ERKEĞİN ASKERLİĞİ HİÇ BİTMİYOR
“Teslim olduğum ilk gün ağladım. Özlemden, endişeden… Ama askerlik gerçekten erkekliği pekiştiriyor. Çocukluk durumunu atıyorsun, kendine olan güvenini şey yapıyor. Silahtır milahtır, Allah’tır, vatandır…”
SEVGİM DENİZALTI
Askerlik, “erkekler için zorunlu bir hizmet” olması nedeniyle ilk bakışta bir erkek meselesi olarak görülse de, kadınları da son derece yakından ilgilendiriyor. Çünkü erkeklerin ‘sosyalleşme’ süreci üzerindeki etkisi tartışılmaz olan bu kurum, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin yaygınlaştırılmasında da önemli rol oynuyor. Askerlikte genç erkeklerin “sürüne sürüne” yaşadığı dönüşümler, militarist-milliyetçi devlet ideolojisi ışığında kurulan “ideal erkeklik”, burada pekiştirilen ataerkil değerler, askerlik bitiminde de, erkek egemen sistemin “bekasını sağlamak” üzere sivil yaşama transfer oluyor. Yani erkeğin askerliği aslında hiç bitmiyor, yalnızca biçim değiştiriyor.
ERKEK, ASKERDE DEVLET OLUYOR
Feminist sosyolog Pınar Selek’in ‘Sürüne Sürüne Erkek Olmak’ adıyla kitaplaştırılan araştırmasında, farklı sosyal ve ekonomik çevrelerden 58 erkekle askerlik deneyimleri üzerine yapılmış derinlemesine görüşmelere yer veriyor. Bu görüşmeler, militarist devlet eliyle geleneksel toplumsal cinsiyet kalıplarının yaygınlaştırılmasında askerlik kurumunun rolünü açıkça ortaya koyuyor. Bu erkeklerin neredeyse yarısı, askerliğin bir erkeği “adam ettiğini” düşünüyor, geri kalanlar da dolaylı olarak bu düşünceyi kabul ediyor. Onlara göre, sorumluluk sahibi olmak, zorluklarla başetmek, silah kullanmayı ve savaşmayı öğrenmek, olgunlaşmak ve sertleşmek, askerliğin kazandırdığı “adam edici” nitelikler.
Askerliği bir “erkeklik laboratuvarı” olarak nitelendiren Selek, bu laboratuvarda pişen, emir-komuta zinciri içinde disipline olan, “olgunlaşan” erkeğin, toplumsal hayat içinde de düzeni sağlayan, koruyan bir “asker” olmaya yöneldiğini söylüyor. Selek’e göre, “Çocukken annesi tarafından ‘paşam’ diye sevilen erkek, sadece devletin düşmanına karşı değil, başta karısı, kızı, kız kardeşi ve annesi olmak üzere, ‘namusuna’ el süren herkese karşı ‘savaşmayı öğreniyor’. Askerlik sonrası, ailesine bir çeşit ‘devlet’ olarak geri dönen erkek, babalık konumu içinde ailenin de askeri oluyor. Ömür boyu, korumak, nöbet tutmak, kollamak, intikam almak gibi sorumlulukları taşıyor.”
MİLİTARİZM RESMİNDE KADIN
Askerlik yalnızca ideal erkekliği değil, kadınlığı, kadınların ulusal kimliğini de biçimlendiriyor. Ulus-devlet kadını yine erkek üzerinden, en çok da “annelik” rolüyle tanımlıyor. Yani “militarizmin bu tanıma katkısı, kadınlara oğullarını seve seve vatana feda edecek asker annesi rolü biçmek şeklinde oluyor.”[2] “Kadın, doğurduğu çocuklar üzerinden sistemi desteklemeye yükümlü kılınıyor.”[3] Bu kadınlar, kendilerine önceden biçilmiş bu role uyum sağlıyor, çocuklarının ölümünü sessizce kabulleniyor; üstlerine giydirilen kutsallaştırılmış şehit annesi giysisinde, aslında askerliğin de temelinde yatan “sorgulama, isteneni yap” mantı(ksızlı)ğı yeniden vücut buluyor. Kısacası, anneler, bu yas sürecini, oğlunu elinden alan militarist yapıyı, savaşı sorgulayarak değil, “dinsel ve sosyal olarak kutsanmış şehitlik kavramı” ile acısını hafifletmeye çalışarak geçiriyor.
ASKER KUTSALLIĞI ERKEĞİ YÜCELTİYOR
Militarizm ve askerliğin, kadınlık-erkeklik algılamasını ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini nasıl kurduğu üzerine değinilmesi gereken bir diğer nokta ise şu: Erkekler için zorunlu olan askerliğin “devlete karşı en kutsal vazife” şeklindeki tanımı, kadını 2. sınıf konumuna düşürüyor. Esra Gedik de, Birikim dergisinde yayımlanan ‘Türkiye’de militarizmin üç kadın(lık)’ başlıklı yazısında, zorunlu askerliğin “aynı zamanda erkeklerin ve kadınların devletle arasındaki vatandaşlık ilişkisini belirleyen (ve kadınlar asker olmadığı için farklılaştıran) bir uygulama” olduğuna dikkat çekiyor. Erkekler “en kutsal vazife” olan askerlik yoluyla devlet eliyle 1. sınıf vatandaş konumuna sahip oluyorlar.
Yalnızca askerlikte değil, konuştuğumuz dilden, eğitime, 23 Nisan törenlerinde çocuklara giydirilen müsamere kostümlerine kadar toplumsal yaşamın her alanına sızan ve görünmez kılınan militarizm, ataerkillikten beslendiği kadar ataerkilliği de besleyen bir niteliğe sahip. Bu noktada kadının erkek üzerinden “şehit anası” olarak tanımlandığı bu resimden çıkabilmesi için birey olarak yaşadıklarının görünür kılınması önem taşıyor. Aynı şekilde Pınar Selek’in araştırması gibi, feminist bir pencereden askerliğe ışık tutan çalışmalar, militarizmin erkek kimliğini inşa edici işlevini tüm yönleriyle görünür kılma konusunda önemli katkılar sağlıyor.
1 Pınar Selek, ‘Sürüne Sürüne Erkek Olmak’, İletişim Y., 2009
2 Nurseli Yeşim Sümbüloğlu, ‘Sürüne Sürüne Erkek Olmak-Normatif erkekliğin kurucusu olarak askerlik’,
Birikim dergisi, Nisan 2009.
3 Esra Gedik, ‘Türkiye’de Militarizmin Üç kadın(lık) Hali’, Birikim dergisi, Nisan 2009
***
‘Sürüne Sürüne Erkek Olmak’tan anlatılar
“Askere gitmeyen adam değildir” lafı, sanırım şundan söylenmiştir: Bütün zorluklara göğüs gerebilme…Mantıksız da olsa…Acıya dayanıklılık… Doğru yani. Şimdi askere gitmeden, olgunlaşmadığını görüyorsun pek çok insanın…” (A.S.,1962 doğumlu, üniversite mezunu, beden eğitimi öğretmeni)
“Bir insan erkekse gidip askerliğini yapıp gelsin, ondan sonra evlensin. Askerlik insanı daha çok bilgilendiriyor. Kuvvetlendiriyor. İyi şeyler öğretiyor. Sivil hayata geldiğin zaman çok işine yarıyor.”
(Ali Aslan Y., 1967 doğumlu, ilkokul mezunu, kapıcı)
“Erkek bir etkinliktir askerlik. Adam olmanın yollarından biridir. Mutlaka her erkek o vazifeyi yapmalıdır. İnsanlar çoğunlukla baba ocağından askere gidiyorlar. O zamana kadar çoğunlukla evlerinden ayrı yaşamamış, evinin dışında bir deneyimi olmayan insanlar, ilk defa farklı bir ortamla karşılaşıyorlar” (Pakrat K., 1953 doğumlu, ortaokul mezunu, sağlıkçı)
“Yani asker olmak, erkek olmaktır… Askerlik yapan artık bir yetişkindir. Tabii ki insana gurur veriyor. En başta ailenden uzak olmanın iradesini geliştiriyorsun. Şahsen, askerlik yapmış olmanın çok büyük bir şeyi vardır…” (Şeref-Sofya, 1961, İstanbul’da transseksüel olarak yaşıyor, seks işçisi)
birgün
Erkeğin askerliği hiç bitmiyor
Konu Sahibi / Yazar
T U N Ç
Kategori / Forum
Toplumbilim, Ruh Bilimi (sosyoloji, psikoloji)
Yorumlar / Cevaplar
1
Okunma / Görüntüleme
2889
Erkeğin askerliği hiç bitmiyor
Erkeğin askerliği hiç bitmiyor
Askerlik;kısa yoldan hayatın gerçeklerini bana gösterdi.
Boşa Peygamber Ocağı dememişler.Normal hayatta kilometrelerce yol yürüyüp dağları aşmak benim harcım değildi.Ama asker ocağında banamısın demiyosunuz !. Aslan gibi engelleri aştım.Yırttım dağları,enginlere sığmadım..
Askerlikten önce,tavuk bile kesemezdim,ama askerde sanki ölüm makinası olmuştum.
Çok kutsal bir görev.İyki bu görev bana kısmet oldu.
Askere gidecek olanlar !..
Seve seve gidin askere..Teskere gelmez demeyin,öyle bir vakit geçiyor ki..
Boşa Peygamber Ocağı dememişler.Normal hayatta kilometrelerce yol yürüyüp dağları aşmak benim harcım değildi.Ama asker ocağında banamısın demiyosunuz !. Aslan gibi engelleri aştım.Yırttım dağları,enginlere sığmadım..
Askerlikten önce,tavuk bile kesemezdim,ama askerde sanki ölüm makinası olmuştum.
Çok kutsal bir görev.İyki bu görev bana kısmet oldu.
Askere gidecek olanlar !..
Seve seve gidin askere..Teskere gelmez demeyin,öyle bir vakit geçiyor ki..
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi