You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İslami Reform için Manifesto

İslami Reform için Manifesto

Administrator
İslami Reform için Manifesto
Emevi ve Abbasi hanedanları zamanında din adamları tarafından uydurulan dinin etkisi Müslüman ülkelerde hala baskın durumda. Kuran’ın eksik, anlaşılamaz ve manevi bir rehber olamayacak kadar yetersiz olduğu fikri, dinsel kitapların ortaya çıkması için muazzam bir talep oluşturdu; ve sakallı sarıklı din adamları tarafından ciltlerce kitap ortaya çıkarıldı. İnsanlara bu kitapların Kuran’ı tamamlayacağı, açıklayacağı ve ayrıntılandıracağı söylendi. Dolayısıyla bu din adamlarının ima ettiği aslında Allah’ın bilge ve kolay anlaşılır bir yazar olmadığı idi; mesajını açıkça ifade edemedi ve bir çok konuda, hatta bazı önemli manevi ilke ve uygulamaları içeren konularda bile rehberlik sağlamayı başaramadı. Bu tamamlayıcı kitaplar olmadan, Kuran bireylere dinde ancak sınırlı derecede yol gösterici olabilirdi. Hatta bazıları işi sadece Kuran okumanın kişiyi yanlış yola götüreceğini ilan etmeye kadar götürdü.

Sayısız hadis ve mezheb hukuku şeriat kitabı “sahih” yani güvenilir veya “hak” yani gerçek olarak etiketlendi. Böylece bu kitaplar pratikte Kuran’ın yerine geçmiş oldular. Kuran tek başına anlaşılabilecek bir kitap değildi; insanların Kuran’ı anlayabilmek için profesyonel anlatıcılara, koleksiyonculara, editörlere ve söylenti ve spekülasyon ulemasına gereksinimi vardı. Bir çok insan Kuranı yorumlamak ve açıklamak için yazılmış ciltler dolusu kitap arasında kayboldu ve Kuran’ın kendisini çalışmak için zaman bulamadı. O zamanı bulan ayrıcalıklı azınlığın ise Kuran’ın anlamak için çok az şansları vardı, çünkü zihinleri insan yapımı dini talimatlarla zehirlenmiş, mantıkları “kutsal virüsler” olarak adlandırabileceğimiz çelişkili öğretiler tarafından yozlaştırılmıştı.

Din uleması, imamlar ve onların kör izleyicileri, Kuran’ın bulunduğu fiziksel ortama (üzerinde Kuran ayetlerinin yazılı olduğu deri veya kağıt parçalarına) azami derecede saygı göstermelerine rağmen Kuran’ın mesajına olan inanç ve saygılarını kaybettiler. Kuran ayetleri duvarlarda yüksek yerlere asıldı, dokunulacakları ya da ele alınacakları zaman abartılı saygılar sunuldu, ama aynı ayetler yol gösterici olarak nadiren başvuru kaynağı sayıldı. Muhammed’e yakıştırılan binlerce hadisin oluşturduğu çelişkili ve karmakarışık labirentler içinde onların da kafaları karıştı ve mezheb kitaplarının saçma ayrıntıları arasında kayboldular. Kuran’a ara sıra atıfta bulundukları zaman da, bu çoğu kez kötüye kullanma amacını taşıyordu. Kutsal savaşlar ilan edebilmek veya saldırganlığı haklı çıkarmak için ayetleri bağlamlarından koparıp slogan olarak kullanma gibi… İnsanları cahilliğin karanlığından çıkarıp özgürleştiren Kuran, Muhammed’in vefatından kısa bir süre sonra, ayetleri ölüler için okunan, zihinsel veya fiziksel hastalıkları olanlar tarafından muska olarak taşınan, korkulması ve önünde eğilinmesi gereken kağıttan bir puta dönüştürüldü.

Kuran, en çok okunan kitaplardan biri olarak kabul görmesine rağmen, milyonlarca müslüman Kuran’ı anlamının farkında olmadan okur. Ana dilleri Arapça olanlara bile anlayışlarına güvenmemeleri öğretilir. Kuran en çok okunan kitap olabilir, ama din adamlarının ortak çabalarıyla tarihteki en az anlaşılan ve en az uyulan popüler kitap haline getirilmiştir.

