You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Imam hüseyin’in şehit edildiği gün

Imam hüseyin’in şehit edildiği gün

Posting Freak
Imam hüseyin’in şehit edildiği gün
Alıntı:
[B]HAKKI SAYGI BABA

Ey Müslümanım diyenler!...
Şu içerisinde bulunduğumuz ay Mah-ı Muharrem ayıdır ve Muharrem ayı, yüreği Ehlibeyt sevgisiyle yanan her Müslüman için bir matem günüdür. İslâm’da matem yoktur, denmesine rağmen, bu günlerde içi Ehlibeyt sevgisiyle dopdolu olan her Müslümanın, mahzun olduğu ve matemlerinin tazelendiği günlerdir. Çünkü, bugünler: Hazreti Muhammed’in öperek, severek, koklayarak sırtında gezdirdiği, sevgili torunu Hazret-i İmam Hüseyin’in “Kerbela” denilen yerde iktidar hırsıyla içi kararmış Muaviye’nin oğlu Yezid tarafından aile efradı ve yakın dostlarıyla birlikte şehid edildiği günlerdir.

Tebrik ve Baş Sağlığı
Saadete Ermişlerin Bahçesinde (Hadikatüssuada) yazıldığına göre, Hazret-i İmam Hüseyin, doğduğu zaman Cenab-ı Allah, Cebrail-i Emin’e emir verdi: “Git Hüseyin’in doğumunu kutla ve ayrıca baş sağlı dile” dedi.
Cebrail-i Emin, gelip aldığı buyruğu Hz. Muhammed’e bildirdiği zaman Hz Muhammed, “Ey kardeşim” Tebriğin sebebini anladım fakat, baş sağlığının sebebi nedir?” dedi.
Cebrail: “Ya Resulallah! Doğmuş olan bu mazlum Hüseyin, senden sonra Kerbelâ denilen yerde zalimler tarafından acımasızca şehit edilecektir” dedi.
Bu haberi duyan Allah’ın Resulü, ağlamaya başladı. O sırada orada hazır bulunan Hz. Ali’de meseleyi öğrenmişti. Hz. Ali, eve varıp bu olayı eşi Hz. Fatıma’ya anlatınca, Hz. Fatıma, ağlıyarak babasının yanına gitti ve meseleyi bir de O’nun ağzından dinledi.
O vakit Hz. Fatıma: “Ey babacığım! Bu olay ne zaman olacak” diye sordu.
Hz. Peygamber, “Bu olayı, ne ben, ne sen ne Ali ve ne de Hasan göremeyeceğiz” dedi.
Bunu duyan Hz. Fatıma: “Ey babacığım” Bizlerin olmadığı o zamanda, benim mazlumum için kimler ağlayıp, kimler gözyaşı dökecekler?” diyerek tekrar ağlamaya başladı.
O vakit, gayipten şöyle bir nida geldi: “Ey hatun! Ahir zaman ehlinden Peygamber hanedanına bağlı olan öyle bir topluluk olacak ki, her yıl senin mazlum Hüseyin’in için ağlayıp onun matemini tutacaklar” dedi.
Bilindiği gibi Küfeliler, Hz. İmam Hüseyin’i Küfe’ye davet edip, kendilerinin İmamı olmasını istediler ve bu yolda Hz. İmam Hüseyin’e pek çok mektup gönderdiler. Hz. İmam Hüseyin, karar verme arifesinde iken Abbas’ın oğlu Abdullah, bu yolculuktan vazgeçmesi için İmam Hüseyin’e çok yalvardı ve onu Küfe’ye gitmekten alıkoymak istedi. İmam Hüseyin de kendisine bir gün sonra kesin cevap vereceğini söyledi. Bunun üzerine Abdullah evine döndü ve gelecek cevabı beklemeye başladı. Bu arada İmam Hüseyin, kendi kaderini belirlemek üzere Allah’ın kelamı Kuranı eline alıp rast gele bir ayet açtı. Açılan ayette: “Külli nefsin zalkatülmevt...” yazılı idi. Yani “her nefis ölümü tadacaktır” yazılı idi.
