İRTİCANIN KULLANDIĞI YÖNTEMLER
1945- 1950 dönemi incelendiğinde irticanın hiçbir zaman bitmediği, daima siyasette nüfuz kullanma hevesinde olduğu, açıkça Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yıkıcı bir tutum sergilediği görülmektedir.
Dinci çevreler, devrimlere karşı zayıf bağlılık gösteren, oy toplamak için gelenekçilere taviz verebilecek partileri ve iktidarları desteklemişlerdir. Halkı bu vasıftaki iktidarları desteklemeye davet etmiştir. Gayet geniş ve canlı bir şekilde iç politikaya karışmışlar, “din adına” hareket ettikleri iddiasını her zaman tekrarlamışlardır.
Hangi bilgi, hangi ehliyetle “din adına” hareket ettikleri bilinmeyen çevrelerin karşısına “devrim adına” hareket edenlerin çıkması çok doğaldır.
Önce “din adına” bazı konularda halkı ikna edici faaliyetler yürütmek: Kuran kurslarıyla, tarikat oluşumlarıyla, gazete ve dergi yayınlarıyla toplum eğitilir.
Sonra kendi taleplerinin bu kitleler tarafından istenmesini sağlamak: “Dinimi yaşamak istiyorum.”, “İnancım için özgürlük ve demokrasi istiyorum.”, “Kamuda örtünme hakkı istiyorum.”
Böylece (din korkusu altındaki) kitleye istetilen şey aslında bir azınlığın fikirleri ve yorumlarıdır.
“Millet bunu istiyor.” İddiası aslında manevi bir zorlamaya dayanır.
Cumhuriyetle- halk arasında bir çekişme halini sürekli gündemde tutarak kendilerine yaşam alanı bulmaktadırlar. Oysa Türkiye’de bir medeniyet savaşı vardır. Bu savaş Kemalist devrimcilerle halk arasında değil, Kemalist devrimcilerle dincilik- İslamcılık iddiasında bulunanlar arasında sürmektedir.
Bu yazı Tarık Zafer Tunaya'nın "İslamcılık Cereyanı" isimli kitabından derlenmiştir.
Irticanın sinsi yöntemleri
Irticanın sinsi yöntemleri
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi