Alıntı: [B]Kadın Ana’ya AdanmışŞehirler
Helen ve Latin kültürlerinin Anadolu’yu işgalinden önceki çağlarda Anadolu’nun kültür ve sanat hayatı ve inancı tüm ülkede yaygın olarak faaliyet gösteren çok sayıda Işık dergahı tarafından biçimlendirilmekteydi. Anadolu halkları bu dergahlar etrafında kümelenmiş topluluklar halinde yaşıyorlar, dergahların yönetimini elinde tutan mürşitlerin kutsal gücünün korumasında ve yönetiminde dergaha hizmet veriyorlardı. Bu dergahlara bağlı olarak yaşayan dergahın müritleri ve talipleri kendilerini ‘Ma’nın (Kadın Ananın) halkı’ olarak tanımlıyorlardı.’Ma/Kadın Ana’nın nın halkı ‘Ma/Kadın Ana’ yada ‘Kadın Ana’nın eşi ‘Adra/Pir Baba’ adına yüceltilmiş Işık mabetlerinin yakın çevresinde kümelenmişlerdi.
Hitit’ler döneminden başlayarak Işık dergahlarının yakın çevresinde yaşamın çoğalması ve artan nufus ile birlikte Işık misyonları giderek ‘dergah-devlet’lere dönüştüler.Başlangıçta ’Ma’ yada ‘Adra’ sözcüklerinde türetilmiş,aynı kökenden gelen Luvi adları ile isimlendirilen bu yerleşimlerin bazılarının adları sonraki zamanlarda Helen ve Latin etkisi altında kısmi değişikliğe uğradılar.
Luvi dilinde Kadın Ana anlamına gelen ‘Ma’ sözcüğü Anadolu’da pek çok tarihsel dergah- devlet,yerleşim yeri,hisar dağ,nehir ve benzeri isim içerisinde karşımıza çıkar. Anadolu’da ‘Ma/Kadın Ana’ya atfedilmiş ,‘dergah -devlet’lerden,Alevi/Işık kimliğini –açıkca yada gizlice- tüm zamanlarda kesintisiz olarak sürdürmeyi başarabilmiş olanlar şunlardır;
-Komania (Çanakkale)
-Komana ( Tokat-Kazova)
- Komana (Adana-Tufanbeyli)
-Komama (Antalya-Burdur arasında Kızılkaya)
-Vanessa (Hacıbektaş)
-Kommagene (Adıyaman)
Yukarda sayılan ‘Ma/Kadın Ana’ adına vakfedilmiş bu misyon yerleşimlere verilen isimler ,’Kadın Ana’ya bağlılık yada aidiyet anlamları içeren Luvi kökenli sözcüklerdi.(Luvi dilinde,Komana ve Komania; Kutsal Ana’nın ülkesi,Komama;Kutsal Ana’nın halkı,Vanessa ; Ana Kraliçe,Kommagene: Kutsal Ma ülkesi anlamlarına gelmektedir.)
Hitit İmparatorluğu döneminde Hitit federasyonunun çatısını oluşturan Kadın Ana adına kurulmuş Işık misyonları , ‘kutsal ve dokunulmaz’ idiler.Kutsal bir gücün denetiminde ve yönetimi altında yaşayan yeminli yurttaşlar topluluğu olarak tanımlayabileceğimiz dergah-devletler,Hitit’lerin MÖ.1200 yılından hemen sonra bilinmeyen bir nedenle tarih sahnesinden çekilmelerinin ardından Helen ve Roma dönemlerinde küçük sapmalarla da olsa on beş yüzyıl boyunca varlıklarını,sosyal statülerini ve ayrıcalıklarını korumayı bildiler.
Yukarda sayılan altı dergah devletten dördü MS I. yüzyılda yaşamış Amasya’lı ünlü coğrafyacı Strabon’un,gezi notlarında kaydedilmiştir, Strabon’dan edindiğimiz bilgiler anılan dergah devletlerin birinci yüzyıla kadar varlıklarını ve güçlerini koruyabildiklerini göstermektedir.Strabon’un seyahatnamesinde sözünü ettiği dört dergah-devlet’in ikisinin büyüklükleri etkileri ruhani güçleri hakkında detaylı sayılabilecek bilgiler bulunur.
