You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Keşke Alevi Olabilseydim...

Keşke Alevi Olabilseydim...

Administrator
Keşke Alevi Olabilseydim...
[Resim: 210220092321498822672_2.jpg]

O, Aleviliğe gönül vermiş bir ressam. Cenazesinin de cemevinden kalkmasını istiyor...

[Resim: 2.gif]Sabah gazetesi cumartesi ekinde Tuluhan Tekelioğlu ünlü ressam ]Fikret Otyam ile bir röportaj yaptı.

Ünlü ressam, Anadolu’ya konuşmalar için gittiğinde Alevi köylerinde yaşadığı ilginç anılardan söz etti.

]Evet keşke Alevi olabilseydim. Onların inançlarını, görgülerini, bilgilerini, sevgilerini yüreğimde taşıyorum ve uyguluyorum ” diyen Fikret Otyam’ın Tuluhan Tekelioğlu ile yaptığı röportajdan ilgili bölüm şöyle:

-Size neden Fikret baba diyorlar?

-F.O: Bana Aleviler Fikret baba der.. Kitaplar yazdım, onlarla ilgili çok röportaj yaptım. Aksaray'da babam eczacıydı. Babam bir gün pazardan Cingir yağı almamı istedi. Gittim. Böyle pos bıyıklı birinden yağ alacağım. İbrahim Amca vardı. Kolumdan tuttu. 'Ondan almayacaksın,' dedi, 'kızılbaş' olduğunu söyledi, beni babama şikâyet etti. Çocuk aklımda kaldı o. Sonra yavaş yavaş dostlar edindim, Anadolu röportajlarına gittiğimde Alevi köylerine gidiyordum. Tertemiz döşekler, güzel yemekler, yanında rakı, sazlar. Böyle yavaş yavaş içlerine girdim: 1962'de Cumhuriyet'te Alevi röportajı yapmak istedim. 'Serseri misin?' dediler. Bilmeyenleri uyandıralım dedim. Bir ay sonra döndüm Anadolu'dan. Kitabım onlarca baskı yaptı. Ödüller kazandım. Sünni bir adam ilk defa gerçekleri anlatıyor... İş büyüdü. Yurtdışında toplantılara çağrıldım. Üçüncü Hacı Bektaş Veli Dostluk Barış Ödülü'nü bana verdiler. Cenazemin Cemevi'nden kalkmasını isterim. Anamı, babamı, can ciğer dostlarımı gömdüm. Politikacılar falan da ölünce soruyor imam: 'Nasıl bilirdiniz merhumu?' 'İyi bilirdik.' Ulan adam p... teki. Neresi iyi şunun? Cemevi'nde o soruyu sormuyorlar. Düşünsene Tuluhan, kadınla beraber oturur lokmasını yer, içkisini içer. Beraber dans ederler. Bektaşilik Alevinin koleje gitmişidir.

-Siz Bektaşi misiniz?

-F.O: Öyle bir törene girmedim ama bana baba derler.

-Ruhen?

-F.O: Evet keşke Alevi olabilseydim. Onların inançlarını, görgülerini, bilgilerini, sevgilerini yüreğimde taşıyorum ve uyguluyorum.

