You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Hz.Muhammed Türktür....

Hz.Muhammed Türktür....

Administrator
Hz.Muhammed Türktür....
"Eğer araştırırsanız Peygamberimizin Türk olduğunu ispat edebilirsiniz”
]Mustafa Kemal ATATÜRK



Muharrem Kılıç, Büyük Atatürk’ün bu araştırma isteğinin/buyruğunun izine düşmüş ve bana sorarsanız bir hayli de yol almış. yeni çıkan “Gizlenen Türk Tarihi/Hazreti Muhammed” adlı kitabını okuyunca vardım bu kanıya.


Kitabı esas olarak iki bölüme ayırabiliriz:

İlk bölümde varlığı Naakal Tabletleri ile ortaya çıkan MU uygarlığının bir Türk uygarlığı olduğu, MU kıtasının o “Büyük Tufan” la yok olduğunda, bu uygarlığın Uygur Türkleri aracılığı ile dünyanın muhtelif yerlerine saçıldığı iddiası (Aztek, Maya, İnka gibi); sağlam kanıt, bulgu ve bilgilerle berkitiliyor. Sümerler de işte bu Uygurların devamı. Öz be öz Türkler ve dilleri de Turani bir dil. Dahası; Türk dili, o zamanlar bütün insanlığın ortak diliydi. (Bu son tespit, Atatürk’ün “Güneş-dil Teorisi” ni yeniden gündeme sokuyor.)

İkinci bölümde ise, Hazreti İbrahim’in, Musevilerin iddialarının aksine (Kur’an-ı Kerim de bu iddiayı yalanlıyor) Yahudi değil, Sümer asıllı bir Türk olduğu kanıtlanıyor. Muharrem Kılıç Bey, işte tam burada, benim de çocukluğumda Hocalardan bellediğim bir ifadeye dikkati çekiyor: “Muhammed’in ümmmetinden, İbrahim’in milletindenim.”

Aslında Hazreti Peygamber de İbrahim’in milletinden. Muharrem Kılıç Bey, Yüce Peygamber’in kısa ve uzun şeceresini de kitabına almış. Bu kitapta bu şecereyi destekleyen ve doğrulayan sayısız delil var. Bunların bir kısmını aktaralım.

-Hazreti Peygamber’i Medine’ye davet eden Evs ve Hazreç kabileleri Sümer asıllı idiler, Sümerler’in dağılışı sırasında Yemen’e göçmüşlerdi. Medine’ye gelişleri daha sonraydı. Akabe biatında “Muhammed bizdendir” demişlerdi ve Hazreti Peygamber’den “Kanınız kanımdır” yanıtını almışlardı.

-Kureyş ileri gelenleri Ebu Talip’in yanına gelmişler ve ona; ya yeğenini susturup davasından vazgeçirmesini ya da Türk yurtlarına çekip gitmelerini tavsiye etmişlerdi.

Peygamberimizin amcası Ebu Talip, bu tehdit dolu talebe, 94 beyitten oluşan “Kaside-i Lamiyye” ile cevap verdi. İşte o şiirden bazı bölümler:

“Düşman bizim gücümüze boyun eğip kahroluyor
Halbuki onlar bizim Türk ve Aftalitler kapılarına sığınmamızı isterler
Allah’ın evine ant olsun ki sizler yalan söylüyorsunuz
İşleri karmakarış etmeden ne Mekke’yi terk
Ne de buralardan Türk yurtlarına gitmeyeceğiz.”

Ebu Talip’in bu şiirinde Türkler yanında “Aftalitler” yani “Akhunlar” dan söz etmesi oldukça ilginç ve önemli. Demek ki Araplar Hazreti Peygamber’in soyunu sopunu çok iyi biliyorlardı.

-Hazreti Peygamberin torunu Hazreti Hüseyin’in Kerbela olayından önce Türk yurtlara gitme isteği, Yezit tarafından reddedildi, çünkü Hazreti Hüseyin Horasan’daki soydaşlarıyla birleşerek tekrar gelecekti.

-Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken, bilinmeyen bir dille “Ne güzel üzüm” dedi. Sahabe anlamayarak “Ya Muhammed Arapça konuş” dediler. Yüce Peygamber: “Durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahim’in dili ile konuşuyorum, Arap benden ama ben Arap’tan değilim” diye yanıt verdi.


[Resim: 252852_k_9400.jpg]
Senior Member
Hz.Muhammed Türktür....
Değerli, umutverici bir çalışma...

Söylediği hiç bir şey yanlış çıkmayan, kendisi de bir bilgin, bir evliya olan Yüce Atatürk, evliyamız, pirimiz, yol önderimiz Zöhre Ana gibi Hz. Muhammed'in Türk olduğunu ifade ettiyse, Hz. Muhammed şüphesiz bir Türktür. Bundan sonra önemli olan varolan bu gerçeğin dünyadaki izlerine ulaşabilmektir...

Bu anlamada tarihçilerin sorumlulukları büyüktür...
"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır."

Mustafa Kemal ATATÜRK


Ali Rıza Bey babam ise
O Zübeyde anam ise
Al bayrağım kanım ise
Koymam ahtını Zöhre Ana
M. K. ATATÜRK

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Yunus Emre
Son Düzenleme: 05/10/2008, 21:26, Düzenleyen: Bilim.
Member
Hz.Muhammed Türktür....
Hz. Muhammed Türk Müdür? - Ömer Sağlam
Tarih: 18.05.2009 > Kaç kez okundu? 873 [COLOR=Magenta]
Hz. Muhammed’in Arap olmadığı kesindir. Zira onun soyu, aslında Arap olmamakla birlikte sonradan Araplaşan bir etnik kökene dayanmaktadır. Böyle olduğu için onun soyuna “Araplaşan Arap” ya da “Sonradan Araplaşan” anlamında “Arab-ı Müsta’ribe”, ya da “Arab-ı Mütearribe” denilmektedir. Bu görüş, hemen bütün bilimsel kaynakların benimsediği ortak bir görüştür(1). O zaman akıllara gelecek ilk soru “O halde Hz. Muhammed’in etnik kökeni nedir?” sorusudur.

Bu soruyu Columbia Üniversitesi Eski öğretim üyelerinden Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan ve eski bakanlardan Namık Kemal Zeybek’e sorarsanız hiç düşünmeden “TÜRKTÜR” cevabını alırsınız. Çünkü her ikisi de bu konudaki görüşlerini Türk ve Dünya kamuoyu ile paylaşmış durumdalar. Adı geçenler, bu konudaki görüşlerini genelde Hz. İbrahim’in Sümerli, Sümerlerin de Türk olmasına dayandırmaktadırlar.

Namık Kemal Zeybek, bu konudaki görüşünü “Halka ve Olaylara Tercüman” gazetesinin 6.2.2005 tarihli sayısında bulunan “Hazreti İbrahim Sümerli mi?” başlıklı yazısında net bir şekilde ortaya koymuştur. Söz konusu yazısında şöyle diyor Namık Kemal Zeybek; “...En yüce insan olan Hazreti Muhammed, Hazreti İbrahim’in oğlu Hazreti İsmail’in soyundandır. Hazreti İbrahim, bir Sümerlidir... Sümerler Türk’tür... Öyleyse, Hazreti Muhammed soy olarak Türk’tür. Bunu dedim ve diyorum ki, böylesine yüce bir insanın Türk soylu olmasından kendisini Türk sayan herkes kıvanç ve övünç duyar. Ben de kıvanıyorum ve övünüyorum.”

Dün (10.05.2009) akşam Haber-Türk TV. kanalında yayınlanan “TEKE TEK” programının konuğu Ord. Prof. R.Oğuz Türkkan idi. Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı’nın sorularını yanıtlayan Reha Oğuz Türkkan’a kalırsa bu dünyadaki herkes, bu arada Hz. Muhammed de Türk’tür. Program sunucularının bu anlamdaki sorusuna hiç düşünmeden “EVET” cevabını verdi çünkü. Tarihçi Murat Bardakçı da kafasıyla hocayı tasdik etti. Reha Oğuz Türkkan, sadece Hz. İbrahim’i ve onun soyundan geldiği söylenen Hz. Muhammed’i Türk yapmakla kalmadı, ünlü fizikçi Albert Einstein’i de Türk yaptı. Reha Oğuz Türkkan’a göre Einstein, Yahudi dinine mensup Hazar Türkü. Ayrıca ona göre; Rönesans’ın öncüleri olan Leonardo Da Vinci, Rafael ve diğer Floransalı sanatkârlar da Türkoğlu Türk’tür! Zira Floransa’nın bulunduğu bölge, Etrüsk medeniyetinin egemen olduğu bölgedir ve Etrüskler de Türk kökenlidir. E o zaman tabiatıyla Avrupa rönesansının Floransalı önderleri de Türk’tür. Ünlü yazar Arthur Koestler’in de bu görüşte olduğunu söyledi Reha Oğuz Türkkan.

Öte yandan Arthur Kostler’in “13.Kabile” adlı araştırmasında Aşkenaz Yahudilerinin tarih sahnesinden silinmiş olan Hazar Türkleri olduğu savını ortaya attığı, bu savın bilimsel çevrelerde halen tartışma konusu yapıldığı biliniyor(2). Albert Einstein’in ise Yahudi olduğu zaten bilinen bir gerçek. Reha Oğuz Türkkan’ın, “Einstein Türk’tür” iddiası da muhtemelen Aşkenaz Yahudileri’nin Yahudi Hazar Türkleri olduğu savı etrafında değerlendirilen bir iddiadır.

Ord. Prof. Reha Oğuz Türkan’ın, 1944 yılındaki ünlü “Türkçülük-Turancılık” davasında yargılananlardan olduğunu ve tüm hayatını hemen hemen bu konuya adadığını, Namık Kemal Zeybek’in de genelde bu terbiye ile yetiştiğini düşünürsek, onların ileri sürdükleri iddialara şüphe ile bakmamız kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu gibi adamlar, mensubu olduğu milleti yüceltmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır. Bu yüceltme işinin içine, Hz. İbrahim gibi insanlık tarihinin mümtaz bir şahsiyeti ve Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’i kendi milletine mensup olarak göstermek de dâhildir. Dolayısıyla, bu tür şahsiyetlerin iddialarına biraz “Hissi” nazarıyla bakılması kaçınılmazdır.

Bundan birkaç ay öncesiydi; ilahiyat profesörü M. Saim Yeprem’e Namık Kemal Zeybek’in iddialarını sorduğumda, hocanın bana verdiği cevap şu oldu: “Geçenlerde Kendisiyle bir uçak yolculuğu yaptık. Bu konuda aramızda küçük bir tartışma geçti. Kendisine şu Arap atasözünü söyledim; -Zekeri küçük olanlar, dedelerinin zekerinin büyüklüğü ile övünürmüş!-“.

Ancak biz konuya Prof. Dr. M. Saim Yeprem gibi toptan retçi bir anlayışla yaklaşma niyetinde değiliz. Çünkü Hz. İbrahim ile Türkler’i, dolayısıyla Türklerle Hz. Muhammed’i yan yana getirmeye çalışan başka ciddi araştırmalar da bulunmaktadır. Bu konuda çalışma yapanlardan birisi de Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı’dır. Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı, “Hz. Peygamber’in Hadislerinde Türkler ve Türklerle İlgili Hadislerin Ortaya Koyduğu Yeni Hikâyeler” isimli kitabında ciddi hadis kaynaklarının taranmasıyla elde edilmiş birçok hadise yer vermiştir. Hz. Peygamber’in bu hadislerinde Türkler’den daha çok “Kantura Oğulları” anlamında “Beni Kantura” olarak bahsedilmektedir. Bu konudaki iddialardan birisi, Türkler’in, Hz. İbrahim’in, “Kantura” isimli hatunla evlenmesinden türedikleri konusundaki iddiadır. Bu anlamda Türklerle Hz. Muhammed, amcazade oluyorlar. Yani yakın akraba! Ancak bize göre; Türkler’in Hz. İbrahim’in “Kantura” isimli kadınla evlenmesinden türemesi değil, Hz. İbrahim’in “Kantura” isimli bir Türk kızıyla da evlenmiş olduğu iddiası çok daha akla yatkın gözüküyor. Peki; gerçekte Hz. İbrahim “Kantura” isimli bir bayanla evlenmiş midir ve “Kantura” gerçekten de Türk müdür? Bilmiyoruz. Ancak Tevrat’ta Hz. İbrahim’in “Ketura” isimli bir kadınla evlendiğinden bahsedilmektedir. Bu “Ketura” ismi, muhtemelen bazı kaynaklara “Kantura” olarak geçmiş bulunmaktadır.