Kapadokya Komana’sı
Strabon’un gezi notlarında adı geçen ‘Ma-Kadın Ana’nın halkının yaşadığı birinci Işık şehri (Komana) Maraş-Elbistan’ın batısında, Tufanbeyli ilçesinin kuzeyinde, Şarköy sınırları içinde, bugün ancak harabeleri seçilebilen, toprak altından henüz gün yüzüne çıkarılamamış bir eski çağ sehridir. Strabon Anti-Toros’lar üzerindeki bu Işık şehrinin ‘Kadın Ana (Ma)’ya atfedildiğini şu cümlelerle nakleder; ‘Bu Anti-Tauros’lardaki derin ve dar vadilerde, Komana ve buradaki halkın ‘Ma’ dediği Enyö Mabedi bulunur. Burası önemli bir kenttir. Halkını çoğunlukla dindar kişiler ve mabette yaşayan hizmetliler (ierodouliler: talipler-dervişler) oluşturur.’
‘İereous (pir) mabedin ve hizmetlilerin ruhani başkanıdır. Ben orada konuk olduğum zaman bunların sayıları, kadın erkek karışık altı binden fazlaydı. Ayrıca mabedin geliri, İereoslar (pirler) tarafından kullanılan önemli bir de arazisi vardı.’
Strabon’un Kapadokya Komana’sı olarak adlandırdığı bu Işık şehrinin; Maraş, Akçadağ, Elbistan, Pazarcık ve Tufanbeyli arazilerini içine alan geniş topraklarında bugün, Alevi ocak ve aşiretlerinden olan Sinemil’ler, Alhas’lılar ve Kürecik’liler yaşıyorlar. Yakın zamana kadar Alevi erkanının çok canlı olarak yürütüldüğü anılan Alevi ocaklarının merkezleri aynı coğrafyada, Kapodokya Komana’sının yakınlarında, şimdilerde ıssız kalmış köylerdeydi.
Tokat Komana’sı/Kazova
Strabon’un gezi notlarından varlığını öğrendiğimiz dört büyük Işık şehrinden ikincisi olan ‘Tokat Komana’sı, Tokat Almus yolunun üzerinde, Tokat’ın dokuz kilometre kuzeydoğusundaydı. Bugün Hamamtepe ismi ile bilinen höyüğün olduğu yerdeydi. Strabon bu Işık şehri hakkında şunları yazar: ‘Şimdi Komana kalabalık bir kenttir ve Armenia’dan gelen halk için önemli bir ticaret merkezidir. Tanrıçanın (Ma Ana) ‘eksodos’u zamanında festivale katılmak için kentlerden, kasabalardan, her yerden kadınlar ve erkekler hep birlikte burada toplanırlar. Belirli bazı kişiler daha vardır ki bir yemine uyarak daima orada yaşarlar, tanrıça (Ma-Kadın Ana) onuruna kurbanlar keserler’.
Evliya Çelebi, on beşinci yüzyıl başlarında Tokat’da, Kadın Ana’ya adanmış dergah devletin arazisi üzerinde yedi adet Alevi-Bektaşi Dergahı’nın olduğunu nakleder. (Açıkbaş dergahı, Hıdırlık dergahı, Çöreği dergahı, Gajgal dede dergahı, Sünbüllü Baba dergahı, Gömsek Baba dergahı, Taşoluk dergahı) Evliya Çelebi’nin yaşadığı yüzyılda kayda geçtiği Alevi dergahları içinde bugüne ulaşan yok. Bu dergahlardan Çöreği Dergahı, Komana’nın harabeleri üzerinde fiziki varlığını kısmen sürdürüyor. Burası Tokat ve civarındaki Genç Alevi kızların gelinliklerini giymeden önce mutlaka ziyaret ettikleri bir yer. Ma-Kadın Ana’nın Gelinlik kızları, bu harabeye dönmüş Kadın Ana dergahının yıkıntıları arasında; doğurganlığın sembolü Kadın Ana’larından bolluk içinde bir yuva ve sağlıklı bebekler için ‘nasip’ dilemeye devam ediyorlar.
Tokat’taki Komana Işık şehrinin bulunduğu coğrafyada bugün Hubyar’lı, Anşa Bacı’lı, Siraç’lı Aleviler yaşıyorlar. Tokat il sınırları içinde ve çevre illerde yaşayan Alevilerin bağlı bulundukları Hubyar Abdal Dergahı, Hamamönü Höyüğü’nün kuzeyinde, tenha dağların arasında, yüksekte bir yerde konuşlanmış. Belli ki son iki bin yılın ağır zulmünden kaçıp ıssızın korumasına sığınmış. Tokat –Almus’da Tekeli Dağı’nın 2400’üncü metresinde, kuş uçmaz kervan geçmez bir yükseklikte Hubyar Abdal Alevi Dergahı, geçmişi ile tüm bağlarını koparmış ve hafızasını tümü ile yitirmiş de olsa, büyük mabetten arta kalmış çok küçük bir parça olarak hala zamana direniyor.
