You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Hamza Aksüt: Ali Karul’un luvi dilbilim kuralları

Hamza Aksüt: Ali Karul’un luvi dilbilim kuralları

Administrator
Hamza Aksüt: Ali Karul’un luvi dilbilim kuralları
ALİ KARUL’UN LUVİ DİLBİLİM KURALLARI
[Resim: 66.jpg]


Son Günlerin en hararetli tartışmasında karşılıklı eleştirilere cevaplar gecikmiyor . Hamza Aksüt son makalesinde Ali Karul'un eleştirilerine cevap veriyor..

Erdoğan Çınar’ın icraatlarını ortaya koyduğum yazıya asıl yanıt sayın Ali Karul’dan geldi. Sayın Karul’un Alevilikle ilgili görüşlerini bilmiyorum. Çünkü Karul’un bu alanda bir yazısından ya da yapıtından haberdar değilim. Bu açıklamam sayın Karul’un bu alanda söz hakkı olmadığı anlamına kesinlikle gelmez. Kişiliğine ve görüşlerine son derece saygılıyım. Karul’un iddialarını yanıtlayacağım, ancak, benim tercihim ve tartışma tekniğinin gereği sayın Çınar’ın muhataplığıdır.


Yanıt: 1

Benim iddiam: Erdoğan Çınar, Suriye, İran, Irak gibi ülkelerde dede ocaklarıyla birlikte milyonlarca Alevinin yaşadığını bilmemektedir.


Ali Karul’un iddiası: Erdoğan Çınar, Suriye, İran, Irak gibi ülkelerde milyonlarca Alevinin yaşadığını kuşkusuz bilmekte, hatta Orta Avrupa ve Bosna, Dalmaçya ve Güney Fransa gibi yerlerde Alevi varlığından söz etmektedir.


Ben, günümüzdeki Alevilerden söz ediyorum. Çınar ise Katarlar gibi topluluklardan söz ediyor. Eğer Çınar, Suriye, Irak ve İran gibi ülkelerdeki Alevileri bilseydi, Sultan Sahak ocağından söz ederdi. Baba İsevi, Baba Haydari, Baba Nahani, Seyyid Hamuşi, Mustafai gibi Alevi ocaklarından birinin adı kitaplarında yer alırdı. Ayrıca, sayıları milyonlarla ifade edilen Arap Alevilerden söz ederdi. Arap çölleri gibi terimlerle Arap Alevi kardeşlerimizi kırıcı ve küçümseyici ifadeler kullanmazdı. Üstelik, bir kilise adını da onlara ayırır, ardından bir çırpıda Luvilere bağlayıverirdi.


Yanıt: 2


Benim iddiam: Şu bizim Hacılı köyü, Haculiye olmuş. Erdoğan Çınar’ın Hacı sözcüğü alerjisinden mi acaba?
Ali Karul’un iddiası: Karul, Wikipedia ansiklopedik sözlüğünde köyün adının Haculiye, Türkçe telaffuzunun ise Hacılı olduğunu aktardıktan sonra Çınar’ın bu köy adını doğru kullandığını belirtiyor ve beni “Aleviliği Türk-İslam sentezinin içinde eritip ortadan kaldırmaya çalışmakla” suçluyor. Anadolu köylerinin gerçek isimleriyle anılmalarına alerji duyanlardan biri olup olmadığımı soruyor.


Hemen yanıtlayayım: Hiç alerji duymadığım gibi bu konuda tam tersini yapıyorum. Kitaplarıma köylerin asıl adını almaya çalışıyorum. Hatta, bu konuda büyük güçlük çekmekten şikayet ediyor ve kılavuzlarla bu işin üstesinden gelmeye çalışıyorum. Gelelim, Hacılı-Haculiye adlarına. Haculiye telaffuzu kullanılsa da bu adın kökünün Hacı olduğu ortadadır. Hacı sözcüğünün sonuna lı eki gelmiş ve Hacılı olmuştur. Bu telaffuzu anlamayan ya da kabul etmek istemeyen Kürt kardeşlerimiz evrensel bir ek olan ye (ie) ekini eklemiş olabilir ki bu son derece normaldir.