Kuran’ın ileriye götüren ve aydınlatan mesajından kitleler halinde geriye dönüş başladığında, Yahudilerin Mişna ve Gemarasının Arap versiyonu olan hadis ve sünneti reddedenler mürted (dinden dönen) olarak etiketlenerek hadis ve sünnet izleyicileri tarafından tehdit ve işkenceye maruz bırakıldılar, öldürüldüler. Örneğin, müslüman tarihinin eleştirel bir yaklaşımla incelenmesi, Ebu Hanife’nin Emevi ve Abbasi hanedanları tarafından zulme uğrayan cesur bir tektanrıcı (hanif) olduğunu ortaya çıkaracaktır. Yaşamı boyunca hadisi kabul etmemekle suçlanmasına rağmen, ölümünden sonra katiller onun artmakta olan saygınlığından yararlanarak onun adını taşıyan sünni bir mezheb üretmiştir.

Hislamın Kökeni

Muhammed peygamberin ölümünden sonra şeytani bir gelişme oldu. Erkek din uleması, Kuran’ın öğretilerine doğrudan aykırı bir şekilde, dini yalnızca Allah’a özgülemek yerine onu aşağıdaki listedeki ‘kutsal’ ortakların bir ürünü haline dönüştürdüler:

[COLOR="#006400"]Allah +
Muhammed +
Muhammed’in arkadaşları +
Muhammed’in arkadaşlarının arkadaşları +
Mezheb kurucuları +
Mezheblerin sonraki önderleri +
Belli bir mezhebin ilk uleması +
Belli bir mezhebin son uleması; vb, vb..



Bu ortaklık Muhammed’in sözleri sayılan hadisleri, Muhammed’in yaptıkları sayılan sünneti, bazı seçkin eski ulemanın ortaklaşa hükmü sayılan ‘icma’yı ve onların her birine ait ictihadlardan oluşan ‘şeriat’ı üretti ve sonuçta Muhammed’in bu dünyadan ayrılışını izleyen yaklaşık otuz yıl içinde birbirine düşman bir sürü mezheb ortaya çıkardı (6:159; 23:52-56). Ortaçağa ait Arap/Hristiyan/Yahudi kültürlerinin bu bileşkesi, son peygamberin ilettiği din guya bu imiş gibi, insanlara Allah’ın kuşkudan arınmış dini diye sunuldu. Oysa gerçekte Allah’ın insanlara seslenme aracı olarak Muhammed’e indirdiği son ve geçerli tek ileti Kuran idi; orada şöyle deniyordu:

“Onu sana Biz okuyacağız. Bizim okumamızı izle. Sonra onu açıklamak ta Bizim işimiz.” (75:18-19)

İslamın kutsal kitabının yorum ve çevirisi diye ortaya konan bilgisiz, hoşgörüsüz, kadın düşmanı, çağdışı ve hurafelere dayalı uygulamalar ne yazık ki yüzyıllarca katlanarak birikti. Şimdi artık o beşeri kuruntu ve gelenek katmanlarını ilahi kitabın sırtından koparıp atmanın ve Kuran’daki gerçek iletiyi insanlara yeniden tanıtmanın zamanıdır. (6:21; 7:29; 9:31; 16:52; 39:2,11,14; 40:14,65; 42:21; 45:17; 74:1-56; 98:5).

Son derece zalim bir din devletinin güdümünde pek çok insan, İnglizce ‘his’ zamirine atfen Hislam dediğimiz sistemi kurma işine soyundu. Allah’ın kitabına ekleme yapma veya ona katılma şansları yoktu ama hadis sayesinde bidatın, hurafenin, uydurmanın ve çarpıtmanın kapıları sonuna kadar açıktı. Buhara’dan bir adam çıkıp kulaktan dolma söylentileri Muhammed peygamberden iki yüz yılı aşkın bir süre sonra toplamaya başladığında dinsel hurafelere ve uydurmalara son derece uygun bir coğraya ve toplum yapısı vardı. O insanların kendileri ve ana babaları mezheb savaşlarına ve kıyımlara katılmışlardı. Dinsiz, Hristiyan ve Yahudi pek çok kişi kuşkulu nedenlerle İslama girmişti, ve onların çoğu, yeni dini özümsemeden, eski kültürünü ve dinden beklediğini İslama taşımayı yeğlemişti. Seçkinler kendi dini duruşlarını haklı gösterip kabul ettirmek amacıyla dini, kültürel ve politik görüşlerine ait uygulamaları bu yeni hadis, sünnet, tefsir ve fetva modası sayesinde bol bol pazarladılar. Ayrıca, esbab-ı nüzul (vahyin nedenleri) denen sayısız öyküler uydurdular; her ayetin neden indirildiğini açıklıyormuş gibi yapıp ilahi iletinin anlamını çarpıttılar ya da kapsamını daralttılar. Belli bir din, kültür, kabile, mezheb, tarikat ya da hükümdarı yüceltmek için kelimelerin anlamını ve bağlamını kaydırdılar. Erkek hepbanacılar, ruhbanlar ve kadın düşmanları bu yozlaştırma hareketini ustaca kullandılar. Muhammed’in sözleri ve edimleri olarak kutsanan kulaktan dolma söylentiler ve onun ilah edinilen sahabelerinin adları bölüp parçalamada, kültürel eritmede, hattâ ticari tanıtımda güçlü birer araç ya da Truva Atı olarak kullanıldı. Özetle, Kuran dışlandı; ilahi ileti fena halde çarpıtıldı.

