Yasadışı telefon dinlemeleri ve görüntü kasetlerinin kaynağının aslında 2003 yılına dayandığını savunan Ersin, "Başbakan Erdoğan yolsuzlukları takip için Emniyet, MİT ve sivil kişilerin olduğu bir örgüt oluşturdu. Bu örgüt baktı yolsuzluklar AKP'li belediyelerden kaynaklanıyor, 2005 yılından itibaren çalışmalarını siyasi örgüt olarak sürdürdü. Bu Başbakan'a bağlı yasadışı bir istihbarat örgütü. Siyasileri takip ediyor. Onların görüntülerini, seslerini kayıt altına alıyor. Yine yargıda, silahlı kuvvetlerdeki çeşitli kişileri takip altına alan bir örgüt. Alt komisyon çalışmaları sırasında araştırılmasını istediğim mobil dinleme araçlarının iki üç tanesi kayıp, envanterde görünmüyor. Bu araçların da Başbakan'a bağlı istihbarat örgütünün elinde olduğunu düşünüyorum. Ben kasetlerle ilgili çalışmaları Başbakan'a bağlı bu istihbarat örgütünün yaptığını düşünüyorum" diye konuştu.
Cemaat etkisi
Ersin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin kasetlerle ilgili adres gösterdiği "okyanus ötesi" konusunda ise, "Türkiye'de bu işi yapanlar var. Bu kasetler geçmişte çekilmiş, zamanı gelince devreye sokuyorlar. Mutlaka Okyanus ötesiyle de ilgisi var. Çünkü Başbakan'a bağlı bu istihbarat örgütünün yapısında Gülen cemaatinin etkisi çok büyük. Örgütteki kişiler de Emniyet, MİT ve sivil kişiler" dedi.
Kasetler aracılığıyla korku ortamı yaratılmak istendiğini vurgulayan Ersin, "Ama ipin ucunu kaçırdılar. Siyasi partileri tehdit edecek aşamaya geldi bu güç savaşı. Bu örgüt disiplinden çıktı. AKP için de aslında tehdit oluşturuyor. Hanefi Avcı'yı ziyaret ettiğimizde de söylemişti; Başbakan ve bakanların kasetlerinin de olduğunu" diye konuştu.
Kasetlerle ilgili yaşanan sorunu "ortada insanlık cellatları, onur cellatları kol geziyor" şeklinde değerlendiren Ahmet Ersin, Cumhurbaşkanı'ndan Meclis Başkanı'na ve Başbakan'a kadar herkesin gözü önünde bu faaliyetlerin sürdürüldüğünü belirtti ve şöyle konuştu:
"Cumhurbaşkanı'ndan Başbakan'a kadar 'aman bize bulaşmasın' anlayışı var ve bu anlayış içinde bu insanlık dışı faaliyete karşı önlem almıyorlar. Hepsinde aynı korku var. Yoksa bu kadar ağır bir sorun ortada duruyorken bir hükümet nasıl yıllardan beri bunları yapanlardan bir tanesini bile yargı önüne çıkaramaz, bu mümkün mü? Nasıl Bakan Hayati Yazıcı ile ilgili olan mailin zanlısını buluverdiler. Yıllardan beri büyük bir çığlık yükseliyor Türkiye'de. İnsanlar dinleniyor, takip ediliyor, özel yaşamları teşhir ediliyor. Türkiye bu insanlık dışı uygulamalar nedeniyle bütün dünyada prestij kaybına uğruyor ama bu işin içinde olanlardan hiç kimse yargı önüne çıkarılmış değil. Bunu anlayışla karşılamak mümkün değil. Türkiye'de olumlu ya da olumsuz her şeyin sorumlusu hükümettir. Bu yükselen çığlığı duymuyorsa yaşanan olumsuzluğun da ortağı demektir."
24 Mayıs 2011
Cumhuriyet
Cumhuriyet