You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Hamza Aksüt: DENİZE DÜŞEN ÇINAR, LUVİ İNGİLİZCESİNE SARILIR

Hamza Aksüt: DENİZE DÜŞEN ÇINAR, LUVİ İNGİLİZCESİNE SARILIR

Administrator
Hamza Aksüt: DENİZE DÜŞEN ÇINAR, LUVİ İNGİLİZCESİNE SARILIR
]HAMZA AKSÜT: DENİZE DÜŞEN ÇINAR LUVİ İNGİLİZCESİNE SARILIR

[Resim: 66.jpg]


Erdoğan Çınar' ın cevabına sy. Hamza Aksüt'ten cevap gecikmedi.


‘Erdoğan Çınar Skandalı’ adlı yazımda Erdoğan Çınar’ın şu fiilleri işlediğini göstermiştim:

a- Çeviride tahrifat yapıp okurları kandırmaya çalışmak

b- Anadolu coğrafyasıyla oynayarak kent ve köylerin yerlerini kaydırmak, yönleri değiştirmek, yer adlarını değiştirmek

c- Temel aldığı Bizans metinlerinde geçen kişi ve yer adlarını okurlardan gizlemek, kişi adlarını olduğu gibi almamak

d- Kiliseyi dede ocağı olarak sunmak

Somut sorular ve yanıtları

1- Silvanus’un (Erdoğan Çınar’ın Pir Sultan’ı) asıl adı olan ve metinlerde açıkça geçen Constantine’i okurdan gizledin mi? Bu amaçla metni tahrif ettin mi?

YANIT YOK


2- Yıldız Dağı’nı Şebinkarahisar kalesinin güneyindeymiş gibi sundun. Oysa Yıldız Dağı Şebinkarahisar’ın bir hayli batısında.

YANIT YOK

3- Taşlanarak öldürülen Constantin/Silvanus’u Pir Sultan’a uyarlamak amacıyla ayrıca “astırarak idam” ettirdin mi?

YANIT YOK

4- Metinde açıkça geçen iki kitabın adları olan Gospel ve Apostle’ı okurlardan gizleyerek, iki kitap diye geçiştirerek Hıristiyanlığın bu temel metinlerini Alevi kitapları gibi sundun mu?

YANIT YOK

5- Ocak kurdurduğun kişilerin kendilerine iyi birer ad seçerek St. Paul’ün havarilerinin adını aldığını, daha doğrusu, bu adların St Paul havarilerinin adları olduğunu kitaplarında okurlara duyurdun mu? Yoksa okurları ikna etmemde olumsuz etken olur diye bu unsuru gizledin mi?

YANIT YOK

Adlarla ilgili gizlediğin ögeler şunlar:
Constantine, Silvanus adını alıyor. Silvanus, St Paul’ün adamı. Makedon Kilise’sine gönderilmiş.

Symeon, Titus adını alıyor. Titus, St Paul’ün Crete’e atadığı piskopos
Joseph, Epaphroditus adını alıyor. Epaphroditus, St Paul’ün, “askerim, yoldaşım” dediği kişi

Sergius, Tyhchicus adını alıyor. St Paul’e göre Tychicus, “Lord’un aziz ve sadık kardeşi”

Genesius, Timothy adını alıyor. Timothy de St Paul’ün adamı
Hatta, paragrafın birini Türkçe’ye çevirirken Titus ile St Paul ilişkisini anlatan tümceyi ... ile geçiştirip paragrafı nakletmeye devam ettin mi? Okurlarını kandırmak için çaba harcadın mı?

YANIT YOK

6- Metinde geçen Antioch’u Yalvaç olarak değil de Burdur’un Ürkütlü beldesindeki Komama olarak sunup okuru kandırdın mı? Epaphroditus’un kurduğu kiliseyi (daha sonra Abdal Musa ocağına çevireceğin kiliseyi) Yalvaç’tan alıp Burdur’un Bucak ilçesine bağlı Ürkütlü beldesine götürdün mü? Bunda amacın, Yalvaç ile St Paul ilgisini okurdan saklamak mı?

YANIT YOK

7- Sün köyünün yerini değiştirip Elazığ ile Palu arasına aldın mı?

YANIT YOK

8- Kiliseyi Alevi ocağı diye çevirip okuru kandırdın mı?

YANIT VAR:

Erdoğan Çınar, kiliseyi değil, “church” sözcüğünü Alevi ocağı olarak Türkçeye çevirmiş. Zaten benim sorum da oydu: Church, Alevi ocağı anlamına da gelir mi?

Sayın Çınar aynen şöyle diyor: “Bu açıklamadan sonra azıcık Alevi erkanını bilen biri İngilizce church sözcüğünün –başka anlamlar olmakla beraber – Alevi erkanındaki ocak teriminin tam karşılığı olduğunu da anlayacaktır.”

Demek ki, Çınar, Bizans metinlerindeki church’ü ocak diye Türkçe’ye çevirmiş. Zaten church sözcüğü birçok Hıristiyan terimler gibi Grekçe. Ben eleştirmeseydim okurlar bundan haberdar olmayacaktı. Şimdi buna göre Çınar’dan iki çeviri sunacağım. Aynı sözcüğü (church) metin çevirisinde kilise olarak sunarken, ocaklar bölümünde yaptığı yorumlarda Alevi ocağı olarak sunmuş mu, sunmamış mı?
“Kiliseye gitmiyorlardı. İbadetlerini proseuchai denilen evlerde (dua evi / cem evi) yapıyorlardı.” (Aleviliğin Kökleri, s.137

Erdoğan Çınar’ın Luvi İngilizcesine göre bu tümce şöyle olmalıydı:
“Ocağa (Alevi ocağına) gitmiyorlardı. İbadetlerini proseuchai (dua evi/ cem evi) denen evlerde yapıyorlardı.”

“Kiliseyi, kilisenin dogmalarını, kurumları, kilise hiyerarşisini ve ruhban sınıfını kabul etmiyorlardı.” (Aleviliğin Kökleri, s.137)

Erdoğan Çınar’ın Luvi İngilizcesine göre bu tümce şöyle olmalıydı:
“Ocağı (Alevi ocağı), ocağın dogmalarını, kurumları, ocak hiyerarşisini ve ruhban sınıfını kabul etmiyorlardı.”

Çeviride ne kadar da acemiyim değil mi? Modern İngilizceye göre çeviriyorum. Şöyle denebilir, proseuchai Alevi ocağıdır. Çınar onu da kabul edemiyor. Çünkü ona bir de ‘cem evi’ gerek. Grekçe uzmanı sayın Çınar, dileriz Grekçe metinleri görmüş ve oradan çeviri yapmıştır. Yakında belli olacak. Grekçe metinlerde hem Çınar’ın Alevi ocağı hem de kilise için aynı sözcük kullanılmışsa ne diyeceğiz?

Sayın Çınar church için şu anlamı vermiş:

“Church: The visible covenant community in a particular locale or region under the authority of elders”

‘Açıkçarşı İngilizcesiyle’ şöyle çevirmiş: Belli bir yöreye ya da çevreye özgü dedelerin otoritesi altında ikrar vermiş meri topluluk.”
Çınar, elder’i dede olarak çeviriyor. Okuyan da bu sözcüğün Hıristiyan din adamlarıyla bir ilgisinin olmadığını sanacak. Oysa bakalım:

Elder: An official in some Christian churches. (Bazı Hıristiyan kiliselerinde görevli kişi.) Buna itiraz edilebilir. Bu sözcüğün başka anlamları da var denebilir. (Birine göre daha büyük kişi) People of greater age, experience and authority (deneyimli ve yetkili...) Peki bu anlamlardan hangisi uygun? Dede bunlardan hangisine denk düşebilir? Kiliseyi Alevi ocağı, bazı kiliselerdeki görevliyi dede olarak sunmaya yarayacak veriler mi bunlar?
Konu din ise “an official in some Christian churches” anlamını kullanmak gerekmez mi?

(eld.er: iki kişinin yaşça daha büyüğü; daha ileride veya kıdemli olan; eski; i. ihtiyar; kilise mütevelli heyeti üyesi)

Bu durumda Çınar’ın tanımında elder sıfat değil isimdir. Öyleyse kilise mütevelli heyeti üyesi ve ihtiyar terimleri ancak kullanılabilir. Sıfat olanlar kullanılamaz. Erdoğan Çınar ‘ihtiyar’ı dede olarak alıyorsa kendisi bilir, insan yaşlanınca dede olabilir ama Alevi dedesi olamaz. Dedelik soydan gelir. Yirmi yaşında çok dede vardır.

9- Bizanslıların yazdığı metinlerde pir ve rehber sözcüğü geçmediği halde çevirdiğin bir paragrafta bu sözcükleri aynen kullandın mı?

YANIT VAR

Çınar, metinlerde geçmediği halde pir ve rehber sözcüklerini kullandığını itiraf etti. Zaten başka yolu da yok, metin ortada. Benim yazım olmasa okurlar bu bölümü şöyle okumaya devam edecekti:

“Papazlarımızı ve hiyerarşinin diğer özellerini reddediyorlar. Kendi papazlarına ‘pir’ ve ‘rehber’ diyorlar ve papazları kıyafet ve diyetleriyle veya yaşam biçimleriyle diğerlerinden ayırt edilemiyor.” (Erdoğan Çınar, Kayıp Bir Alevi Efsanesi, s.145)

Benim yazıdan sonra okurlar bu paragrafın şöyle olduğunu anladılar:
“Onlar, papazlarımızı ve hiyerarşimizin diğer üyelerini reddediyor. Papazlarına synekdemoi ve notaries diyorlar; giyim, diyet ya da yaşam biçimiyle diğerlerinden ayırt edilemiyorlar.”


Erdoğan Çınar, yanıtında synekdemoi’nin “yol arkadaşı” anlamına (bu anlamı benden aldığını da belirtiyor) geldiğini belirterek, Farsça kökenli rehber sözcüğünün Kürtçe telaffuzu olan ‘rayber’in de yol arkadaşı anlamına gelmesinden hareket ederek böyle yaptığını belirtiyor. Rehberin anlamı, yol göstericidir.

O zaman soralım:

Ben, Synekdemoi’nin, Yeni Ahit’te, St Paul’ün yardımcısı olan Hıristiyan papazlara verilen ad olduğunu belirtmiştim. Sözcük, “yol/gezi arkadaşları” (travelling companions) anlamında da kullanılıyor demiştim. Sayın Çınar buradaki yol terimini kapmış ve rehber yapmış.

Asıl sorum şu: Başka bir dile çevirirken “Kendi papazlarına synekdemoi ve notaries diyorlar” tümcesindeki elemanları olduğu gibi yazmamak, iki anlama gelir. Ya çevirmen çok acemidir, ya da niyeti başkadır.

Erdoğan Çınar’ın kurduğu cümleye göre synekdemoi pir, notaries de rehberleri ifade ediyor. Oysa Çınar bana yazdığı yanıtta synekdemoi rehberdir diyor. O zaman, notaries pirleri mi ifade ediyor? Öyle ise Çınar’ın çevirisi daha perişan. Çünkü Çınar, bana yazdığı metinde didaskalos pir’dir diyor. Çeviri yaptığı metinde ise notaries pir’dir diyor. Çevirdiği paragrafta didaskalos yok.
O zaman Çınar karar vermeli: Notaries mi pirleri ifade ediyor synekdemoi mi? Yoksa bana yazdığı yazıda olduğu gibi didaskalos mu pirleri ifade ediyor? Her ne olursa olsun, Çınar, son iki kitabına aldığı bu paragrafı hemen değiştirmeli.

Sayın Çınar’ın son iki kitabında yaptığı çeviriye göre:

Synekdemoi: pir

Notaries (tekili notary): rehber

Bana yazdığı yanıta göre:

Synekdemoi: rehber

Didaskalos: pir

Notary’den ise ses seda yok.

Gelin de bu bilmeceyi çözün. (Hemen belirtelim; ben eleştirmesem Çınar, synekdemoi, notaries ve didaskalos gibi terimleri okurlarına hiç duyurmuyordu. Okurlar da doğal olarak, pir, rehber olarak anlamaya devam ediyordu.)

Çınar’ın bu çelişkilerini bir tarafa bırakarak da düşünmeyi deneyelim: Sayın Çınar bana verdiği yanıtta didaskalosun öğretmen anlamında olduğunu belirttiğimi aktardıktan sonra pirin de öğretmen olduğunu ekliyor ve didaskalosu pir yapıyor. Bu durumda haham, papaz gibi din adamlarının da öğretme rolü vardır diyerek onları da pir saymak gerekecek ve Türkçeye çevirilerde bunlar için pir sözcüğü kullanılacaktır. Ben kabul etsem bile okurlar kabul eder mi?