Hubyar Abdal Dedesi Hıdır Temel, Hamamönü’nden başlayarak kuzeye doğru uzanan eski dergah-devletin yerleşim alanının büyüklüğünün sekiz - on kilometre çapında olabileceğini ifade ediyor. Hıdır Dede ‘Yaşlıların ifadesine göre Komana’dan yaklaşık on kilometre uzaktaki Omala’ya kadar damdan dama atlayarak gidilirmiş’ diyerek tahminini, bölge halkı tarafından kuşaktan kuşağa aktarılmış bir söylenceye dayandırıyor.
Strabon’un bölgeyi gezdiği ve izlenimlerini kaleme aldığı MS.I. yüzyılda ‘Komana’ olarak adlandırılan bu ilkçağ kenti,eskiçağ Hitit belgelerinde ‘Kirzuwatna Kummanni’si’ adı ile anılmaktadır. ‘Kummanni’ kentin adının Luvi dilinde ki bir başka söyleyiş biçimidir.’Kummani’ sözcüğü içinde ‘Ma/Kadın Ana’nın saf,lekesiz ve temiz olduğuna da vurgu yapılmaktadır.(İlerleyen bölümlerde görüleceği üzere Hıristiyan’ların Bakire Meryem Ana söyleminin kaynağı lekesiz,saf,temiz Ma/Kadın Ana’dır.)
‘Kirzuwatna’ eskiçağda Komana/Kummanni kentini çevreleyen geniş coğrafyanın adı idi.Almus ile Turhal arasında Yeşilırmak vadisi boyunca uzanan bölge bugün ,Kazova olarak anılır.Kazova , ‘Kirzuwatna’ sözcüğünün evrile-çevrile Türkçeleşmiş biçimidir.
1511 yılında Osmanlı Devletine karşı ayaklanan Tekeli Alevileri ,Ankara savaşında yaralanan önderleri Baba Tekeli’nin ölümü üzerine . Kazova’ya çekildiler.Ertesi yıl Tekeli Alevileri ve Kazova Alevileri güçlerini birleştirerek Osmanlı üzerine yürüyüşlerine devam ettiler.Tarihte,Nur Halife başkaldırısı olarak anılan Osmanlı karşıtı bu hareketin asıl amacı eskiçağın ünlü Komana/Kummanni dergah devletini Kazova’da yeniden kurmaktı.Nur Halife yürüyüşü sırasında söylenmiş,Pir Sultan Abdal’a atfedilmiş ünlü Alevi deyişi , Osmanlı topraklarında ard arda baş gösteren ve birbirinin devamı niteliğinde iki büyük başkaldırının amacını ortaya koyar.
Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu
Pirim ne yatarsın günlerin geldi.
Korular kalmadı,kara yurt oldu.
Pirim ne yatarsın günlerin geldi.
Sancağımız Kazova’ya dikile.
Münkirin başına taşlar döküle.
Mümin olan Hakk’a doğru çekile.
Pirim ne yatarsın günlerin geldi.
Pir Sultan Abdal
Sancak dikilmesi,devlet kurulması ile eş anlamlıdır.Bu deyişte Kazova’da (Kirzuwatna) yeniden bir Alevi devleti kurulmasının özlemi dile getirilmiştir.
On altıncı yüzyıldan başlayarak Aleviliği işgal eden Safevi kültürünün etkisi ile bu ünlü Alevi nefesinin kimi sözleri deforme edildi; ‘Pirim ne yatarsın günlerin geldi’ dizesi ‘Alim ne yatarsın günlerin geldi ’biçiminde söylenmeye başlandı.