İŞTE O RÖPORTAJIN TAM METNİ

Fikret Otyam: Filiz altı kez hayatımı kurtardı

Onları ilk tanıdığımda 14 yaşımdaydım. Annemin yönettiği sanat galerisinde Filiz Otyam'ın muhteşem dokumalarına dokunurken, Fikret Otyam'ın neşeli hikâyelerini merakla dinliyordum. Duvara astığımız Tavus Kuşu tablosunu hiçbir zaman unutmadım. Alımlı, mağrur, göğe bakan gösterişli tüylerindeki renklerden büyülenmiş, hayaller kurmuştum... Aradan 22 sene geçti. Bir gün hastalandığını, beyin kanaması geçirdiğini okudum. Biliyordum ki, bu yaşam coşkusuyla onun da üstünden gelir Fikret Otyam. Resimlerine, yazılarına, şiirlerine dolup taşan yaşama sevinci, yaşlılık falan da dinlemez. Sabah resim yapıyor, öğlen yazısını yazıyor. Günde üç parmak rakısını içmezse Filiz Otyam kocasına, 'Hasta mısın Fikret?' diye soruyor. 37 yıldır aynı evde aşkla yaratıyor, aşkla çalışıyorlar. Ne yalan girmiş bu birlikteliğe ne de aldatma... Gazete satırlarına sığmayacak anılarını yakında kitabında da okuyacaksınız, Fikret Otyam'ın.. Öğle yemeğinde mutfağa gidip, özel nar suyundan getirdi, bir bardak da bana verdi Fikret Otyam. Nasıl böyle güzel yaptığını sormayı unuttum. Tadı damağımda keyifle dinlerken anlattıklarını, aklıma şu dizeleri düştü Mevlana'nın: Aşksız olma ki ölü olmayasın, aşkla öl ki, diri kalasın...

-Sizi çok iyi gördüm. Beyin kanamasından bir şey kalmadı, değil mi?

-Fikret O: Yazımı bitirmiştim. Almanya'dan Alevi bir aile gelmiş, beni de görmek istemişler. Memleketin halini sordular. Yazımı arkadaşın eşi yüksek sesle okudu, duygulandım. Akşam yattım, sabaha karşı bir uyandım ki gök birbirine karışıyor. 'Tansiyon ve şeker aletini getir Filiz,' dedim.

-Filiz O: Fikret'in başucuna geldiğimde o panikle ben de bayılmışım..

-Daha önce bu kadar ciddi hastalanmış mıydınız?

-Filiz O: Gazipaşa'da yaşarken oldu birtakım hastalıklar. 40 yıldır beraberiz, benim için 'Altı kere hayatımı kurtardı,' der..

-F.O: Doğru. Filiz altı kere hayatımı kurtardı. Kendi diktiğim ağaç var. Şeftali ağacı. Gazipaşa'daki evde. Her sabah kalkar, şeftali alıp yerim. Orada bir duvar var. Çıktım üstüne. Şeftaliyi alacağım, derken duvar üstüme çöktü. Kımıldayacağım. Briketler üzerimde. İmkânı yok çıkmamın. Filiz korkmasın diye kibar sesle seslendim. İşte Allah Filiz'e Hz. Hamza kuvveti vermiş. Briketleri kaldırdı üzerimden. Ayağa kalktım, şeftali elimdeymiş hâlâ.

-Filiz O: Ama nasıl biliyor musun, briketler kırılmış üzerinde. Fikret çıplak yatıyor. Antalya uzaktı, onun için.

-F.O: Beyin kanaması geçirdiğimde, 600 metre kadar toprak yolumuz vardı. Meğer eşya taşıyan kamyoneti ambulansa çevirmişler. Gözümü açtım, başımda iki tanıdık doktor. 'Beni bağlayın,' dedim. Sallanıyor araba. Gebe kadın çocuğunu düşürür. Hastaneye geldim. Kaybettim kendimi. Cennetin kapısındayım. Hacı Bektaş Veli ile Hz. Ali kapıda bekliyor, Hz. Ali'nin şarap testisi var. 'Hayrola ne oldu?' dediler. 'Beni istemişler geldim,' dedim. Bakıştılar, dediler 'Senin daha yapacak işin var,' orada. Gözümü açtım odadayım. Ama çift görüyorum. Serumlar, iğneler falan. Bir hafta sonra düzeldi. İnanamadılar. Meğer bir yıl sürermiş bu çift görme. Çıktık yürüyemiyorum, sonra baston-maston. Şimdi ilaç alıyorum sürekli.
Filiz O: Fikret'in böbrek sorunu, diyabet, tansiyonu da var... Her gün bir avuç ilaç alıyor.

-Siz olmasanız kim bakacak Fikret Otyam'a?

-Filiz O: Bilemiyorum.

-Aranızda kaç yaş fark var?

-Filiz O: 20'ye yakın. Ben 1943 doğumluyum. Fikret 1926'lı. Evliliğimizi burun buruna yaşadık 37 sene.