Bu ayeti okuyan İmam Hüseyin, “Büyük Allah ve O’nun Peygamberi, doğru söylemiş, çıkan ayet, bunu doğruluyor” diyerek Küfe’ye gitmek için kesin kararını verdi. Çünkü, Kuran’da çıkan ayet, dedesinin söylediklerini doğruluyordu. Buradan da şunu anlıyoruz ki, Hz. İmam Hüseyin’in kader çizgisi belirlenmiş, yani “Levh-i Mahfuz” denen kader defterinde yazılmış olan bu olay, gerçekleşecektir. Şurası çok iyi bilinmelidir ki, Nübüvvet Makamının sahibi olan Allah’ın Resulü’nün, benim “Al-i Abam” dediği bu kimseler, kendi akılları ile değil, şuhudları ile iş görürler. Çünkü, “Levh-i Mahruz” onların kitapları, kalem-i a’la ise Hadimleridir. Nitekim İmam Hüseyin, kendisi için belirlenmiş olan kader çizgisine uygun bir biçimde hareket ederek, Küfe’ye gitmek üzere hareket etmiş ve sonunda şehitlik mertebesine ermiştir.


Hazret-i İmam Hüseyin’in Küfe’ye Gidişi
Hz. İmam Hüseyin, Abbas’ın oğlu Abdullah’a gerçek niyetini söylediği zaman Abdullah, “Anladım ki gideceksin, hiç olmazsa Yemen tarafına git, oraları daha güvenilir” dedi.
O vakit İmam Hüseyin: “Ey Abdullah! Hikmetin gizli sırlarına akıl ermez, kader beni Irak topraklarına çekmektedir” dedi. Abdullah’tan sonra Muhammed Hanife, Abdullah’ın oğlu Ömer ve Abdullah’ın oğlu Zübeyr’in de yalvarmaları, İmam Hüseyin’i kararından döndürmedi. Çünkü o, gerçekleri öğrenmişti ve kendisini bu yolculuktan alıkoymaya çalışanlara:
“Ey benim sadık dostlarım! Bu gece rüyamda dedem Hz. Peygamber’i gördüm. Dedem: “Ey Hüseyin! Sakın Küfe’ye gitmeyi geciktirme. Çünkü, ululuk tahtının sultanı olan Hazret-i Allah, seni o topraklarda, tozlara ve kanlara bulanmış olarak görmek ister. Ve meleklere senin sabırda kemal mertebesine eriştiğini bildirip itaatinin derecesini göstermek diler dedi” diyerek, Hz. Peygamber’in rüyasında kendisine söylediklerini aktardı.
Bu arada Hz. İmam Hüseyin’in kızı Sakine ile kız kardeşi Zeynep: “Küfelilerin dedemize ve amcamız İmam Hasan’a, yaptıklarını biliyorsun. Buna rağmen gidip bizim boynumuzu bükük mü koyacaksın?” diye feryat etmeye başladılar. Bu feryadı duyan İmam Hüseyin, atından inerek ikisini de kollarına aldı: “İleriye bakın” dediğinde bir anda İmam Hüseyin’in hayat filmi gözlerinin önüne geldi. O vakit İmam Hüseyin’in muhterem kızı Sakine: “Baba! Senin hayat filmini görüyorum, seni parçalıyorlar” diye haykırınca, İmam Hüseyin: “Ben bunu görerek gidiyorum” cevabını verdi.
Şu çok önemli anıyı da anlatmadan geçemeyeceğim. Hazret-i İmam Hüseyin, mini mini yavrusu, kucağında olduğu halde savaş meydanına girdi: “Beni buraya sizler çağırmadınız mı? Davet edenler sizler değil misiniz? Beni tanımıyor musunuz? Ben kimim? Hazret-i Fatıma’nın oğlu, Peygamberiniz’in torunu değil miyim? Herhangi birinize benden bir zarar geldi de bunun intikamını mı alıyorsunuz? Hiç olmazsa şu kucağımdaki yavruya acıyın ve ona bir yudum su verin” dedi.
O vakit, karşı tarafın cevabı, bir ok atarak o mini mini yavruyu oklamak oldu. Elindeki yavruyu çadırlara getirip Ehlibeyt kadınlarına teslim eden İmam Hüseyin, derhal kılıcını çekti ve düşman saflarına saldırıp onlarla vuruşmaya başladı. Her vurduğunu yere seriyordu.
Bu sırada gayipten, yani Cenab-ı Hak’tan bir ses: “Ey sevgilimin sevgilisi Hüseyin” Ben senden yiğitlik değil, şahadet bekliyorum. Sen ise yiğitlik göstermeye kalktın” diye sesleniyordu.
Bu hitabı duyan İmam Hüseyin, savaşmaktan vazgeçince, düşman askeri derhal etrafını sardı ve mızrak kılıç darbeleriyle onu atından yere düşürdüler.
Düştü Hüseyin atından sahra-yı Kerbela’ya,
Cibril git haber ver Sultan-ı Enbiyaya.
Şimdi gelelim işin bir başka yönüne, tüm bu anlatılanlara rağmen, İmam Hüseyin bu yolu seçmemiş olsaydı. Küfe’ye gitmekten vazgeçseydi veya Kerbelâ’da iken bir yolunu bulup savaş meydanından kaçsaydı o vakit İmam Hüseyin, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olacaktı ve Hz. Peygamberin tüm söyledikleri de gerçekleşmemiş olacaktı. Böyle olunca da, Hz. Peygamber’in Hz. İmam Hüseyin için söyledikleri yalanlanmış olacaktı.
Eğer, Hz. Peygamberimiz’in söylediklerini doğru kabul edersek, elbette ki doğru, bu defa da Hz. İmam Hüseyin’in Allah’ın rızasına boyun eğmediğini ve Allah’a asi olduğunu düşünecektik.
Hazret-i İmam Hüseyin, bu yolu seçmekle, her şeyi doğrulamış, aynı zamanda Allah’ın rızasını kazanarak “Şehitler Serdarı” unvanını kazanmıştır. Tüm bunların aksi olsaydı, Hz. İmam Hüseyin, tarihlere bir korkak olarak ve Allah’ın rızasına boyun eğmemiş bir asi olarak geçecikti.
Fakat İmam Hüseyin, dünya saltanatı ve zalimleri önünde eğilmiyerek, taşıdığı asil kanını, Allah yolunda akıtı ve zalimin önünde aman dilemiyerek gelecek nesillere bir ibret dersi verdi. Hz. İmam Hüseyin, bu asil davranışlarıyla dedesi Muhammed Mustafa’nın ve babası Ali’yyel Murtaza’nın yakmış oldukları meşalenin günümüze kadar hiç sönmeden gelmesini sağlamıştır.
Bugün bizler, her yıl onun matemini tutuyorsak; onun ölümü dahi göze alıp Allahın rızasına boyun eğmiş olmasından ve aynı zamanda kıyamet gününe kadar bizlerin Hz. Peygamber ve Ehlibeyt sevgisi ve muhabbetiyle yaşamamıza vesile olmasındandır.
Düşünebiliryor musunuz? İmam Hüseyin’e bu zulumu yapanlar, “Müslümanız” diyorlar, namaz vakti gelince namazlarını kılıyorlar, namazlarını kazaya dahi bırakmak istemiyorlardı. Birbirlerine: “Acele edelim şu işi bir an önce bitirelim, yoksa öğle namazımız kazaya kalacak” diyorlardı.
Bugün Hz. Peygamber’in sakalından bir tek teli kutsal sayıyoruz ve onu mücevher kutular içerisinde saklıyoruz. Her yıl Ramazan ayı içerisinde bu mübarek sakal-ı şerif’i görebilmek, ona dokunabilmek ve bu vesileyle o mübarek Peygamber’in şefaatına nail olabilmek için yaşıyoruz.
