Giriş
Genç bir gazeteci olarak 6O’lı yılların başında Tercüman, Akşam, Son Havadis ve Cumhuriyet gazeteleri için birçok ünlü ile röportajlar yaptım. Onların gazete sayfalarında kalmış olması beni daima üzmüştür. Yakın tarihimizin konularıyla ilgilenenlerden biri bu röportajları birleştirip kitaplaştırırsa telifi anamın ak sütü gibi helaldir.
Ocak ayının son günlerinde gerçek dostum demekten onur ve huzur duyduğum Prof Dr. Sadık TURAL Hocayı aradım. Bana telefonda “Ali ÇETİNKAYA”nın torunu Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman PAKSÜT Bey Efendiyi bir gün önce ziyaret” ettiklerini ve aldıkları belgelerin kendisini çok heyecanlandırdığını “önümüzdeki günlerde Afyon’lularla birlikte Ali ÇETİNKAYA için anma toplantısı yapmayı düşündüklerini “şu anda onunla ilgili bir çalışma yaptıklarını” söyledi.
İstiklâl mahkemelerinin yürekli ve yüce gönüllü, Prof. Dr. Sadık TURAL’in söyleyişiyle “sapmamış ve sapıtmamış vatanseverlerden biri olan Ali ÇETİNKAYA’nın” çalışma arkadaşlarından KILIÇ Ali ile yaptığım röportajı tekrar hatırladım.
Bugünkü genç gazeteciler, haberci kardeşlerim, röportaj için ne yazık ki birikimi yeterli, ufuk açma gücü tam insanların değil, çoğunlukla basit, bayağı, geçici konuların peşine düşüp röportaj yapıyorlar. Doğrusu ise, birikimi olanların konuşması, bilgi ve birikiminden günümüz ve gelecek için yararlanabileceklerimizle röportaj yapılmasıdır.
Bu anlayışla 1963 yılına ait Tercüman Gazetesinin 10 Kasım Özel ilavesi (28x41cm.) içinde yer alan Gözyaşları Arasında Kılıç Ali Anlatıyor: Son Günleri başlıklı, bana göre bütün gençlerin okuması gereken mülakatı yeniden yayınlamak arzusu duydum.
Atatürk’ün değerini anlamak için, bugünkü bazı anlayışı kıt insanların cümlelerini yayınlamak yerine onu gerçekten yakından tanımış, büyüklüğünü görmüş yakın arkadaşlarına anlattırmak.
KILIÇ Ali (KEL Ali), Salih BOZOK, Ali Fuat CEBESOY, bunlardandır.
Latife Hanım /veya Fikriye Hanımlardan bahsederek bayağı bir biçimde Atatürk’e saldırarak mutlu olan beyinsizleri de, Atatürk’ü yeteri kadar okuyup anlamamış cahilleri de bir kenara bırakıyorum.
Ben bu küçük girişin yanında Tercüman Gazetesi’nde kırk beş yıl önce yayınladığım söyleşimi ve merhum Kılıç Ali Bey’le çekilmiş fotoğrafımı Atatürk Araştırma Merkezi Başkan Vekili, dostum Sadık TURAL’a, Atatürk Araştırma Dergisinde yayınlanmak üzere emanet ediyorum. Bundan sonrası başarılı kongrelerin planlayıcısı ve gerçekleştiricisi Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı, Atatürk Araştırma Merkezi Başkan Vekili, dostum Prof. Dr. Sadık TURAL’in anlayışına kalmıştır.
Kaşlarını kaldırdı, başını eğdi, gözlüklerinin altından uzun, dalgın baktı:
- Atayı mı anlatayım? Hangisinden başlayayım bilmem ki?.. Hepsi birer roman olacak binlerce hatıramız var...
- Bilhassa hastalığını ve son günlerini... Son kelimeleri ağzımdan kaptı.
- “Son günlerini”... Bir hıçkırık lafımı yarıda kesti mavi gözlerinden süzülen yaşlar kızaran yanaklarından süzüldü. Lacivert ceketinin cebinden çıkardığı, lacivert çizgili mendiliyle gözlerini silerken, dedi ki:
- Ben zaten talihsiz bir adamım. Hepsinden sonra kaldım. Onlar benden önce...
- Kusura bakmayın hatıralarınızı canlandırdık, sizi üzdük!.
- Hayır, hayır... Ben her sene bu aylarda tuhaf olurum. Neşem kaçar, canım yemek istemez. Hiç bir şeyden zevk almam... Onu düşünmekle, geçmişi anmakla teselli bulurum.
