You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İsyan etmeyen vatan hainidir !!!!!

İsyan etmeyen vatan hainidir !!!!!

Administrator
İsyan etmeyen vatan hainidir !!!!!
]İsyan etmeyen vatan hainidir[/color]

[Resim: ismetkur1907.jpg]

“AKP’nin dış düşmanlardan bin beter hareket ettiğini” ifade eden Cumhuriyet döneminin ilk kadın eğitmenlerinden İsmet Kür, “Türkiye'nin halini görüp de isyan etmeyenleri vatan haini” olarak niteledi.

]Kendinize dışarıdan baksanız İsmet Kür'ü nasıl tarif edersiniz?

Güzel ama aynı zamanda anlatması zor. Sanıyorum ki en çok öğretmenliğimi önemsiyorum. Başka mesleklerde de bulunmama rağmen kendimi birine "Öğretmen İsmet Kür" diye tanıtıyorum. Demek ki birinci derecede öğretmenliğe önem veriyorum. Bu arada hem annelik, hem öğretmenlik önem kazanınca gayet tabi çocuklar ve gençler de çok önem kazanıyor. Belki bundan dolayı daha çok çocuklar ve gençler üzerine yazdım.

Bugünlerde beş bölüm olarak yazdığım anılarımın da ilginç bir öyküsü var. 1995 birinci anı kitabım çıktı. 1996'da çocukluğumu da içine alan daha çok biyografik bir içeriği olan bir kitap yazmaya karar verdim. "Yarısı Roman" kitabım çok beğenildi. Selim İleri dört defa yazdı. Amerika'daki bir dergide çıktı. Benim bildiğimden de fazla yazıldı. Bazen benim bile hatırlamakta zorlandığım anılarımı söylüyorlar. 1960'larda tefrika halinde yayımlanmış. Yaşam bazen o kadar çok birbirine giriyor ki, tarifi imkânsız oluyor.

Öğretmenlik müessesi bozulmamış olsa idi, bugün yaşadıklarımızın hiçbirini yaşamamış olurduk. Belki de bu yüzden öğretmeliğime çok önem veriyorum. Ben demiyorum ama öğrencilerimden hala ahbaplık ettiklerim var, Onların yazdıklarından anlıyorum ki ben fena bir öğretmen değilmişim. Çocuklarıma bakınca da fena bir anne olmadığımı anlıyorum. Bu büyük bir mutluluk ve gurur benim için.

]"AY'I İLK GÖRDÜĞÜMDE ALLAH ZANNETMİŞTİM" [/color]

Çocuk Edebiyatı üzerine çok sayıda eser vermiş biri olarak, belleğinizde yer etmiş bir anınız var mı?

Anılarımdan önem verdiklerim belleğimde yer ediyor. Çocukluğum yaşamımda önem verdiğim bir devredir. Çocukluğumu iyi anımsıyorum. Benim için bunun en önemli yönü o günkü İstanbul'u anlatabilmem. Örneğin gökteki Ay'ı ilk gördüğümde Allah zannetmiştim. Üç yaşındaydım sanıyorum. Şimdi garip geliyor. 'Üç yaşındaki bir çocuğun o zamana kadar aklı neredeydi' diye düşünebilirsiniz.

İşgal zamanıydı. Bizim ev Göztepe'de geniş bir bahçenin içinde, haremlik selamlık kısmı olan büsbüyük bir köşktü. İçinde biz sadece 3,5 kişiydik. Babam ben 6 aylıkken ölmüş. Annem, ablam, dadım ve yarım kişi olan küçük ben vardık koca köşkün içinde. Daha ortalık kararmadan bütün evin panjurları kapanır (zaten hepsi açılmazdı), o da yetmez kalın koca perdeler inerdi pencerelerin üzerine. Artık pencere açmamız, sokak kapısının açmamız mümkün değildi.

