You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

'Gençlik muhalefet demektir'

'Gençlik muhalefet demektir'

Posting Freak
'Gençlik muhalefet demektir'
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısının açılışında konuşan TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, son öğrenci olayları ve (yumurta atmak şiddet midir, değil midir?)'' sorusuna indirgenen tartışma ile ilgili bir kaç şey söylemek istediğini kaydetti. Kendisinin bu konuya biraz farklı yönden bakacağını belirten Boyner, ''Sayın Kuzu ve Sayın Batum'un maruz kaldığı durumu, onaylamak mümkün değil'' diyen Boyner, ancak gençlere iğne batırırken, kendilerine çuvaldız batırmaları gerektiğini söyledi.
''Yarınlar gençlerin'' dediklerini işaret eden Boyner, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Hepimizin, ama hepimizin bir kez düşünmesi lazım. Gençlerimiz niçin öfkeli? Gençlere nasıl bir gelecek devrediyoruz? Genç işsizliği ortada. Gençlerin eğitimle ilgili kaygıları yeterince cevaplanamıyor. (Bu olayların arkasında örgütler var. Bunlar öğrenci bile değil) gibi argümanlar veya daha fazla polis gücünü okullara sokarak yasaklar getirmek çözüm mü? Gençleri yeterince dinliyor muyuz? Onlara özgür düşünmeyi, özgür ifade etmeyi öğreten, bağımsız üniversiteler verebiliyor muyuz? Unutmayalım ki, gençlik muhalefet demektir. Bizim tartışan, konuşan, sorgulayan gençlere ihtiyacımız var. Ben genç arkadaşlarımıza taleplerini ifade biçimleri tercihlerinde yanlış tarafa düşmemeleri için eylemlerinde şiddete başvurmamalarını önerebilirim. Ama bizlere, iş dünyasına, kanaat önderlerine, siyasetçilere, yöneticilere düşenin de anlayış, empati ve diyalog kurma çabası olduğuna, tüm kalbimle inanıyorum. Susturma, azarlama, biber gazı, dayak, etiketleme ve yasaklama değil.''
Ayrıca bazı öğrencilerin cürümleri ile kıyaslanamayacak ağırlıkta cezalara çarptırılmalarının, artık çoktan geride bıraktığını umdukları ceza fetişizmden muzdarip, pederşahi bir otorite anlayışını çağrıştırdığını belirten Boyner, bunun da demokrasiye yakışmadığını ve sığmadığını söyledi.

TÜSİAD Yüksek istişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç, Sheraton Oteli'nde yapılan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Toplantının açılışında yaptığı konuşmada, ekonomi alanında küresel örneklerin peşine takılmanın her zaman doğru olmayabileceğini belirtti. Mustafa Koç, semptomları giderecek çözümleri aramak yerine, sorunların kaynağına inme yolu izlenirse, devalüasyon gibi, sıcak paraya ek vergiler konması veya kredi havuzunun daraltılması gibi önlemlerden önce sıkı bir maliye politikasının nasıl izlenebileceğinin tartışılmasının, yapısal reformların sağlayabileceği telafi imkanlarının gözden geçirilmesinin, daha yararlı ve daha kalıcı çözümler üretebileceğini görmenin mümkün olacağını söyledi.

'5 noktaya azami dikkat'

Seçimleri yaklaşmış bir Türkiye'nin hataya düşmemesi ve küresel kriz sırasındaki göreceli iyi performansını sürdürerek kendi kendine ilave zararlar vermemesi gerektiğine işaret eden Koç, bu ortamda sağlıklı karar alabilmek için 5 noktaya azami dikkat göstermek gerektiğini kaydetti. Koç, bu noktalar arasında alınacak önlemler ile ilgili olarak iç istişare mekanizmalarının hızlı, sürtünmesiz ve ön yargısız işlemesini sağlamak, tüm dünya ekonomik savaş içindeyken, bu alana ait gelişmeleri iktidar ve muhalefet olarak seçim atmosferinin gündelik çatışmalarına malzeme yapmaktan kaçınmanın bulunduğunu söyledi. Böyle bir ortamda uluslararası planda Türkiye'nin üzerindeki baskıyı hafifletecek, daha fazla güven yaratacak diplomatik adım ile kronik dış politik sorunların çözümünde yapıcı adımlar atmak gerektiğini ifade eden Koç, uluslararası meselelerde tavır alırken özellikle batı dünyası üzerinde yaratılan kaygı uyandırıcı algılamaları, güven yaratıcı yaklaşımlarla dengelemek gerektiğini belirtti. Koç, bu güveni uluslararası platformlarda etkili biçimde kullanarak, kur savaşlarının tüm dünyaya eş zamanlı olarak zarar verme potansiyelinin önüne geçmek için alınabilecek aksiyonlarda aktif bir tutum benimsemek gerekliliğine işaret etti.

Dış politika

Diplomaside Türkiye'nin son yıllarda önemli ilerlemeler kaydettiğini belirten Koç, Türkiye'nin yöresel bir güç olarak konumunu kuvvetlendirdiğini, ''komşularla sıfır sorun'' politikasının, bu ilerlemenin en önemli köşe taşını oluşturduğunu söyledi. Koç, bu dönemde, eksen kayması yorumuna maruz kalınmasının, bazı söylemlerin, diplomatik eylemlerin önüne geçmesinden kaynaklandığını ifade ederek, oysa dünyanın değer yaratan alanlarının nispi olarak Türkiye'nin batısından doğusuna doğru kaydığını, Türkiye'nin de bu değişime göre pozisyon aldığını anlattı.
TÜSİAD olarak, bu pozisyon alışın doğru olduğunun altını çizdiklerini ve Türkiye'nin aslında şimdi gerçek bir ilişki ve iletişim köprüsüne dönüştüğünü anlatmaya çalıştıklarını hatırlatan Koç, ''Ülkemiz batı dünyası ile ilişkilerini güçlendirdikçe, doğunun tercih edeceği bir ortak haline geliyor. Doğu dünyası ile güçlü ilişkiler tesis ettikçe de batının vazgeçemeyeceği bir ortak konumuna yükseliyor'' dedi. Koç, Türkiye'nin AB ile ABD ile olan ilişkilerinin anahtarlarının da burada yattığını belirterek, mevcut küresel ekonomik savaş ortamında, atılacak yeni diplomatik adımlarla, küresel planda güven yaratacak bir Türkiye'nin sözünü de daha fazla dinletebileceğine inandıklarını söyledi.

Günlük çekişmeler

Mustafa Koç, belirli konularda partilerin günlük çekişmelerinden arınmış alanlar yaratmalarından ve ülke çıkarlarını ilgilendiren adımları birlikte atmalarından her söz ettiklerinde, bu konuda bir eleştiri aldıklarını söyledi. Koç, şöyle devam etti: ''Kimilerine bu yaklaşım biraz naif gözükür. Ancak, biz bu konudaki ısrarımızı sürdüreceğiz.
Üstelik bu kez Türk Ticaret Kanunu'nun partilerin ortak çabasıyla yasalaşma noktasına gelmesini olumlu olarak kullanacağız. Partilerimizin, Türk Ticaret Kanunu gibi, Türkiye'de iş yapma biçimini baştan inşa edecek, yatırım ortamını iyileştirecek, kayıt dışını azaltacak, şeffaflığı ve kurumsallaşmayı geliştirecek bir yasa üzerinde uzlaşmasına devrim nitelemesini yakıştırmak, herhalde abartılı olmayacaktır.''


Küresel ekonomi
Koç, dünyanın 2011'de kur savaşları adı verilen bir küresel ekonomik fenomen ile girdiğini, ABD'nin 2011 Temmuz'una kadar 600 milyar dolarlık kamu kağıdı alacağını açıklaması, Brezilya, Tayland gibi ülkelerin sıcak para akışını önlemek için kısıtlayıcı önlemlere başvurmalarının farklı cepheler olarak karşımızda durduğunu söyledi. ABD Merkez Bankasının 600 milyar dolarlık kamu kağıdını almak için bacağı dolarların gelişmekte olan ülkeler için tehlike oluşturduğuna işaret ederek, bu paranın büyük ölçüde gelişmekte olan ülkelere gideceğini, bu ülkelerin paralarının daha da değerleneceğini, ihracat sektörlerini olumsuz etkileyeceğini, işsizliğin artacağını söyledi. Küresel gelişmeleri belirleyen ülkelerin siyasetçilerinin olaya gemisini kurtaran kaptan anlayışıyla bakmalarının, tüm küresel ekonomiyi yeni bir çalkantıya doğru sürükleme potansiyeli yarattığını da anlattı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin, güvenlik ağırlıklı değil özgürlük ağırlıklı bir demokrasi inşa etmesi gerektiğini; Soğuk Savaş döneminde güvenliğin öncelikli olmasının kaçınılmaz olduğunu ancak bugün ulaşılması gereken şeyin "özgürlük-güvenlik dengesinin kurulması" olduğunu kaydetti. Davutoğlu, toplumu motive edecek en önemli unsurun siyasi meşruiyet olduğunu ve siyasi meşruiyetin sağlamlığının "ancak ve ancak devletin bireylere, 'ben sizlerin güvenliğini riske etmeden, size en geniş özgürlük alanlarını vereceğim' demesi ya da 'özgürlüklerinizi hiçbir şekilde feda etmeden özgürlük alanlarınızı genişleteceğim' demesi" olduğunu söyledi.
Dışişleri Bakanı, "Hem güvenliğiniz olacak hem özgürlüğünüz, eğer özgürlük adına güvenlikten feragat edersek, kaos ve anarşi çıkar, 70'li yılların sonunda olduğu gibi, güvenlik adına özgürlükten feragat ettiğimizde otokratik rejimler çıkar, Türkiye gibi bir ülkenin böyle bir rejimi taşıma şansı yoktur" diye konuştu. Son Anayasa referandumunun ve Türkiye'deki demokratikleşme çabalarının bu çerçeveye oturtulmak zorunda olduğunu belirten Davutoğlu, Türkiye'nin "özgürlük alanının her noktada genişlediği, çoğulcu siyasi kültürün yerleştiği, katılımcı demokrasinin güçlendirildiği yeni bir siyasi restorasyon dönemi yaşanmasına ihtiyacı olduğunu" belirtti.
"Onun için gelecek dönem seçimler sırasında yepyeni bir Anayasa ülke için kaçınılmazdır. Bu yeni Anayasa, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını gözeten ama vatandaşların özgürlük alanlarını temel alan bir anlayışla yapılmak zorundadır" diyen Davutoğlu, şöyle konuştu: "Bu çerçevede, son dönemdeki öğrenci olayları da dahil olmak üzere, şu hususun altını çizmek istiyorum. Bizde eleştirel kültür gelişmedi. Ben sadece bir Dışişleri Bakanı olarak değil, akademisyen olarak da eleştirel kültürün olmadığı ortamlarda fikir üretilebildiğine inanmıyorum. Her noktayı değerlendirebilmeliyiz, hiçbir zihni süzgeç zihninizde yer etmemeli, yani bir otosansür olmamalı. Herşeyi rahatlıkla konuşabilmeliyiz. Protesto kültürü de bunun bir parçasıdır. Ama, protesto kültürü ile kamu vicdanı arasında, modern ve çağdaş bir topluma yakışır kalmak zorundayız. Öğrencilerimize, eleştirmek yanında dinlemeyi de öğretmek durumundayız. Hem eleştirel kültürü hem eleştirel kültürün ötesine geçen protesto kültürünü geliştirme olgunluğuna erişmemiz lazım."
10 Aralık 2010
Cumhuriyet
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.