Gel gör ki Hz. Peygamber’in bir tek sakalını görebilmek ve ona dokunabilmek için yarışan, Müslüman olduğunu iddia eden topluluklar, Hz. Muhammed’in vefatının üzerinden henüz birkaç yıl geçmişti ki onun öpüp kokladığı ve sırtında taşıdığı ciğer köşesi torununu, hiç acımadan boğazını keserek şehit ettiler.
Bu nasıl Müslümanlıktır ki, sen bir taraftan Hz. Muhammed’in şeratına sıkı sıkı sarılacaksın, namazlarını dahi kazaya bırakmaktan korkacaksın, fakat Hz. Muhammed’in öpüp sevdiği ve omuzunda taşıdığı sevgili torununa kastedeceksin!
Bizleri Hz. Hüseyin’in şehadeti üzmüyor, çünkü o Allah’ın rızasını yerine getirdi ve hak ondan razı oldu. Bizleri üzen gerçek olay, yukarda anlattığım gibi, hem biz Müslümanız deyeceksin, namazını dahi kazaya bırakmayacaksın, ama o mübarek peygamberin torununu, biricik göz bebeğini kılıç ve mızrak darbeleriyle parça parça etmekten korkmayacaksın.
Bir kutsi hadisin bildirdiğine göre: “Yarın hepimizin, şah da olsak yoksulda olsak, hiç ayrım yapılmaksızın toplanacağımız bir yer var. İşte orada toplandığımız zaman arş’ın ötesinden, oranın memuru olan bir tellal, şöyle seslenecek: “Ey ehl-i mevkıf! Ey “toplan!” emri ile toplananlar! Gözlerinizi kapayın, Hazret-i Muhammedin kızı ve aynı zamanda cennet seyidesi Hazret-i Fatıma gelecek.”
Bunun ardından Hazret-i Fatıma, İmam Hüseyinin kanlı elbisesini giymiş olarak geçecek. Arş’da kendisine tahsis edilen makamına oturacak, sonra Cenab-ı Hakk”a: “Allahım! Oğlum ile oğlumun katilleri arasında hükmünü ver” diyecek.
O vakit, ilahi hüküm verilecek!...
Cenab-ı Hak hükmünü verdikten sonra, Hz. Fatıma tekrar: “Ya Rabbi! Bizim musibetimiz için ağlıyanı, benim şehitlerim için gözünde bir damla nem olanı, gönlünde hüzün olanı bana bağışla” diye Allaha niyazda bulunacak.
Cenab-ı Hak: “Derhal! İstediğin yerine gelsin” buyuracak.
Sevgili canlar! Bu da bize gösteriyor ki, ben Müslümanım diyen bir kimse; özellikle Muharrem ayı içerisinde İmam Hüseyin ve yakınları için gözünden bir damla yaş akıtır ve Kerbelâ şehitleri için içinden gelerek yas tutarsa, Hazret-i Fatıma’nın şefaatına nail olacaktır. Allah-ı Teala bizleri onların şefaatinden mahrum bırakmasın.
Tüm bu olanlara rağmen İmam Hüseyin, kendisinden isteneni yerine getirmemiş olsaydı, yukarda söylediğimiz gibi İmam Hüseyin, bir yolunu bu olaydan kendisini kurtarmış olsaydı; bugün ne Ehlibeyt sevgisi olurdu ne de İmam Hüseyin için yas tutulurdu sevgili canlar!...
Şimdi buraya kadar anlattıklarımın ışığında Mah-ı Muharrem meselesini yeniden ele alırsak, ah Hüseyin vah Hüseyin! Keşke Küfelilerin ağzına bakıp Kerbelâ denen bu yere gitmeseydin. Başına böyle bir musibet gelmeseydi diyerek yas tutmak yerine onun göstermiş olduğu Allaha olan bağlılığını ve insanlık dersini hiç aklımızdan çıkarmadan onun yasını tutacağız ve o mübarek kimselerin şefaatine nail olmaya çalışacağız can kardeşlerim!...