Venassa yada Hacıbektaş
Strabon’un anı-gezi notlarında bir üçüncü ‘dergah-devlet’den daha bahseder ki bu ‘dergah-devlet’ Ouenesa’daki Morimene’de idi. Strabon’un Ouenasa olarak Helen diline uyarladığı bu yerin adı, Hıristiyanlık öncesi kayıtlarda Venasa olarak geçer. Venasa, Luvi kökenli bir kelime olup, ‘Ana Kraliçe’anlamına gelmektedir. Luvi adı taşıyan ve kökleri kuşkusuz Luvi’lere kadar uzanan ve isminden ‘Kadın Ana’lar tarafından yönetilen bir ‘dergah –devlet’ olduğunu tahmin edebildiğimiz Venasa-Morimene, bugün Aleviliğin en büyük mabedi sayılan Karacahöyük’deki Hacı Bektaşi Veli dergahı’nın ta kendisidir.
Hacı Bektaş-ı Veli dergahında eskiçağdan başlayan ve bugüne kadar uzanan tüm tarihi tabakalaşmaları ve dergahın uzak geçmişinin izlerini gözlemlemek mümkündür.Bugün müze olarak kullanılan Hacı Bektaş-ı Veli dergahının ‘Pir evi’nde cam bir teşhir dolabı içinde sergilenen dergah mührü bu dergahın kaybolmuş bir Alevi uygarlığına kadar uzanan aidiyet bağını ortaya koyar.’Pir evi’nin girişinde sağda ve solda sıralanmış on iki velinin mezarları üzerindeki kalın kireç tabakaları ile örtülmüş semboller Hıristiyanlık öncesi dönemlere aittirler.Hıristiyanlık öncesi Anadolu inanışlarını genel bir tanımlamayla ’pagan’ olarak niteleyen A.W.Hascluk ‘Bektaşilik Tetkikleri ‘adlı araştırmasında bu dergahta ‘Seklan’ adında bir velinin türbesinin olduğunu kaydeder.
Strabon bu dergahın yılda yüz ‘talaton’luk bir gelir sağlayan verimli ve kutsal bir arazisi bulunduğunu ve sürekli olarak üç bin dervişi bulunan bu dergahın diğer iki komana şehri ile benzerlikler gösterdiğini, ancak ruhani liderinin hiyerarşik olarak diğer iki Komana şehirlerinin dini liderlerinden (Arhiereus: Mürşit) sonra geldiğini ifade eder.
Türk-İslam sentezcilerine göre bu dergah 1240 yılından sonra kurulmuştur ve kurucusu da Hacı Bektaş-ı Veli’dir.Aleviliğin toplumsal belleği olan Alevi sözlü geleneği içinde bu uydurma tarih tezine pek itibar edilmez.Alevi geleneği Hacı Bektaş-ı Veli’nin Karacahöyük dergahının,(Alevi mülkünün) kurucusu değil dirilteni,canlandıranı (ihya edeni) olarak kabul etmektedir.
Hamdülillah gören çeker mi yası
Pirim Bektaş Veli mülkün ihyası
Nur-i Cemalettin hasların hası
Pervane olyarin kulu turnalar
Pervane (Sıtkı Baba)
1240 yılı sonbaharının sonunda Hacı Bektaşi Veli, aç-susuz ve yorgun argın Karacahöyük Dergahı’na sığındığında, dergah tıpkı dört bin yıl önce Luvi’lerin zamanında olduğu gibi Kadın Ana’nın yönetiminde, kadın dervişlerin komün hayatı yaşadıkları bir kadın bacılar dergahı idi.Hacı Bektaş-ı Veli bu dergahta kaldığı süre içinde her yıl düzenli olarak ‘Prymnesie’ deki Battal gazi dergahında yapılan ‘büyük ayin’e (hacc-ı ekber) katıldı.(Bektaş Veli’nin hacı sıfatı ile anılması bu sebeptendir.)
Hacı Bektaş-ı Veli’nin düzenli olarak her yıl Battal Gazi dergahını ziyaret etmesi bu dergahın pirlerinin Battal Gazi dergahını üst ocak (mürşit ocağı) olarak kabullenmesindendir. Bu durum Strabon’un Karacahöyük dergahını ikinci derece önemli bir dergah olduğu yönündeki tespitini doğrular .
‘Kadın Ana’ on dördüncü yüzyıl başlarında binlerce yıllık bir geleneği, yolun sırlarını, kerametlerini ve kutsal emanetlerini kökleri çok derinde olan bu dergahta Abdal Musa’ya devretti.
Komama-Kızılkaya
Strabon’un gezi notlarında yer almayan, Komama (Kutlu Ananın Halkı) adını taşıyan bir başka dergah-devlet de Antalya’nın Kuzeyinde, Antalya-Burdur otoyolunun orta yerinde,Kızılkaya Beldesinin batısındaki Ürkütlü köyünün iki km doğusundaydı.Bu ‘dergah-devlet’ten günümüze ulaşan kalıntılar Şeref Höyüğünde kalın bir toprak tabakasının altında gün yüzüne çıkarılacakları günleri beklemektedir.
