İsrail Suriyeli Alevileri Kabul Edeceğini Açıkladı
Cumhuriyet 11.01.2012
Suriye’de Arap Baharı olarak adlandırılan sözde demokratikleşme rüzgârından geriye büyük bir kaos kaldı
Mezhep savaşına doğru
Suriye’de muhalefetin, meşru demokratik talepleri ile başlayan süreç, iktidarın Nusayri azınlığın elinden alınıp İhvanı Müslimin eksenindeki Selefi Sünnilere verilmesi hedefine kilitlenmiş durumda.
BAHADIR SELİM DİLEK
ŞAM - Arap Baharı’yla esmeye başlayan sözde demokratikleşme rüzgârıyla birlikte Suriye kelimenin tam anlamıyla kaosun eşiğine gelmiş durumda. Suriye, adım adım bir mezhep savaşına doğru gidiyor.
Suriye’de muhalefetin, insan hakları, hukukun üstünlüğü, çok partili sistem, ifade özgürlüğü gibi meşru demokratik talepleri ile yaklaşık bir yıl önce başlayan süreç, şimdi iktidarın Nusayri azınlığın elinden alınıp İhvanı Müslimin eksenindeki Selefi Sünnilere verilmesi hedefine kilitlenmiş durumda. Şam’dan bakıldığı zaman, bu tablo ABD’nin, Fas’tan başlayıp Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Filistin, Lübnan ve Suriye’ye kadar uzanan bölgede İhvanı Müslimin destekli Sünni grupları iktidara taşıma çabası olarak değerlendiriliyor. Yani, Şii İran’a karşı, geniş bir Sünni blok oluşturma arayışı... Bugün için ise son kale İran’ın yakın müttefiki olan Suriye... Suriye düşerse Tahran yönetimi iyiden iyiye yalnızlaşacak ve ABD’nin İran üzerinde etki kurması kolaylaşacak.
Suriye’de şiddet olaylarının en yoğun yaşandığı merkezlerden olan Humus, uluslararası medyaya açıldı. Sokaklardaki hava, Humus’ta yaşayanların kendi ağızlarından dile getirdikleri hikâyeleri, ülkede ne olup bittiğine ilişkin önemli ip uçları veriyor. Öncelikle, Suriye halkının hemen her kesiminin olaylar nedeniyle ciddi bir tedirginlik yaşadığı saptamasını yapmak gerekiyor. Bu tedirginlik, iktidarı da elinde bulunduran Nusayri azınlık için en üst noktada. Çünkü, son süreçte özellikle Humus’ta Nusayri azınlık Selefilerin hedefi durumuna gelmiş.Nusayri mahalleleri ateş altına alınmış, Nusayrilerin evlerine RPG roketleri fırlatıldığı, otomatik silahlarla saldırıldığı anlatılıyor. Uluslararası medyanın temsilcilerine saldırılar sonucu yaşamını yitiren ya da Selefilerin kaçırıp öldürdüğü asker, polis gibi resmi görevlilerin fotoğrafları gösteriliyor, hikâyeleri anlatılıyor. Saldırıya kurban gidenlerin yakınları, derdini tasasını yabancı gazetecilere anlatma arayışında. Bunun altında her ne kadar Beşşar Esad yönetiminin, ülkede olup biteni kendi izafet çerçevesinden gösterme çabası da yatıyor olsa, Selefilerin çok ciddi bir terör yarattığı gerçeği de ortada duruyor.
Esad yanlılarına göre terör faaliyetlerini giderek arttıran Selefilere, polis ve ordunun müdahale etmesiyle ortaya çıkan tablo, Batı’ya,’Suriye’de sivil halk katlediliyor’ şeklinde yansıyor. Ordunun ve polisin şiddet olaylarında aşırı güç kullandığı değerlendirmelerinin yanı sıra Humus Valisi Ghassan Abdülaal’ın, ’Teröristler ellerinde silahlarla saldırırlarken güvenlik güçleri de karşılık veriyor. Başka ne yapılabilir ki’ yönündeki sözleri de dikkat çekici. Olaylarda sivillerin yaşamını yitirdiği gerçeği kadar, Sünni olmayanlara yönelik ciddi bir terör faaliyeti olduğu gerçeği de ortada. Belli ki, yetkililerin zihninde, olaylara hukuk ve insan hakları çerçevesinde müdahale edilmesi ve rejimi koruma refleksi arasında çıkmaz söz konusu. Bu çıkmazda, doğal olarak uzun yıllardır iktidarda duran Baas Partisi’nin otoriter yapısı da etkili... Bu noktada, ordu ve polisin Nusayri azınlığın denetiminde olduğu notunu da düşmek gerekiyor. Ancak hemen herkesin ağız birliği ettiği ve Batı’da çok dikkate alınmayan bir nokta var ki, Suriye’de yaşananları anlayabilmek açısından büyük önem taşıyor: Eğer, Esad yönetimi en başından bu yana olayları sivilleri katlederek çözmeye çalışsaydı, oluk gibi kan akardı ve terör olayları böylesine tırmanacak zemin bulamazdı.
’Esad yönetimi kolay kolay yıkılmaz. Bu süreç atlatılır’ görüşü dile getirilse de Mısır, Tunus ve Libya örnekleri Suriye için de sonu çok belli olmayan bir döneme girildiği tedirginliğini beraberinde getirmiş. Asıl korkulan, demokrasi talepleri ile başlayan bu sürecin bir mezhep savaşına dönüşmesi. Olayların önünün kesilmemesi durumunda yakın gelecekte çok daha geniş bir cepheye yayılan Nusayri-Sünni çatışması çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor. Tabii, ülkede yaşayan Hıristiyanların ve liberal Sünni kesimin de Esad yönetiminin arkasında olduğu dikkate alınırsa, mezhep savaşının yaratacağı olası tahribatı tahmin etmek zor olmayacak.
Humus’ta gazetecilerle buluşan grup, İhvanı Müslimin’in iktidara gelmesi durumunda laikliğin ortadan kalkacağını, Suriye’nin bir İslam Cumhuriyeti’ne dönüşeceğini, ülkenin önemli bir kesiminin bu nedenle kendini tehdit altında hissettiğini açık açık söylemekten çekinmiyor. Türkiye, Suriye halkı için örnek bir model. Ancak görünen o ki, AKP hükümetinin oturtmaya çalıştığı ’Ilımlı İslam’ anlayışından çok -son 10 yılda erozyona uğratılmış olsa da- demokratik rejimin laik yapısı...
Esad yanlılarına göre terör faaliyetlerini giderek arttıran Selefilere, polis ve ordunun müdahale etmesiyle ortaya çıkan tablo, Batı’ya, ’Suriye’de sivil halk katlediliyor’ şeklinde yansıyor.
[COLOR="Green"][SIZE="5"]
Atatürk dediler adıma benim
İkrarımı verdim AliÂdir Pirim
Mürşidim Zöhre Ana posta vekilim
Latince yazısını dilden dökerim
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Askerimi düzdüm YunanÂa karşı
Üseyin kafası mızrakta başı
Deniz kenarında Mehdi duacı
BİLDİREN ; PİR ZÖHRE ANA
[/COLOR]