İşgal zamanı üç tane hatun evde yalnız, kolay değildi elbet. O yüzden Ay'ı gördüğüm ilk zamanı gayet iyi anımsıyorum. Misafirler de vardı evde. O gün hanımları o vakit arabalar gelip alıyordu. Arabası gelmeyenler bekliyorlardı. Bu arada bahçeye bakan kapı aralık kalmıştı. Ben de oradan bahçeye çıktım. Bir baktım kocaman, aydınlık, gülümseyen bir insan duruyor orda. Pırıl pırıl bir şey. Evde herkes göğe bakıp "Allah’ım büyük Allah’ım" diye dua ederdi. Demek ki Allah gökyüzünde. Bir şeyler de isterlerdi Allah'tan. O vakit demek ki Allah insan gibi.

Çok güzeldi İstanbul. Çok farklı idi. İşte artık kimsenin anımsamadığı ve benim kuşağımda da sanıyorum anlatacak kimse kalmadığından bu kitaba çok önem veriyorum. Yoksa okurların benim Ay ile tanışmamla ilgileneceklerini sanmıyorum; ama orada Ay'ı neden böyle sandığım önemli. O günlerin karanlığı var. Çok güzelliği de tabi. Görgü tanığı kalmayan bir devre benim çocukluğum.

]Bab-ı Ali ile tanışmanız nasıl oldu?

Benim Bab-ı Ali ile tanışmam 87 yıl önce oldu. Ben beş yaşındayken. Ablam yazar olduğundan ve çok da erken şöhrete kavuştuğundan Bab-ı Ali ile içli dışlıydık. Beni de her gittiği yere götürürdü. O zamanın en ünlü kitapçılarından, dergicilerinden biri olan Muallim Ahmet Halit Kütüphanesi vardı. O yolun benim için önemi büyük. Bab-ı Ali demek zor diye Halit Abi Yokuşu derdim. O kütüphanede tanıştığım insanların bugün neredeyse hiçbiri hayatta değiller.

Bab-ı Ali’de Ahmet Halit Kütüphanesi'ne gittiğim günlerde orası bambaşka bir yerdi. Şimdi televizyoncular dolmuş. Sağ köşesinde tahta ile ayrılmış, oraya gelenlerden dolayı üniversite izlenimi veren bir bölümü vardı. Hasan Abi’yi, Reşat Nuri’yi anımsıyorum. Şair az idi. Daha çok edebiyatın ölçülü olmayan bölümünden kişiler vardı. Ahmet Hamdi yoktu. Hâlbuki Ahmet Hamdi ablamın kuşağıdır. Aynı zamanda çocukluk arkadaşıdır. Gelseydi mutlaka anımsardım. Yine aynı kuşaktan Kutsi Tecer yoktu. Faruk Nafiz gibi günün şairlerinden ablamdan başka kimseyi anımsamıyorum.

Babanız (Avnullah El Kazimi) politikacı - yazar. Siz, kardeşiniz (Halide Nusret Zorlutuna) ve kızınız (Pınar Kür) edebiyat eğitimi almış ve eserler vermiş kişilersiniz. Böyle bir ortamda yetişmemiş olsaydınız yine edebiyatla ilgilenir miydiniz?

Ablam 15 yaşında şöhret oldu. Ablamla benim aramda 15 yaş var. Ablamın etkisinde kalmışımdır şüphesiz. Ablam bana en küçük yaşımdan beri fevkalade arkadaşlık etmiş bir hatundur. Annem de şiire meraklıydı. En başından beri bize hep ninnileri kendi yazar, notaya dökmeden kendi bestelerdi. Annem büyük kızım şaire oldu, küçük kızım edibe-muharrire olacak derdi. Bu sözler de beni etkilemiş olabilir. Her çocuk gibi benim de çocukluğumda kendi kendime konuştuğum hayali kahramanlarım vardı. İsimleri Sanbas ve Sandes’ti. Dadım telaşlanmış ‘cinlere mi karışıyor bu kız ne’ diyordu. Annem buna dayanarak bana telkinde bulunuyordu.

]"KEŞKE TELEVİZYON OLMASAYDI DİYE DÜŞÜNÜYORUM"


TRT, BBC ve Kıbrıs Bayrak Radyolarında yaptığınız programları biliyoruz. Kızınız ise bugün televizyon programı yapıyor. Radyodan televizyona geçerken iletişim dünyasında neler değişti?