10- Cibossa’yı, Sivas olarak sunmak yanlıştır. Sivas’ın Bizans dönemindeki adı Sebastia değil midir?

YANIT VAR

Çınar şöyle yanıt veriyor:

“Cibossa, Sivas’ın Bizans döneminde adı Sebestia’ya dönüştürülmeden önce kullanılan Luvi kökenli adıdır.” diyor. Cümle bozuk kurulduğu için net bir anlam çıkmıyor ama yine de şunlar anlaşılıyor: Cibossa adı Luvicedir. Bu ad (herhalde Bizans döneminde) Sebestia’ya dönüştürülmüştür.

Peki, Bizans metinlerinde aynı yer için hem Sebestia hem de Cibossa adları mı kullanılmıştır?

Oysa Erdoğan Çınar, Kayıp Bir Alevi Efsanesi kitabının 170. Sayfasında ne diyor bir bakalım:

Bizans İmparatorluk kayıtları ve Ortodoks Kilisesi’nin arşivleri Tunceli Pülümür’den göç etmek zorunda kalan Pir Silvanus’un Şebinkarahisar’ın (Kolonea) bir kastronu olan Cibossa’ya yerleştiği konusunda hemfikirdirler.

Cibossa (Sibossa) sözcüğü halkın dilinde evrile çevrile Sivas’a dönüşmüştür. [U]Bizans İmparatorluk döneminde bugünkü Sivas İli’nin Şebinkarahisar’a komşu olan büyük bir bölümünün adıydı. İsmini o bölgeyi denetleyen askeri garnizonun konuşlandığı kaleden almıştı.” [/U]

Çınar, Cibossa’yı herkesin okuduğu gibi Kibossa olarak seslendirmiyor. Sibossa diye okuyor. (Oysa Colonea söz konusu olduğunda Çınar K harfiyle okumayı tercih ediyor. Tercih kendisinin!) Cibossa, Sivas değil. Paulikienlerden söz ettiği 7, 8 ve 9. Yüzyıllarda Sivas’ın adı Sebastia.

Peki kaynağın ne sayın Çınar? Bilge Umar’da yok, Honigmann’da böyle bir bilgi yok.

Diyelim ki, senin dediğin doğru, Luviler, Sivas’a Cibossa diyordu. Peki senin kullandığın metinler Bizans metinleri mi, yoksa Luvi metinleri mi? Sen, Peter of Sicily gibi Bizans görevlilerinin yazdığı metinleri okuyarak Cibossa’yı okurlarına aktarıyorsun. Yoksa Peter of Sicily, Luvi görevlisi mi? Ya da 7, 8 ve 9... yüzyıllarda Sivas yöresinde Bizans dönemi hala başlamadı mı?

(“Sebasteia: İl merkezi Sivas’ın eski adı. (Ramsay, s. 361 No. 10) Helen dilinde Sebastos (yani; Augustus, Roma İmparatoru) Yurdu.” (Bilge Umar, s.716))

Erdoğan Çınar, kaynak göstermiyor, Sivas ve Cibossa sözcükleri arasındaki ses benzerliğini dikkate alarak, haritaya bakmamızı öneriyor. Demek ki, Çınar’ın elinde Cibossa’nın Sivas olduğu konusunda bir kaynak yok, uyduruyor. Ses benzerliği iddiasının dışında bir verisi yok. Onu da Sebastia yalanlıyor.

Sayın Çınar’ın ilk söylediği doğru. Cibossa Bizans metinlerinde geçiyor. Ben eleştirdim diye vazgeçmesin. Luviceye falan dönmesin. Yalnız Cibossa Sivas olarak geçmiyor.

Şimdi ses benzerliğine bakalım: Cibossa (Kibossa) ve Sivas. Benzeyen harf sayısı üç: i, s, a. Üstelik a harfi sonda. Yedi harfte üç harf tutuyor. İkisi de ünlü. Ne kadar benziyor değil mi? Kibossa ve Sivas.

