Alevilik, Muhammed Ali'nin 'çileli' yoluAleviliğin ne olduğu konusunda, farklı yaklaşımlar var kimi Aleviliğin inanç yönünü, kimileri kültür ve sosyal yönünü öne çıkararak tanımlıyor. Bu karmaşa nedeniyle deyim yerindeyse 'kızılca kıyamet' kopuyor. Devlet de Alevilere Sünni cephesinden yaklaşıyor ve bu yüzden mesele bir 'varlık' sorununa dönüşüyor
Aleviler kendilerini nasıl ifade ediyor? Yola buradan çıkmak gerekir. Alevilerin buyruklarına, dinsel şiirlerine, menakıpnameler, vilayetnameler ve cenknameler gibi kaynaklarıyla tarihi metinlerine bakınca Aleviliğin, 'Muhammed Ali yolu' olarak tanımlandığı görülüyor.
Rıza Zelyut, yeni çıkan 'Türk Aleviliği' isimli kitabında, bu mezhebin ilmihali niteliğindeki yazılı kaynakların buyruklar olduğunu Anadolu'da ve Balkanlar'daki Aleviler arasında değişik yazmaları bulunan buyrukların, Aleviliği en yalın biçimde 'Muhammed - Ali yolu' olarak tanımladığını ve bu tanımın şiire, menakıpnamelere, vilayetnamelere de bu biçimde yansıdığını anlatıyor.
Cemal Şener ise Aleviliği Türklerin İslamiyet'i Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş ve iz sürücülerinin yorumuyla, bir diğer deyişle, İslamiyet'in 'Hacı Bektaşça', 'Pir Sultanca' konuşması olarak tanımlıyor.
İnanç yönünün ötesinde zengin bir sosyal ve kültürel boyuta da sahip olan Aleviliği, Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Doğan Bermek ise şöyle tanımladı:
'Yaratılmışı yaradandan dolayı sayan ve seven, yaradana herhangi bir aracı olmadan ulaşabileceğine inanan, barışa, sevgiye, hoşgörüye, karşılıklı ve sürekli yardımlaşmaya dayalı bir toplumsal yaşamı kurmaya ve geliştirmeye gayret eden, öfke, kin, cebir ve şiddeti araç olarak kullanmayan, bireylerini sürekli olarak daha olgun daha iyi insan olmaları amacıyla eğiten, tasavvufi bir inanç sistemidir. 'Alevi İslam' dediğimiz bu inanç sistemi Kuran'ın, Hz. Muhammed, Hz. Ali ve 12 imamlar tarafından yapılan ve sürdürülen yorumlarını benimser.'
Günümüzde bunların dışında tanımları dile getirenler de bulunuyor. Tarihte 'Alevi' sözcüğü daha çok, 'Ali evladından olanları' yani 'Seyyidleri' anlatmak için sıklıkla kullanılmıştır. Bu kullanıma 8'inci yüzyıldaki kaynaklarda rastlanıyor. Rıza Zelyut'un 'Türk Aleviliği' adlı kitabında İbn Kesir'den yaptığı aktarmada, 833'te ölen, Halife Memun'un vasiyetinde kardeşi Mutasım'a 'Alevilere iyi davran. İyilik yapanların iyiliğini kabul et, kötülük yapanları bağışla ve onlara maaş ver' dediği belirtiliyor.
PİR SULTAN'IN İSYANI
Osmanlı ise Alevilere 'Kızılbaş' diyordu. Şah İsmail'in askerlerinin taktığı 12 dilimli kızıl külahtan gelen bu terimi Osmanlı, Alevilere karşı hakaret olarak kullanıyordu. Bunun nedeni de Alevilerin Şah İsmail'e duydukları saygı ve sevgiydi. Ayrıca 'Ali'ye bağlı, onun yolundan giden' anlamındaki Alevi kelimesini kullanmak, Alevilere dinsel bir saygıyı zorunlu kılıyordu, Osmanlı bundan da kaçınıyordu. Sivas'ta 1550'lerde asılan Pir Sultan Abdal, Osmanlı'nın bu tavrına şu dizeleriyle meydan okuyordu: 'Gidi Yezid bize Kızılbaş demiş/ Hüseyniyem Aleviyem ne dersin'
'Yedi Ulular' denilen Alevi ozanlarından Kul Himmet de 'Cümle bir mürşide demişler beli (evet)/ Tesbihleri (duaları) Allah-Muhammed-Ali/ Meşrebi Hüseyni ismi Alevi/ Muhammed Ali'ye çıkar yolları' diyordu.
Tarihten günümüze gelecek olursak Alevilerin kimlik sorunu, Sünnilerin onları tanımlama çabaları karşısında ortaya çıkıyor. Türkiye'deki pek çok başka sorunlu alanda olduğu gibi Alevilik konusunda da egemen anlayışın, bir başka grubu tanımlama girişimi, haklı olarak 'Ne haddine!' tepkisiyle karşılaşıyor. Aslında Alevilerin diğer problemlerini de bu Sünnileştirme çabası şekillendiriyor.