-Kavga olmadı mı? İki sanatçı dip dibe...

-F.O: Olmaz mı? Kanlı bıçaklı değil ama.
-Filiz O: Bayağı sert kavgalarımız oluyordu başlangıçta.

-Kim kime daha çok tahammül etti bu birliktelikte?

-Filiz O: Her zaman olduğu gibi kadın. Benim açımdan öyle.

-F.O: Yaptığımız işi bölüşürdük. O kahvaltıyı hazırlardı, ben akşam yemeğini.. Eskiden sigara da içerdik. Filiz 10 yıl önce bıraktı. Rahmetli İsmet Paşa'yla ikimiz Yeni Harman sigarası içerdik. Bir gün paşa beni çağırdı, kahve söyledi. 'Yak bir sigara,' dedi. 'Olmaz,' dedim. 'Sağır mısın?' dedi, yaktım. 'Püf de bakayım,' dedi. Koca İsmet Paşa'ya püf denir mi? Utanarak dumanı üfledim. 'Oh be' dedi. 'İki günüm kaldı.' Meğerse bir haftalığına bırakmış. Bir gün yine çağırdı beni. Kahve söyledi, Yeni Harman verdi. 'Paşam bu ne?' dedim. 'Püfün karşılığı,' dedi. Öyle bırakayım dedim sonra olmadı.

-Büyük kararları hep birlikte mi aldınız?

-Filiz O: Evet. Kolay değil, köyden sanata devam etmek. Ben metropol tipi bir insanım. Ankara'da doğdum, New York'ta yaşadım. Fikret 'Anadolu'da yaşayalım,' dediğinde 'Hadi gidelim,' dedim. Fikret benim küçük züppeliklerimi törpüledi.

-Neden bıraktınız Gazipaşa'yı?

-Filiz O: 25 sene, kolay değil. Ortam bozulmaya başladı, hoşumuza gitmeyen şeyler gördük. Antalya'nın öteki ucuna, Geyikli Bayır'a taşındık.

-Büyük kenti, İstanbul'u hiç mi özlemediniz mi?

-F.O: Alanya'ya geldiğimiz zaman kendimizi Paris'e gelmiş gibi hissediyorduk. Eve gelen bütün konuklarımıza kendi yaptığımız zeytin, peynir ve reçeli hediye ederiz. Benden bir rica onlara: Geldiğinizde kavanozlarınızı getirin. Kavanoz yok. İstanbul'da sergimiz var. Bir adamcağız geldi. 'Sana bir armağan getirdim,' dedi. Boynuma sarılıp öptü. Bir çuval oralet kavanozu getirmiş. Gazipaşa'da çok güzel günler geçirdik.

-Sizin gibi bir fikir adamı, şehirde yaşasa daha faydalı olamaz mıydı?

-F.O: Yok olmaz. Şehirde yaşasam aylak olurdum. Ankara'daki sergimize gelen bir muhterem, 'Ne güzel ibadet ediyorsunuz karı koca,' dedi. Sabah kahvaltıdan sonra, Filiz tezgâhına ben atölyeye. Ortalık kararıncaya kadar... Bundan güzel ibadet olabilir mi? Bunu nerede yapabilirsiniz? Hiçbir yerde yapamam.

-Filiz O: Akşam ikimiz de yaptığımız işleri masanın üzerine koyar birbirimizi kıyasıya eleştiririz. Fikret çok güzel yemek yapar,
güveçte türlüyü çok güzel yapar mesela.
-F.O: Bir pilavı beceremiyorum. Öğrenciliğimden beri beceremezdim onu.

FİLİZ OTYAM

Fikret Anadolu erkeğidir. Ben de ona uyum sağlamayı öğrendim.

Ben metropol tipi bir insanım. Ankara'da doğdum, New York'ta yaşadım. Fikret benim küçük züppeliklerimi törpüledi.

25 yıl Gazipaşa'da olmamız bizi çok üretken yaptı. Ben düzende iyi çalışırım, Fikret kargaşada verimli olur. Akşam ikimiz de yaptığımız işleri masanın üzerine koyar, birbirimizi kıyasıya eleştiririz.