Keşke televizyon olmasaydı diye düşünüyorum. Radyo daha gelişerek devam etmiş olsa idi çok daha iyi olurdu. Milli Eğitim Bakanlığı İngiltere'ye gönderdiğinde televizyonda çocuk ve gençlik programları üzerine inceleme yapmaya gittim. İngilizce öğrenmeye de atıldım böylece. İngiltere'de ablama yazdığım mektuplar var.

Bir toplantı oldu. O zaman televizyon da çok yeni 52 yılında. Kocaman, önemli adamlar panel düzenlemişlerdi. Ben de zayıf İngilizcem ile BBC'nin davetlisi olarak katıldım. Orada herkes televizyonu 'eğitimin Kâbe’si' gibi görüyordu. Bir tek kişi çıkıp bunun da ileride bir sakıncası olabilir demedi. İngilizcem uygun olsa kalkıp itiraz edecektim ama değildi.

Arada çay molasına çıkıldı. BBC'den önemli birkaç adam geldi yanıma. 'Ben sizin gibi düşünmüyorum' dedim. Şaşırdılar uzunca bir baktılar. 'Bugün sizin düşüncenize göre çok iyi olabilir; ama bunun ticari bir alana geçtikten sonra yozlaşmamasına imkân yok. Bu ileride eğitimin başına büyük bir bela olacaktır' dedim. Onlara oranla çok gençtim. 'Yarım İngilizcesi ile bu karara nasıl vardı' diye düşündüler.

Eğitim üzerine çalışmak ve her vakit o konuda kafa yormak kursa gitmekten daha iyi olabiliyor. Beni götüren BBC'deki Bey, "Aslında ben size katılıyorum. Bu adamlar neden bunun farkında değil diye şaşırıyorum" dedi. Televizyon aleyhindeki ilk yazılar ve bazı programların yasaklanması İngiltere'de başladı. Jeton düştü; ama geç oldu onlarda da. Gerçi geç düşmeseydi de yine aynı şey olacaktı.

]"BAZI ÇOCUK EDEBİYATI YAZARLARINI OKURKEN ÇILDIRIYORUM"[/color]

]Günümüz Çocuk Edebiyatı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çocuk Edebiyatı denildiği zaman benim bile adlarını bilmediğim bir yığın yazar var. Bazılarını okuyorum gerçekten çok güzel, ama bazılarını okurken çıldırıyorum. Ne eğitim, ne psikoloji, ne de dil var. Hiçbiri yok yahu. İnsan kitap yazarken hiç değilse biri varsa bu işe soyunur. Tabi çok iyi olanlar var; ama sadece bunlar çıkmıyor ki. Daha çok satanlar hiçbir şeyden anlamayanlar oluyor.

]"KİTAP YAZAN ÇOK AMA REKLÂM YAPAN KİTAPÇI YOK"[/color]

Hayatımda önem verdiğim tek kitabım: 'Türkiye’de Süreli Çocuk Yayınları'. Kalın bir kitaptır. Ben onun üzerinde 20 seneden fazla çalıştım. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nun Atatürk Kültür Merkezi Yayınları'ndan 1991’de çıktı. Bu kitabım 2–3 sene incelemede kaldı. İnceleme kurulunda fevkalade adamlar vardı. Bana kitabın raporu geldiğinde bu kadar detaylı bir inceleme yapıldığına inanamadım, çok mutlu oldum. Bassa bassa bunu Kültür Bakanlığı basar diye düşünmüştüm. Çünkü gelecek kuşaklara kalacak önemli bir eserdi. Ancak olmadı. Kitabın reklâmı da hiç yapılmadı.

Öyle bir kitaptı ki… 1869 ile 1928 arasında çıkan, artık ulaşılması mümkün olmayan dergileri içeriyordu. Çok yoruldum o araştırmayı yaparken. Fotokopi imkânı yoktu. Hepsini elimle yazmak zorunda kaldım. Çok zevkli bir çalışma idi benim için. Dört senedir telefon ediyorum. 'Benim kitabım bitti sizde var mı?' diye soruyorum. 'Bizde de yok' şeklinde cevap veriyorlar. Çocuk Edebiyatı için çok önemli bir eserdi hâlbuki. Sonra ikinci baskı olarak iki bin kitap daha basıldı. Çoğu ambarda çürüdü. Kitap Fuarı'na bile götürülmedi. O vakit 'Türkoloji Bölümü olan üniversitelere verin' dedim. 'Onlar isterlerse yollarız” dediler. Bizim reklâm yapan kitapçımız neredeyse yok. Ama yazar çok maşallah. Verimli edebiyat toprağımız var.

Yazının her alanında eserler verdiniz. Kendinizi en çok hangi yazın dalına yakın hissediyorsunuz?

Bunu ilk kez düşünüyorum. 'Büyükler' için yazdığım kitapların sayısı çok değil. Şiir kitabı, Yarısı Roman ve Onucu Sigara var. Ben ne yazdım Yarısı Roman'da bilemiyorum ki o dönemde de, şimdi de mektup ve telefonlarda çok çeşitli zümrelerdeki insanlar hemen hemen aynı şeyi söylüyorlar. “Kitabınızda kendimi buldum, kendimi düşünerek ağladım” diyorlar. Bana sorarsanız o kitapta ağlanacak bir şey yok. En son televizyon konuşmasında “sizi ağlayarak izledim” diyenler vardı. Hâlbuki çok gülen neşeli bir insanımdır.

Ağlamaya meyilli insanlar için Onuncu Sigara’da gerçekten ağlanacak kısımlar vardır. O karanlık bir roman. Aydınlık içinde karanlık- karanlık içinde aydınlık demek daha doğru galiba.

Bunların dışında uzun yıllar cumhuriyette makaleler yazdım. Önem veriyorum oradaki yazılarıma da. Fikirlerimi ve görüşlerimi gayet açık ve cesurca yansıtan yazılardır onlar. Sadece Cumhuriyet’te değil, Barış’ta, Yeni Gazete’de, Yeni İstanbul’da - bir ara bütün solcuları toplamıştı hep de Cumhuriyet’ten aldı- yazdım. Konularım hep eğitim ve siyaset üzerineydi.

Siyasete merakım babama çekmiş. Babam büyük bir siyasetçiydi. Babamla uzun zaman geçiremedim. Onunla birlikte daha uzun yaşayabilseydim muhakkak ki her şeyi bırakır politika ile meşgul olurdum. Sanıyorum ki tıpkı babam gibi dürüst bir politikacı olurdum.

]"60 İHTİLALİNİ SEVİNEREK YAŞADIK"[/color]

"Onuncu Sigara" adlı kitabınızda darbelerin gölgesinde acının bıraktığı izlerle yaşayan kadınların öyküsü vardı. Sigara yasağının başladığı 2008 yılında askeri darbe tartışmalarına nasıl bakıyorsunuz?

1950’den beri o kadar kötü yönetildik ki, 60 ihtilalini Amerika'daki aklı başındaki Türkler birbirine müjde diye verdi. Menderes Amerika'ya gitti geldi. Bir taraftan ben de Amerika'da resmi görevde olduğum için kokteyllerine gitmem gerekiyordu. Bir tanesine bile gitmedim mecbur kalır da kendisinin elini sıkmak zorunda kalırım diye. Kısacası 1960’ı çok sevinerek yaşadık.

]Şu anki tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ergenekon dedikleri hareket neyin nesidir henüz ortaya çıkmadı. Ama bence bu planlanmış bir hareketi abartarak yönünü değiştirme durumudur. Belki de onlarda karşılıklı düşünmüşlerdir ‘bu hükümet ne yapıyor diye?’ Geçen sene Cumhuriyet’te çıkan en son yazımda da buna değinmiştim. Hâlbuki 1966’da yazdığım yazının aynısıydı. Tam bugünü anlatıyor diye tekrar koydum. Kötü yöne gidiş 1950’lerden beri belliydi.

]"SİVİLLERİN KARIŞMADIĞI DARBEDEN HAYIR GELMEZ"[/color]

Yine bir darbe olsa 1960’lardaki gibi müjdeyle karşılar mısınız?

