You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Junior Member
Ilim nedir?
Atamızın "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" sözünde geçer
Birçok kişinin "Bilim" sözcüğü ile karıştırdığı bir kelimedir.
Halbuki bu 2 kelime birbirinden çok farklı anlamlara sahiptir....


İlmin çok çeşitli tarifleri yapılmıştır. Bu tariflerden bazıları şöyledir:


İLİM NEDİR?
İlim, kanunlarını bulma yolu ile tabiat kuvvetlerini kontrol altına almayı sağlamaya çalışır. İlim duyum organlarının intibalarına dayanır, bilgiyi tasnif eder. Metodu; gözlem, deney ve tahmin yoludur. Maksadı; tabiat hadiselerini anlama, sınıflama, kontrol etmedir. İlimde hakikatin mihengi(mihenk, ayarlamada kullanılan bir âlettir) mantık değil, olaylardır. İlim, şu muazzam tabiatı-atomların teşekkülünden insanın ve şuurun tekâmülüne kadar- incelemektedir. İlim varlığımızın sırrını çözemez. Niçin varız? Nereye bağlıyız? Her şey neyi anlatıyor? Bütün bu soruların cevaplarını ilmi şekilde bilmiyoruz. İlim. zaman zaman, insan nazarında, kâinatı yeniler. İlim eski bilgileri inkâr etmekten ziyade onu geliştirir. İlim, müşâhede ve tecrübe edilen olaylarda en son tahlile kadar iner. Bugün en son tahlil, en küçük ortak parça, elektron, proton, radiation, protoplazma, ruh kelimelerine varmaktadır. İlimde kat’i bir birlik ve gayri şahsilik iddiası mümkün değildir. İlimdeki tezatları bugün herkes bilmektedir. Bu tezatlar; ya bir yeni ilim konusu olmaktan, yahut ilmi metodun tam ve sıkı tatbik edilememesinden, tam ilmi bir noktaya varmadan, acele hüküm verilmiş olmasından ileri gelmektedir.

Her şeyin “niçin” i ilmi aşar, ilmin ötesindedir. İlmin gayesi eşya ve hâdiselerin en küçük ortak paydalarını bulup tasvir etmektir. İlim, tabiat âleminde bir tertip ve nizamın varlığını ve tabiatın kanun hükümranlığı altında olduğunu gösterir. Bu suretle kâinat, gittikçe daha iyi anlaşılabilir bir şekil altında görülür. Bununla beraber ilim, felsefi ve dini görüşü de boşa atmamalıdır. İlmi kanunların çoğu hakikati arama yollarında şimdilik en doğru görünen geçici ve takribi formüllerden başka bir şey değildir. Görüşler ve tahliller, zamanla daha fazla derinleştikçe onlar da hakikate daha ziyade yaklaşacaklardır.

Modern ilim, tabiatta başlangıç olarak bir ilk ve tertip kabul eder. Fakat bunu ilmen ispat mümkün değildir. Bunun eski adı “hilkat” tır. İlim, müşâhede ve tecrübe edilebilen olayları meydana getiren âmilleri inceler. San’at, kendine has şekillerle, mâkûl ve mâneviyi ifade olduğu halde ilim, akıl üzerine kurulu bir zekâ mahsûlüdür. İlim, hasbileşmiş bir bilgidir. Bu hasbilik, akılda bulmuş olduğumuz akli ve mânevi tertiptendir. İlim, her sahayla, karşısında durulamaz bir surette uğraşmakta ve bütün hadiseleri, âdi bir mekanizma(işleyiş) oyunu ile ifade etmeye çalışmaktadır. Bu hususta o kadar ileri gitmektedir ki, “tabiat üstü” sanılanlara bile o gözle bakmaktadır. Hayat ilimle ülküye, ideale gidecek yollar bulur.

İlim, hakikat arayıcılığıdır. İlim, peşin hükümden arınmaktır. Bugün ilim, insan hayatında mutlak kıymet diye bir şey tanımıyor. Dünyanın objektif(tarafsız) tasvirine ilmi eserlerde rastlanır. İlim soyut olaylardan yola çıkarak müspet vakıaları kavradığı ve aydınlattığı nispette hakikate ulaşır.