Hz. İbrahim’in Türklüğü meselesine gelince: Onun Türklüğü tamamen Sümerli oluşuyla alakalı bir konudur. Hz. İbrahim’in arkeolojik buluntularla da desteklenen(3) Tevrat kaynaklı hayat hikâyesine bakılırsa; onun hemen bütün hayatının Sümerlerle Hititler’in egemen olduğu bir coğrafyada geçtiği görülür. Zira o, Sümerler’in hakim olduğu Güney Mezopotamya’daki Ur şehrinde doğmuş, sonra babası ve kardeşleriyle birlikte Mezopotamya’nın Hititler’in egemen olduğu kuzey kısmındaki Urfa (Harran) şehrine gelerek oraya yerleşmiş, oradan Filistin ve Mısır’a kadar gitmiş, sonra geri dönerek bugünkü Filistin topraklarına yerleşmiştir. Hayatı incelendiğinde, Hz. İbrahim’in bir ayağının sürekli bugünkü Urfa (Harran) civarında olduğu görülür. Zira babası Azer (Terah) orada ölmüş. Kardeşi Nahor ise yine orada hayat sürmüştür. Hz. İbrahim oğlu İshak’ı ısrarla Urfa’daki akrabalarının kızlarından birisiyle evlendirmek istemiş ve bu yüzden kardeşi Nahor’un kızı Rebeka’yı oğlu İshak’a eş olarak almıştır. Yani içlerinde yaşadığı toplum olan Arap ısıllı Filistinlilere hiçbir şekilde itibar etmemiş, böylece kanlarının bozulmasına müsaade etmemiş, soya önem vermiştir.

Hz. İbrahim’in hayat hikâyesine ve yaşadığı coğrafyaya bakılınca onun aynı zamanda bir tüccar olduğunu söyleyenler vardır. Bu görüştekilere göre; onun Sümerlerin egemen olduğu Güney Mezopotamya’dan kalkıp, Kuzey’de Hititlerin (ya da Hattilerin) hâkimiyet sahası olan Kuzey Mezopotamya’ya yani Anadolu topraklarına gelmesi, oradan da Suriye, Filistin ve Mısır’a kadar gitmesi, zaman zaman da bir ticaret merkezi olan Mekke’ye kadar yolculuklar etmesi, tamamen onun bir tüccar olmasıyla açıklanmaktadır. Bu görüştekilere göre; o, aynı zamanda canlı hayvan ticareti yapan ve bu sebeple sürü sahibi de olan bir tüccardır. Tevrat’a göre; Filistin’de, Hititli Efron’dan, ölen eşine mezar yapmak için içinde bir mağarası (Makpela Mağarası) da bulunan tarla satın alması ve satın alma işleminin tamamen Hitit kanunlarına göre cereyan etmesi, Hititler’in o devirde Filistin bölgesinde de egemen olduklarını göstermektedir. Bu egemenlik, bizzat olabildiği gibi, vassallık şeklinde de olabilir. Ancak, Efron isimli bir Hititli’nin, Filistin’de satabileceği topraklarının bulunması, bu egemenliğin, vassallıktan öte, doğrudan işgal ve fetih anlamında bir hâkimiyet olduğunu gösteriyor.

Netice olarak; Hz. İbrahim’in peygamberlikten önce ve peygamberliği sırasında ticaretle uğraştığı(4) ve mallarını ve sürülerini satmak için birçok memleket dolaştığını söyleyebiliriz. Ayrıca onun doğup büyüdüğü toprakların Sümer hâkimiyetinde, seyahat ettiği, hayatının büyük bölümünü yaşadığı ve öldüğü toprakların da Hitit hâkimiyetinde olan topraklar olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumdadır(5). Şimdi bilimsel yönden kanıtlanması gereken, daha doğrusu kanıtlanması yönünde ciddi sonuçlara ulaşılmakla birlikte uluslar arası bilim çevrelerince kabul edilmesi gereken husus, Sümerlerin ve Hititler’in Türk kökenli olduklarının kesin bir şekilde ortaya konulmasıdır. Bu takdirde; soyunun Hz. İbrahim’e dayandığı söylenen Hz. Muhamed’in Türk soylu olduğu konusunda da çok ciddi bir adım atılmış olacaktır.