Abdal Musa,Karacahöyük dergahından (Vanessa) ayrıldıktan sonra Antalya ile Burdur arasındaki bu eski dergah-devletin yıkıntılarının yanı başında,kendi adı ile anılan ünlü Alevi dergahını kurdu. Abdal Musa, elinde asa, sırtında çuldan aba, baş açık yalın ayak Anadolu’yu karış karış gezdikten sonra, Karacahöyük’deki Kadın Ana’nın himmeti ile kuşağında ‘Nur-i Velayet’ ve heybesinde ‘Kutsal Emanetler’ ile bu eski mabedin olduğu yere; Pisidya’ya geldi. Unutulmaya yüz tutmuş, adı sadece eski çağ seyyahlarının gezi notlarında ve Hristiyan konsillerinin ‘öfkeli ve lanetli’ kayıtlarında kalmış, tarumar olmuş, ancak yıkıntıları seçilebilen ulu bir ışık dergahını, eski yıkıntıların yanı başında ‘maddede ve manada’ yeniden inşa etti, onu eski görkemli günlerine döndürdü.
Abdal Musa ile başlayan ve kısa süren mutluluk çağının ardından aynı bölgede vucut bulan Osmanlı zulmüne karşı ilk örgütlü başkaldırı Komama antik şehrinin yıkıntılarının arasında ortaya çıktı.Osmanlı mezaliminin bölgeyi etkisi altına almasıyla kendisini savaş meydanlarına süren ünlü Alevi Mürşidi Baba Tekeli Kızılkaya/Komama doğumluydu.
Kommagene-Adıyaman
Kommagene dergah- devletinin adı ,Strabon’un gezi notlarında dört yerde geçer. Strabon Kommagene hakkında bilgi verirken bu dergah-devletin Kılikya’nın kuzeyinde yer aldığını ve Doğu sınırının Toros Dağlarına kadar uzandığı not düşmekle yetinir.
Kommagene dergah-devleti’ ne ait Adıyaman’ın Kahta ilçesi sınırları içinde kalan Nemrut dağının 2150.metresindeki boyları on metreyi bulan büyüleyici heykellerin ilk farkına varan Alman yol yapım mühendisi Karl Sester oldu.Karl Sester 1881 yılında Bağdat demiryolu yapım çalışmaları nedeni ile bölgede bulunduğu sırada ,Bako adında bir köylüden Kahta, Nemrud dağındaki harikulade heykellerin varlığını öğrendi.Ardından Bako ile Nemrud’un zirvesine tırmanan Sester,.karşılaştığı manzara karşısında şaşkınlığa düştü.Bu baş döndürücü yükseklikte gördükleri olağanüstü sarsıcıydı .Sester durumu İzmir Alman Konsolosluğu aracılığı ile Alman Kraliyet Akademisine bildirdi.Alman Kraliyet Akademisinin konuyu araştırmak üzere görevlendirdiği Otto Punchtein 1882 yılının Mart ayında Kahire’de Sester ile buluştu.Sester ile Punchtein uzun ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra 1882 mayıs ayının ilk haftasında Nemrud’un zirvesine ulaştılar.başkanlığında bir ekibi araştırma yapmak üzere bölgeye gönderdi.Böylece ünlü Kommagene dergah-devleti gün yüzüne çıkmış oldu.
Kommagene dergah-devletinin hüküm sürdüğü alanlarda yapılan arkeolojik çalışmalar bölgenin ilk çağlardan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığını ortaya çıkardı.Kommagene dergah-devleti,Hititler’in egemenlik yıllarında Hitit konfederasyonunun özerk bir parçası idi.Anadolu’da Hitit egemenliğinin ortadan kalkmasından sonra, kutsal ve dokunulmaz statüsünü koruyarak sırası ile Asur ve Babil Krallıkları içinde yer aldı.
