You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Global Sorunlar Ve Ülkelerin Yalnızlaşması...

Global Sorunlar Ve Ülkelerin Yalnızlaşması...

Senior Member
Global Sorunlar Ve Ülkelerin Yalnızlaşması...
Globalleşme ile bölgeselleşmenin aynı anda gerçekleşmesi genellikle çelişki olarak kabul edilir. Ancak aslında globalleşen dünyanın sorunları ülkelerin tek başına üstesinden gelemeyecekleri kadar büyük olduğu için, bölgesel entegrasyonlar, işbirlikleri ve ittifaklar giderek hem artıyor hem de derinleşiyor. Avrupa Birliği’nin (AB) kuruluş sürecine baktığımızda iki büyük dünya savaşı sonrasında durma noktasına gelmiş olan ekonomilerin toparlanması ve hem Almanya hem de Sovyetler Birliği gibi iki “tehlike”nin yarattığı güvenlik sorunlarının önüne geçilmesi gibi iki büyük amaç olduğunu görüyoruz.

Bugünkü gelişmelere baktığımızda, her ne kadar AB kendi içinde büyük sorunlar yaşasa da, her ne kadar NATO Amerikan hakimiyeti altında görülerek anti-Amerikanizmin yansıtıldığı bir kuruluş olarak görülse de ve Soğuk Savaş sonrası gerekliliği tartışılsa da, hâlâ özellikle küçük ülkelerin bu örgütlenmelerde yer almaya çabaladığı görülüyor.

Örneğin global finans krizinin önemli sonuçlarından biri, avro alanının bu krizi çok daha az zararla yönetebildiği oldu. Avro alanının oluşturduğu ekonomik ve siyasi istikrar, krizden koruma sağlarken, avro bölgesi dışarıda kalan ülkelerin gözünde çekici hale gelmeye başladı.

Geleneksel olarak egemenliğin büyük önem taşıdığı ve her zaman AB’nin siyasi entegrasyon sürecinin dışında kalmayı tercih eden Danimarka dahi avro alanına dahil olmanın planlarını yapmaya başladı. Maastricht Anlaşması’nı ilk oylamada reddeden ve ancak birçok alanın dışında kalmak kaydıyla anlaşmaya onay veren Danimarka, 2000 yılında da halk oylamasında avro alanına dahil olmaya % 53 ile itiraz etmişti. Ancak, kriz sonrasında yapılan kamuoyu yoklamaları bugün Danimarka halkının % 50’sinin kendi para birimleri olan krondan vazgeçmeye hazır olduğunu gösteriyor. 2011 yılında avro alanına dahil olmak için yeniden halk oylamasına gidilecek olan Danimarka’da, o tarihe kadar finans krizinin yarattığı sancılar unutulursa, egemenliklerin paylaşılması konusundaki şüpheci kültürü ağır basabilir ve yine olumsuz bir sonuç çıkabilir.

Şu da belirtilmelidir ki, Danimarka’nın ekonomik, siyasi ve toplumsal kültür açısından yakın olduğu komşusu İsveç’te, her ne kadar finans krizinden etkilenmişse de ve her ne kadar avro alanı dışında olsa da katılma yönünde herhangi bir planlama yapılmamaktadır. Kriterleri yerine getiremediği için avro alanının dışında kalmış olan Doğu Avrupa ülkelerinde de avro alanına hızlı katılma söz konusu oldu. Kriz korkusuyla avro alanına derhal katılmak gerektiğini ileri süren siyasetçiler ve liderler bir süre sonra katılım kriterlerinin toplum ve ekonomik yapı henüz hazır olmadan hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesinin daha ciddi zararlar vereceğini hesap ederek bu düşüncelerinden vazgeçtiler.

Finans krizini en ciddi şekilde yaşayan ülkelerin başında bilindiği gibi İzlanda geliyor. AB dışındaki İzlanda, avro alanına dahil olmak istemiş, ancak AB’nin üyesi olmadan avro alanına girilemeyeceğinden üyelik konusu ilk kez gündeme gelmiştir. Bugüne kadar kamuoyunun olumsuz yaklaşımı nedeniyle AB’ye başvuru bile yapmayan İzlanda’nın başbakanı AB üyeliğini araştırmaya yönelik bir komisyon kurulduğu açıklamasını yaptı. AB üyeliğine yönelik desteğin kamuoyu yoklamalarında % 50’lerden % 70’lere çıktığının belirlenmesi, İzlanda yönetimini daha da cesaretlendirmiş olmalı ki, 2009 yılında başvuru yapacağı ileri sürülen İzlanda’nın 2011 yılında üye olması bekleniyor.

AB üyeliğinin ekonomik ve siyasi istikrar sağladığı bir gerçek. Ancak güvenlik konusunda zayıf olduğu da bir o kadar gerçek. AB üyesi olan Doğu Avrupa ülkelerinin, NATO üyeliğine verdikleri büyük önem, hatta ABD’ye yönelik destekleri; AB’ye savunma alanında güvenmediklerinin en belirgin gösterisi olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla, özellikle küçük ve zayıf ülkelerin AB üyesi olmaları tek başına yeterli güvenliği sağlayamıyor. Global finans krizi nasıl ekonomik açıdan AB üyeliğinin önemini ortaya çıkardıysa, Rus-Gürcü çatışması da NATO’nun savunma açısından önemini bir kez daha ortaya çıkardı. Geleneksel tarafsız olan Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini düşünmeye başlamış olmaları bu önemli noktayı işaret ediyor. AB üyesi olan her iki ülke de, güvenlik için NATO’ya ihtiyaç duyuyorlar. Rusya ile 1.200 km’lik sınırı olan Finlandiya, zaten bir süredir bazı NATO operasyonlarına katılmak için hazırlık yapıyordu. Dolayısıyla, NATO üyeliği ulusal düzlemde siyasi kararın alınmasıyla kolaylıkla gerçekleşebilecek.

Sonuç olarak, dünyadaki sorunlar, global ölçekli olsun olmasın şüphesiz global etkiye sahip oluyor. Rus-Gürcü çatışmasının bütün dünyayı etkilemesi bir örnek. Ülkeler ise global ölçekli veya global etkili sorunlarla kendi kendine başa çıkmakta giderek zorlanıyorlar. Globalleşen dünyada her ne kadar ülkeler birbirine giderek daha bağlı ve bağımlı hale gelse de, aynı zamanda yalnızlaşıyorlar. İşte bu yalnızlaşmadan kurtulmak için de kendilerini güvende hissedebilecekleri “büyük” ve “güçlü” örgütlenmelere dahil olmaya çabalıyorlar. Bu yolda kimi zaman kendileri için önemli olan ulusal değerlerden fedakarlık ederek güvenlik ve istikrar satın almanın bedelini de ödemiş oluyorlar.
Ellerinde çıralarla gezen çıplak ayaklı körlere ihtiyacı var dünyanın”

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.