. Çünkü, Kur’an sözü senin sözündür.
Sen ki kendi Varlık noktanda gizli olmaktan çıkıp kendini açığa vurduğunda, önce Kur’an olarak gerçekleştirdin kendini, Sonra bir bedende can olup Adem olarak gerçeklik kazandın. Alemlerin ademe secdesini isteyen de sendin, önünde secde edilen Adem de. Çünkü, Onsekizbin Alemsin sen. Sen bu temelde hem kendi sonsuzluk noktanda tek olansın Hem de çokluk olan. Biz dört kapı Kırkmakamı yol biliriz, erkan biliriz. Bütün bunların başı sana çıkar. Seni bilmek, şeriatı, tarikatı ,marifeti bilmektir. Seni bilmek kainatı bilmektir ve nihayet seni bilmek kendini bilmektir.’
Mü’min Allahın esması,
Sensin anın müsemması,
Adem, eşya muamması,
Allah, Muhammet, Ali,sin.
Esfel ü ala’da kalma,
Esma, müsemmada kalma,
Sırr-ı (Ev edna) da kalma,
Allah, Muhammet, Ali’sin.
( BASRİ BABA) nın eş’arı,
Şeksizdir, riyadan arı,
Ayan etti hep asrarı,
Allah, Muhammet,Ali’sin.
Esfel: En sefil, pek aşağı
Müsemma: Bir ismi olan, adlanmış
Edna: Pek aşağı, en bayağı
Riyadan: Özü sözü bir olmama
Açıklama: Basri Babanın özü ikilikten arınmıştır. O kendi özünde BİR’liğe yetmiştir. O Bir’liktir ki Ali de vücut bulur. Buna ne şek koşarım ne de kuşkum vardır. Ben anladım ama anlamakta da kalmadım, bu bilginin sırrını da açık ettim. İnandım, iman ettim ve açıklıyorum ki ÂAllah, Muhammed Ali, üçtür, Üçü BİR’dir ve Ali’dir.
PİR SULTAN ABDAL
Ay Ali’dir gün Muhammed
Üçyüz altmışaltı sünnet
Balıklarda suya hasret
Çarkı döner göl içinde
Açıklama : ÂAy Ali’yi temsil etmektedir, Güneş ise Muhammeddir. Yıl, üçyüz altmış altı gündür. Ve bütün bu düzen Arş-ı rahmanda, bütün Alemlerin bir çark düzeni içinde yer almalarından doğmuştur. Arş-ı Rahmanda ise Ali ve Muhammed yer almaktadır. Ya da onların Arş-ı Rahmandaki yerlerini Ay ve Güneşe benzetebiliriz. Bu temelde her şey yani bütün Alemler, gündüz ve gece, her şey, onların çevresinde pervaneler gibi çark içindedirler. Onların çarkı göl içindeki balıklara benzetilebilir. Suyun içindedirler ama onlar sanki de suya hasretlermiş gibi su içinde ama su için suya koşmaktadırlar. Çark halindedirler hep. Su, asıldır. Su olmazsa balık da olmaz. Balığın suya olan hasreti, aslına erme ona kavuşma hasretidir.
Ali ve Muhammed etrafındaki ya da Ay ve gün etrafındaki çark da balığın suya hasreti gibidir.’ Bu dörtlükte Ali ve Muhammed, Tek ve Tüm olan hakkın iki kuvveti olarak simgelenmiştir. Kızılbaşlıkta bu betimleme zahiren yapılır. Batınen yapılan betimlemede ise ÂNaci ve Naciye’ yer alır. Kızılbaşlar Naci ve Naciye’den gelenlerdir.
Var dükkanı pazar eyle
Kork hışmından hazar eyle
Aya güne nazar eyle
Ay Ali gün nur içinde
Açıklama : Bu dükkan yaratılışın sırları ile dolu olan bir bilgi dükkanıdır. Gir ve alışverişini bu dükkandan yap. Aç gözünü bak ama can gözünü açta bak, göreceksin ki, Ay ve gün ya da Ali ve Muhammed de bu doğuş halinin yasasına tabidir ve o ’Nur’ olan ’Tüm’ ün içindedirler. Tüm onlardır, Onlar da Tüm olandır. Ve cümlesi Nur olarak görünürler.