Kommagene dergah-devleti MÖ 109 yılından başlayarak MS 72 yılına kadar ,bölgenin Roma İmparatorluk sınırları içine katılmasına kadar geçen süre içinde tam bağımsız olarak yaşadı. Nemrud’un zirvesindeki o muhteşem uygarlık iki yüz yıldan kısa sürmüş bu zaman diliminde ortaya çıktı.Güney Doğu Anadolu’da ortaya çıkan‘Kutsal Ana Ma’ya atfedilmiş bu olağanüstü büyülü uygarlığın başkenti bugünkü Adıyaman’ın Samsat ilçesi idi.Kommagene ülkesinin dini merkezi Adıyaman Gerger’de ‘Ma’ya adankış büyük mabedin olduğu yerdi.
1240 yılında ortaya çıkan Büyük Babai Hareketi olarak tarihe geçen ünlü Alevi başkaldırısının iki büyük merkezi vardı.Hareketin asıl merkezi Amasya şehriydi,bu kentte yaşayan ünlü Alevi mürşidi Baba İlyas’ın Selçukluların saldırısına uğraması üzerine,bütün Anadolu ayağa kalktı ve Amasya üzerine büyük bir yürüyüş başlattı. Aleviliğin en önemli merkezlerinden biri olan Amasya şehri Eski Çağda Luvi’ler tarafından kuruldu ve ‘Ma’ya adandı.Bu kente Luvi’ler ‘ Amassa’ adını verdiler..’Amassa’ Luvi dilinde ‘Ma kenti’ demektir.
Büyük Babai Hareketinin ikinci büyük merkezi Eski Çağda Kommagene dergah devletinin yönetim merkezi olan Samsat şehriydi.Samsat’lı Baba İshak başkaldırının fiili önderi ve askeri lideriydi..Anadolu Selçuklu devletine karşı yürüyüş onun önderliğinde ve onun memleketi Samsat’ta ,başka bir söyleyişle,‘Kutsal Ma’nın Ülkesi’nin başkentinde örgütlendi.
Büyük Babai başkaldırısının bu muhteşem siması ve en karizmatik şahsiyeti Baba İshak hakkında en detaylı bilgi Hüseyin Hüsameddin’in ‘Amasya Tarihi’ adlı eserinde karşımıza çıkar.Hüseyin Hüsameddin Baba İshak’ın sözde Müslüman olmuş gibi göründüğünü ancak gerçekte Müslümanlıkla alakası olmadığını ifade ettikten sonra onun Kommagene hanedanına mensup bi soylu olduğunu belirtmiştir.Hüseyin Hüsameddin’e göre Baba İshak Müslüman kisvesi altında -kendisinin Müslümanlık ,Hıristıyanlık karışımı olarak nitelediği-karma bir doktrini yaymaya çalışıyordu ve asıl amacı kendi inancına uygun Amasya merkezli bir devlet kurmaktı.
Baba İshak Selçuklu ordularını önce Kommagene’nin başkenti Samsat’ta,daha sonra da Kommagene’nin dini merkezi Adıyaman-Gerger’de,bozguna uğrattı.Baba İshak Selçuklulara karşı girişilen ve zaferle sonuçlanan Kahta,Malatya,Elbistan ve Amasya savaşlarında Babai ordusunun baş komutanıydı.Baba İshak 1240 sonbaharında Malya ovasındaki son büyük savaşta Hakk’a yürüdü.
Büyük bozgunun yaşandığı Malya ovası Hacıbektaş’a otuz km mesafede ilçenin Kuzeybatısındadır.Seyfe gölünün kıyısındaki kırımdan kurtulan biçare dervişlerin büyük bölümü başta Hacı Bektaş-i Veli olmak üzere buradaki Karacahöyük (Vanessa) dergahına sığındılar.Bu dergaha sığınan Hacı Bektaş-i Veli’nin tasvirlerde yer alan başındaki külah, iki bin yıldır Nemrud dağının zirvesinde duran heykellerin başlıklarından farklı değildir.
Komania- Çanakkale
Kaz Dağlarının eteklerinde Edremit Çanakkale arasında Xenophon’un andığı (Anabasis,7 VIII 15) bu güne kadar yeri tam olarak tespit edilememiş ‘Komania’ adlı bir kale vardır.Bilge Umar ‘Türkiye’deki Tarihsel Adlar ‘isimli yapıtında Luvi kökenli ‘Komania’ sözcüğünün anlamını ‘Kutsal Ananın Ülkesi’ olarak açıklıyor.Edremit ile Çanakkale arasında ‘Kutsal Ana’nın Ülkesi’ne ait bir kalenin varlığı doğal olarak bizleri kalenin bulunduğu bölgenin de Kutsal Ana’nın ülkesi olduğu çıkarımına götürür.Elimizde bu çıkarımı detekleyecek başka veriler de var.Hellen’ler tarafından Troas olarak anılan,Truva kentini de içine alan, Çanakkale ile Edremit arasında uzanan Kaz Dağları ve eteklerinde Luvi ‘lerin bölgede egemen oldukları eski çağda ‘Khrysa’ daha sonraki zamanlarda da ‘Smintheus’ adı ile anılmış çok sayıda küçük kentçik olduğu Strabon tarafından belirtilmiştir. ‘Khrysa’ ve ‘Smintheus’ sözcüklerinin Luvi kökenli kelimeler olup her ikisi de ‘Ma/Kadın’ Ana ile ilişkilidir.