Karşılamam elbet. Çünkü yalnız başına, sivillerin karışmadığı ve toplumun bir isyanı olarak ortaya çıkmayan bir askeri darbeden hayır geleceğini sanmıyorum. Özellikle bugünkü koşullarda! 12 Mart ve 12 Eylül askerin kredisini yok etmeye çalıştı. Hala da asker yıpratılmaya çalışılıyor. Çok zamandan beri düşünüyorum ‘AKP’liler bu Türkiye’ye neden bu kadar düşman?’ Dış düşmanlardan bin beter hareket ediyorlar. Arkasındakiler de bunları dürtükleyenler de düşman. Biz çok düşman gördük ama bunların gibisini görmedik. Toprak satmak ne demek? En önemli toprakları, limanları, hava limanlarını cömertçe satıyorlar veya 50 yıllığına kiralıyorlar. Olacak şey değil. Sattığımız o kadar önemli ekonomi müessesleri var ki… Bunu dost olan, aklı olan özel sektöre de yabancıya da satmaz.

]"TÜRKİYE'NİN HALİNİ GÖRÜP DE İSYAN ETMEYEN VATAN HAİNİDİR"[/color]

Operasyon kapsamında gerçekleşen gözaltı ve tutuklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ne kadar Atatürkçü devrimci tanıdığımız varsa içerde. Cumhuriyet’e yapılan saldırı da, Danıştay’a yapılanlar da güya onlar tarafından planlanmış. Her şeyi Ergenekon yapmış. Öyle bir anlatıyorlar ki... Gecekonduda el bombaları bulunduğundan beri neyi ispatlayacaklarını şaşırdılar. Ergenekon ismini kendileri verdiler dediler. Eğer kendi kendilerine ‘Ergenekon’ adını vermişlerse, bu kimseler "ulusalcı", iyi niyetli insanlardır. Zaten şu günlerde Türkiye'nin halini görüp de isyan etmeyenler vatan hainidir. Kendini ‘vatan haini’ tabiri içinde sayanlar varsa bu söylediklerimi üzerine alınmakta serbestler.

]İsmet Kür kimdir? [/color]

1916'da İstanbul'da doğdu. Edirne Kız Öğretmen Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü bitirdi. Londra'da ve New York Üniversitesi'nde çocuk ve gençlik edebiyatı, çocuk ve gençlik psikolojisi, sorunlu çocuklar, eğitim tarihi, eğitim psikolojisi, yetişkin psikolojisi, 19. yüzyıl Rus edebiyatı konularında kurslar gördü.

Yirmi bir yıl Türkçe edebiyat öğretmenliği yaptı, dört yıl Amerika Bölgesi Kültür Ataşeliği ve Öğrenci Müfettiş Yardımcılığı ve Müfettişliği görevlerinde bulundu. TRT, BBC ve Kıbrıs Bayrak radyolarında haftalık konuşma programları ve çocuk saati yazar ve yönetmenliği yaptı.

Ünlü yazar, Pınar Kür'ün annesi ve Halide Nusret Zorlutuna'nın kız kardeşi.

Anılarla Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'de Süreli Çocuk Yayınları, Almanya'daki Çocuklarımızın Başarısızlık Nedenleri, Anneler Sizin İçin, Çiçekler Sevgiyle Büyür, Yaşamak, Onuncu Sigara, Kocaman Bir Örümcektir Zaman, 99. Kat Şiirleri adlı inceleme, araştırma, öykü, şiir, roman, anı türlerinde kitapları olan İsmet Kür'ün on dokuz adet de çocuk romanı bulunuyor. Yüze yakın radyofonik oyunun yazarı olan İsmet Kür'ün dört de tiyatro oyunu var.

YAŞAMAK

“Ne güzel şey yaşamak.
Güneşle güneş olmak,
Su ile su olup akmak,
Ne güzel şey yaşamak.”

Demişim yetmiş yıl mukaddem
Ve şimdi bir elimde gözlük, öbüründe baston.
Cilveleşiyorsam denizle, kuşla, ağaçla
Diyorsam ki onlara
“İyi ki varsınız dostlarım”
Hem de candan, yürekten söylüyorsam…
Ben yaşamışım be kardeşim,
Yaşıyorum da…


ZEYNEP FAZLILAR / GERÇEK GÜNDEM / Burgazada

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.