Pir SULTAN’ım bu bir sırdır
Ay da nurdur gün de nurdur
Hak Muhammed Ali birdir
Üçü sırdır bir nur içinde
Açıklama : Bu son dörtlükte yukardaki anlatımı daha da somutlaştırıyor. Betimleme ve simgeleri ne için ve ne yerine aldığını açığa vurarak ifade ediyor Pir Sultan. Ay ya da gün ya da ÂHak Muhammed Ali’ üçlüsü, Hakkın kendi kendini varetmesi, doğurabilmesi için onun kendisinde var olan ÂÜç Kuvvet’ i anlatmak için ifade edilmiştir. Kızılbaşlıkta bu Üç’lüye ÂTeslis’ denir. ÂÜÇLER’ olarak da sövlenir ve kutsanır. Gulbanklarda geçen kutsal ÂÜçler’ bunlardır işte. BİR’ in ÜÇ olduğunu ve ÜÇ’ün de BİR olduğunu ifade ediyor Pir Sultan. Buna da NUR diyor. Zahiren ÂHak Muhammed Ali’ diye ifade edilen bu Üçlü, Batınen, ÂHak ÂNaci-Naciye’ olarak ifade edilir.
* * *
HİLMİ DEDE
Tuttum aynayı yüzüme
Ali göründü gözüme
Nazar eyledim özüme
Ali göründü gözüme
Açıklama : Tüm ve Tek olanın aynı zamanda Çok’lukta olduğunu, Çok’luğun da aynı zamanda Tek ve Tüm olan olduğu yolundaki Kızılbaş felsefesinin yine ’Ali’ kavramıyla açıklanmasıdır bu dörtlükler. Bir insan aynaya baktığı zaman kendi sureti ile karşılaşır. Oysa Aşık aynaya baktığında Ali’yi gördüğünü söylüyor ve nasıl kı kendi suretin de Ali’yi görüyorsa kendi özüne baktığında da onu görüyor. Burada Ali, HAK yerine yani ’Tek’ ve ’Tüm’ yerine ifade edilmiştir. Bu çerçevede kendisinin de Ali olduğunun belirtilmesidir ve amaç Ali ile kendisinin özde aynı ve bir olduğunun ifadelendirilmesidir.
Adem baba Havva ile
Hem Alemel’esma ile
Çarh-ı felek sema ile
Ali göründü gözüme
Açıklama : Yer gök ve onsekizbin Alem Hakkın çevresinde semah halindedirler Buna çark-ıfelek dediğimiz gibi sema da diyoruz. Adem ve Havva ile yani insanlar da dahil olmak üzere yer ve gök ve de Hakkın kendisinden başka bir şey olmayan ve onun adını (Esma-yı Hüsna) taşıyan her şey sadece O olarak göründü. Hak olarak yani Ali olarak göründü bana.
Hazret-i Nuh Necuyullah
Hem İbrahim Halilullah
Sinâ’daki Kelimullah
Ali göründü gözüme
Açıklama: Hazreti Nuh ile Hazreti ibrahim ve Sinadaki kelamullah (Musa) bunların hepsi de aynı doğuş kapısıyle gelmiştir. Ve bunların tümü aynı zamanda Ali’dir. İlk dörtlükte de gösterdiği gibi Ali ise aynı zamanda Haktır. Burada Aşık ifade edildiği gibi ÂHak insanda insan Hakta’ demiş oluyor.
İsa-yı Ruhullah oldur
İki âlemde Şah odur
Müminlere penah odur
Ali göründü gözüme
Penah: sığınma, sığınacak yer
Açıklaması : Bu dörtlüğün de özü yukardaki ifade ile aynıdır. Yer verilen isimler farklılaşmaktadır sadece
Ali evvel Ali âhir
Ali bâtın Ali zahir
Ali tayyip Ali tâhir
Ali göründü gözüme
Tahir: Temiz
Tayyip: İyi güzel hoş
Ahir : sonsuz gelecek
Evvel : sonsuz geçmiş
Batın : Görünmeyen, iç evren, iç ya da gizli anlam
Zahir : Görünen, dış evren, dış ya da açık anlam anlam
Açıklama : Aşık, tüm insanlık eşittir ve kardeştir vurgusuyla, hepsinin bir doğum kapısından geldiğini anlatıyor. Kuşkusuz insanın kendisini ilimle geliştirmesi bir İnsan-ı Kamil mertebesine ulaştırması halinde, hakka yani insanın ilk doğduğu andaki temizliğine ve duruluğuna ulaşabileceğini Anlatıyor. Kendisini ilimle donatmayan her insan sıradan insandır. İlim insanı geliştirir. Ama bunun dışında tüm insanlık birbirine benzer ve eşittir. Ali burada bir semboldür ve bir Manadır. Cismani Aliyle ilgisi yoktur, buradaki ruhani Ali’dir. İslami motif simge olarak kullanılmış, takkiye yapılmıştır. Aşık, tüm insanların ve kendisinin yerine Ali’yi koyarak düşüncesini, inanma şeklini anlatmak istemiştir.
Ali candır Ali cânan
Ali dindir ali imân
Ali rahim Ali rahman
Ali göründü gözüme
Rahim: esirgiyen, koruyan, acıyan, Allah adlarından birisidir.
Rahman: Dünyadan hiçbir ayırım yapmadan herkese eşitçe bakabilen Allah adlarında birisidir.
