You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kaza ve Kadere Rızanın Değerlendirilme si: Tefekkür

Kaza ve Kadere Rızanın Değerlendirilme si: Tefekkür

Member
Kaza ve Kadere Rızanın Değerlendirilme si: Tefekkür
Ayağa batan bir dikenin bile kaza ve kader kitabında bir anlamı vardır. Bu bir uyarı, daha büyüğüne işaret eden bir anlama sahip olabilir. Ayrıca bir günahın da şefkat tokadı olabilir. Belki de iki ayrı anlama da gelebilir. Ama mutlaka Allah’tan mesajlar içerir. Bozulan bir çamaşır makinesi kişinin tövbe edeceğini ve yeni bir hayat rotası çizeceğini önceden haber verebilir. Ayrıca bir şükürsüzlüğe ve isyana da ufak bir kulak çekme anlamı da içerebilir. Duvardan düşen bir resim o kişinin kalbini kırmaya, ölümüne, itibardan düşmesine ima edebilir. Yani kader öyle bir kitap ki büyük olaylar gerçekleşmeden önce yavaş yavaş konunun gelişmesine ve nirengi noktalarına yeri geldikçe değinebilir, çeşitli dokundurmalarla önceden bazı şeyleri haber verebilir. Ayrıca önceden yaşadığımız iyi veya kötü eylemlerimizin dünyadaki manevi ödülleri veya cezaları olabilir de.
Müslüman kaza ve kader kitabını okurken kafayı bazı şeylere takmamalıdır. Yoksa saplantılı takıntılı bir psikolojik rahatsızlığa yakalanabilir. S. Freud bu psikolojik rahatsızlığa yakalananların çok zeki insanlar olduğunu söylemektedir. Bunun nedeni bu insanların başlarına gelen olay ve olgularda bazı ilahi kanunların farkına varmaları, yani olay ve olguların gelişigüzel olmadığını, belli kanunlarla cereyan ettiğini algılamalarıdır. Ama onlar bazı şeylere takılıp kalırlar ve bunlarla hayatlarını zorlaştırırlar. Bir Müslüman için böyle bir tehlike olmamalıdır. Müslüman ilahi kanunlara değil Allah’a güvenir. Bir takım uyarılar algılarsa hayatını zorlaştırmaz, duasını yapar, Allah’a tevekkül ederek işine gücüne bakar. Kötü bir şey başına geldiğinde hayatını gözden geçirip hatası varsa tövbe edip sabır gösterir. İmtihandan geçirildiğini anlar. İsyan etmez. Onun amacı ders almak ve benzer hataları yapmamaktır. Müslüman’ın kafasına taktığı tek kitap Kuran-ı Kerim olmalıdır. Daima onu okumalı, hayatını ona göre düzenlemeli ve onun emir ve yasakları ile hayatını sorgulamalıdır. Tabii kaza ve kader kitabı ahrette bize sunulacak amel defterimiz olacağı için ihmal de edilmemelidir. En az haftada bir kez kontrol edilip üzerinde tefekkür edilmelidir.
Müslüman madem kaza ve kadere, hayır ve şerri Allah’ın yarattığına inanıyor, öyle ise ara sıra kaza ve kader kitabını okumalı ve yaşadığı olaylarla Allah’ın kendisine nasıl mesajlar verdiğini düşünmelidir. Bu güzel bir tefekkürdür.
Tabii burada kaza ve kader konusunda yanlış bir itikada düşmemek için ehl-i sünnetin çizgisini hatırlatmakta fayda vardır. Her şey bir amaç için gerçekleşmekte ve Allah’ın izni ile yaratılmaktadır. Başımıza gelen bütün hayır ve şerler ve bizim yaptığımız bütün iyi kötü her şey de bu kapsamdadır. Her şeyi yaratan Allah’tır. İnsan kalbinde geçirdiği bir niyetle Allah’ın yarattığı filleri sahiplenmektedir. Daha doğrusu Allah bu niyetle kulu o yaptığını sandığı fiillerden sorumlu tutmaktadır. Böylelikle kula verilen cüzi irade (kısmi irade) doğmaktadır. Kul cüzi iradesi ile bazı şeyleri yapmak için harekete geçmekte, bu sırada yaptığını sandığı filleri Allah yaratmakta ve kulu bunlarla sorumlu tutmaktadır. İsterse bunları yaratmayabilir de. ‘Hâlbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı. (bk. Saffat suresi, ayet 96).’ Bakınız şu ayette de Allah nasıl da doğadaki en küçük bir fiile bile sahip çıkıyor: ‘Bir yaprak bile O’nun ilmi dışında yere düşmez. (En’am suresi, ayet 54)’