(Luvi dilinde Khrysa; Yüce Ma Mabedi Kenti,Smintheus; Kutsal Ma Tapınıcısı demektir.)
Bugün bu kentçiklerden ikisinibyerleri tespit edilmiştir,bunlardan birincisinin harabeleri Kaz Dağlarından dökülen, Kızılkeçili çayının yatağında Gölcük mevkiindedir.Diğer kentciğin kalıntıları da Baba Burnu’nda Gülpınarın iki km Kuzeybatısında ,Beşiktepe üzerindedir.
Son yirmi yıl boyunca Truva’da Prof. Manfred Korfmann başkanlığında yapılan kazılarda ,bu antik şehrin asıl adının Wilusa olduğu ve Truva savaşları sırasında kentte Luvi’lerin yaşadıkları kesinleşti.Truva kentinin etrafında konuşlanmış ‘Kadın Ana’nın adı ile anılan irili ufaklı çok sayıda Luvi/Aluvi şehrinin varlığını da göz önüne alındığında Çanakkale Edremit ve Balıkesir’i içine alan coğrafyanın eski çağda Işık/Alüvi ülkesi olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.
Çanakkale ilinin Asya’da kalan parçası ile,Balıkesir ve Edremit’i içine alan,Onüçüncü yüzyılda Karasi Alevi Beyliğinin hüküm sürdüğü topraklar,eski çağın Aluvi/Işık ülkesi Alevilerinin bugün de en yoğun olarak yaşadıkları coğrafyadır. Truva şehrinin bulunduğu düzlüğün güney ucundan yükselen Kaz Dağları’nın kuytularında yerleşik pek çok sayıda Alevi köyü vardır. (Akçeşme, Aykırıoba, Çiftlikdere, Damyeri, Daşbaşı, Değirmendere, Denizgöründü, Elmacık, Kayadere, Kemerder, Yenimahalle, Bahçedere, Çakalini, Çiftlik, Tuztaşı, Güzelköy, Kokulutaş, Kıztaşı, Uzunalan, Güvem, Karacalı, Derbentaşı, Eğridere, Koşuburnu, Arıtaşı, Çamcı, Doyran, Hacıhasanlar, Kavlaklar, Kızılçukur, Meh****lan, Poyratlı, Guşlarbayırı, Yassıçalı ve diğerleri)
Fransız Arkeolog CharlesTexier 1833 yılında yayınladığı ‘Asia Minor (Küçük Asya)’ adlı eserinde Kaz Dağının zirvesinde Kadın Ana adına adanmış bir mabet bulunduğunu yazar.Homeros da ünlü İlyada destanında Kaz Dağının tepesindeki mabetten söz eder.
Kaz Dağlarının zirveleri Aleviler için çok kutsal bir ziyaret makamıdır. Aleviler, Kadın Ana’nın kızı olduğunu düşündükleri ‘Sarıkız’ın mezarının, Kazdağları’nın 1750 rakımlı tepesinde olduğuna inanırlar. Truva civarında yaşayan Alevi köylerinde her yılın Ağustos ayında Sarıkız adına şölenler düzenlenir. Sarıkız’ı anma törenleri 22 Ağustos sabahı, evlerde tek tek ya da ortaklaşa Sarıkız adına kurban tığlanması ile başlar. Sonra ‘ilk sabah sofrası’ adı verilen sofralar kurulur. Alevi kadınlar ‘ilk sabah sofrası’na en güzel kıyafetleri ile katılırlar. Sofranın arkasından, her evin genç kızı komşu evlere yiyecek dağıtır. Buna ‘hayır dağıtma’ denir. Törenler, köy kadınlarının öncülüğünde düzenlenen eğlenceler ile Sarıkız kutlamaları; erkeklerin de katıldığı bir ‘kadınlar şenliği’ne dönüşür.
Tahir Harimi Balcıoğlu (Tarihte Edremit Şehri-Balıkesir 1937 s.87), Kaz Dağları’ndaki Sarıkız’ın kabrinin Tahtacı Alevileri’nin kabesi olduğunu, Alevilerin her yedi yılda bir burayı ziyaret ederek hacı olduklarını, ziyarete mani hali olanların vekil gönderdiğini yazar. Balcıoğlu’nun aktardıklarına göre hac her yıl 13 Ağustos - 11 Eylül arasında gerçekleşir. Haccın sonunda yapılan büyük Ayin-i Cem, Narlıdere Yanyatır Ocağı dedeleri tarafından yürütülür.
Alevilerce çok kutsanan ve Kadın Ana’nın kızı olduğuna inanılan Sarıkız’ın Kaz Dağlarının zirvesinden başka pek çok yerde türbesi,mezarı yada makamı bulunur.
-Adana,Ceyhan,Kızıldere köyünde
-Afyon merkez Kavaklı mahallesi ileYukarı Debbağlar’da veAfyon Sincanlı Balmahmut köyünde
-Antalya Karatepe köyü,Alınpınarı yaylasında
-Artvin Sarıkız tepesinde
-Balıkesir merkezde (Sarıkız yatırı)
-Edremit Sarıkız tepesinde
-Edremit Öveçli,Güne ve Kavurmacılar köylerinde ve Kaz dağı Nane kırı mevkiinde
-Akçay’da (Sarıkız mezarı)
-Bolu,Mengen, Küçükkız mevkiinde
-Çanakkale,Ezine ve Gelibolu’da
-Edirne Keşan’da
-Eskişehir Doğançayır beldesinde
-Kırıkkale Delice Irmağı yakınında ve Sulakyurt’ta
-Kütahya Domaniç’te ve Gediz’de Akçaalan ve Semitler köylerinde,
-Malatya,Hekimhan Sarıkız ve Yazıhan Fethiye köylerinde
-Manisa’da Koldere,Burunören ve Eroğlu köylerinde,
-Tekirdağ’da Şabanoğlu mahallesinde,
-Makedonya Kocacık köyü,Karakol mevkiinde
ve daha pek çok yerde Sarıkız’ın makamı, yada Sarıkız adını taşıyan akarsu,dağ ve yerleşim yerleri vardır.Uçsuz bucaksız Anadolu toprağında Sarıkız’ın efsanesinin anlatılmadığı yer yok gibidir.
Eskişehir-Seyitgazi’ye bağlı Doğançayır beldesinde ki 1300 rakımlı tepe Kırkkızlar dağı olarak isimlendirilir.Bu tepenin zirvesinde bulunan kırk mezarın eski çağlarda istilacılara karşı şehri koruyan kırk savaşçı bacıya ait olduğu ve efsanevi Sarıkız’ın Kırklarkızı’ndaki kırk bacının koruyucusu olduğu rivayet edilir..Charles Texier Eski Çağda ‘Prymnesie’ adı ile tanınan bu kentin ‘Tanrılar Anası’ ile meşhur olduğunu yazar.
Texier bu şehirde bulunan,putperest tapınağı olarak tanımladığı ‘Kadın Ana’ mabedinin Bizans işgalinde, Hıristiyan kisvesine büründüğünü ve büyük Alevi mürşidi ve komutanı Battal Gazi’nin kabrinin bu mabette bulunduğunu şu cümlelerle ifade eder:’Bu putperest tapınağın yerini,Bizanslıların bir kilisesiyle manastırları almıştır.İşte Battal Gazi’nin türbesi bugün bu binadır ve sekizinci yüzyıldan beri dikkatle korunmuştur.’
Aslında bir ‘Kadın Ana’ mabedi olan,Battal Gazi dergahı binlerce yıl boyunca Anadolu’da ve Balkanlar’da tüm Alevi topluluklarının en üstün ve en saygın dergahı oldu.Kalenderiler,Vefailer,Melamiler,Hurufiler,Işı klar,,Babailer,BekteşilerBedrettiniler ve büyüklü küçüklü tüm Alevi zümreleri yılda bir kere toplanarak ifa ettikleri ve hacc-ı ekber dedikleri büyük ayinlerini hep bu dergahta gerçekleştirdiler.
[/B]
Kaynak :Erdogan Çınar Aleviligin Kökleri