You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Işığın çocukları

Işığın çocukları

Administrator
Işığın çocukları
Işığın çocukları



Günümüzde bilim dünyasının “geçerli” kabul ettiği bilgi ve bulgular yazıyı ilk kullanan uygarlığın Sümerler olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle “Tarih Sümer’de başlar” tezi genel kabul görüyor. Uygarlığın önceki kaynakları ve gelişim süreçlerini incelemeyi daha sonraya bırakıp, Sümerler’i bu uzun süreçte bir kilometre taşı olarak alırsak, günümüz doğu ve batı uygarlığının da günümüzün “büyük” dinlerinin de kaynağının Sümer kültür ve uygarlığı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bölgeden bölgeye yayılarak değişik formlar alan, farklı kollara da ayrılan uygarlık zincirinin Sümerler sonrası halkalarını, kabaca Babil-Hitit-Yunan-Roma şeklinde devam ettirerek günümüze kadar getirebiliriz.

Sümerlerle başlattığımız uygarlık otoyolunun, yan yolları olmakla birlikte genelde doğudan batıya doğru bir güzergah izlediğini görüyoruz. Bu trafiği inanç şeridinde izlediğimizde, Sümer tanrıçası “İnanna”nın Anadolu’da önce “Na”, sonra “Ma” ya dönüştüğüne tanık oluyoruz. Ana Tanrıça. “Na” sözü dilimizde “Ana” olarak yaşıyor günümüzde. “Ma”, Avrupa dillerindeki “Mather” sözcüğüne kaynağında yer alıyor. Sümerce “Abba” günümüz Türkçesinde “Baba”, Arapça’da “ab” batı dillerindeki “Papa”, “Peder”, “Father” olarak yaşıyor. Sümerler’in gök tanrısı “İştar” ise günümüzde çeşitli dillerde “astare”, “sitare”, “star” gibi formlara varlığını sürdürüyor.

Hititler Anadolu’nun yerlisi değil, buraya dışarıdan gelmişlerdi. Onların en önemli tanrıları ise Anadolulu idi. Çorum Boğazköy (Hattuşa) kazılarından çıkan Hitit tabletlerinde, “Hitit Kralının ülkeyi yönetme yetkisini Arinna’lı “Güneş Tanrısı”ndan aldığı” yazar. Hitit güneş tanrıçasının en önemli kült merkezi Arinna kentiydi. Söz konusu güneş tanrıçasının adı tam olarak bilinmediği için, genellikle “Arinna’nın güneş tanrıçası” olarak anılırdı. Buradaki “-na” eki, Türkiye sözcüğündeki “-(i)ye”ye denk geliyor.

“Arinna” sözcüğünün “Arin” adı verilen bir topluluğun kenti (ülkesi) anlamına geldiği anlaşılıyor. Aynı zamanda Güneş Tanrısı da Arinnalı olduğuna göre; “Arin”ler de Güneş Tanrısının insanları ya da “Güneşin Çocukları” diğer bir deyişle “Işığın Çocukları” oluyor.

-Kadim Luvi halkı-

Hititler öncesi ve döneminde Anadolu’da yaşayan “Arin” halkının Hititler gibi büyük uygarlık kurabilmiş bir toplumun en önemli inançlarını belirleyecek kadar köklü bir kültüre sahip olduğu dikkati çekiyor. Devlete adını veren siyasi egemen Hititlerin, Luvi halkı ile birlikte yaşadığı, onların kültüründen etkilendiği, Luvi yazısı kullandığını biliyoruz. Luvi adı ise Hititlerin bu halka verdiği bir ad.

Güneş Tanrısının kenti Arinna halkının “Luviler” olarak bilinen halktan olması güçlü bir olasılık. Çünkü Luvi, Hitit dilinde “ışık insanı” anlamına geliyor. Hititlerin “Luvi” diye adlandırdığı halkın, kendisine “Işık İnsanları” anlamında “Arin” dediğini anlıyoruz.

