Cami ve minarede değil mesele. Zaman gazetesi yazarı Beşir Ayvazoğlu yazdı dün işin esasını. Şöyle diyor yazısında: “Günümüzde cami mimarisinin en problemli kısmının minareler olduğunu, bir minare ve şerefe enflasyonu yaşandığını, camilerin yükseklikleriyle minarelerin yükseklikleri arasında hiçbir nisbet gözetilmediğini söylemeye gerek var mı, bilmiyorum. Bu topraklara o eski zarif, ölçülü, şehre kimlik ve güzellik kazandıran ve her biri bir sanat şaheseri olan minareleri sanki başkaları yapmıştır. İsviçre'de, İsviçreli fanatik ırkçıları korkutan minarelerin de, fotoğraflarından anladığım kadarıyla üslupsuz, estetikten mahrum yapılar olduğunu söyleyebilirim. Bir kültür, şirazesinden çıkarılırsa böyle sonuçlar kaçınılmazdır.”
Şirazesinden çıkarılmış bir kültürün süngüleridir artık minareler. Başınızı kaldırıp baktığında ne Sinan estetiği görürsünüz, ne inanç derinliğini. Ötekinin gözüne sokulmak için yapılmıştır çoğu.
Minare, sanıldığı gibi Arapça kökenli de değil. Farsça "ateş yeri" anlamına geliyor. İslamiyette ilk minare Mısır'ın başkenti Kahire'deki Amr İbn Al As camisinde inşa edilmiş. Peygamberden çok sonra, Emevi Meliki I. Muaviye zamanında vali Meslem bin Muhalled tarafından 678 yılında eklenmiş mescite. Minare yapılmadan önce bu camide cemaate çan çalınarak namaz duyrulurmuş.
Muaviye, Emevi hanedanının kurucusu. Uhud ve Hendek Savaşında Mekke'li paganların komutanı olarak Muhammed'in komutasındaki müslümanlara karşı savaşan Ebu Sufyan bin Harb'in oğlu.
Dördüncü halife olan Ali bin Ebu Talib ile savaşmış, Mısır'ı ele geçirmiş ve Ali bin Ebu Talib'i öldürterek halifeliğini ilan etmiş. Ali'nin ve Ehl-i Beyt'in rakibi, düşmanı Muaviye. Kureyş kabilesinden geliyor haliyle.
Muhammed Mekke'de yeni dini duyurmaya başladığında bu ailenin çoğu ona karşı çıkmış, Hicret etmesine neden olmuş. Müslümanlara karşı açılan tüm savaşlarda onların parmağı var. 630 yılında müslümanlar Mekke'yi fethedince, tüm Mekkelilerle birlikte Muaviye ve ailesi de Müslüman olmuş.
İşte minarenin mucidi o Muaviye. Devlet kurucusu şekle ve şeriata ihtiyacı var. Minare, ibadethaneye şekil getirmek için, şeriat halkı disipline etmenin bir yolu.
Bunun ötesinde minare caminin zorunlu bir yapı parçası değil. Çirkin, şekilsiz yapılanın ise hiçbir kitapta yeri yok.
TBMM Camii örnek. Minare yerinde bir söğüt ağacı duruyor. Kubbe de zorunlu bir yapı parçası değil. Kubbe, eski şartlarda geniş açıklıklar yaratmanın tek yolu. Betonarme yapıda kubbe yapma bir mimari zorunluluğun kural sanılmasından. TBMM Camii’de de kubbe yerine piramit şeklinde bir yükselti var. Yeri gelmişken söyleyelim, camilerin altlarına yapılan işyerleri de zorunlu bir yapı parçası değil! Müslümanlar toprağa secde ediyor haliyle cami altına dükkan yaptınız mı dükkana secde etmiş oluyorsunuz…
Zaman yazarı Beşir Ayvazoğlu’nun deyişiyle bu “üslupsuz, estetikten mahrum yapılar”la ilgili biz de bir referandum yapmalıyız sanıyorum. Ayrıca makam bilen müezzinler bulmalıyız hemen. Kötü yapılmış minarenin de, kötü okunmuş ezanın da zararı en çok Müslümanlara çünkü.
İsviçre’nin her yerine minareler diktin diyelim, bu nefreti nasıl engelleyeceksiniz ki?
Orhan Gökdemir