Batı müziği severdim. Fikret'le türküleri dinlemeyi öğrendim.

Fikret'le evliliğimi hâlâ bir macera olarak görüyorum.

Yaşamımda büyük deği.ikliklerle karşılaştığım zaman, ne kararlar aldıysam almışımdır. Hiçbir zaman pişmanlık duymam, kendimi geriye dönük yargılamam.

FİKRET OTYAM

Bektaş Veli ile Hz. Ali kapıda bekliyor, Hz. Ali'nin şarap testisi var. 'Hayrola ne oldu?' dediler. 'Beni istemişler geldim,' dedim. Bakıştılar, dediler 'Senin daha yapacak işin var orada.'

Resim yapmadığım günler hasta oluyorum. Bir de akşamları üç parmak rakımı içmezsem, Filiz ateşime bakar, hasta mıyım diye. Benim ölçüm o. İçemiyorsam hastayımdır.

Bir gün sergime geldi Süleyman Demirel, gazeteciler sordu, 'Otyam ile darıldınız mı?' Cevabı şu oldu: 'Barışacağın adamla küsülmez.' Düşmanım gelsin evime, ben buyur ederim. İhanete, vefasızlığa hayatta hiç yokum.

Sigara dumanına dayanamıyorum. 65 yıl insanlara işkence çektirmişim. Şimdi sokakta sigara içen oldu mu kaldırım değiştiriyorum.

Cenazemin Cemevi'nden kalkmasını isterim

Size neden Fikret baba diyorlar?

-F.O: Bana Aleviler Fikret baba der.. Kitaplar yazdım, onlarla ilgili çok röportaj yaptım. Aksaray'da babam eczacıydı. Babam bir gün pazardan Cingir yağı almamı istedi. Gittim. Böyle pos bıyıklı birinden yağ alacağım. İbrahim Amca vardı. Kolumdan tuttu. 'Ondan almayacaksın,' dedi, 'kızılbaş' olduğunu söyledi, beni babama şikâyet etti. Çocuk aklımda kaldı o. Sonra yavaş yavaş dostlar edindim, Anadolu röportajlarına gittiğimde Alevi köylerine gidiyordum. Tertemiz döşekler, güzel yemekler, yanında rakı, sazlar. Böyle yavaş yavaş içlerine girdim: 1962'de Cumhuriyet'te Alevi röportajı yapmak istedim. 'Serseri misin?' dediler. Bilmeyenleri uyandıralım dedim. Bir ay sonra döndüm Anadolu'dan. Kitabım onlarca baskı yaptı. Ödüller kazandım. Sünni bir adam ilk defa gerçekleri anlatıyor... İş büyüdü. Yurtdışında toplantılara çağrıldım. Üçüncü Hacı Bektaş Veli Dostluk Barış Ödülü'nü bana verdiler. Cenazemin Cemevi'nden kalkmasını isterim. Anamı, babamı, can ciğer dostlarımı gömdüm. Politikacılar falan da ölünce soruyor imam: 'Nasıl bilirdiniz merhumu?' 'İyi bilirdik.' Ulan adam p... teki. Neresi iyi şunun? Cemevi'nde o soruyu sormuyorlar. Düşünsene Tuluhan, kadınla beraber oturur lokmasını yer, içkisini içer. Beraber dans ederler. Bektaşilik Alevinin koleje gitmişidir.

-Siz Bektaşi misiniz?

-F.O: Öyle bir törene girmedim ama bana baba derler.

-Ruhen?

-F.O: Evet keşke Alevi olabilseydim. Onların inançlarını, görgülerini, bilgilerini, sevgilerini yüreğimde taşıyorum ve uyguluyorum.

-Sizi ne üzer?

- Ben ihanete ve vefasızlığa hayatta hiç yokum. Bana vefanın en büyük örneğini veren Hıncal Uluç'tur. Bana bir ilaç verdi, kendisi de kullanıyormuş. Dört yıldır midem kanamıyor. Bir de resim meraklısı ettim Hıncal'ı. Hiç pazarlık etmez.

Birbirimizi hiç aldatmadık

-Aradaki yaş farkı hiç sorun yaşatmadı mı?

-Filiz O: Fikret daha Anadolu erkeğidir. Ona uyum sağlamayı öğrendim. Çünkü bu gibi konularda tartışmak bir kazanç getirmiyor. Ufak kırgınlıklarım vardı onlardan vazgeçtim. Hafif Batı müziği dinlerdim. Ondan türküleri dinlemeyi öğrendim. Evde onun istemediği müziği bağırtamıyoruz. Yaşamımda büyük değişikliklerle karşılaştığım zaman ne kararlar aldıysam almışımdır. Onu hiçbir zaman geriye dönük yargılamam. Çünkü o günkü koşullarda o kararlar geçerlidir. Fikret'le hakikaten çok farklı insanlardık. Çok şükür ki güzel şeyler yaşadık.

-Kim kime daha çok yardım etti?

-F.O: Filiz benim yabancı dilim. Yurt dışı işlerini o halleder. Milliyet benden röportaj istemişti ilk kez. Kolum kırıldı alçıda, fotoğrafları kim çekecek? Fotoğrafların çoğunu da Filiz çekti.

-Kıskandığınız zamanlar?

-F.O: Yok pek olmadı.
-Filiz. O: Birbirimize 37 senedir hiç yalan söylemedik, birbirimizi hiç aldatmadık.
-F.O: Kitabımızda yok o. Eğer ihtiyaç duyulsaydı olurdu herhalde.


İçmezsem hastayımdır

-Yaşlılık nasıl bir şey?

-F.O: Bombok bir şey. Mesela VHS'leri DVD'ye çektiriyorum, elimde baston, sırtımda fotoğraf makinesi. Yürüyemiyorum, taksiyle gidiyorum, araba kullanamıyorum. Kaldırımlar çok kötü, baston kullanıyorum. Bu bir nevi manevi işkence oluyor. Sigara dumanına dayanamıyorum. 65 yıl insanlara işkence çektirmişim. Sokakta sigara içen oldu mu kaldırım değiştiriyorum.

-Size mutluluk veren en çok hangi yanınız? Yazı mı, resim mi, fotoğraf mı?

-F.O: Onu ayıramam. Fikret Otyam, fotoğrafçı mı, ressam mı, yazar mı? Ben üçünün karışımıyım. Ömrüm böyle geçti. Millet bana usta fotoğrafçı der. Benim iddiam yok oysa. İddiam halka güzel bir şeyler vermek, adı ne olursa olsun.

-Ne heyecanlandırıyor şimdi sizi?

-F.O: Resim yapmadığım günler hasta oluyorum. Bir de akşamları üç parmak rakımı içmezsem Filiz ateşime bakar hasta mıyım diye. İçemiyorsam hastayımdır. Edebi erkanı ile içerim. İçince cıvıtmamak lazım.

-Filiz O: Eskiden günde bir büyük içerdi. Sonra kavga ederdik. Evliliğimizi hâlâ bir macera gibi görüyorum. Hiç unutmuyorum, Osmaniye'de mola verdik. Otobüste cam kenarında oturuyorum. 'Bana güzel bir şey söyle,' dedim. Fikret 'Camdan aşağı bak,' dedi. Baktım bir çocuk kafası yara bere içinde, cilt hastası olmuş. Ayakları çıplak. O zaman anladım ki Fikret ile hayat çok gerçekçi.

-Kavga edince yatak ayırmak vs.?

-F.O: Ya deli misin Tuluhan? Bak bir gün sergime Süleyman Demirel geldi. Orada gazeteciler sordu, 'Otyam ile dargın mısınız?' diye. Cevabı şu oldu: 'Barışacağın adamla küsülmez.' Barışacaksan küsmeyeceksin, küstün mü de 'Hadi eyvallah,' diyeceksin.

-Filiz olmasa hayatınızda ne olurdu?

-F.O: Başka birisi olurdu ama bu kadar keyifli olur muydu bilemem tabii.
Odatv.com

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.