- Atamızın hastalanışında tabii yanındaydınız! Bu acı olay nasıl anlaşılmıştı?
Gözlüklerini düzeltti, notlarına tekrar göz gezdirdi. Kılıç Ali... Göztepe’de ki köşkünün çalışma odasının duvarlarında, Cumhuriyet Türkiye’sini 40 yıldır idare edenlerin, (Pek sevgili Kılıç Ali‘ye İsmet İnönü) gibi kendi el yazılarıyla ithaflı resimlerinin yanısıra Atatürk’ün yirmi kadar fotoğrafı asılıydı. Çoğunda beraberdiler. Bunlara baktığımızı görünce:
- Beni yanlarından hiç ayırmazlardı, diye başladı söze.
- Son senelerde bir halsizlik gelmişti, yürümekten kaçınıyor, en kısa yerlere bile araba ile gidiyordu. Son Tarih Kurultayında, özel dairelerinden, sarayın içindeki konferans salonuna kadar, 100 m. yeri bile araba ile gitmişlerdi...
Bu hâl hepimizi üzüyor, fakat hastalanacağına ihtimal vermiyorduk... Hiç unutmam 1938 yılı Şubat ayında ansızın verdikleri bir kararla, banyo için Yalova’ya gitmiştik.
Yalova Kaplıcaları Müdürü Doktor Nihat Reşat (Belger) Bey, her yıl olduğu gibi Ata’yı muayene edince karaciğer büyüklüğü teşhis etti. Hâlbuki Nihat Reşat Beyin bir yıl evvelki son muayenesinde hiç bir arazı çıkmamıştı. Bu durum hepimizin endişesini açığa vurdu. Prof. Dr. Neşet Ömer acele Yalova’ya getirildi. O da karaciğerin dört parmak büyümüş olduğunu tespit etti.
Bizim doktorlardan sonra Fransa’dan getirilen Prof. Fijence’nin başkanlığında yapılan konsültasyon sonunda aynı teşhis konmuştu. Buna göre hazırlanan raporda, Ata’nın günde 23 saat arka üstü yatarak dinlenmesi lâzımdı. İçim yanarak söyleyeyim Atatürk bunlara katiyetle iltifat etmediler...
Doktorların tavsiyelerine aykırı olarak 19 Mayıs 1938 de Mersin ve Adana’ya yaptığı seyahat onu pek yormuştu. İstanbul’a dönüşte Florya köşkünde dinlenmek istediler. Fakat akşamüstü kararları değişti:
- Saraya dönelim, buyurdular. Hareket ettik, Bakırköy’den geçerken göğsüne bir sancı girdi... Öyle acısı vardı ki arabayı durdurmuştu. Dolmabahçeye gelince kollarından tutarak kendisi için özel yaptırılan asansörle odasına çıkardık. Derhal Neşet Ömer’e haber verildi... Atatürk’ü muayeneden sonra Profesörün yüzü asılmıştı.
- Ata’nın şişmanlamalarını gayri tabii buluyor musunuz? diye sordum.
- Evet, dedi. Yağmurdan evvel havanın kapanması gibi... Ve ilk defa o zaman hastalığının “SİROZ” olduğunu, karnının su toplamak üzere gazlarla şişmeğe başladığını, gizlice söyledi...
O gece Salih Bozok’la benim yanımda Atatürk Profesöre sordular:
- Bu şişin sebebi nedir?
Rahmetli Neşet Ömer müşkül durumda kalmıştı. Kızardı. Hastalığı tevile çalıştı...
- Barsaklarda ödem var. Bunlar su toplar... Arka üstü yatarak önüne geçilmesi kabildir, efendim.
Ata, bunun üzerine, uzun bir (Yaaa!...) çektiler...
Bu amansız hastalık 1 Haziranda Atatürk’ü yatağa düşürdü. Deniz üstü daha eğlenceli olur diye sarayın önünde demirleyen Savaronaya naklettiler. O günlerde Profesör Fijence tekrar Fransa’dan geldi. Fakat hastayı bu defa, daha ağır buldu.
Atatürk’ün Savaronada geçirdiği günlerde bizleri yanından hiç ayırmamışlardı.
Sonra karaya çıkış pek hazin oldu. Gece yarısıydı. Vazifeli memurlar sahilden uzaklaştırılmışlardı. Buna sebep Atayı sedye ile naklederken etrafa göstermemekti. Fakat buna asla müsaade etmediler.
Bir hasır koltuğa oturdular. Sağından ben, solundan muhafız kıtası kumandan İsmail Tekçe Paşa, arkasından taharri memuru Faik Bey tuttuk, Atatürk ellerini omuzlarımıza koymuştu. Bir yandan da eli Atanın nabzında Prof. Neşet Ömer bizi takip ediyordu. İstanbul motörüne indik. Oradan da sahile çıktık.
Sarayda, katına çıkınca, eski çevikliğiyle ayağa fırlayan Atatürk, hepimizin gözlerini yaşartarak odasına yürümüş, kapıyı açıp, yatağına uzanmış ve:
- Oh... Dünya varmış! Buyurmuşlardı...
Odasının yanındaki küçük salonda Salih Bozok, Başyaver Celâl Bey, kâtibi umumi Hasan Rıza Soyak, İsmail Hakkı Paşa ve ben günde altışar saatle başucunda nöbet tutuyorduk.
Salı sabahı nöbetçi Doktor Avrevaye ile salonun penceresi önünde otururken, beraber Mehmet telâşla geldi. Atatürk’ün tekrar fenalaştığı, kusmağa çalıştığını söyledi. Derhal yanına koştuk... Yattığı yerden doğrulmuş, kusmağa çalışıyor, muvaffak olamıyordu. Ter içinde kalmıştı.
Bir aralık bize bakıp, sordu.
- Saat kaç?
Hasan Rıza:
- Saat yedidir efendim.
Bu sual cevap, böylece üç defa tekrarlandı. Anladığıma göre, Ata, karşıdaki saati görüyor, fakat kendini kaybedip kaybetmediğini anlamak için soruyordu.
Bundan sonra kendisini yatağa atıp, titremeğe başladılar. Nabzına bakan Neşet Ömer sordu:
- Dilinizi göreyim efendim, dedi.
Dilini çıkarıp gösterdi... Sonra, farklı bir yöne bakarak:
Ve aleykümselam, dedi. Gözlerini kapattı. Kendini kaybetti.
Bu hastalığın başından beri girdiği komaların en ağırı oldu. Artık bizleri tanımıyordu. 9 Kasım gecesi nabzı 132, teneffüsü 33’tü.
Kılıç Ali sözünün burasında durdu. Yutkundu... Ulu önderin ölümünün 25. yılında o anları sanki baştan yaşamağa başlamıştı. Gözlerini silerek, kesik, yorgun anlatmağa devam etti:
- Sabaha kadar yanından ayrılmadık. Saat sekiz sularında boğazı (Gıy-Gıy) diye ötmeğe başlamıştı. Meşum saatin yaklaştığını, onu kaybedeceğimizi hissediyor, ama inanamıyorduk. Çılgına dönmüştük. Bileklerini ovuyorduk.
Birden gözlerini açıp, taşlarını bizlere tevcih buyurdular. Mavi gözleri dalgındı. Sonra tekrar eski yerine çevirip kapadılar.
Bu defa ebediyen aramızdan ayrılmak üzere yummuştu gözlerini derken yine ağlıyordu Kılıç Ali.
Ölümünün 25. yılında Atatürk’ün ardından ağlayan sadece dostu, mücadele ve fikir arkadaşı Kılıç Ali, değildi; bütün bir milletçe, hattâ Arjantin’den, Pakistan’a, düşünerek yaşayanlar dünyaca onun yokluğuna ağlıyorduk... Yasını tutuyorduk, her sonbahar, yaprak yaprak, yağmur, toprak.
----------------------
[FONT=verdana]- ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 63, Cilt: XXI, Kasım 2005
Gözyaşları Arasında Kılıç Ali Anlatıyor: Son Günleri
Konu Sahibi / Yazar
donanma44
Kategori / Forum
Atatürk'ün Hayatı ve Ulusal Mücadele Tarihi
Yorumlar / Cevaplar
4
Okunma / Görüntüleme
5338
Gözyaşları Arasında Kılıç Ali Anlatıyor: Son Günleri
Gözyaşları Arasında Kılıç Ali Anlatıyor: Son Günleri
Sonra, farklı bir yöne bakarak:
Ve aleykümselam, dedi. Gözlerini kapattı. Kendini kaybetti.
Bu hastalığın başından beri girdiği komaların en ağırı oldu. Artık bizleri tanımıyordu. 9 Kasım gecesi nabzı 132, teneffüsü 33’tü.
Kılıç Ali sözünün burasında durdu. Yutkundu... Ulu önderin ölümünün 25. yılında o anları sanki baştan yaşamağa başlamıştı. Gözlerini silerek, kesik, yorgun anlatmağa devam etti:
- Sabaha kadar yanından ayrılmadık. Saat sekiz sularında boğazı (Gıy-Gıy) diye ötmeğe başlamıştı. Meşum saatin yaklaştığını, onu kaybedeceğimizi hissediyor, ama inanamıyorduk. Çılgına dönmüştük. Bileklerini ovuyorduk.
Birden gözlerini açıp, taşlarını bizlere tevcih buyurdular. Mavi gözleri dalgındı. Sonra tekrar eski yerine çevirip kapadılar.
Bu defa ebediyen aramızdan ayrılmak üzere yummuştu gözlerini derken yine ağlıyordu Kılıç Ali.
ŞAHLAR ÖLMEZ, DON(SIFAT)DEĞİŞİR....YÜCESİN ATA'M...
Ve aleykümselam, dedi. Gözlerini kapattı. Kendini kaybetti.
Bu hastalığın başından beri girdiği komaların en ağırı oldu. Artık bizleri tanımıyordu. 9 Kasım gecesi nabzı 132, teneffüsü 33’tü.
Kılıç Ali sözünün burasında durdu. Yutkundu... Ulu önderin ölümünün 25. yılında o anları sanki baştan yaşamağa başlamıştı. Gözlerini silerek, kesik, yorgun anlatmağa devam etti:
- Sabaha kadar yanından ayrılmadık. Saat sekiz sularında boğazı (Gıy-Gıy) diye ötmeğe başlamıştı. Meşum saatin yaklaştığını, onu kaybedeceğimizi hissediyor, ama inanamıyorduk. Çılgına dönmüştük. Bileklerini ovuyorduk.
Birden gözlerini açıp, taşlarını bizlere tevcih buyurdular. Mavi gözleri dalgındı. Sonra tekrar eski yerine çevirip kapadılar.
Bu defa ebediyen aramızdan ayrılmak üzere yummuştu gözlerini derken yine ağlıyordu Kılıç Ali.
ŞAHLAR ÖLMEZ, DON(SIFAT)DEĞİŞİR....YÜCESİN ATA'M...
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Gözyaşları Arasında Kılıç Ali Anlatıyor: Son Günleri
[COLOR="#000000"]Atatürk dedikleri gibi diktatör olsaydı yakınındakiler bu kadar bağlanabilir miydi?Seneler sonra bile böyle gözyaşları içinde anılabilir miydi?Zorlamalı gönülden sevgi çağlayanı akar mı?
Seni vefasizlardan değil, bilenlerden dinleriz Yüce Atatürk, sevgin, yasın hiç bir zaman bitmez, hiç bir güç yetmez yüreklerimizden sevgini söküp atmaya, kıymetini bilenlere de selam olsun.
Seni vefasizlardan değil, bilenlerden dinleriz Yüce Atatürk, sevgin, yasın hiç bir zaman bitmez, hiç bir güç yetmez yüreklerimizden sevgini söküp atmaya, kıymetini bilenlere de selam olsun.
[SIZE="4"][B][SIZE="4"][COLOR="Red"]● Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk[/COLOR][/B]
● Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.
M.K.Atatürk
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk[/COLOR][/B]
● Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.
M.K.Atatürk
Gözyaşları Arasında Kılıç Ali Anlatıyor: Son Günleri
Canım Pirim :...( Hakkını helal et canım Atam. sana layık olabilmemiz için yolundan ayırma bizi.
(DESTUR ŞAHIM)
UYAN KARDEŞ UYANAN
DİN,DİL,IRK AYIRIM YAPAN
ALLAH'IMIZ BİR BİZİM
HER CANLIYI YARATAN
PİR ZÖHRE ANA
UYAN KARDEŞ UYANAN
DİN,DİL,IRK AYIRIM YAPAN
ALLAH'IMIZ BİR BİZİM
HER CANLIYI YARATAN
PİR ZÖHRE ANA
Gözyaşları Arasında Kılıç Ali Anlatıyor: Son Günleri
yüce atam senin kurdugun cumhuriyetin bekçileriyiz zöhre anamın izin deyiz ilkelerin ve sevgin pir zöhre anamla yasayacak
Atatürk büyüktür
Ruhu Alidir
İkinci kardeşim Bektaş Velidir
Anıtkabir yerim kimder ölüdür
Alirıza Zübeyde nişan gülümdür
[SUP][/SUP] ZÖHRE ANA
Ruhu Alidir
İkinci kardeşim Bektaş Velidir
Anıtkabir yerim kimder ölüdür
Alirıza Zübeyde nişan gülümdür
[SUP][/SUP] ZÖHRE ANA
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi