[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif] [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
Ergenekon soruşturmasındaki “sızmalar” artık kabak tadı vermeye başladı!
Onlarca kez yazdım:
Yasalarımıza göre soruşturma sürecinde, “gizliliğe” büyük bir titizlikle uyulması; savcılık makamı iddianamesini hazırlayıncaya kadar, “şüpheliler” hakkındaki hiçbir iddianın, belgenin veya tanık ifadesinin üçüncü kişilere aktarılamaması gerekiyor...
Ama Ergenekon soruşturmasının ilk gününden beri bu temel hukuk kuralına uyulmuyor...
Sadece savcıların ve görevli güvenlik kuvvetlerinin bileceği konular, bazı “özel gazeteciler”e sızdırılıyor...
Şüphelilerin gizli kalması gereken özel hayatları, günlerce tefrika edilen haberlere konu ediliyor.
Ve işin ilginci; koskoca “hukuk devleti”, “adlarının gizli kalmasını isteyen yetkililer”e dayanarak bu haberleri yapan ve yayınlayan gazeteleri, televizyonları engelleyemiyor!
***
Bu olayların son örneğini, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu yaşadı...
Bir süre önce; operasyonlar kapsamında evinin aranacağını bile polislerin gelmesinden saatler önce TRT-1 Televizyonu’ndan öğrenen Kanadoğlu, bu kez yine iktidara yakın bir başka medya kuruluşundan “gizlice ifade vermeye davet edileceğini” okudu.
Tam ifade vermek için “davet edilmeyi” bekliyordu ki; o “adlarının gizli kalmasını isteyen yetkililer”, bu kez de devletin resmi haber ajansının muhabirine bilgi sızdırarak, “Şu an için böyle bir kararımız yok; Kanadoğlu’nun ifadesini almayı şimdilik düşünmüyoruz” dediler...
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin de gazetecilerin sıkıştırması üzerine, “Yalan, uydurma... Yok öyle bir şey” diye açıklama yapmak zorunda kaldı!
***
İyi de; madem yalan, madem uydurma o zaman neden Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı’nın bile “onuruyla” oynayan, bu asılsız haberleri “sızdıran” ve “yayınlayan” kişilerin üzerine gidilmiyor?
Neden bu bülbüllerin “bilmediğimiz bir planın uygulayıcıları” oldukları gözardı ediliyor?
Neden aylardır bu kişiler tespit edilip susturulamıyor?
Neden soruşturmayı “yanlış yönlendirmeleri” engellenemiyor?
Ve son soru:
Bu “yalan, uydurma” haberlerden kim ya da kimler; ne gibi bir yarar umuyor?
*****
KARTVİZİT!
Viyana’da düzenlenen “Türk Günü Yürüyüşü”ne katılan Türklerin üzerine yol kenarındaki bazı apartmanlardan insan pisliği atılmış...
Bu olayı duyunca aklıma Müjdat Gezen’in anlattığı yaşanmış bir öykü geldi:
Ünlü “Kavuklu” İsmail Hakkı Dümbüllü, Gülhane Parkı’nda sahnedeyken, izleyicilerden biri sahneye hıyar atar. Dümbüllü diğer seyircilere döner ve ’Biri sahneye kartvizitini gönderdi’der...
***
Kısacası; bu ‘b.k’ atma olayını büyütmeye gerek yok...
“O Avusturyalılar, Türk kortejine kartvizitlerini göndermişler” deyip, geçelim!
*****
GÜNÜN SORUSU
Yaklaşık 5,8 milyon vatandaşı ilgilendiren Konut Edindirme Yardımı (KEY) “ikinci tur” ödemelerinin takvimi nihayet belli olmuş.. Listeler 26 Haziran’a kadar Emlak Bankası’na teslim edilecekmiş...
Sırf bu “ödeyememe skandalı” bile, bize yönetenlerin beceriksizliğini göstermeye yetmiyor mu?
*****
Arınç, Saadet’e dönmek için mesaj mı verdi?
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bu pazar günü yenilenecek olan belediye başkanlığı seçimleri için Sakarya’nın Akyazı İlçesi’ne gitmiş...
Konuşmasında Ergenekon’u kastederek çeteleri ve muhalefeti topa tutmuş.
Sözlerini de, “AK Parti’yi yıkacaklarmış. (...) Meydan okuyoruz. Ateş-i Nemrut’tan korkar mı İbrahim olan? Hodri meydan, hodri meydan, hodri meydan!”
***
“Ateş-i Nemrut” la başlayan dizeler Saadet Partililer arasında “tebessümle” karşılandı...
Çünkü bu sözleri ilk olarak 1977 seçimleri öncesindeki Şanlıurfa Mitingi’nde dönemin Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan söylemişti.
Saadet Partililer; Arınç’ın, Erbakan’ın sözlerini kullanmasını, “AKP’den o da bıkmış olmalı ki, Hoca’nın sözleriyle bize mesaj gönderiyor... Buyursun gelsin; kapımız her zaman açık” diyorlar!
***
Olur mu; olur... Burası Türkiye... Kimler, hem de kaç kez “dönmedi” ki