Şimdi denilecektir ki; Hz. İbrahim’in Sümer veya Hititlerin egemen olduğu coğrafyada yaşamış ve ölmüş olması, onun Sümerli veya Hititli olduğunu göstermez. Bu bakımdan Sümerlerin ve Hititler’in Türk oldukları kanıtlansa bile Hz. İbrahim’in Türk olduğu söylenemez. Doğrudur; söylenemez. Ancak bu iddia, en az 72 milyonluk Türkiye’de kendisini Türk hisseden bir insana, “Hayır Türk değildir” demek kadar abes bir iddia olur. Sümerlerin Ur şehrinde doğan, kimilerine göre bu şehrin rahibi olacak kadar, kimilerine göre, saygın ve büyük bir tüccar olacak kadar toplumda tebarüz eden, daha sonra da Sümer ve Hitit topraklarında tevhid dinini yaymakla görevli bir insanı, o toplumların birer mensubu saymamak akılcı ve bilimsel değildir. Arapların arasında yaşadığı için Arapça konuşmak zorunda kalan ve Arapça gelen bir vahyi ilk olarak Araplara tebliğ ettiği için Hz. Muhammed’e “Arap” denildiği biliniyor. Böyle olunca; Sümerlerin ve Hititler’in arasında yaşadığı için Aramice, İbranice veya Süryanice konuşmak zorunda kalan ve kendisine muhtemelen bu dillerden birisinde gelen vahyi, bu dillerden birisini kullanarak tebliğ eden Hz. İbrahim’i, “Sümerli” veya “Hititli” saymamak, ikiyüzlülüğün tam da daniskası olacaktır. Tıpkı Sümerli veya Hititli olan Hz. İbrahim’in soyundan geldiği söylenen Hz. Muhammed’e “Arap” demenin abesle iştigal etmek olduğu gibi...

11 Mayıs 2009

Ömer Sağlam (alıntıdır)
[SIZE="4"][B][SIZE="4"][COLOR="Red"]● Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk[/COLOR][/B]


● Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

M.K.Atatürk
Son Düzenleme: 05/04/2010, 21:14, Düzenleyen: *katre*.
Posting Freak
Hz.Muhammed Türktür....
Namık Kemal Zeybek'in böyle bir açıklama yaptığını Zöhre Ana'ma söylediklerinde ,Ana'm,Muhammed Mustafa'nın nur'dan olduğunu söylemişti birgün.
Başka bir sohbetinde de yanılmıyorsam eğer,Muhammed Mustafa ve Şahımerdan Ali'nin Türk olduğunu,Emeviler zamanında Arap olarak yansıtıldığından bahsetmişti kurban olduğum.
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Senior Member
Hz.Muhammed Türktür....
Emeginize saglik, eger gercekten peygamber efendimiz soyunun turk kokenli olmasi gercekten cok enteresan , o zaman hz ALI VE EHLIBEYTIMIZIN soyunun da turk olma olasiligi da gercek olur,tarihte benim bildigim kadar ,IMAM MUSA RIZA nin HORASAN eline goc etmesiyle sonra muslumanligi turklere yaymasiyla , turklerin ehlibeyt ve din sevgisi boyle baslar, sonra emevi saltanati turklerin HORASAN dan ANADOLU ya akin etmesiyle sona erir ,nice evliyalar pirler yardimiyla haksizlaga karsi turkler mucadele etmislerdir,
konu cok ilgimi cekti candan tessekurler ,saygilar
Member
Hz.Muhammed Türktür....
[COLOR="blue"]Bu yazılar bende hem bir şaşkınlık hem de iyi duygular yarattı. İyi tarafışu: En azından hala okuyan bir kesim var. Kötü tarafı da şu: Her okuduğunu gerçek sanma. Yukarıdaki yazılara göre Aztek, İnka, Maya, Asya, Anadolu, İran, Mu, Atlantis..... hepsi Türk. Ama bir yerde yanlışlık var o da şu: Biz inançla etnik kimliği karıştırıyoruz. inanç bazında benzerlerdir çünkü nasıl ki her şeyin ideali varsa inancın da ideali vardır.
Saydığım devletlerin inaçları temelde aynı inanca sahiptir.Aslında bu inanç değil gerçeğin kendisidir. ama hepsi köken olarak Türk değildir. Türk tarifi nasıl olur bir düşünün, kitaplardan bir bakın. Moğol ve Tatarlardan ne farkı var? Peki nasıl oluyorda bütün ırklar kendisini Mu'ya dayandırmak istiyor cevabı basit. Ne kadar köklü olursak o derece güçlü oluruz ve inancımız o derece güçlü olur.işte cevaplar: Türkler orta asyadadır. şü an Türkiye'de Orta Asya kökenlilerin sayısı % 3.5 yanlış görmüyorsunuz yüzde üç buçuk oranları var bu sayı gen araştırmalarının sonucudur. Anadolu halkı Türktür denilmiş. Hayır Anadoluda geçmişen bu yana Rum, Ermeni, Kürt, Alevi halkı yaşamaktadır.M. Kemal Alevileri de Türk grubuna koyar inanç benzerliğinden dolayı.Anadolu için konuşursam belgeli ilk uygarlık Hititlerdir kuruluş yerlerine bakalım bu coğrafyaya o günden bu yana ciddi bir göç hareketi yaşanmadı bu gün burada kim yaşıyor dersiniz cevap: Aleviler. Hz Mumammed'in Türk olma meselesine gelince; Hz Muhammed köken olarak hakiki Arap'tır. İnaç benzerliği ırki değişim sağlamaz. Hz Muhammed Hz Hatice ile evlendikten sonra değişik yerler görmüş ve bu inançla karşılaşmış bu köklü inanç bütün fikirlerine eğemen olduktan sonra Hira mağarasında inzivaya çekilmiştir.Yani Hz Hatice olmasaydı Hz Muhammed Peygamber olamazdı. Htta bazı eserlerde peygemberliği ilk olarak Hz Hatice Hz Muhammede söylemiştir. Yani Cebrail meleği ilk geldiğinde Hz Muhammed korku ve heyecandan doları titreyip "beni örtün" deyince ve olayı anlatınca Hz Hatice sen bir Peygambersin demiştir.Hz Muhammedin inancı nedir? yapılan ticarek Mısır Anadolu ve yukarı İran merkezli olarak yapılıyordu. buradaki inanç binlerce yıllık bir geçmişi olan Bütün kutsal kitapların kaynağını oluşturan ve insanlığın oluşumundan bu günkü hale gelmesine kadar bütün bilgileri intiva eden bir inançtı. İsimleri neydi bu inançların? Cevap: Paganizm, Şamanizm, Budizm, Manihenizm, Hinduizm, Anadolu yansıması olarak Alevilik. Türklerin binlerce yıllık dinleri Şamanizmdir bu nedenle bütün topluluklar sadece türk sayılmıştır çünkü egemen devlet şu anTürkiyedir. Düşünelim İran bu coğrafyaya hakim olsa ya da olmadanda kendi inanç sisteminin benzeri olarak bu saydığım devletleri şii kökenli olduklarını söyleye bilir. yanlışlık burada inanç benzer olabilir hatta aynı olabilir ama bu kökümüzün aynı olduğu anlamını çıkarmaz. Yukarıdaki metinde örnekler var yukarı irana gitmek köklerinin orada olduğu falan. Evet Maveraünnehir bölgesi inanç bakımından köklü bir geçmişi vardır. Hatta Anadolunun halk önderlerinin hepsi orada geldiği savunulur ( 1923 Lozan antlaşmasına göre Anadolunun Türk olması için Kökenlerinin de Türk olması gerekiyordu. M. Kemal misak-ı Milli sınırlarında yaşayan herkes türktür demiştir. bunun yansımaları hala devam etmektedir.o yüzden geçmişte yaşayan önderlerin hayatları yaşadığı tarihlerde Türk tarihçiler tarafından bazı oynamalar yapıldı. şu şekilde: Türkler Anadoluya 1071 Malazgirt savaşıyla ilk olarak geldiler. demekki anadolunun önderleri de bu tarihten sonra buraya gelmeliydi. Bakın gelmeliydi diyorum çünkü köken olarak halk önderleri bu coğrafyada yaşamış olsaydı bu tez çürürdü.işte onun için bütün halk önderleri Horasandan geldi denir. Sonuç olarak ( nasıl ki İslami kesim gün gelecek herkes Müslüman olacak; Türk kesim için gün gelecek herkes Türk bayrağı altında olacak gibi yansımalar. işte tek bir sonuç var: Gün gelecek herkes tek inanç altında birleşecek bu inanç farklı xoğrafyalarda farklı isimlerle anılıyor olsa da gerçeklik tektir...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.