11- Erdoğan Çınar bana yazdığı yanıtlarda kendi okurlarını kandırıyor. Hamza Aksüt’ü Türk-İslam sentezcisi, “Tanrı dağı kadar Türk/Hıra dağı kadar Müslüman” sloganının savunucusu olarak gösteriyor. Bu sözlere inananlara acımak gerek. Hamza Aksüt’ün kitapları bir yana, Erdoğan Çınar Skandalı yazımdaki şu bölüme dikkat etselerdi Erdoğan Çınar’a kanmazlardı:

“Her şeyden önce Erdoğan Çınar, Aleviliği Anadolu’ya özgü bir yapı sanmakta, Suriye, İran, Irak gibi ülkelerde milyonlarca Alevinin yaşadığını bilmemektedir. Ayrıca, Alevilerin Türk, Kürt, Arap ve Rom gibi etnik kökenlerini dikkate almamaktadır. Gerçi bu, yalnızca Erdoğan Çınar’ın düştüğü bir hata değildir. Türkiye’deki birçok araştırmacı aynı durumdadır. Bu nedenle Çınar’ın bu yanılgısı mazur görülebilir.”

Bu nasıl Türk-İslam sentezcisi ki Alevilerin Türk, Kürt, Arap, Rom gibi etnik ögelerinden söz ediyor? Ayrıca, bu ay yayımlanan Aleviler kitabımdan bir bölüm aktarayım. Nasıl da Türk-İslam sentezcisi olduğumu okurlar anlasın:

“Bu kitabın konusu olmamakla birlikte, Aleviliğin oluşum coğrafyasına ritüel ve din adamları sınıfı açısından bakıldığında da aynı bölge karşımıza çıkmaktadır. Bölgenin en eski inançlarından olan Yezidilikteki birçok uygulama Alevilikte de vardır. Öyle ki, Aleviliğe en yakın sosyal-dinsel yapı Yezidiliktir.” (Hamza Aksüt, Aleviler, Türkiye-İran-Irak-Suriye-Bulgaristan, Yurt Kitap-Yayın, 2009 Ankara, s. 28)

Devam ediyorum, Alevilik ile Yezidilik arasındaki ortaklıkları sıralıyorum: Ahiret kardeşliği, Sancak, Kirvelik kurumunun kuralları, bıyık, din adamı hiyerarşisi, Kara Kitap, kadının sosyal konumu vb.

Görüyorsunuz işte: Ben böyle bir Türk-İslam sentezcisiyim.
Hoca Ahmet Yesevi ile Hacı Bektaş arasında bir ilişkinin olmadığını, Hacı Bektaş’ın Mardinli olduğunu kitaplarında yazan benim. Sayın Çınar, beni eleştirmek istediği yazısına neden Hoca Ahmet Yesevi bölümünü koymuş, üstelik bir sayfa, gerçekten de anlayamadım. Benim Hacı Bektaş ile Hoca Ahmet Yesevi ilişkisinin varlığını savunanlardan biri olmadığımı, hatta tam tersini savunduğumu biliyordur herhalde. Öyleyse, sayın Çınar, okurlarını kandırmak için böyle yalanlara başvurmaktadır.

Ayrıca ben nerede ve ne zaman 12 Alevi ocağı var demişim ve bu ocakların tümünün Oğuz boylarından geldiğini ispata çalışmışım. Çok ayıp.

Ben, Aleviler İslam içidir ya da İslam dışıdır gibi anlamsız ve karşıtlarımızın kurduğu tartışma tuzağına düşmem. Alevilik, Aleviliktir. Alevilik Hak yoludur. Aleviler de Ehl-i Hak’tır.

Erdoğan Çınar’ın kullandığı “Kapalıçarşı İngilizcesi” gibi terimler de Ehl-i Hak diline hiç uygun değil. Luvi diline de uygun olduğunu sanmıyorum. Ne diyor Hak aşığı Nesimi:

Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne seyreder alem beni
Okurlara sevgi ve saygılarla...

Hamza AKSÜT
Administrator
Hamza Aksüt: DENİZE DÜŞEN ÇINAR, LUVİ İNGİLİZCESİNE SARILIR
Sevgili Hamza Aksüt canı bu çalışmasından dolay tebrik ederim...

Erdoğan çınar da Avrupa Birliğinin havarisi olma yolunda büyük adımlar atmıştır..

Ne de olsa "havarilik" yükselen bir trend ..
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Member
Hamza Aksüt: DENİZE DÜŞEN ÇINAR, LUVİ İNGİLİZCESİNE SARILIR
ALEVİLER NEDEN ÇOCUKLARINA MUHAMMET, ÖMER, OSMAN GİBİ İSLAM SAVUNUCULARININ İSİMLERİNİ KOYMAZLAR. DEĞİL İSLAM, ILIMLI İSLAM BİLE ALEVİLİĞE ZERRE KADAR YAKLAŞMIŞ DEĞİL. NE ÖĞRETİSİ, NE FİKİRLERİ, NE ZİKİRLERİ BENZİYOR. AYRETEN ALEVİLİĞİ, İSLAMIN YOBAZ ,CAHİL, GERİCİ, FASİST ANLAYIŞI İÇİNDE GÖRMEK ALEVİLİĞE YAPILMIŞ EN BÜYÜK KÖTÜLÜKTÜR. ALEVİLİĞE KÖK OLARAK BİR ADRES GÖSTERMEYE ÇALIŞANLAR GÖSTERDİKLERİ ADRESTE ALEVİLİĞE BENZER BİR ANLAYIŞIN OLMASINA ÖZEN GÖSTERSİNLER. YOKSA SÖYLEDİKLERİ SADECE ÇENELERİNİ YORAR. VE ŞUNU DA ANLASINLAR BİNLERCE YILLIK BU DİN ÇOK HÜKÜMDAR VE DEVLET GÖRDÜ. NASIL Kİ BU GÜNE KADAR YAŞADIYSA BUNDAN SONRA DA YAŞAYACAK.

yaşamın sırlarını bilseydin
ölümün sırlarını da çözerdin
bu gün aklın var birşey bildiğin yok
yarın akılsız neyi bileceksin?

bu dünyadan başka dünya yok arama
senden benden başka düşünen yok arama
vazgeç ötelerden yorma kendini
o var sandığın şey yok, arama.

kimi dinde imanda buldu yolu
kimi akıl, bilim yolunu tuttu
derken bir ses geldi karanlıktan
gafiller doğru yol ne odur ne de bu.

biz aşka tapanlarız, müslüman değil
cılız karıncalarız, süleyman değil
biz eskiler giyen benzi soluklarız
pazarda sarma satan bezirgan değil

ben kendiliğimden var değilim bu varlığımla
kendim çıkmış değilim bu karanlık yola
o başka varlıktan gelmiş bendeki varlık
ben değilim, kim ola, nerede ne zaman var ola?

güneşi balçıkla sıvamak elinde değil
........................
Posting Freak
Hamza Aksüt: DENİZE DÜŞEN ÇINAR, LUVİ İNGİLİZCESİNE SARILIR
[quote=kazım inan] ALEVİLER NEDEN ÇOCUKLARINA MUHAMMET, ÖMER, OSMAN GİBİ İSLAM SAVUNUCULARININ İSİMLERİNİ KOYMAZLAR. DEĞİL İSLAM, ILIMLI İSLAM BİLE ALEVİLİĞE ZERRE KADAR YAKLAŞMIŞ DEĞİL. NE ÖĞRETİSİ, NE FİKİRLERİ, NE ZİKİRLERİ BENZİYOR. AYRETEN ALEVİLİĞİ, İSLAMIN YOBAZ ,CAHİL, GERİCİ, FASİST ANLAYIŞI İÇİNDE GÖRMEK ALEVİLİĞE YAPILMIŞ EN BÜYÜK KÖTÜLÜKTÜR. ALEVİLİĞE KÖK OLARAK BİR ADRES GÖSTERMEYE ÇALIŞANLAR GÖSTERDİKLERİ ADRESTE ALEVİLİĞE BENZER BİR ANLAYIŞIN OLMASINA ÖZEN GÖSTERSİNLER. YOKSA SÖYLEDİKLERİ SADECE ÇENELERİNİ YORAR. VE ŞUNU DA ANLASINLAR BİNLERCE YILLIK BU DİN ÇOK HÜKÜMDAR VE DEVLET GÖRDÜ. NASIL Kİ BU GÜNE KADAR YAŞADIYSA BUNDAN SONRA DA YAŞAYACAK.[/[/color]COLOR]

QUOTE]

Bir Muhammed Ali'nin sancağını çektiği gerçek İslam vardır. Bir de ömer osman ebubekirin Ehlibeyti şehit ettikten sonra kendi çıkar ve heveslerine göre yorumlayıp değiştirdikleri uydurma bir islam vardır...

ömer osman ebubekir isimleri gerçek Muhammed Ali'nin sancağını çektiği islamı orjinalinden saptırdıkları ve de Ehlibeyti şehit ettikleri için Muhammed Ali yoluna bağlı olan Aleviler o yüzden ömer osman isimlerini kullanmazlar...

Diğer bir ömer osmanlar da Aleviliğin içinde son zamanlarda türemeye başladı. Bu ömer osmanlar da bizansın tarih çöplüğünde eşelenip bizans tarihi ile Aleviliği yeniden keşfedip şekillendirmeye çalışıp kendilerince Muhammed Ali'yi Alevilikten ayırmaya çalışıp bazı çevrelerin taşaronluğuna soyunan kişilerdir...

Uydurma bir Alevilik tanımı, uydurma bir Alevilik yolu, Uydurma Alevi pirleri yaratarak Alevi insanlarının beyinlerini bulandırmaktan başka bir amaçları olmayan bu ömer osmanların da yukarda görüleceği gibi yalanları yatsıya kadar bile sürmemiş. Hamza Aksütün emeğine sağlık. Çok güzel bir tarih araştırma dersi vermiştir...

Kahpe bizansın çöplüğünde kendi kimliğini arama gafletinde bulunan erdoğan çınar ve saz arkadaşları umarım birazcık olsun Alevi insanlarının aptal olmadığını, uyanıklık yaptıklarını zannederken asıl uyuyanların kendileri olduğunu inşallah anlamaya başlamışlardır...

Muhammed Ali yolu Pirlerin yoludur. O Pirler kimseye O Yolu oyuncak ettirmez. O Yollarla oynamak isteyenler zamanı gelince Haktan belasını alaraktan ancak kendi hayatlarıyla oynarlar.
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)
Senior Member
Hamza Aksüt: DENİZE DÜŞEN ÇINAR, LUVİ İNGİLİZCESİNE SARILIR
Hamza abiyi bu güzel araştırmasından dolayı tebrik ediyorum ayrıca bu tür araştırmaları paylaşan arkadaşlarımada teşekür ediyorum erdogan çınarın maskesinin düşeceğini ilk günden beri biliyordumda bunu kimin yapacağını bilmiyordum kısmet hamza abimeymiş kendisinide şahsen tebrik ettim aleviliğin islamla uzaktan yakından alakası yoktur diyen herkese ağzının payını vermiştir emeklerine sağlık.
[COLOR="Red"]Eğer ikrar ile yola gidersen
Müminin gözünde duman gerekmez
Hak için sil süpür gönlün evini
Yükün gevher ile saman gerekmez

Ali dedikleri bir ulu kişi
Elinde var idi hüneri işi
Eğer kaldırmazsan tuttuğun taşı
Sana ondan gelen iman gerekmez

Pir Sultan Abdal'ım uğradım derde
Farksızdır sofudan, kalkmyor perde
Gör dinle, bir lokma geldi bir yerde
Sor izle, çiğ ise yemen gerekmez.
[/COLOR]
Son Düzenleme: 10/12/2012, 00:34, Düzenleyen: sibele.
Posting Freak
Hamza Aksüt: DENİZE DÜŞEN ÇINAR, LUVİ İNGİLİZCESİNE SARILIR
Hamza abiyi bu güzel araştırmasından dolayı tebrik ediyorum ayrıca bu tür araştırmaları paylaşan arkadaşlarımada teşekür ediyorum erdogan çınarın maskesinin düşeceğini ilk günden beri biliyordumda bunu kimin yapacağını bilmiyordum kısmet hamza abimeymiş kendisinide şahsen tebrik ettim aleviliğin islamla uzaktan yakından alakası yoktur diyen herkese ağzının payını vermiştir emeklerine sağlık. [/QUOTE]

Hoşgeldin Smile
[size=7]"Benim Testim Kerbela Suyudur..."[/size]

[size=7]Zöhre Ana[/size]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.