Muhammed’e ait olduğu öne sürülen binlerce hadis onun ölümünden hemen sonra uydurulmaya başlandı, ikiyüz yıl sonra devşirildi, ve yüzyıllar sonra ‘sahih’ hadisler adı altında kitaplaştırıldı. Hadislerin uydurulma amaçları şöyle sıralanabilir:

bir mezhebin öğretilerini bir başkasına yeğlemek (abdesti bozan nedenler, yasak olan deniz ürünleri);
isyancıları etkisiz kılmak için hükümdarın yetke ve uygulamlarını övmek ya da haklı göstermek (Mehdi ve Deccal);
bir kabile ya da hanedanın çıkarlarını gözetmek (Kureyş kabilesini ve özellikle Muhammed’in sülalesini kayırma);
cinsel istismarı ve kadın düşmanlığını haklı göstermek (Ayşe’nin yaşını küçük göstermek, kadınların namazına engel olmak);
dehşet, baskı ve diktayı haklı göstermek (Ureyne ve Ukeyle halkından bazılarını işkenceden geçirmek, Medine’deki Yahudi halkı yok etmek, şiirle eleştiri yapan bir kadın ozanı öldürmek);
ibadete ibadet, dindarlığa dindarlık eklemek (nafile namazlar);
hurafeleri diriltmek (büyücülük yapmak, Kabe’nin yanındaki kara taşa tapınmak);
bazı nesne ve edimleri yasaklamak (hayvan ve insan resmi yapmak, müzik aleti çalmak, satranç);
Yahudi ve Hristiyanların inanç ve uygulamalarını İslama sokmak (taşla öldürmek, sünnet etmek, başörtüsünü dayatmak, inzivaya çekilmek, tesbih çekmek);
İslamdan önceki Mekke’de yaygın olan inanç ve uygulamaları yeniden yaşama geçirmek (şefaat, kölelik, aşiret tutkusu, kadın düşmanlığı);
halkı hoşlandıran öyküler uydurmak (‘miraç’ta göklere çıkıp namaz pazarlığı yapmak);
Muhammed’i tanrılaştırıp onu öteki peygamberlerin üstüne çıkarmak (ayın parçalanması dahil bir sürü mucize);
tektanrıcılara karşı hadis kullanmak (yalnızca Kuran diyenleri suçlamak); ve hattâ
bir çiftliğin ürünlerini tanıtmak (Ajwa bölgesinde yetişen hurmaların üstünlüğü) …
Anılan bu amaçlara ek olarak Kuran’daki ‘muğlak’ veya ‘anlamsız’ kelime ve ifadeleri açıklamak, hadislere aykırı ayetleri çarpıtıp uyarlamak, veya Kuran dışı eften püften bilgiler sunmak için de bir sürü hadis uyduruldu (Örneğin: Sakar, 2:187; 8:35 …Wink

Hislam değil İslam


Kuran’ı inceleyelim önce ve bir barış, iman ve yalnızca Allah’a teslimiyet düzeni olan islamın esaslarını sayıp dökelim.

İslam:
  • islam özel isim değildir; kök olarak teslimiyet/barış anlamına gelir. İbrahim’le yeni bir aşamaya ulaşan (4:125; 22:78) ve tüm peygamberler ve elçiler tarafından iletilen ilahi sistem Allah tarafından bu kelimeyle tanımlanır (5:111; 10:72; 98:5).
  • yalnızca Allah’a teslim olmaktır (2:112,131; 4:125; 6:71; 22:34; 40:66).
  • yaratılışımızdaki sistemdir (30:30).
  • doğa ile uyumlu evrensel ilkeler sistemidir (3:83; 33:30; 35:43).
  • yalnızca öznel deneyimler değil nesnel kanıtları da ister (3:86; 2:111; 21:24; 74:30).
  • bir savın doğruluğunu kabul etmek için kalabalıklara veya duygulara değil aklın ölçüsüne başvurmamızı bekler (17:36; 4:174; 8:42; 10:100; 11:17; 74:30-31).
  • bilgi, eğitim, ve öğrenime önem verir (35:28; 4:162; 9:122; 22:54; 27:40; 29:44,49).
  • insanın yeryüzündeki yaratılışını bilimsel olarak araştırmamızı öğütler (29:20).
  • Allah ile insanın arasına din adamlarının ve şefaatçıların girmesini reddeder (2:48; 9:31-34).
  • dinden çıkar sağlamayı yasaklar (9:34; 2:41,79,174; 5:44; 9:9).
  • bireyin özgür ve sorumlu davranmasını, ve yetkisiz yetkililere boyun eğmemesini savunur (6:164).
  • her türlü inanç ve düşüncenin özgürce açıklanabilmesini savunur (2:256; 18:29; 10:99; 88:21-22).
  • kamu işlerinde yöneticilerin seçilmesini ve toplu danışmayı gerekli görür (42:38; 5:12).
  • yönetime bütün vatandaşların katılmasını sağlayan bir demokrasiyi önerir (58:11).
  • rüşveti yasaklar; çıkar gruplarının ve şirketlerin yönetimde tekel olmasının önlemlenmesini öğütler (2:188).
  • yönetici seçiminde ehliyet ve adalet ilkelerinin gözetilmesini emreder (4:58).
  • herkes için adaleti savunur; ve hukuk sözkonusu olunca hiçbir ırkı, dini veya mezhebi kayırmaz (5:8).
  • yönetim ya da bireylerce hakkı yenen herkese tazminat almak veya adaleti gerçekleştirmek için dilekçe ile şikayette bulunabilme hakkı tanır (4:148).
  • sosyal yardım, ekonomik özgürlük ve zenginliğin paylaşılmasını teşvik eder (2:215, 59:7).
  • her bireyin yaşama hakkına son derece saygı gösterir (5:32).
  • bir toplumun niteliğinin kendisini oluşturan üyelerin niteliğine bağlı olduğunu ilke edinir (13:11).
  • kişinin özel yaşamına saygı göstermemizi emreder (49:12).
  • delillerle kanıtlanıncaya kadar her sanığı suçsuz sayar (49:12).
  • tanıklık edecek kişileri olası tehditlerden korur (2:282).
  • suçsuz kimseleri başkasının suçundan sorumlu tutmaz (53:38).
  • kişilerin malvarlığını güvence altına alır (2:85,188; 4:29; ancak 24:29 ve 59:6-7‘deki durumlar istisnadır).
  • üretmeyen ekonomiden uzak durmamızı öğütler (2:275; 5:90; 3:130).
  • yoksullara bakmamızı ve yardım etmemizi ister (6:141; 7:156).
  • insanların ırk ve cins farklılığını bir avantaj olarak görmemizi ve Adem’in çocukları olarak birbirimize olan eşitliğimizi vurgular (49:13).
  • kadınları erkekler gibi saygın kabul eder (3:195; 4:124; 16:97).
  • bilincin önemini vurgular (5:90).
  • bütün ulusları birbiriyle barış içinde yaşamaya çağırır (2:62; 2:135-136, 208).
  • dünyayı bütün insanların evi sayar ve bir ülkeden diğer ülkeye göç etmeyi herkesin hakkı kabul eder (4:97-98).
  • saldırganları güçle caydırıp barışı gerçekleştirmemizi ister (60:8,9; 8:60).
  • ‘altın kaplamalı bronz’ kuralı, bağışlamanın teşvik edildiği hukukta suç, suçlu ve ceza arasında benzerlik kuralını izler (42:20; 7:33).
  • hakkı yenenlere ve baskı görenelere arka çıkmamızı emreder (4:75).
  • insanlara doğruluk ve güzel ahlakta yarışmayı öğütler (16:90)
  • insanları, barış, dürüstlük ve nezaket gibi iyi şeylere özendirip kötülükten caydırmaya çağırır (3:110)
  • ahlaki değer ölçülerinin yüksek tutulmasını ister (25:63-76; 31:12-20; 23:1-11).
  • doğal çevreyle uyum içinde yaşamamızı emreder (30:41).
  • Allah’ın onayladığı tek yasa/sistem’in islam olduğunu bildirir (3:19,85).



Sonuç olarak, İslam yani teslimiyet ve barış denen ilahi sistemin yerini almak üzere ulema tarafından hadis, Sünnet ve mezheb kuralları üretilerek bizim Hislam dediğimiz bir din uydurulmuş durumda.

Öyle bir çarpıtma ki bunun derinliği ve genişliği insanın hayal gücüne dahi sığamaz.

İşte Sünni ve Şii mezheb liderleri tarafından yapılan çarpıtmanın, en fazla saygı gören Sünni ve Şii kaynaklarında yer alan Kuran’a aykırı öğretilerin örneklerini içeren bir liste:

Listeyi sayfayı ziyaret ederek görebilirisiniz.

kaynak:İslami Reform için Manifesto | 19.org
Posting Freak
İslami Reform için Manifesto
PEKİ GERÇEK NEDİR?

Dr. Edip Yüksel; 'İslami Reform İçin Manifesto' isimli kitabıyla İslamın açıklanması, anlaşılması ve aydınlatılması çabalarına değerli bir katkı sunuyor.
Ancak bu katkıların hiçbiri gerçek hak yolunu işaret etmiyor. Karışıklıkları ve çatışmaları çözmüyor.
Çünkü tüm 'DİN' ler, peygamberlerinden sonra krallar- sultanlar- hanlar- diktalar tarafından kurulmuş olan siyasal sistemlerdir.
ÖRNEK:
1- Hz. İsa, Nikola isimli papaz tarafından fetva verilerek, ölüm emri mühürlenerek çarmıha gerilmiş, inananları ve ailesi zulüm görmüştür.
Bu gün ise Hristiyanlık bu katile Aziz Noel demekte, kutsamakta ve bir din ulusu olaral saygı göstermektedir.
İncil'in ise daha sonra Konsüller vasıtasıyla (Papaz kurulları) eliyele kaç kez yazıldığını Allah bilir.
Böyle bir kaostan ortaya çıkan Hristiyanlık dolayısıyla inananlarını da mutlu etmemiş, dünyaya da barış ve kardeşlik getirmemiştir..

2- Peygamberimiz Hz. Muhammed'in gaybından sonra Ömer tarafından ailesi -Ehlibeyt'i katledilmiş, torunları katledilmiş, inananları katledilmiş, sürgün edilmiştir.
Günümüzde ise İslamiyet Ömer'i Hazret diyerek kutsamakta, adaletini örnek almakta ve kurduğu din için canıyla- malıyla cihat etmektedir.
Hz. Hüseyin'in Kerbela'da katlinden sonra Kuran-ı Kerim yakılıp yok edilmiş, 30-40 sene sonra Osman zamanında Arap şairlerinden kese kese altın karşılığında cüz- cüz toplanarak OSMAN MUSHAFI olarak ortaya çıkarılmıştır.
Böyle bir kaostan ortaya çıkan İslamiyet dolayısıyla inananlarını da mutlu etmemiş, dünyaya da barış ve kardeşlik getirmemiştir..

Peki insanlık çağlar boyunca karanlıkta mı kalmıştır?
Hayır!
Her çağda Allah tarafından kerametleriyle kendini ispat eden Evliyalar gönderilmiştir.
Abdal Musa- Mevlana- Hacı Bektaşi Veli- Yunus Emre- Pir Sultan Abdal- Atatürk gibi pirler insanlığa ışık olmuş,
insanları daima bir araya getirmiş, kardeşliği yeniden tesis etmiş, ayrımcılığı lanetlemiş,
insanlık yolunu ve Hak inancını aydınlatmış, açıklamış ve açığa çıkarmıştır.

Doğrusu Edip Yüksel hoca ve benzeri aydınların çabalarını olumlu karşılıyorsam da daima eksik bir yönü olduğunu düşünürüm.
Çünkü bunun tarihi, edebiyatı, sanatı yüzyıllardır yapılmaktadır. Bu gün insanlığın beklediği GERÇEĞİN ne olduğu , kim olduğudur.
Günümüzde inancı, yolu, islamı, hakkı arayan insanlara bunu söylemeli ve yazmalıyız.
Günümüzün GERÇEĞİ Zöhre Ana'dır.
İnancı, hakkı, İslamı, Kur'anı
anlatan
aydınlatan,
açıklayan,
ayrıntılayan
yol gösteren
sevgisiyle, hizmetiyle, fedakarlığıyla, hoş görüsüyle, hikmetleri ve lütflarıyla
insanları bir araya getirin,
sevgi hamuruyla yoğuran,
gönüllerini fetheden,
garip gurabaya sahip çıkan,
her türlü ayrımcılığı reddeden
gerçeğin sesi ve sözü olan
Pir Zöhre Ana'dır.
Yol Muhammed-Ali Yolu'dur.
Piri Yüce Zöhre Ana'dır.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.