Hayatımızda gerçekleşen her şey Allah’ın izni ve yaratması ile meydana geldiği için gelişigüzel meydana gelmez. Kompozisyon içindeki kelime, içerisinde bulunduğu cümleye belli bir anlam kattığı gibi bu cümle de kompozisyon içerisinde bir işleve sahiptir. Bunun gibi gerek irademizle gerekse irade dışı meydana gelen her şey için bu kural geçerlidir. Yani ister farkında olalım ister olmayalım bizim için kaza ve kader adı verilen bir kitap yazılıyor. Bu kitabın her satırı da diğer satırla şu veya bu açıdan irtibatlı bulunuyor. Ahirette bu kitap bize sunulmadan önce okumakta ve bu satırlar arası ilgileri görmekte büyük bir fayda vardır. Aslında bunu her zaman yapmalı ve sürekli içerisinde bulunduğumuz olayları birbiri ile ilgi kurarak anlamlandırmalıyız. Bu kitabın sonunun iyi bitmesi için daima değerlendirmelerde bulunmalıyız. Tefekkürü elden bırakmamalıyız.
Allah’ın değişmez, şaşmaz kanunlarını kaza ve kaderi değerlendirirken görmek imanın yakinleşmesini sağlar. Zira nefis yaşanan olaylardan ders alır. Entelektüel zekâyla nefsin pek bir ilgisi yoktur. Allah’ın değişmez ve şaşmaz kanunlarından birincisinin başa gelen bütün bela ve musibetlerin günahlarımız neticesi olduğunu bilmektir. “Başınıza gelen her musibet, işlediğiniz günahlar nedeniyledir. Hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder (ŞÃ»râ suresi, ayet 30).”, “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük ise nefsinden dolayıdır (Nisa suresi, ayet 79).” “Şu kesindir ki, Allah kullarına zerre kadar bile zulmetmez (Nisa suresi, ayet 40).”
Yalnız kişi başkaları için edep gereği bu ölçüyü kullanmaz. Onlar için Allah yüce makamlar ihsan etmek için bela ve musibete duçar ediyor diye düşünür ve böyle de konuşur. Çünkü yüce Allah bela ve musibet konusunda başka bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Ey müminler, (itaat edeni asi olandan ayırt etmek için) sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan ve mahsullerden eksiltmek ile imtihan edeceğiz. Ey resûlüm, sabredenleri müjdele! (Bakara suresi, ayet 155)” Başkaları hakkında başlarına gelen bela ve musibetleri günahları yüzünden olduğunu düşündüğümüz zaman suizan yapmış oluruz ki bu büyük bir günahtır. Başımızı da manevi olarak belaya sokar. Zira bir hadis-i şerifte mümin kardeşinizi kınadığınız bir husus başınıza gelmedikçe ölmezsiniz diyor. Bela ve musibetlerin günahlarımız yüzünden olduğunu ancak nefsimizle baş başa kaldığımız anlarda kendimiz için düşünürüz. Bu konuda kendimizi suçladığımız anda Allah ilgili bela ve musibetin hangi günahımızdan doğduğunu kalbimize ilham eder. Bu güzel bir tefekkürdür. Şayet insanın kendini toparlamasına ve tövbe etmesine vesile olursa çok büyük bir nimettir. Hadis-i şerifte belirtildiği üzere bir saatlik tefekkürün yetmiş yıllık ibadete denk olduğu cinsten büyük bir ibadettir. Çünkü kişinin nefsi sözlerle, kitaplarla pek yola gelmez. Ama şöyle bir Allah’ın kudretiyle yazılan kaza ve kader kitabına bakıp da önündeki bela ve musibetlerle günahları arasındaki ilgiyi gözle görürcesine anlayınca hatasını anlayıp gittiği yolu düzeltebilir. Bu ancak böyle bir tefekkürle mümkündür. Yoksa kimse kimsenin sohbetinden, kitaplarından etkilenerek yolunu pek değiştirmez. İnsan nefsi demin de dediğimiz gibi entelektüel zekânın sunumlarına pek değer vermez. Ama ne zaman ki işin ucu kendisini rahatsız etmeye başlar, bela ve musibet kapısını çalar, o zaman bazen şapkayı önüne koyarak şöyle bir kaza ve kader kitabının satırlarını okumaya başlayabilir. Allah’ın ihmal etmediğini ama mühlet verdiğini görebilir. Tabii bu da ancak kalbinde iman varsa, hususiyle kaza ve kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna iman kalbinde varsa, bu aydınlanma mümkün olur. Bu yoksa böyle bir kişi her şeyin tesadüf sonucu olduğunu düşünür. Başa gelen bela ve musibetlerden ders çıkarmaz. Onu bunu suçlar durur. Öç alma duyguları ile şişer. Vakti ah vah etmekle geçer. Görünen nedenlere bakar, vaktini bunları eleştirmekle harcar. Günahlarla bela ve musibetler arasındaki derin ilişkileri sezmez. Anlamak da istemez.
Elbette bela ve musibetler durduk yerde başa gelmez. Birileri bunlardan sorumlu da tutulabilir. Mümin bu konuda hakkı ve hukuku yükseltmeli, bunun gereğini yerine de getirmelidir. Bunun için gerekiyorsa polise, mahkemeye başvurmalıdır. Bu yapılması gereken bir görev ve ödevdir. Hakkı hukuku aramamak, ayrı bir sorumluluktur, manevi yüktür. Ama iş bununla bitmemelidir. Bir de suçu kendimizde arayarak kaza ve kader kitabında hangi kötü amelimizin karşılığı olarak kaza ve kader niçin gelip bizden bunun için, yani gizli adalet için, bu bela ve musibetle kapımızı çaldı diye sormak gerekir. İşte bu sorgu ve sual nefse çok ağır gelir. İnsan bu noktada nefsine toz kondurmak istemez. Hatasını görmek hoşuna gitmez. Ama şunu bilelim ki nefsimiz kâfilerden bile alçaktır. Mümin her daim nefsi ve şeytan ile harp halindedir. Bu savaş asla bitmez. Son nefeste bile daha çetin olarak devam eder. Bazen insanın kendisini kaybettiği anlar olabiliyor bu imtihanda. O zaman işlenen günahlar gerçi unutulup gidiyor. Ama kaza ve kader unutmuyor. Allah böyle bir eksiklikten uzaktır. Gizli adaletin çarkları işliyor. Yeri geldiğinde Allah bizim o günaha tövbe etmemiz, doğru yola girmemiz, tabii en önemlisi de kaza ve kaderin bu sırlarına vakıf olup imanımızın artması için bela ve musibet olarak önümüze bu günahların meyvelerini getiriyor. Allah mutlaka bu anlarda ilhamlarla kula ‘Bak,’ der, ‘görüyor musun ektiğin günah tohumlarını, ağaç oldu meyve verdi, ye de bak ne kadar acı, işte sen bunları benden utanmadan yaptın, gel tövbe et ve yoluma gir de seni temizleyeyim, sana merhamet edeyim, bari ahrette bu bela ve musibetler senin için bir ibadete dönüşsün de çektiğin sıkıntılar bir şeye değsin. Sana yarasın.’ Onun için veliler ‘Kahrında hoş lutfunda hoş’ demişlerdir. Çünkü Allah’ın bu dünyadaki kahrı tövbeye ve sabra dönüştü mü ibadet hükmüne geçiyor ve ahrette rahmete vesile oluyor. Tövbe etmiş, hak yola girmiş kul bu kahra hiç şükretmez mi?
Allah’ın değişmez ve şaşmaz kanunlarından birincisinin başa gelen bütün bela ve musibetlerin günahlarımız neticesi olduğunu bilmek olduğunu söyledik ve bu konuyu da yeterince açtık sanırım. Allah’ın değişmez ve şaşmaz kanunlarından ikincisinin de bir zamanlar yapılan iyiliklerin, gönül almaların, hayır ve duaların da hayatımızı kolaylaştıran ve geliştiren imkânlara dönüştüğünü görmektir. Yaşadığımız güzellikler ve iyi haller de böyle bir kanuna bağlıdır. Gerçi bunlarda nefsin kendisine pay biçmesi doğru değildir. Zira iyi haller Allah’ın bir lutfu olarak görülmelidir. “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük ise nefsinden dolayıdır (Nisa suresi, ayet 79).”
Allah her birimize rızasını nasip eylesin. Amin.
Muhsin İyi
Posting Freak
Kaza ve Kadere Rızanın Değerlendirilme si: Tefekkür
İnsanlar kendi kaderlerini kendileri çizerler. Doğum, ölüm, vb. bir kaç istisna dışında insanın yaptığı her eylem kendi hür iradesi ile gerçekleştiği için kendi kaderini kendisi oluşturur...

İnsan hem akıl hem de nefis denen iki temel olguya sahiptir. Akıl üzerine inşaa edilen bir kader Hakka doğru yükselir. Nefis üzerine inşaa edilen bir kader insanın başına yıkılır...

İnsanın nefsine uyarak yaptığı her kötülük bir fidan gibi yeşillenip mutlaka insanın karşısına kötülük olarak çıkacaktır. Aklını kullanarak nefsinden uzak yaptığı her güzellik ise bir gün aynı şekilde yeşillenip karşısına güzellik olarak çıkacaktır. Yani ne ekerse onu biçecektir...

Ceza veya ödül yoktur aslında. Varsa da insanlar yaptıklarıyla kendi kendilerini ödüllendirip veya cezalandırırlar. İnsanın yaptığı kötülük karşısında kötülük biçmesi, yaptığı iyilik karşısında iyilik biçmesi vardır.. Hani dedim ya iyilik ve kötülük bir fidana benzer. Hangi fidanı ekerseniz doğal olarak o fidanın meyvelerini yersiniz. Meyve fidanı ekersen güzel tatlı meyveler yersiniz. Kaktüs fidanı ekerseniz dikenleriyle kendi canını yakarsın...

Allah kimseye git de bir insanı vur demez. Dolayısıyla bu benim kaderimde varmış ne yapayım demek yanlış olur. Sen istesen öfkene sahip olup o adamı vurmayabilirdin. Yani tamamen kendi hür iradenle kendi nefsine uyarak yaptığın bir eylemin Allah'tan geldi benim bu kaderimmiş demek çok yanlış olur. Hür iradenle yaptığın hiç bir şey senin kaderin olamaz...

Kaderi tam anlamıyla yanlızca Evliyalar yaşarlar. Biz insanoğlu bugün dışarı çıktığımızda bizi birinin öldüreceğini önceden bilsek dışarı adımımızı atmayız. Ancak Evliyalar öyle değildir. Hakka can cömertliği yapmak için bile bile ölüme giderler. Mesela Hz. İsa bile bile çarmıha gitti. Hz. Hüseyin bile bile Kerbalaya gidip şehit oldu. Çünkü Onlara emir Allah'tan gelmiş olduğu için hiç sakınmadan gidip canlarını Hak yoluna feda etmişlerdir...
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)
Member
Kaza ve Kadere Rızanın Değerlendirilme si: Tefekkür
söylediğin şeyler genel itibariyle doğru ama bazı yanlışlar da var. akıl ve nefis demişsin. nefis ve ruh karşıtını kullanman daha doğru olurdu. iyilik akıldan değil ruhtan gelir. akıl ölçme biçme değerlendirme bilgiyi hafızada tutma melekesi. ruh Allahtan bir nefha. iyiliklere ve güzelliklere aşık olur. Allahı tanır bilir. rüyada peygamberi ve velileri tanır.
bir de hz. İsa Aleyhisselam öldürülmedi göğe çıktı. kuran ayeti ile sabit. inkar etmek küfre mucib olur. hz. hüseyin dediğin gibi bile bile şehadet şerbeti içmeye gitti. bize de imam olarak bir ders bıraktı.
Posting Freak
Kaza ve Kadere Rızanın Değerlendirilme si: Tefekkür
Rüyada şeytanlığıda güzel tanınır herkes rüyada PEYGAM ve Veli'yi göemeye yürek ister herkeste o yücelik yoktur.
Bir ismim Bektaş bir ismim Ali
Bir ismim Mustafa Kemal'im teni
Bozatlı Hızırdır vallaha Piri
Bir ismim Muhammet Mekkede yeri.

ZÖHRE ANA
Member
Kaza ve Kadere Rızanın Değerlendirilme si: Tefekkür
ruh rüyada şeytanı, velileri, peygamberleri ayırt eder. yalnız velileri gördüğü zaman önce peygamberi gördüm sanır tereddüt eder sonra veli mi der tereddüt devam eder. şeytanda ise şeytan ben falancanın ruhuyum dese de şeytandan olduğuna dair için derin bir kuşku olur. ondan peygamberimiz şeytan benim suretime giremez derken bunu kasdetmiş. içinizde itminan duygusu ile peygamberi gördüm şeklinde izlenim versa o peygamberdir. kuşkuya gerek yok. veli mi peygamber mi derseniz o velidir. şeytan mı veli mi diye kuşku olursa o şeytandır. son nefeste imanı çalmak için gelecek şeytanla görünüşte bir kaç dakikalık ama başka boyutta saatler süren bir mücadele yaşayacaksınız. onun şeytan olduğunu bileceksiniz. bu hadisle sabit. yalnız sizin kaygılarınızı kullanarak imanınızı isteyecektir. dikkatli olun. sadece sizleri kandıracaktır. vaddettiği şeyler hep yalandır. günahları çok olanlar kanabilirler. kanınca imansız gitme tehlikesi
olabilir.
Posting Freak
Kaza ve Kadere Rızanın Değerlendirilme si: Tefekkür
O yalan sizin gibilerin içindedir iyi güzel bir yazıyazda okunmaya değsin bari radyoyu açda kulağın ses ve söz duysun kuru kuruya konuşma.
Bir ismim Bektaş bir ismim Ali
Bir ismim Mustafa Kemal'im teni
Bozatlı Hızırdır vallaha Piri
Bir ismim Muhammet Mekkede yeri.

ZÖHRE ANA
Posting Freak
Kaza ve Kadere Rızanın Değerlendirilme si: Tefekkür
muhsin iyi yazdı:söylediğin şeyler genel itibariyle doğru ama bazı yanlışlar da var. akıl ve nefis demişsin. nefis ve ruh karşıtını kullanman daha doğru olurdu. iyilik akıldan değil ruhtan gelir. akıl ölçme biçme değerlendirme bilgiyi hafızada tutma melekesi. ruh Allahtan bir nefha. iyiliklere ve güzelliklere aşık olur. Allahı tanır bilir. rüyada peygamberi ve velileri tanır.
bir de hz. İsa Aleyhisselam öldürülmedi göğe çıktı. kuran ayeti ile sabit. inkar etmek küfre mucib olur. hz. hüseyin dediğin gibi bile bile şehadet şerbeti içmeye gitti. bize de imam olarak bir ders bıraktı.

Sevgili arkadaşım,
Akıl Allahın insanlara lütfettiği kendi nurudur. İnsanlar o yüzden akılla yükselirler. Bak bugün islam ülkeleri akıl yolunu bırakıp tamamen hurafe, eski adet ve inançlarla hareket ettikleri için geri kalmışlardır. Onları ne ruhları ne de gördükleri rüyaları kurtaramamıştır. Oysa batıya bakınız inanç olarak zayıf olsalar da akıl yolunu seçtikleri için daha insanlığa yakışır medeni bir hayat sürüyorlar...

Akıl derken tabi aklı dünyevi işlerden çok manevi işlerde kullanmak önemlidir. Akıl sayesinde insan yaradanını tanır. Onun ne istediğini kavrar. Nefsiyle aklı sayesinde mücadele edip, nefsiyle geçici güzelliklere sahip olacağını, akıl yolu ile Hak yolunda gitmenin doğruluğunu kavradığı için de sonsuz güzelliklere sahip olacağını iyi bilir...

İnsan aklı ile iyiyi ve kötüyü seçer. Ruh herkeste vardır. Ancak akıl kullanılmadıkça o ruhun iyiyi ve kötüyü seçmesi nasıl olacaktır? Akılla ruhunu beslersin. Ama bu besleme nefsine uyup kötü şeyler olabilir. Aklını kullanıp nefsinden üstün kılıp iyi şeyler olabilir. Bu insana bağlıdır. Ruhla olsaydı bu işler sonuçta hayvanda da ruh vardır. Ancak akıl olmadığından nefsi olarak sürekli hareket eder...

Akıl nurdan bir melektir. Nefis ise şeytandır. Aklına uydun mu Hakka kul olursun. Nefsine uydun mu şeytana kul olursun...

Aklına uyarsan ruhunu Hakka teslim edersin. Nefsine uydun mu ruhunu şeytana teslim edersin...

Rüyada peygamber ve velileri tanıma konusuna gelince; hayatta peygamberleri ve evliyaları tanımayanlar rüyalarında hiç tanıyamazlar. Rüyayla yol yürünseydi insanlar bir sürü rüyalar görürler. O zaman akşam rüyaya yatıp sabah ona göre güne bir hazırlık ve plan yaparlardı...

Rüyayla hareket edenler psikolojik rahatsızlıları olan insanlardır. İşin kolaycılığına kaçan insanlardır. Elbetteki her insanın hayatında bazı rüyaları çeşitli olaylara delil olmuştur. Ancak bunu başka türlü yorumlayıp gerek dünyevi gerek manevi hayatını ona göre değerlendirip yönlendirme çok cahilce ve yobazca bir davranış olur...

Rüyaları en doğru ve gerçek yorumlayan evliyalardır. Kaldı ki rüyaların hepsi küçük birer ölümdür. Rüyalardan bu yönde ders çıkarmak lazım. Her rüyadan sonra insan tekrar uyanıyorsa her rüya küçük bir ölüm ise demek ki insanlar öldüklerinde yine dirileceklerini bir ispatıdır bu deyip o şekil manalar çıkarmak insanların kendisi için daha faydalı bir davranış olacaktır...

Hz. İsa göğe çıktı demek bir peygamberin veya evliyanın sır olup kayba girmesidir. O dönem insanlar bunları bilmedikleri için göğe çıktı demişlerdir. Oysa evliyalar ve peygamberler zaten ölmezler. Yanlızca bedenleri ölür. Ruhları başka bir zaman başka bir sıfatta başka bir bedende tekrar dünyaya gelip ölmediğini ispat eder...

Peygamberimizin bile sekiz tane yaşamı vardır. Yani peygamberimiz sekiz değişik donda tekrar tekrar dünyaya gelip insanlara Allah'ın ışığı saçmaya devam etmişlerdir. Evliyalar bir ölürler bin dirilirler. Tabi bunlar O Mübareklerin sırları olduğundan bu sırları ancak yine bir evliyadan öğrenebiliyoruz. Bugünün evliyası Olan Zöhre Ana işte bu sırları bizlere aktararak aslında evliyaların ölmediğini her fırsatta anlatmıştır...
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.