Ne var ki, önemli bir bilgi vererek Türk-İslamcıların ileride kuracağı tuzaktan sizi kurtarmak isterim. Adı geçen köy, 1518 yılındaki ilk Osmanlı tahririnden itibaren “Hacılı Türk” olarak kaydedilmiştir. Bu kayıt, Pir Sultan ocağı ile Hacılı köyünün bağlantısını belgeleyen çok önemli bir veridir. (Bir Türk-İslamcı çıkıp da “Kayıtta böyle geçiyor, öyleyse Dersim Alevilerinin tümü Türk kökenlidir” derse, şimdiden hazırlıklı olup “Hayır, durum öyle değil, yalnızca bu köy için böyle bir kayıt var” diyesiniz. O Türk-İslamcıyla başa çıkacak bilgi altyapınız yoksa, bana başvurasınız ve ben de seve seve bu iddiayı yanıtlayıp sizi tuzaktan kurtarayım.) Osmanlılar, Türk olduğu için böyle bir kayıt düşmüştür deyip savunma yapmayasınız. Osmanlıların ne derece Türk olduğu tartışması ayrı bir konudur. Tahrir memurunun Türk olmadığı kesindir. Osmanlı kayıtlarında Çemişkezek’teki aşiretler (tahrirlerde Dersim adı yer almaz) örneğin, Şeyhhasan, Disümlü vb. Kürt olarak kayıtlıdır.


Hacı terimine gelince: Hacı Bektaş, Hacı Kureyş, Hacı Bağadın, Hacı Murad-ı Veli, Hacı Ali Turabi gibi birçok Alevi eren vardır. Buradaki Hacı adı, ‘Kabe’yi ziyaret eden kişi’ anlamında değildir. Hacı, Mezopotamya’da öteden beri saygınlık ifade eden bir sözcüktür. Alevi topluluklardan bir örnek vereyim. Denizli’nin Uyanık köyünde musahip olma törenine “hacı sarma” denir. Benzer bir niteleme Balıkesir ve Manisa yörelerindeki Çepnilerde de vardır. Bir Alevinin, Hacı sözcüğünün Sünnicesi olan ‘Kabe’yi ziyaret etmiş kişi’ anlamını kullanması o Alevinin asimile olduğu anlamına gelir. Çünkü, Alevi sözlüğünü değil, Sünni sözlüğünü kullanmaktadır. Daha vahimi, Alevi sözlüğünden haberdar olmamasıdır.


Yanıt: 3


Benim iddiam: Erdoğan Çınar’ın, hemen hemen tüm iddialarında (tahrif ederek) kullandığı kaynağın sayfa numaralarını kaynak notlarında vermemesi, kaynağın tüm sayfalarını vermesi.
Ali Karul’un iddiası: Benim kaynak olarak kullandığım Janet Hamilton’un kitabında da aynı durumun olduğu, dolaysıyla Çınar’ı bu konuda eleştirme hakkımın olmadığı. Karul, benim bu kitabın 306. sayfasına bakmamı öneriyor ve bu sayfada Peter Of Sicily’nin notları için s. 69-97 aralığının verildiğini belirtiyor.
Yanıtlayayım: Hamilton ve arkadaşları, yazdıkları kitabın 64 ile 91. sayfalarına Peter of Sicily’nin yazdığı Historia’nın Paulikienlerle ilgili bölümünün tümünü koymuştur. Bölümün tümünü verdikleri için 69-97 gibi bir kaynak notu vermişlerdir. Daha başka ne yapabilirlerdi ki? Buradaki sayfa numarası, Paris’te yayınlanan periyodik bir yayının Peter of Sicily ile ilgili bölümünün sayfa numaralarıdır. Yoksa bir kitabın değil.


Sayın Karul’un, kitabın 306. sayfasına bakmam önerisine gelince: Hamilton’un kitabının 306. sayfası Bibliyografyadır, kaynak notları bölümü değil. Bibliyografyada kaynağın tümü gösterilir. Kaynak notlarında ise alıntı yapılan kaynağın sayfa numarası verilir. Sayın Karul’un bu iddiası yalnızca Luvi imlası için geçerli olabilir.