Açıklaması : Aşık bu altıncı dörtlükte aslında yukarıda tüm söylediklerini toparlıyor. Ali’nin yani insanın yaratan olduğunu, bereketi ve bolluğu sağladığını, inancın kaynağı olduğunu belirtiyor. Ali, hem insan hem can, hem sevgili, yani hem dişi hem eril, hem tanrı hem de dindir. Kızılbaş Alevilikte Ali vurgusu Hz. Ali’yi değil doğrudan doğruya Hakkı simgeler.
Hz. Ali islamın korkunç baskı ve katliamları karşısında, özü saklamada kullanılan bir semboldür. Özü saklamanın bir şeklidir. Bunu kavramadan ne nefeslerin anlamlarını kavramak ne de özdeki sırrı bilmek mümkündür. İnsanın tarihini Düşman yazmaya görsün, her yönüyle çarpıtarak anlamını ve içini boşaltarak yazar. Kızılbaş Alevi inancı bu nedenle kendi özünden epeyce uzaklaşmış ve düşmanın bizlere sunduğu şekliyle anlaşılır olmuştur.
Hem Kızılbaş Aşıklarımızın tüm yapıtları yasaklanmış hem de üzerlerine kinle, zulumla gidilmiştir. Bu nedenle bu inancın sahipleri de kendi öz eserlerine ulaşamamış, felsefeyi gerçek kaynaklarından öğrenememiştir. Son dönemlerde çıkan yeni Kızılbaş yazarlar bir miktar bu süreci tersine çevirmeye başlamıştır.
PİR SULTAN ABDAL
Pir Sultan’ım şu dünyaya
Dolu geldim dolu benim
Bilmeyenler bilsin beni
Ben Ali’yim Ali benim.
Coşma deli gönlüm coşma
Coşup da kazanda taşma
Üç yüz altmış tane çeşme
Ser çeşmenin gülü benim
Çarşılarda dolanırım
Ben Hakk’ım Hak’tan gelirim
Ben Hak’kımı Hak bilirim
Deli dedikleri benim
Kılıcım kırk arşın uzar
Münkirin kökünü kazar
Çarşı pazarlarda gezer
Deli dedikleri benim
PİR SULTAN kapına kuldur
Bunu bilmek müşkül haldır
Ali’nin ihsanı boldur
Şah-ı Merdan kulu benim
Açıklama : Pir Sultan Abdal, Tanrı, Doğa ve İnsan özdeşliğinin dile geldi ve bu anlayışın Ali şahsında somutluk kazandığı yukarda ifade ettiğimiz anlayışa, Kızılbaş Meydanında durarak daha somut bir boyut getiriyor. Kuşkusuz Kendi noktasında var olan ve doğarak, yeni bedenlerde vücut bulup gerçeklik kazanan tanrının Ali şahsında dillendirilmektedir. Bunun yanlışa yolaçmasının önünü kesen Pir Sultan, bu dizelerinde ; « Bilmeyen bilsin sözü edilen Ali benim bende o Aliyim » demektedir. Burada asıl olan tanrı ve asıl olan onun bütün alemlerde gerçekleşen ve cisimleşen yeni görünümleridir ve bu görünümler içerisinde de onun kendisinden başkası olmayan insandır. Burada Ali bu görüşün dillendirilmesinde sadece bir vasıtadır.
Son dizedeki yaklaşım, biraz Tanrı,doğa, insan özdeşliği anlayışından uzaklaşıp Tanrı ve kul anlayışına doğru bükülme vardır. Pir Sultana ilişkin Kızılbaşça anlayış tarzından bir sapmaya işaret eder gibidir bu yaklaşım tarzı ve Pir Sultanı tahrif gibi görünmektedir.
Çünkü, her şey bir yana , »bilmeyen bilsin, ben Ali’yim Ali benim » diyen dahası, »Ben hakkım, Haktan gelirim » diyen bir anlayış düzeyi, « Aliyel Mürtezanın kulu olduğunu ifade etmez, edemez. Son dönemlerde sözüm ona Alevi kökenli sanatçılar takımında da böylesi bir saptırma söyleyiş tarzına tanık oluyoruz. « Bilmeyenler bilsin beni ben Aliyi seviyorum » gibi bir yaklaşım, Kızılbaşlıkta dillendirilen Ruhani Ali’den, cismani Aliye yöneltme çabasının bir ürünü olarak dillendirilmektedir ve sapmadır. Kızılbaşların Müslüman Ali ile ve bu anlamda cismani Ali ile onun adını kullanmış olmalarından başka hiçbir ilgileri yoktur.
Süleyman Şahin
Kızılbaş Alevilikte ALİ Allah'tır
Konu Sahibi / Yazar
donanma44
Kategori / Forum
Tartışmalar
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
4411
Kızılbaş Alevilikte ALİ Allah'tır
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi