You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kerbelayı Abartmayın...(H z.Hüseyin masum değilmiş)

Kerbelayı Abartmayın...(H z.Hüseyin masum değilmiş)

Administrator
Kerbelayı Abartmayın...(H z.Hüseyin masum değilmiş)
sönmez kutlu: Hz. Hüseyin tam haklı değildir, masum değildir. yezide neden düşmanca bakıldığını anlamıyorum.



SİVAS’TA KERBELA

[Resim: 175.jpg]

“… Bu konuda Hz. Hüseyin tam haklı değildir, masum değildir… Hz. Hüseyin’in dışında da feci şekilde öldürülmüş insanlar var neden bunlardan hiç bahsedilmiyor…

E-mail adresimde yazdığım gibi kendi kendime sık sık devamlı oku, ara, bul (arastir) diyorum. Ama ben en çok dinleyerek, gezip bizzat görerek gerçekleri bulmaya çalışıyorum.

Tümüyle bu amaçla Türkiye’deki Alevilik-Bektaşilik’le ilgili tüm sempozyumlara, panellere, anma etkinliklerine katılmaya çalışırım, olanaklar ölçüsünde bunu da yaparım.

Sivas’ta 20-22 Mayıs 2010 tarihleri arasında düzenlenen Uluslar arası Kerbela Sempozyumu’na da bu niyetle katıldım. Sempozyuma katılmaktaki amacım açıkçası hem bir şeyler öğrenmek, ve de nelerin konuşulduğunu izlemekti.

Sempozyum, Cumhuriyet Üniversitesi Kampüsün’ndeki Kültür Merkezinde yapılmıştı. Biri büyük üç salondan oluşan kültür merkezinde ayrıca bir sergi salonu bulunuyordu. Giriş kapısında hem Sempozyum, hem de Kerbela Mersiyeleri’yle ilgili büyük boy bez afişler konukları davet ediyordu.

Devlet Bakanı Faruk Çelik’in büyük salona gelmesiyle sempozyum başladı. Cumhuriyet Üniversitesi, Tunceli Üniversitesi, Nevşehir Üniversitesi Rektörlerinin de konuştukları Sempozyum’da ayrıca Dünya Ehlibeyt Vakfı Başkanı Fermani Altun, Türkiye Caferilerinin Temsilcisi Selahattin Özgündüz de Hz. Hüseyin ve Kerbela’yla ilgili değerlendirmelerini sundular. Sempozyum’la ilgili olarak da Doç. Dr. Alim Yıldız bilgi verici bir konuşma yaptı.

İlk gün söz alan Prof. Dr. Hasan Onat ise Kerbela’yla ilgili genel bilgileri dinleyenlerle paylaştı.

Öğleden sonra üç ayrı salonda üç ayrı oturum halinde yapılan konuşmaların ben A Salonu’ndaki “İslam Tarihi” konulu bölümüne katıldım. Burada Ünal Kılıç, Gencal Şenyayla, Hüseyin Algül, Fatih Erkoçoğlu tebliğlerini sundukları konuşmalarını yaptılar. Ama aslında ortaya konan Hz. Hüseyin ve Kerbela’yla ilgili klasik Sünni görüşleri tekrar etmekten başka bir şey değildi. Onlara göre; Kerbela önemli bir olay olmakla birlikte, tarih içinde kendisine birçok farklı anlam yüklenerek olduğundan daha başka bir şeye bürünmüş, bir kısım insanlar olayı çok fazla abartmışlar, birlik ve beraberlik ve İslam Dini’ne zarar verir yorumlar ve eylemler yapmışlardı. Bu konudaki duygusallığı bir ölçü de anlamak mümkün olmakla birlikte bunda aşırı gitmek dinimizin ilkeleriyle de çelişmektedir. Tarih boyunca fitneciler bu gibi olayları kendilerine malzeme olarak kullanmışlardır.


2. Oturum’da yine İslam Tarihi başlığı altındaki bölümde; Tahara Rhimpour Azghadi, Mahdie Sedat Fakoor, Esra Doğan konuşmacılardı. Oturum Başkanlığını Prof. Dr. Adnan Demircan, Müzakere’yi ise Dr. Ali Ertuğrul yapıyordu. Burada ise komik bir durum ortaya çıktı; Tahran’dan çağrılan Azghadi ve Fakoor hocalar ise sözde bazı Sünni alimlerin Kerbela Olayını çarpıttıklarını söylemek isterken kendileri de Kerbela ve Hz. Hüseyin konusunda bazı “abartılı anlatımların” olduğunu sayıkladılar. Bir de üstelik oturum başkanı ve müzakereci bu bayan öğretim üyelerini uyarır, azarlar tarzda çıkışlar yaptılar. Herhalde Sünni kafaya göre bu Şii oldukları lanse edilen sunucuları uyarıyor veya kendi kafalarınca onları düzeltiyorlardı. Bu görüşlere tahammül edemiyordunuz ve hiç benimsemiyordunuz da peki o zaman niye onları sempozyuma çağırdınız?

Ben ise iki konuşmayıcı dinledikten sonra Mezhepler Tarihi başlığı altındaki C Salonu’ndaki oturuma geçtim.

Yola turabız ya, “Medet Ya Ali!”, yol sefili olarak Allah bana yardımcı olmuş iyi ki bu oturuma geçmişim. Son iki konuşmacıyı burada dinleme fırsatını yakalamış oldum.

“Hz. Hüseyin konusunda hassasiyeti olanlar beni yanlış anlayabilirler” diye sözlerine başlayan profesör ünvanlı bir kişi Sivas’ta, bu salonda bir başka Kerbela Mezalimi yaşattı bizlere.

“… Bu konuda Hz. Hüseyin tam haklı değildir, masum değildir… Hz. Hüseyin’in dışında da feci şekilde öldürülmüş insanlar var neden bunlardan hiç bahsedilmiyor… Neden olaylar hep abartılıyor, tarihi gerçekler çarpıtılıyor… Olayların abartılması birlik ve beraberliğimiz için çok sakıncalıdır… Ben bir şeyi de anlamıyorum: Yetmiş iki milleti bir gören Yesevi geleneğinden gelen insan topluluğu nasıl olurda Yezid ve Yezid taraftarlarına düşmanca bakarlar… Araya fitne sokmak isteyenleri iyi tanımalıyız…” şeklinde kameralar karşısında söz söyleme saygısızlığını gösteren Sönmez Kutlu, bin dört yüzyıldır kanayan yara, Kerbela Mezalimini devam ettiren bir aktör rolüne soyundu.

Söz alarak asıl bu yaklaşımıyla fitneyi bizzat kendisinin yarattığını, söylediklerinin asla kabul edilemeyeceğini söyleyerek tepkimizi göstersek de, bir nevi “tarihi gerçeklerle duygusal tepkiler arasında arabulucu”luk rolünü üstlenen Prof. Dr. Hasan Onat ise herkesin bu konuda temkinli olması gerektiğini, tarihi gerçeklerin konuşularak çözülebileceğini vs. söyledi.

Alevileri ve Şiileri Sünnileştirmenin baş aktörlüğüne soyunan, Yezit taraftarı, İslam’ı siyasallaştırıp yüzyıllardır kan dökenlerin yanında safını belirlemiş Prof. Dr. Sönmez Kutlu Alevilerin inançlarına, değerlerine, ülkenin birlik ve beraberliğine saldırmıştır.

Alevi kamuoyunun zalimleri öven, bu beyni sulanmış bölücüyü iyi tanıması ve protesto etmesi yolun, insanlığın gereğidir.

Alevisiyle Sünnisiyle bu zulüm tepkisiz kalmamalıdır.

Daha sonra Halis Çetin isimli birisi de “Medenilik Versus Bedevilik; Kerbela Krizinin Ekonomi Politiği: Başlangıcın Sonu-Sonun Başlangıcı” isimli bir bildiri sunmak üzere söz almıştı. Ama bu vatandaş “Ben de Sönmez Kutlu’ya çok teşekkür ediyorum. Onun bıraktığı yerden devam etmek istiyorum.” Diyerek gerçekten de Sönmez Kutlu gibi saçmalayan bir konuşma yaptı. Bildiri metnini bir tarafa atan Çetin, klasik Sünni görüşün de ötesinde Aleviliğin temel değerlerine saldırma cüretini göstermiştir. Çetin yaptığı konuşmada “… sayın dinleyiciler insanlar putperestçe davranmaya başlamışlardır. Muhammed’in ölmesiyle birlikte onun yıktığı putlar tekrar canlanmış, bazı “kutsal” denilen mekanlar putlaştırılmış, oralar çok kutsal diye ziyaret edilir olmuş, dinin asıl yerine bunlar geçmiştir…” diyerek Kerbela toprağının ziyaret edilmesinin dinen bir anlamı olmadığını söyleme gafletinde bulunmuştur. Öğrendiğime göre diğer konuşmacılar konuşmalarda da yine Kerbela toprağının ziyaretinin anlamsızlığı üzerinde durmuşlar.

21 Mayıs Cuma günü 3. oturumda yine “İslam Tarihi” başlığı altında Mehmet Azimli, Adem Apak, Şaban Öz, Adnan Demircan konuşmacıydılar. Onlar da “bu olayların çok abartıldığını, olaylara sağduyulu bir şekilde yaklaşmak gerektiğini, Hz. Hüseyin’in başına gelenlerin Hz. Osman ve diğer birçok kişinin başına gelebildiği, fitnecilerin her zaman iş başında olduğu, bu konuda sakin olunması gerektiği” gibi yüzyıllardır Sünni ulemamın tekrar ettiği görüşlerden bile geri konuşmalar yapıldı.

Aynı başlıklı 4. oturumda da benzer konuşmalar tekrarlanıp durdu. Ahmet Turan Yüksel “Yürek Parçalayıcı Kerbela Olayı Sırasında Ubeydullah b. Ziyad’ın Kritik Rolü Üzerine” isimli bildirisin sunarken “yürek parçalayıcı Kerbela Olayı’ndan” eser olmayan konuşmasında tümüyle bir Sünni gözüyle zalim Ubeydullah b. Ziyad’ı “tarafsız gözle” ortaya koyma çabasıyla onun katilliğini geri plana itme eğilimi gayretine büründü.

5. Oturum’da ise Çorum İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Mehmet Evkuran “Tarih Felsefesi ve Teoloji Ekseninde “Kerbela” Sorunu” isimli bildirisini sunarken, Doç. Dr. İlyas Üzüm ise yine bizleri şaşırtan bir bildiriyle karşımıza çıktı. “Duygunun Tarihe Meydan Okuması: Tarihi Kerbela Olayının Tahrifi Bağlamında “Utak-ı Kasım”. Sayın Üzüm tüm tarihler boyunca Kerbela olayının abartıldığını, tahrif edildiğini diğer Sünni Ulema gibi tekrarlamaktan geri kalmadığı gibi konuşmasıyla aklın almayacağı bir tahribat yapmıştır. Efendim Hz. Hüseyin oğlu Kasım’la, Hz. Hasan’ın kızının nişanlanması olayı gerçek miymiş, bunu kim biliyormuş, (neyse ki bir saçmalayan konuşmacı gibi bu olaya kim tanıklık etti, zaten hasta bir Zeynel Abidin sağ kalmıştı, demedi (bu şuursuz hasta da Ehlibeyt Analarının varlığını nasıl göz ardı ediyordu, bizi bu kadar sahipsiz, aptal, cahil yerine koyabiliyordu?) gibi konuşarak bu olayın olup olmadığının şüpheli olduğunu, olsa bile neden tahrif edilerek olay çok abartılıyormuş. Vs. vs.

İllallah! Ya Sabır!

Sevgili dostlar; Sivas’ta sinsi bir oyun oynanmıştır.

Açılım, saçılım lafları altında başlatılan çabalarla Alevilerin Sünnileştirilerek asimile edilme gayreti hız kazanmış; bu oyunun baş aktörleri sahneye konmuş, oyun gözlerimiz önünde oynanmaktadır.

Sağduyu sahibi olanlar hariç konuya ne tarafsız, ne da sağduyulu, “bilimsel” bakması mümkün olmayan ilahiyatçılar veya benzerleri bu konu hakkında ahkam kesmeye başlamışlar, yazdıkları kitaplarla, makalelerle sözde “birilik, beraberlik, hoşgörü (bu arada hoşgörü kelimesi her zaman yanlış anlaşılıyor. Zaten birileri hoşgörü’den “beni görüşlerimden dolayı hoş gör”ü anlıyor. )” lafları altında oyunlarını oynamaktadırlar.

Şimdi elbirliğiyle çeşitli üniversiteler, belediyeler şimdiye kadar alışık olmadığımız şekliyle “valiliklerin” de desteğiyle birçok panel, sempozyum, toplantı, anma etkinliği vs. düzenler ya da bu kişiler belediye başkanları, valiler, rektörler bu toplantılara büyük oranda katılmaya başlamışlardır. Buralarda aynı söylemler tekrarlanır olmuş Alevilerin “sırtları sıvazlanır”, bol keseden vaadlerle halk kandırılmaya çalışılmaktadır.

Burada bir başka oyun daha oynanmıştır. Bu durumu protesto edip yazı yazacağım, dediğimde Tunceli Rektörü danışmanı olarak takdim edilen molla kafalı bir zat ise “yazılarınla Sempozyumu gölgeleme” şeklinde beni uyarma gafletinde bulundu.

Sempozyuma katılan Yrd. Doç. Dr. Durmuş Tatlıoğlu iyi niyetiyle “Kerbela Olayına Velayet Açısından Kısa Bir Bakış” isimli “bildirisinin” bir örneğini bana da verdi. 8 sayfadan oluşan ve yarısı şiir olan bu yazı eğer bir sempozyumda sunulan bir bildiriyse bu ülkede ne üniversiten, ne rektörden, ne öğretim üyesinden, ne öğrenciden bahsedilebilir. Hiç abartısız bir ilk okul çocuğunun yazabileceği bir yazı nasıl olup ta, bir sempozyuma bildiri olarak sunulabilmiş, bu nasıl olmuş ta kabul edilebilmiştir? Bunun hesabını hiç kimse veremeyecek midir?

Ey bu sempozyumu düzenleyenler;

Siz burada ne yapmaya çalıştınız; yüzyıllardır tekrar edilen teraneleri sıralayacak ilahiyatçıları konuşturarak!?

Neden ezeli hastalığınızdan kurtulamayıp; Alevilere, Bektaşilere, Şiilere vd. Batini İslam yorumundaki insanlara hep akıl verip durursunuz?

Neden onları inançsız, köksüz, tarihsiz, kitapsız, belgesiz görmeyi bir tarafa bırakmazsınız?

Neden Alevileri yok sayarsızınız?

Neden gerçekleri inkar edersiniz?

Aleviler her zaman incinseler de, “incitmesinler” denilerek bir toplumu onursuzlaştırmak mı istiyorsunuz?

Alevileri candan ilgilendiren bir sempozyuma neden Aleviliğe tarafsız bakıp araştırıp, yazan bilim adamlarını çağırmazsınız?

Neden Alevileri bir kuru odun parçası yerine koyup, en hassas oldukları meseleyi hafife alıp adice konuşmalar yapan insanlara meydan açarsınız?

Bu Alevilerin hiç sahipleri olmadığını mı düşünürsünüz?

Üç beş tane satılmış, kendini Alevi önderi gösteren budalaları yanınıza alarak ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Ayhan Aydın
Posting Freak
Kerbelayı Abartmayın...(H z.Hüseyin masum değilmiş)
Abartı dediğin mazlum şehit Hz. Üseyin'in darına gidesin inşallah....
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Administrator
Kerbelayı Abartmayın...(H z.Hüseyin masum değilmiş)
hüseyin üzmez gibilerinin mazlum görüldüğü bir dönemde İmam Hüseyin'in mazlum görülmemesi insana ne kadar normal geliyor.
Posting Freak
Kerbelayı Abartmayın...(H z.Hüseyin masum değilmiş)
Alıntı: “… Bu konuda Hz. Hüseyin tam haklı değildir, masum değildir… Hz. Hüseyin’in dışında da feci şekilde öldürülmüş insanlar var neden bunlardan hiç bahsedilmiyor… Neden olaylar hep abartılıyor, tarihi gerçekler çarpıtılıyor…

Hz ÜSEYİN'nin masumluğunu yada masulm olmadığını kim oluyorda mevzu bahis yapıyor.

İmam Üseyin yol için canından geçtiği için mi, çeşitli eziyetlere maruz kaldığı için mi masum değil. Yolun ululuğundan bihaber insanlar İmam Üseyin'in ne denli azaplar çektiğini anlayamıycak kadar zavallılar. Zavallı olmasalardı eğer normal bir insanla İmam Üseyin'i aynı kefeye koymaz, onlarda feci şekilde öldürüldü demezdi. İmam Hüseyin şehit edildi acımasızca ne için...

Şimdilerde yollarına bile sahip çıkmazken, yaşayan Pir'lerine sahip çıkmazken İmam Üseyin'in yaptığı fedakarlığı, yüceliği, çektiği zülmu anlıyacak mantık göremıyorum bunlarda.

Tek masum olmayan varsa oda bunun gibi düşünüp Pir'lere dil uzatanlardır. Burda cesurluk yapmasın. Zamanı gelınce İmam Üseyin'in ululuğu karşısında söylediklerinden utanır, yer yarılsada içine girsem der

Bu sözleri sadece onun cahilliğine veriyorum. Ancak cahil bi insan bunları söyliyebilir...Hemde İmam Üseyin için...
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler

Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.

Mürşit Zöhre Ana..
Son Düzenleme: 23/10/2010, 15:38, Düzenleyen: GAMZE.
Senior Member
Kerbelayı Abartmayın...(H z.Hüseyin masum değilmiş)
Tarihin gerçek olaylarini tam anlamadan, kavramadan birçok saptirilmis yorumlarla insanlarin beyinlerini kurcalamaktan baska fitne hesaplari içinde bu onemli vakayi unutturmaya çalisiyorlar
Ailesi ve ona (HZ HUSEYIN ) candan inanan yandaslari ile Arabistan dan goçerek atalarinin yanina (Horasan )ulasmayi amaçlayan Imam Huseyin , Yezid ve ordusu tarafindan Firat kiyilarinda bugunku Kerbela da katliyama ugramistir bu bir gerçek!
Tarihçiler bunu inkar edip mazlum IMAM HUSEYIN ni adeta suçlu suçlu gorup haksizlastirmaya çalisiyorlar!!??
Yezid politikasi!!
konuya saygilarimla
Son Düzenleme: 23/10/2010, 20:04, Düzenleyen: maho.
Posting Freak
Kerbelayı Abartmayın...(H z.Hüseyin masum değilmiş)
İmam Hüseyin'i katledenler, gerçeği yok ederek saltanat kurmak peşindeydiler.
Saltanat kurmayı başardılar ama Hz. Hüseyin'i yok edemediler.
Saltanata gelenler İmam Hüseyin'in başına gelenleri,
kendi cinayetlerini olduğu gibi yazacak değillerdi.
Ona namus iftirası bile atarak olayı adi bir cinayet gibi göstermeye çalıştılar.
Bu öğretiyle yetişenler 1500 yıldır Hz. Hüseyin'i ölümlü bir Arap olarak tanıdılar.
Oysa Hz. Hüseyin dört melekten biri olan Mikail'den başkası değildir.
Allah, Mikail'de tecelli ederek diğer kardeşleri olan Cebrail, Azrail ve İsrafil'e gerçeği beyan eden yüce bir varlıktır.
Cennet mekanda Fatıma Zöhre adıyla başlayan ezanı ilk defa o okumuştur.
Mikail, ikinci yaşamında Hz. Hüseyin olarak dünyaya gelerek ilk yaradılışta okuduğu ezanı Kerbela'da okuyan pirdir.
Hz. Hüseyin Hak'tır, Mürşittir, her iki dünyanın efendisidir.
Hz. Hüseyin, bir ismi Şah-ı Merdan, bir ismi Allah'ın Aslanı, bir ismi Allah olan Hz. Ali'nin oğludur.
Yezidin, Mavya'nın, putperest kafirin katlettiği can, Allah'ın bir sıfatıdır.
Kafir, şeriatçı, yezit, yobaz, kravatlı molla, ırz ve namus düşmanı softalar onun kimliğine, yüceliğine vakıf olamazlar.
O nedenle yüzleri daima kara, yolları daima haksızlık ve zulümdür.
Elli kanlı, Allah katillerinden, fitne fesatla Ehlibeyt'i katledenlerden ar- namus ve vicdan yoktur.
Armut dibine düşer.
Soyuna çeken it havlamaz da ne yapar.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 23/10/2010, 22:46, Düzenleyen: Dogan.
Administrator
Kerbelayı Abartmayın...(H z.Hüseyin masum değilmiş)
Düşünülmesi gereken başka bir durum var...

Kerbela olayından sonra acaba neden Ali taraftarları diye bir kavram oluştu?

Aleviler, Hz Üseyin iktidar savaşında katledildiği için mi yüzyıllardır yas tuttular?


Ey mollalar,
Çocularının ismine ehlibeyiti katledenlerin isimlerini verenler,
Hz Üseyin'e gizliden gizliye düşman olanlar,
Asırladır gelen Pir'lerin söyledikleri gerçekleri saklamaya çalışanlar,
3 altına Pir'lerine ihanet edenler,

Hepiniz çok ama çok iyi biliyorsunuz ki; Hz Üseyin iktidar için değil Kuran için katledildi.

Yüzlerce yıldır saklamaya çalıştınız.

Yine başarılı olamadınız.

Son maşuk tarafından dillere ve kalplere yine Üseyin ismi işlendi...

*** Aleviyim diyen herkes kendisine şunu sormalı :

"Neden Aleviler Ömere ve onun soyuna lanet eder ?"
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.