Yanıt: 4


Benim iddiam: Metinde taşlanan kişinin adı Constantine olduğu halde Erdoğan Çınar, bire bir çeviri yapıp tırnak içine aldığı paragrafta Constantine adını Silvanus olarak çevirmiş.

Ali Karul’un iddiası: Sayın Karul’a göre bu gayet normal. Karul şöyle diyor: “Öyle anlaşılıyor ki Pir Sultan ya da Silvanus kendisine Silvanus ismini almış ancak Bizanslılar onu Rumca bir isimle Constantin olarak isimlendirmekte ısrar ediyorlar. Şimdi size soruyorum, kişiyi isimlendirirken kendi benimsediği adını mı kullanmak daha doğrudur yoksa onun düşmanlarının ona benimsetmeye çalıştıkları isim ile anılmak mı daha doğrudur?”
Yanıtlayayım: Sayın Karul, Silvanus ve onun topluluğunun Rum etnik asimilasyonuna karşı örgütlenmiş bir topluluk olduğunu eklemeyi de unutmuyor. Karul’un sorması gereken soru şu: Sayın Erdoğan Çınar, siz Kayıp Bir Alevi Efsanesi kitabınızın 159. sayfasında “Bu isim (Silvanus HA) 680 yılında Sivas’ta katledilen “Pir”in asıl adı değildi.” diyorsunuz ve asıl adını vermiyorsunuz. Şimdi Hamza Aksüt bu adın Constantine olduğunu buldu. Asıl adını niye sakladınız?
Sayın Karul karar ver: Silvanus kendisine bir ad bulmuş ve bu adla anılmasını istiyor. Bu ad da St Paul’ün adamlarından birinin adı. Bu durumda Constantine’in St Paul hayranı olduğunu kabullenmiş oluyorsunuz. 11. yanıtınızda St Paul, “ardına gizlenilmiş bir isimdir” diyorsunuz. Karar verin. Ardına gizlenilmiş bir isim mi? Yoksa, “kendi benimsediği adı” mı? Eğer ardına gizlenilmiş isim ise Silvanus’u kullanmak gerektiğini niye savunuyorsunuz? Ne kadar açık çelişki. Her koşul altında savunma yapmak istemenin bir sonucu.


Yanıt: 5


Benim iddiam: Erdoğan Çınar, bire bir çeviri yaptığı paragraftaki God terimini Hakk olarak çeviriyor.


Ali Karul’un iddiası: Sayın Karul, bunun gayet doğal olduğunu söylüyor. “Bir Alevi metninden İngilizceye çeviri yapıyor olsaydık Hakk karşılığı olarak İngilizcede hangi kelimeyi kullanırdık. Ben söyleyeyim God.” diyor.


Ben de hemen bir soru sorayım. Sayın Ali Karul, sizin adınız olan Ali’yi İngilizceye çevirsek high ya da exalted mı diyeceğiz? Hakk ve God özel adlardır. Çeviri yapılırken özel adlar aynen kullanılır. Eğer kavramsal özel ad ise dipnotta açıklama yapılabilir. Ayrıca belirtelim ki, Hakk ile God aynı anlamda değildir. Hakk’ın oğlu var mıdır? Hakk ile God’ı aynı sanan kişinin Alevilik konusunda ne derece bilgi sahibi olduğu ortadadır. Bu iki terim aynı anlamda olsa bile çeviride orijinali kullanılır. Örneğin, Eskişehir, İngilizce’ye ‘Old City’ olarak çevirilemez. Olsa olsa, dipnotta bu sözcüğün old city anlamına geldiği ifade edilebilir.


Luvi imlasına ve çeviri kurallarına göre nasıl çevirilir, onu ben bilemem. Onu uzmanına sorun.


Sayın Karul’un mantığına göre Müslümanlık, İngilizceye Christianity diye çevrilebilir. Çünkü ikisi de dindir. Okurlar kabul eder mi bilmem.


Yanıt: 6


Benim iddiam: Erdoğan Çınar, çevirdiği paragraftaki Maniheist terimini çıkarıp atmış. Neden, Constantine’nin, (pardon) Silvanus’un metinde Maniheist olarak nitelenmesini okurlara sunmak istememiş. Ayrıca, Çınar, metinde geçmediği halde “yol oğlu” terimini kullanmış.

Ali Karul’un iddiası: Sayın Karul’a göre bu da doğal, hatta şart bile. Çünkü çeviri kelime kelime yapılmaz diyor. Okurlar da böylece Hamza Aksüt’ün çeviride ne kadar acemi olduğunu öğrenmiş oluyorlar.


Sayın Karul, burada söz konusu Maniheist sözcüğü paragrafta geçen en önemli kavramdır. Bu kavramı silip atamazsınız. İkinci iddia olan yol oğluna gelince. Sizin yorumunuza göre, bir papaz ya da hahamdan dinsel hizmet alanlar için de yol oğlu terimini kullanabilir miyiz? Evet diyorsanız yorumu okurlara bırakıyorum.


Yanıt: 7


Benim iddiam: Erdoğan Çınar’ın, proseuchai sözcüğünü cem evi olarak sunmakta bir sakınca görmediği. Oysa bu sözcük küçük mabet anlamına geliyor.


Ali Karul’un iddiası: Sayın Karul bunu da gayet doğal buluyor. Proseuchai’nin dua etmek için toplanılan mekan olduğunu belirtiyor ve cem evinde de toplanıldığını söylüyor. O zaman sormazlar mı? Cami, kilise, havra gibi yerler de dua için toplanılan yerler değil midir? Öyleyse cami, kilise, havra gibi yerlere de mi cem evi diyeceğiz? Üstelik, cami ile cem evinin kökeni aynı. Arapçada toplanmak. Niye boş yere uğraşıyorsunuz? Cami ile cem evi aynıdır deyin kurtulun.


Yanıt: 8


Benim iddiam: Erdoğan Çınar bir kişiye üç ocak kurduruyor. (Sergius’un üç kilise kurması) Bir eren ancak bir ocak kurar.
Ali Karul’un iddiası: Sayın Karul, “Hacı Bektaş ocağına bağlı Orta Anadolu’da kaç Alevi ocağı var biliyor musunuz? Bir ocağın başka ocaklara el vermesi gelenekten değil midir. Sarı Saltuk ocağı Balkanlarda ve aynı zamanda Tunceli’de yok mu?” diyor.
Sayın Karul, Hacı Bektaş ocağına bağlı ocaklarının her birinin ayrı kurucusu var. Sultan Samıt ocağının kurucusu Sultan Samıt, Sarı İsmail ocağının kurucusu Sarı İsmail, Güvenç Abdal ocağının kurucusu Güvenç Abdal.


Ayrıca, Tunceli’de Sarı Saltuk ocağı yok. Bu ocağın adı Sarı Sultan. Avuçan grubunda bir pir ocağı. Son yüzyılda Sarı Saltuk adına dönüştürme eğilimi var. Ancak, deyişlerinde bile Sarı Sultan olarak geçiyor. 1930’larda araştırma yapanlar da Sarı Sultan adını kullanmış. Yine belirteyim ki Balkanlarda Sarı Saltuk adında bir dede ocağı belirlenmiş değildir. Sarı Saltuk, Hacı Bektaş ocağından bir halifedir. Balkanlarda "Ben Sarı Saltuk dedesiyim ya da talibiyim” diyene şimdiye kadar rastlanmış değil.

Yanıt: 9

Benim iddiam: Erdoğan Çınar’ın çevirdiği metne göre Constantine/Silvanus taşla öldürülmüş. Erdoğan Çınar, Pir Sultan söylencesine benzetmek için, taşla öldürülen bu kişiyi bir de “astırarak idam” ettiriyor.


Ali Karul’un iddiası: Karul, çelişkiye düştüğümü söylüyor. Nasıl çelişki bir bakalım. Karul’a göre durum şu: Bizans görevlisi Peter of Sicily’e göre, Constantine/Silvanus taşla öldürülmüş. Peter of Sicily’nin yazdıklarını 20. Yüzyılda İngilizce’ye çevirenler ise bu kişinin taşla değil geleneksel yöntemle öldürülmüş öldürüldüğü kanısındalar. Bizans görevlisinin taşlama öyküsü ile 20. Yüzyıldaki uzmanların taşlanmayıp asılma iddiası birleştirilire Karul’un ifadesiyle “taşlanmış olmakla beraber asılma” öyküsü ortaya çıkar. Ne güzel yorum değil mi? Biri taşlandı diyor, öbürü taşlanmış olamaz, asılmış olabilir diyor. İkisini bir araya getiriyor Karul, taşlanarak öldürülen kilise kurucusunu bir de astırarak idam ettiren Erdoğan Çınar’ı aklamış oluyor. (“Taşlanmış olmakla beraber asılmak”, ne demek? Luvi ifadesi mi yoksa?)


Sayın Karul, 20. Yüzyılda yaşayan Hamiltonlar, taşlama öyküsünün Hıristiyanlığın ilk şehidi Stephan’a benzetmek için uydurulmuş olabileceğini iddia ediyorlar. Bu iddiayı dikkate aldığınızda sizin Pir Sultan’ınız (Constantine/Silvanus), Hıristiyanlığın ilk şehidi Stephan olmuyor mu? Üstelik, ses benzerliği de var. Hamiltonların gayet mantıklı olan bu iddiasını niye dikkate almıyorsunuz?

Yanıt: 10


Benim iddiam: Erdoğan Çınar’ın temel aldığı metne göre, Suriye’den gelen bir mahkum, Constantine’e iki kitap veriyor. Bunlardan biri Gospel, öbürü de Apostle. İkisi de Hıristiyanlığın temel metinleri. Çınar, bu iki kitabın adını okurlardan gizliyor, iki kitap diye geçiştiriyor. Yolun erkanını anlatan kitaplar olarak sunuyor.


Ali Karul’un iddiası: Karul, “Eğer bu kitaplar Hıristiyan kitapları ise neden Hıristiyanlarca yasaklanıp yakıldılar?” diyor. Sayın Karul, Erdoğan Çınar’ın yapması gereken bu kitap adlarını okurlardan saklaması değildir. Bu kitap adlarını okuyucuya duyurması, altına da kendi kanaatini belirterek, aslında bunların Alevi kitapları olduğunu iddia etmesidir.


Mezhep kavgası yüzünden bu kitapların yakıldığını iddia etmeyin, diyerek önümü kesmeye çalışıyorsunuz ama, ben buna prim tanımam. Bütün dinlerde mezhep savaşı yüzünden birçok kitap yakılmıştır. Örneğin, Şii Nasreddin-i Tusi’nin tüm kitapları cami önüne toplanarak yakılmıştır. Erdoğan Çınar’ın temel aldığı metinlerde Dynamis adlı Hıristiyan Gnostik kitabına okunan laneti de biliyorsunuz herhalde.


Yanıt: 11


Benim iddiam: Erdoğan Çınar’ın Alevi ocağı kurdurduğu kişilerin tümü de kendilerine “iyi birer ad seçerek” St. Paul’ün adamlarının adlarını alıyorlar. Ad seçerken kriter, St Paul’ün yakın adamlarının adı olması. Erdoğan Çınar, bu durumu okurlardan gizliyor.


Ali Karul’un iddiası: Sayın Karul, bu kişilerin bu adları almalarını St Paul adının arkasına gizlenme ile açıklıyor. Karul’un karar vermesi gerekir. Yukarıda, 4. yanıtta, Constantine adındaki kişiyi, “kendi benimsediği adla”, yani Silvanus’la anmak gerekir, diyordu. Silvanus, St Paul’ün adamı. Demek ki, Silvanus bu adı benimsememiş. St Paul’cü gibi görünmek için seçmiş. Ne yapacağımızı şaşırdık. Constantine adını kullanmamız doğru değil, Rum adı. Silvanus adını kullanmamız doğru değil, takiyye adı. Öyleyse şöyle yapalım: Constantine’e Pir Sultan deyip için içinden çıkalım.


Yanıt: 12


Benim iddiam: Alevi sözcüğü, Musevi, İsevi, dünyevi, Adevi gibi, Arapça dil kurallarına göre türemiş bir sözcüktür.


Ali Karul’un iddiası: Ali Karul’un iddiası aynen şu: “Herhangi bir kelime Türkçe’ye girdikten sonra Türkçe dil kurallarına göre işlem görür. Türkçe’nin içinde Arapça dil kurallarını kullanamazsınız. Champion İngilizce bir kelimedir. Cahmpionship ise bu kelimenin türevidir ve şampiyona-şampiyonluk anlamına gelir. Champion Türkçeye şampiyon olarak girmiştir ancak biz bu kelimeye a/luk ekini takarak şampiyona/şampiyonluk deriz. Türkçe’de İngilizce ek kullanıp şampiyonşip demeyiz. Asıl perişanlık, Türkçe’nin içinde Arapça dil kurallarının işlediğini düşünebilmek ve bunu çıkıp meydanda söyleyebilmektir.”


Sayın Karul, ‘liberal’, yabancı dilden gelmiş bir sözcük. Bunun sonuna eklenen izm eki Türkçe bir ek midir? Sosyal/sosyalizm, kapital/kapitalizm.


Arapça’dan gelen sözcükler ve eklerini vereyim: Aciz/acizane, hür/hürriyet, galip/galibiyet, hayal/hayalperest, afet/afetzede, amca/amcazade.


Hele Kemalizm’e ne diyeceğiz? Arapça kökenli bir sözcük, İngilizce bir ek almış ve Türkçe’de kullanılıyor. Bunun yerine Kemalci diyen var mı?


Tüm bunları boş verin: Örnek verdiğiniz şampiyona sözcüğündeki a eki Türkçe mi? Hayır, Fransızca. Bu kadarına da pes vallahi!


SONUÇ OLARAK:


Sayın Karul’un yanıtları en basit dil bilgisi ve mantık kuralları ile çelişmekte, savunmasını üstlendiği Erdoğan Çınar’ı daha zor durumda bırakmaktadır. Tabii eğer Erdoğan Çınar, Karul’un bu yanıtlarını kabul ediyorsa.

Hamza Aksüt
Son Düzenleme: 03/03/2009, 14:36, Düzenleyen: T U N Ç.
Junior Member
Hamza Aksüt: Ali Karul’un luvi dilbilim kuralları
Alıntı:Bu nasıl Türk-İslam sentezcisi ki Alevilerin Türk, Kürt, Arap, Rom gibi etnik ögelerinden söz ediyor? Ayrıca, bu ay yayımlanan Aleviler kitabımdan bir bölüm aktarayım. Nasıl da Türk-İslam sentezcisi olduğumu okurlar anlasın:

“Bu kitabın konusu olmamakla birlikte, Aleviliğin oluşum coğrafyasına ritüel ve din adamları sınıfı açısından bakıldığında da aynı bölge karşımıza çıkmaktadır. Bölgenin en eski inançlarından olan Yezidilikteki birçok uygulama Alevilikte de vardır. Öyle ki, Aleviliğe en yakın sosyal-dinsel yapı Yezidiliktir.” (Hamza Aksüt, Aleviler, Türkiye-İran-Irak-Suriye-Bulgaristan, Yurt Kitap-Yayın, 2009 Ankara, s. 28)

Devam ediyorum, Alevilik ile Yezidilik arasındaki ortaklıkları sıralıyorum: Ahiret kardeşliği, Sancak, Kirvelik kurumunun kuralları, bıyık, din adamı hiyerarşisi, Kara Kitap, kadının sosyal konumu vb.

Görüyorsunuz işte: Ben böyle bir Türk-İslam sentezcisiyim.

Hoca Ahmet Yesevi ile Hacı Bektaş arasında bir ilişkinin olmadığını, Hacı Bektaş’ın Mardinli olduğunu kitaplarında yazan benim. Sayın Çınar, beni eleştirmek istediği yazısına neden Hoca Ahmet Yesevi bölümünü koymuş, üstelik bir sayfa, gerçekten de anlayamadım. Benim Hacı Bektaş ile Hoca Ahmet Yesevi ilişkisinin varlığını savunanlardan biri olmadığımı, hatta tam tersini savunduğumu biliyordur herhalde. Öyleyse, sayın Çınar, okurlarını kandırmak için böyle yalanlara başvurmaktadır.

Hamza Aksüt, devletimizin çoküntü sürecine sokulmak istendiği ve açlılım sürecinin başladığı günümüz de bu iddiaları savunurken...

Alıntı:Öte yandan, Aşıkpaşazade, Hacı Bektaş’ın, Sivas’a uğradığını kaydetmektedir ki, bu bilgi, Bekdeş obasının Sivas’taki bu yurduyla ilgili görünmektedir.
Köylülerden aldığım en ilginç bilgi, Hacı Bektaş’ın buraya ‘sufra silkmiş’ olmasıdır. Sofra ya da sufranın Hoca Ahmed Yesevi ile ilgisi vardır. Sufra sözcüğü Arapça’da sarı olmak, sarı anlamındadır. Sufradarlık ise, yönetmek anlamına gelir. Ahmet Yesevi şecerenamesine göre ilk sufra tutucular, Ahmet Yesevi’nin atası Aslan Bab ile babası İbrahim Şeyh’tir. Ahmet Yesevi’nin kendisi de Yesi’ye yalnızca sufra tutmak için gelmiştir. Buna göre, sufra tutmak Yeseviliğin geleneksel bir mirasıdır. Hoca Ahmed Yesevi, kilitli bir sofrayı açarak zuhur etme zamanının geldiğini anlar. Sarı Saltuk menkıbesine göre Hacı Bektaş, Halil İbrahim seccadesinde oturmakta, ayrıca, erenlere helva pişirip yedirmektedir. Halil İbrahim ile sofranın ilgisini Halil İbrahim Sofrası deyiminden biliyoruz. Kısacası; tüm bu bilgilerden çıkan sonuç, Hacı Bektaş’ın sufradar yani yönetici, yöneltici olduğu ve Hoca Ahmet Yesevi geleneğindeki sufra öğesinin temsilcisi olduğudur.

Burada kendi söylediklerini yalanlıyarak, Devlet üniversitelerine makale hazırlarken, tam zıttı iddialar ile karşımıza çıkmaktadır.

Bu Makalesini unutmuş olacakki gayet net ifadeler ile, Hacı Bektaş'ın, Ahmet Yesevi ile hiçbir bağının bulunmadığını iddia etmekte...

Aleviliğin adeta, harmanlandığı yer olan Horosan bölgesini (Kuzey doğu İran) çıkış yeri olarak kabul etmiyor.
Sevgili canlar, bunun bir tek sebebi olabilir. Nedir derseniz? Bir tartışmada arkadaşlarımızdan birine sarfettiği şu ifadesi ile gayesi, ayan beyan ortadadır:
''Ayrıca siz, bildiğim kadarıyla Kürtsünüz. Neden Kürtçe bir terimde değil, de öz Türkçe bir terimde (Kızılbaş) ısrar ediyorsunuz?''

Horosan, İran'da Türklerin en yoğun yaşadığı bölgedir. Eğer Horasandan geldiğimiz iddia edilirse; Aleviliğinde Türklüğün inancı olduğu tezleri doğruluk kazanacaktır. Ayrıca Orta Asya ilke olan bağımız ortaya çıkacak. Bu ise Sorosçu tezlere aykırılık teşkil edecektir. Rockofeller'den fonlananların ''Türk milleti yapaydır'' iddialarınada engel teşkil edecektir. O halde Orta Asya ile olan bağımız engellenmelidir. Bu İşte de birileri görevlendirilip, Türk milletinin hafızası silinmelidir. Alevilik ile ilgili atölye çalışmalarıda bu yönde hız kazanmıştır.

Saygılarımla...
Son Düzenleme: 28/09/2011, 17:39, Düzenleyen: kzl.deli.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.