AB ZORUYLA İLGİ
AB süreciyle birlikte Aleviler, Türkiye'de hükümetin ilgisine mazhar oldu. Alevi kesimin 'Aleviliğin ne olduğu' konusundaki anlaşmazlıklarını fırsat olarak değerlendirmekle suçlanan AKP, 2002 seçiminin hemen sonrasında Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) 'Aleviliği yeniden yorumlama', 'Aleviliğin tarihsel dayanaklarını ortaya çıkarma' çalışmaları başlattı. Ama bu AKP'ye güvenmeyen Alevi kesimde pek itibar görmedi. Alevi kesimden yazar Reha Çamur-oğlu'nun AKP'den milletve-kili olmasının ardından da Alevi ileri gelenlerine Diyanet'te kadro, dedelere maaş gibi önerilerle 'Alevi açılımı' gündeme geldi. Alevi kesim, devletin denetimi
altında Sünnileşileceği tepkisiyle buna karşı çıktı. AKP'nin Alevileri yanına çekme çabasında Çamuroğlu'nun davetiyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı Muharrem Ayı orucu iftarları da düzenlendi. Bu iftar yemekleri de Alevi kesimden pek çok protestolara uğradı, bazı dernekler de iftara katılmadı. Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Doğan Bermek, ortada açılım diye bir şey olmadığını sadece niyet beyanları bulunduğunu belirterek, 'İftar yemekleri ile 600 yılın sorunları aşılamaz. Çok daha kökten sorgulamalar yapmak gerekir' dedi.
'Alevi sorunları' deyince karşımıza devlet çıkıyor. Özellikle Alevilere yönelik yaklaşım dikkate alındığında 'Devlet eliyle din yaratılmak istendiği' eleştirilerinin pek de haksız olmadığı görülüyor. Çünkü laik Türkiye'de, DİB adeta Rıza Zelyut'un tabiriyle Osmanlı'daki Şeyhülislamlık kurumunun devamı gibi hareket ediyor ve Alevilik inancını ondan bağımsız olarak tanımlıyor. Bermek de DİB'yi 'Arap İslam misyoner kuruluşu' olarak tanımlıyor. Devletin bu müdahalesi de Aleviler için bir varlık sorunu yaratıyor. Bütün bunlardan hareketle Alevi sorunları deyince en başta Aleviliğin statüsü ve inançların pratik hayatta özgürce ifadesi meselesi karşımıza çıkıyor.
ALEVİLERİN TEPKİSİ
Okullardaki zorunlu din dersinde Sünni inanışın anlatılması, Alevi köylerine cami yapılıp, imam atanması da dahil. Devlet, 'Önce seni bir Sünnileştireyim, sonra kabul edeyim' tavrı gösteriyor. Burada Aleviler'den haklı bir tepki daha yükseliyor. Aleviler'den kesilen verginin Alevilere hizmet olarak dönmesi gerektiğini söyleyen Cemal Şener, 'Bunun şekli tartışılıp bulunabilir. AB'de Diyanet gibi bir kurum yoktur AB müktesebatı gereği ilerde kaldırılmalıdır. Geçiş sürecinde Aleviler'den kesilen vergiler Alevilere hizmete dönüşmelidir' diye konuşuyor. Dedelerin eğitimi konusunda ise Doğan Bermek'in ilginç bir önerisi var: Sünni inanç görevlilerinin yetiştirildiği imam-hatip liseleri benzeri Dede-Zakir liseleri kurulması ve ilahiyat fakültelerinde tasavvuf kürsüleri açılması.
Kim nasıl tanımlıyor?
Aleviliğin dini mi, yoksa sosyal ve politik bir kavram mı olduğu konusunda da çeşitli tanımlar bulunuyor. Günümüzde Aleviler kendilerini şu şekilde tanımlayıp, tasnif ediyor:
1- İdeolojik anlayış Aleviliği, 'Din dışıdır, İslam dışıdır, ayrı bir dindir, kültürdür, yaşam biçimidir' şeklinde tanımlıyor.
2- Kimi Aleviliği sadece bir İslam mezhebi olarak görüp onun sosyo - ekonomik yönünü ve muhalif geçmişini dikkate almıyor.
3- Aleviliği İslam içi bir mezhep olarak görmekle birlikte onun tarihini, geçmişteki konumunu, siyasal-sosyal boyutunu da dikkate alan yaklaşımsa Alevi aydınlar arasında giderek daha fazla taraftar buluyor.
4- Bazı çevreler Alevilik ile İran Şiiliğini aynı sayıyor.
5- Aleviliği Kürt uygarlığının ürünü olarak gören anlayış da bulunuyor.
Aleviler arasında bu kadar değişik tanımın yapılıyor olmasını Doğan Bermek, 'Alevilik üzerindeki farklı görünen tanımların çoğu, Aleviliğin uzun tarihi içinde geliştirdiği ahlak ve sosyal yardım anlayışını bir ideolojiye oturtma gayretlerinden kaynaklanıyor' diyor.
]Haber: ]AKŞAM