Tecrübe ve gözlem metoduna dayanan bugünkü müspet ilim, eskiden olduğu gibi, dinle çatışmamakta, aksine olarak yan yana ve kardeşçe yaşamaktadırlar. Bunun dinimiz yönünden sevinç veren tarafı ise müspet ilmin bulduğu gerçeklerin İslâm’a uygun düşmesidir. Aslında ilimle din arasında çatışma olamaz, nitekim bugün böyle bir çatışma olmamaktadır. Çünkü İslâm dini aslını korumakta, ilim ise yeni metodları sayesinde gerçeği bulmaktadır. Dinle ilim arasındaki çatışma ancak aslı bozulmuş dinler için söz konusu olabilir. Kur’an-ı Kerim’de müspet ilimle ilgili bir iki âyet meâli şöyledir: ”Allah hidayet vermek dilediği kimsenin gönlünü İslâm’a açar. Dalâlete düşürmek istediği kimsenin göğsünü sanki göğe çıkıyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.”

Bu âyetle yükseklere çıktıkça oksijen azaldığı belirtilmiştir.
“Görmezler mi ki, biz arzı etrafını azaltarak getirmekteyiz.” Bu âyetle de kutupların basık, çökük olduğu belirtilmiştir.

“O küfür edenler görmezler mi ki, gökler ve yer birbirine yapışık ve bitişik idiler. Onları biz ayırdık.” Bu âyetten de güneş sisteminin ilk defa bitişik yaratıldığını, sonradan ayrıldığını öğreniyoruz.

Müspet ilim dinin yerini tutabilir mi? İnsanların meydana getirdiği toplum hayatı için birtakım hareket kaide ve kanunları zaman içinde bizzat insanlar tarafından ortaya konmuştur. İlim hiçbir zaman bu kaideleri vermemiştir, veremez de. İlim bize faydalıyı, zararlıyı, iyiyi, güzeli gösteremez. Halbuki bunlar olmadan insan ve toplum hayatının mevcut olması mümkün değildir.
İlmin eriştiği hükümler maddi hükümlerdir. Toplumda, cemiyette ise değer hükümleri vardır ve geçerlidir. İlmin nazarında adalet ve merhamet, vatan ve millet gibi idealler olamaz. Cemiyetlere, milletlere göre büyük değerleri olan bayraklar ilme göre boya, şekil ve bezden başka bir şey değildir. İlim, insanlara bir hayat tarzı da göstermez. Hayatın şöyle veya böyle olması, insanların barış içinde mes’ût yaşaması yahut birbiriyle devamlı boğazlaşması ilmin nazarında eşittir. İlmin, dinin, toplum kanunlarının ve kaidelerinin ayrı ayrı yeri vardır ve hepsinin de tek gayesi insanın mutluluğunu temindir. Bu değerlerin hiç biri bir diğerinin yerine ikame edilemez.


Ekrem YAMAN
Son Düzenleme: 05/08/2009, 14:02, Düzenleyen: HalilArs.
Junior Member
Ilim nedir?
Başka Bir Anlatım,


Eşyanın ve olayların idraki, kavranması; maddi manevi sırlara vakıf olma ve bilme. İlim, lügatte 'bilmek' demektir.


'Varlığı mevcud olan bir şeyin kesin olarak kabul edilmesidir.'

'Bir şeyin suretinin, şeklinin akılda meydana gelmesidir.'

'Akıl sahibi olan insanın, kendisinin dışında bulunan şeyleri olduğu gibi kavramasıdır.'
'İnsanın bir şeyin manasına ulaşmasıdır.'

İlim, insanın sonradan elde ettiği bir sıfatıdır. İlim, aynı zamanda Allahü tealanın sıfatlarından biridir. Fakat O'nun ilmi, yarattıklarınınki gibi değildir. Allahü tealanın ilmi, ezeli ve ebedi olup, başlangıcı ve sonu yoktur. O herşeyi bilir, O'nun ilmi, herşeyi kuşatmıştır. Fakat insanın ilmi, meydana gelişi, kazanılması bakımından bazı şekiller arz etmektedir. Aklın, düşünmeden elde ettiği bilgilere 'bedihi ilim' denir. Hesaba, tecrübeye (deneye) dayanan bilgilere 'istidlali ilim' denir. Fen bilgileri böyledir. Duygu organlarıyla elde edilen bilgilere de 'zaruri ilim' denmektedir. Görmekle, işitmekle, tatmakla, dokunmakla ve duymakla elde edilen bilgiler böyledir.

Arapça olan 'ilim', 'marifet' ve 'şuur' kelimelerinin mana bakımından birbirine yakınlıkları vardır. İlim bilmek; marifet tanımak, şuur idrak etmek, akılla kavramak demektir. Bu kelimelerden türeyen 'alim, arif ve şair' kelimelerinde de bu manalar mevcuttur. 'Ulema', alim kelimesinin çoğulu olup, alimler (bilenler) demektir. İlim kesbidir, yani sebeplere yapışarak, çalışarak elde edilir. Marifet, keşif ve ilham ile hasıl olur. Marifet, kalbe doğan bir nurdur, çalışmadan ele geçen ilahi ihsanlar, lütuflardır. Bunlara 'vehbi ilimler' veya 'mearif-i ledünniyye, mearif-i ilahiyye ve hakayık-ı Rabbaniyye' de denir. İlim, üstaddan, yani bir bilenden öğrenilir. İlahi marifetler, yani Allahü tealayı tanımaya yarayan bilgiler, keşif ve ilham ile hasıl olur. Bunlara kamil ve mükemmil (tasavv...
Junior Member
Ilim nedir?
Kitab-ı cabbar kulu kitabında;

Tasavvuf geleğinde şeriat ehli “ehl-i zahir” , tarikat ehli de “ehl-i batın” şeklinde isimlendirilmiştir. Zaman zaman bu iki grup arasında tartışmalar da yaşanmıştır. Bazen bu tartışmaların, tekke ve medrese mücadelesine dönüştüğü de olmuştur. Cabbar Kulu, tarikatı inkar eden şeriat ehlini Hazret-i Peygamber’in dilinden uyararak, herkesin kendi alanından sorumlu olması gerektiğini vurgulamaktadır. “Hazret-i Enbiya eydür: Ya Ali! Müslüman olan boynuna lazımdur ki, bildiği ilmi okuya. Bilmediği ilme, karışmaya. Şeytan ile yarışmaya. [Hazret-i Ali:] Nice yarışur, ya Rasula’llah? [Hazret-i Enbiya:] Öyle yarışur ya Ali ki, bir kimse şeriatda olur. Şeriatda olan tarikatun, ma’rifetün, hakikatun, bunların ilmin[i] bilmez. Ancak, şeriatı bilür. Hakikatda olan ilimden cevap virdi. Ol şeriatda olan kişi, onun virdüği cevaba kail olmaz. Okumadığı ilme karışur. Şeytan ile yarışur. Hazret-i Enbiya eydür: Ya Ali! Allah Teala, Salihlerini, böyle çekişmeden kurtara.

Burada ilim ehilleri, medrese ile yol ehilleri, tarikat arasındaki tartışmayı önlemek için Hazreti Peygamberin(sav) ağzından güzel bir cevap verilmiştir.

Ayrıca zahir ve batın kavramlarını, Kur’an-ı Kerim’in anlamı açısından da yorumlayarak, tasavvufi/Batıni/işari tefsirin önemine dikkat çekmektedir. “Bu zahir didiğümüz ma’na, kitabdur. Batın didiğümüz, kitaba yazılmışdur, sakludur. Onu, ehli bilür. Ol ilmi bilmek isteyen, ehlini bulur. Bulmak içün veliler, ne zahmet çekmişler. Bayezid-i Bestami, kırk şeyhe vardı. Vücudun[u] ıslah idemedi, Ca’fer-i Sadık’a varmayınca. Şeriat kapısında dile, hakikat kapısında kalbe sahip olmak gerekmektedir. “Dil” zahiri, “kalp” batını temsil etmektedir. Dilin eğitimi kolaydır. Kalbin eğitimi için, Hacı Bektaş Veli’nin kalp ve gönül doktorları şeklinde isimlendirdiği mürşid-i kamillere ihtiyaç bulunmaktadır. Hacı Bektaş Veli’ye göre insanda, biri zahir (dış), diğeri batın (iç) olmak üzere iki türlü göz bulunmaktadır. Gerçek saadete, ancak batın (kalp) gözü olanlar ulaşabilirler.

Mesela, namazı kılmak zahir bir ilimdir, namazı niçin kıldığını, namazın hikmetlerini, namazın her hareketinin manasını bilmek, söylediği ayetlerin manalarını bilmek ise batın ilimdir. Benzer mantık Kur’an ayetlerini yorumlarkende kullanılır.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.