Kur’an’ın Kendisini Koruması ve Zeynel Abidin
Kerbelâ olayını bir başka açıdan daha ele almamız gerekiyor: Hazret-i Peygamberi çekemeyen bazı kimseler, erkek evladı İbrahim’in vefatından sonra kendisine soyu kesilmiş anlamına gelen “Ebter” dediler. Bu söze Peygamberimizin canı sıkılıyordu çünkü kızı Fatıma’dan başka evladı kalmamıştı. Bunun üzerine Cebrail’in Emin şu ayeti kerimeye getirdi: “İnna ea’tayna kel kevser. Fe salli li rabbike venhar. İnne şanieke hüvel ebter.” (Kevser suresi) Anlamı şudur: “Resulüm! Kuşkusuz biz sana kevser’i verdik. Şimdi sen rabbine şükret, ibadet et ve kurban kes, asıl soyu keşilmiş olan sana ebter diyenlerdir.”
Biz bu ayetten şunu anlıyoruz: Kevser, “Hz. Fatıma”dır ve dolayısıyla Hz. Ali’dir (Allah onun yüzünü keremli kılsın) Çünkü birisi Hz. Muhammed’in gözbebeği kızı, diğer ise kanı kanımdandır, canı canımdandır ve biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız dediği amcasının oğlu ve damadı Hz. Ali’dir. Kevser suresine göre, Hz. Muhammedin soyu, Hz. Fatıma ile Hz. Ali’den gelecektir ve öyle de olmuştur. Hz. İmam Hüseyin, henüz kundakta bulunan Ali Asgar’la birlikte Kerbela meydanında 72 şehit vermiş, ruhları şad olsun. Ancak, İmam Hüseyin tüm ısrarlarına rağmen oğlu Zeynel Abidin’i : “Ey gözümüzün nuru oğlum! Şu anda henüz senin için şehitlik müsaadesi verilmedi” diyerek savaş meydanına göndermedi.
Hazret-i İmam Hüseyin, annesi Hz. Fatıma’dan kalan Musafı. dedesi Hz. Muhammed’den ve babası Hz. Ali’den kalan mukaddes emanetleri, oğlu Zeynel Abidin’e teslim edip kendisi savaş meydanına gidip şehadet şerbetini içti. Cenab-ı Allah, bizleri onların şefaatından mahrum etmesin.
Burada çok açık olarak şunu görüyoruz ki, kevser suresi gerçekleşmiştir. Eğer İmam Zeynel Abidin de Kerbela meydanında şehit olsaydı. Hz. Peygamber’in soyu kesilmiş olacaktı ve böylece Kuran’daki “Kevser suresi” de hükümsüz kalacaktı. Dolayısıyla Kuran kendisini koruyamamış olacaktı.
Hicir suresi ayet 9’da “Onu biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız” denilmektedir. Burada ki koruyacağız sözü, Kuran’ın hiçbir zaman en ufak bir tahribata uğramayacaktır anlamında değildir.
Zeynel Abidin’in sağ kalması ile nübüvvet sahibi olan Hz. Peygamber’in soyunun kesilmeyip günümüze kadar gelmesidir.
Sonuç olarak Kuranın gerçek anlamda Allahın kelam-ı kadimi olduğu ıspatlamış ve böylece kendisini korumasını bilmiştir.
Nasıl ki kevser suresinde Hz. Peygamber’e: “şükret, ibadet et ve kurban kes” deniyorsa, bizler de Muharrem ayında tutmuş olduğumuz Oniki gün orucun sonunda cemevlerimizde Zeynel Abidin’in sağ kalıp, Hz. Peygamber ve Ehlibeyt’ten geri kalan mukaddes emanetleri günümüze kadar getirdiği için şükredip kurban kesiyoruz ve böylece tutmuş olduğumuz Oniki günlük yası bayrama dönüştürüyoruz.

Alıntı:cemvakfi.org[/B]
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.