-Arinler mi, Erenler mi?-

Hitit dönemindeki yerli Anadolu halkı “Arin”ler ya da Arinnalılar (Arinyalılar) ile Paulikan-Bogomil-Alevi kültürü arasında bağlantı olabileceği görülüyor. Güneş tanrısının halkı (ışığın çocukları) olan “Arinler” gibi; Bogomil kültüründen miras Alban (Arnavut), Aren (Pomak) topluluklarının da ışıldayan beyaz (güneş ışığı) ile ilgili bir ada sahip olmalarının nedenlerini araştırmak gerekiyor.

Bu arada özellikle Orta Anadolu’da Alevi halkın, kendileri için kullandıkları adlandırma sözcüklerinden birinin de “Erenler” olduğunu hatırlayalım. Bu terim, “ermiş(kişi)ler” anlamı dışında, zaman zaman “Aleviler, Kızılbaşlar” terimleri yerine de kullanılıyor. Örneğin: “Erenlerden misin?” ya da “O da erenlerden” gibi…

Bu “eren” sözcüğünün Hititler dönemindeki Arin halkıyla bir ilgisi var mıdır? Her ne kadar, “eren” sözcüğü Türkçe ve er-mek eyleminden türetilmiş bir ad olsa da üzerinde düşünmek gerekiyor. Alevilerin, kendileriyle ilgili bazı terimleri, değişik dönemlerde dahil oldukları farklı dil ve kültür bölgelerinde, ses benzeşmelerinden de yararlanarak dışta farklı anlamlarda kullandıkları, böylece kendi aralarında özel bir anlaşma dili yarattıkları bilinen bir gerçek. Bunu çoğu kez de güvenlik kaygısıyla takıyye olarak yapmışlar. Hatta bu durum, ilk anda “Ali’ye mensup” şeklinde algılanan Alevi teriminin kendisi için bile geçerli.

-Güneş doğudan yükseliyor-

Luvilerin ana tanrıçası “Ma”; eski Yunan’da Mather, Demater ve giderek Demeter oluyor. Bu kültler Yunan’dan Roma’ya taşınıyor. Eski Sümer dini kaynaklı olan ve adeta Babil istasyonundan Ortadoğu halklarına tanzim olunan kültler üzerine kurulu Ortadoğu’nun tek tanrılı (İbrahimi) dinleri, matruşka bebekleri gibi birbirinden doğarak, zamanla batıya yayılıyor.

Tarihsel inanç otoyolunda iki alternatif şerit oluşuyor: biri egemen siyasi iradenin kalıp olarak kabul edip devlet nizamına temel yaptığı ve egemenliği altındaki topluluklara dayattığı resmi din anlayışı, diğeri ise buna karşı direnen halkların dıştan egemen kültürdenmiş gibi göstererek gizlice yaşattıkları, binlerce yıllık kendi kültürel-inançsal süreği. Ancak takıyye çabasına rağmen egemen din ve kültürü içselleştiremeyen bu toplulukların onunla örtüşmeyen dinsel uygulamaları, egemenlerce “hetodoksi” olarak adlandırıldı.

Zerdüştlük ile Hıristiyanlığı sentezlemeye çalışan Manicilik de “hetredoksi” olarak kabul ediliyor. Bu ekol da Ortadoğu’da doğup zamanla batıya geçiyor. Bizans, Paulus’un kurduğu haça dayalı Hıristiyanlığı resmi din ilan edince, Anadolu’da bunu kabul etmeyen “Paulikanizm”e saldırıyor, kırımlar yapıyor, kan döküyor. Bu inanç mensuplarını Balkanlar’a sürüyor. Hetonodoks kabul edilen bu ekolün adı Bulgaristan’a geldiğinde “Bogomillik”; Bosna üzerinden kuzey İtalya ve Fransa’ya ulaştığında “Albicilik” (Albigenizm) ve” Katharizm” oluyor. “Paulikan-Bogomil-Albigen-Kathar” şeklinde ad değiştirerek devam eden bu süreğin kaynağında Anadolu’nun Güneş Tanrısı kültünün var olduğunu görmek hiç de zor değil.

“Druid” adı verilen “İnisiye Rahipler”ce yaşatılan “Kelt” inançları da Paulikan, Bogomil ve Alevi inançları gibi ezetorik karakter taşıyor. “Druid”lik Bogomil ve Alevi inançlarındaki aziz ve erenlere denk geliyor. Derviş ve ozanları (Bard) da olan Keltler’in inancında ağaç kültü önemli bir yer tutuyordu.

Bulgaristan’dan batıya kaçan Bogomiller’e Kuzey İtalya’da Albiler deniyor. Bu ad kurup yerleştikleri “Albi” kasabasından geliyor. Latince’de “Alba” ışıldayan beyaz anlamına geliyor. Yüksek karlı (Beyaz) dağlar anlamına gelen “Alpler”in de aynı kökle ilgisi bulunuyor. Bir adı Arnavutlar olan Albanlar’ın adında da ışık kavramı karşımıza çıkıyor. Balkanlara göçen-sürülen Babai ardıllarına “Işıklar” deniyor. Balkanlardaki Bogomillerin daha sonraki yüzyıllarda Alevi Bektaşi’lik üzerinden “İslama geçmesi” ve Albania’nın (Arnavutluk) önemli bir Alevi Bektaşi merkezi olması üzerinde düşünülmesi gerekiyor.

-Sarı Saltık Noel Baba-

Meşhur Alevi-Bogomil evliya Sarı Saltık’ın, Hıristiyan Slavlar tarafından Aziz Naum ya da Aziz Nikola olarak kutsanması üzerinde durmalıyız.

İslamcı çevrelerin ise Hıristiyan ritüeli olduğu gerekçesiyle karşı çıktığı, Noel kutlamasının da kökeninde, “Güneş Kültü” bulunuyor. Çok eski çağlardan beri “güneş bayramı” olarak kutlanan 25 Aralık’ın Kilise tarafından “İsa’nın doğum günü” ilan edilmesiyle, bu binlerce yıllık gelenek bir Hıristiyan motifine dönüştürülmüş. Kış ekinoksuna denk gelen 21 Aralık’ın ardından, güneşin yükselmeye başladığının gözlenebildiği gün olan 25 Aralık, sıcak ve bol yiyecek sağlayan bereket mevsimi olan yazın gelişine işaret ettiği için, Güneş Tanrısının doğum günü sayılıyordu.

Balkanlarda Bogomilizmden Alevi Bektaşiliğe geçiş sürecinin efsane kahramanı Sarı Saltık izleyicisi olan bazı topluluklarında bu dönem “Saltık Baba Bayramı” olarak olarak kutlanıyor. Sarı Saltık, Hıristiyan kesimler tarafından ise “Aya Nikola (Noel Baba)” olarak kutsanıyor.

- “Gizli din” formatı ya da takıyye-

Anaerkillikten ataerkil topluma geçiş Anadolu’da oldukça sancılı yaşandı. Hititler Anadolu’da egemen olmaya başladığında burada çok güçlü bir “anaerkil” kültür bulunuyordu. Yerli toplum üzerinde ataerkil kültürün hakimiyeti, uzun ve zorlu bir süreçte gerçekleşti. Egemen olan ataerkil zihniyet, anaerkil inanç ve gelenekleri yasakladı. Direnişler oldukça kanlı biçimde bastırıldı. Hititlerin Anadolu’ya tamamen egemen olmuş ve artık hiç kimse açıktan açığa eski inanç ve geleneklerini yaşayamıyordu.

Anadolu halkı, dayatmacı siyasi egemen gücün baskısını kırabilmek ve varlığını sürdürebilmek için bir çözüm buldu. Görünürde Hititlerin ataerkil inanç ve gelenek dayatmasını kabul eden halk, kendi inançlarını “gizli din” ya da “gizlenen din” formatında yaşamaya devam etti. Böylece, Anadolu’nun yerlisi Luviler’in Ana Tanrıça kültüne dayalı inanç sistemi, dışta kendisine dayatılan inançları benimsemiş gözükerek yaşatılan “gizli din”e dönüştü. Eşitlikçi bir yapıya sahip olan ve “Güneş Kültü”ne dayalı bu gizli din geleneği, sonraki dönemlerde de değişik şekillerde de olsa varlığını sürdürerek, günümüze kadar geldi. Hıristiyanlık öncesinde gnostik (gizemci) akımlar biçiminde gözlenen bu yapı; Bizans döneminde Paulikanlar, Balkanlar’da Bogomiller ve İslam dönemi Anadolusunda Aleviler gibi değişik ad ve biçimler altında varlığını sürdürdü.

Tarih boyunca; hakim inanç yapıları, hetorodoksi (sapkınlık) ile suçladığı bu gruplara hep “orgia” (mum söndü) iftirasında bulundu.

-Ortak ilke: tekamül-

“Gizli din” zincirinin halkaları olarak gördüğümüz Paulikanizm, Bogomilizm ve Alevilikte ortak bir yan olarak, sınanmalara dayalı aşamalı bir tekamülü (yükselme, gelişme) gerektiren hiyerarşik yapı esas alınıyor. Her üç yolda ortak olan bu özellik Alevi Bektaşilikte “dört kapı kırk makam” olarak adlandırılıyor. Gerekli tekamül aşamalarından geçemeyenler “kemale eremiyor”.

Bu ezotorik (batıni) doktrinlerin temel esaslarından birini de “sır” kavramı oluşturuyor. Egemen kültür içinde ve ona aykırı olarak yaşayabilmek için; dışta onu benimser gibi görünüp asıl inancın gizlice yaşatılması, yani takıyye gerekiyor. Daha da ötesi bu durum ve öğretinin derinlikleri, bu yolun yolcularına da baştan açıklanmıyor; sınamalara dayalı olarak bellirli tekamül aşamalarından geçtikçe kademeli olarak kendilerine veriliyor. Egemen kültür içinde ona aykırı olarak varlığını sürdürme zorunluluğu, bu öğretilerin birer gizli kardeşlik örgütü şeklinde yapılanmasını ve gizlilik içinde mensuplarının öğretmen-öğrenci, pir-talip ilişkisi içinde belli tekamül aşamalarını geçtikçe sırra vakıf olması esasını beraberinde getiriyor.

Bütün sınamalardan geçip son aşamaya ulaşan kişi yani egemenlerden saklanan ve gizlice yaşanan asıl yolla ilgili bütün bilgiye ulaşmış sayılıyor. Bu kişinin “ermiş” olduğu kabul ediliyor ve kendisine bir tür yarı tanrısallık atfediliyor.

Selçuklu’nun 1240 yılında Malya Ovası’nda paralı Frenk askerleri marifetiyle kırdığı Babailer de Anadolu’nun yerli halklarının süre geldiği “gizlenen din”in mensuplarıydı. 13. yüzyılda bunların ardıllarına “Işık taifesi” deniyordu. Işığın çocukları sonraki yüzyıllarda Balkanlardaki akrabaları Bogomillerle Bektaşilik çatışı altında yeniden birleşti. Türk-İslam tarihçilerinin “hetorodoks” demeyi tercih ettiği bu zümreler, sonradan adı “Osman”a çevrilen Otman’ın (çoban) kurduğu beyliğe güçlü destek verdiler. Zamanla İslam akaidine dayalı bir devlete dönüşen Osmanlı, bu zümreleri dışlamakla kalmayıp, ağır biçimde kıyımlara uğrattı. Bedreddin hareketi de aynı kadim kaynaktan besleniyordu. 16. yüzyılda Safevi devletinin (Devlet-i Kızılbaşan) kuruluşuna destek veren ışık ehli, yollarının erkanını 12 imamcı İslami motiflerle bezediler. Gelinen süreçte “Aleviler” adını alan bu zümreler, kendileriyle özdeşleştirilen Aliciliği, 12 imamcılığı, günümüzün particiliğine benzer şekilde sadece bir siyasi taraftarlık şeklinde benimsediler, gerçekte bu kişilerin temsil ettiği din ve kültürün zerresini benimsemediler. Işığın çocukları günümüzde de bu çok zayıf İslami örtü altında gerçekte kendi kadim yollarının erkanını sürdürüyor. Ancak bu durumun ayırdına öncelikle kendilerinin varması gerekiyor.

Naki Bakır

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.