İsrail derhal ölü, diri, yaralı tüm vatandaşların Türk makamları tarafından Türkiye’ye getirilmesi iznini vermezse diplomatik ilişkiler kesilir. Eğer tek bir Türk vatandaşı bile yargılanırsa Türkiye bu kararın arkasındaki en yukardan aşağıya tüm İsrailli yetkililer için yargılama sürecini başlatır. İSRAİL’in Gazze’ye yardım taşıyan filoya düzenlediği operasyonun ardından gemilerdeki bazı Türk vatandaşlarını Hamas’a ve teröre destek verdikleri iddiasıyla mahkemeye çıkartma yönündeki hazırlığı iki ülke arasındaki krizi tırmandırdı. Latin Amerika ziyaretini yarıda keserek Ankara’ya dönen Başbakan Tayyip Erdoğan, Türk vatandaşlarının yargılanmasını önlemek için ABD üzerinden İsrail’e ültimatom gönderdi. Erdoğan, “Vatandaşlarımız mahkemeye çıkartılmaya kalkışılırsa biz de bu olayın arkasındaki büyüğünden küçüğüne herkes için yargı süreci başlatır ve İsrail ile diplomatik ilişkimizi keseriz” dedi. Bu sert mesaj üzerine ABD Başkanı Barack Obama devreye girdi.
24 saat içinde bırakın
Erdoğan’ın Salı gecesi 23.00 sularında Obama ile yapacağı telefon görüşmesi öncesinde gözaltındakilerin 24 saat içinde serbest bırakılması konusunda garanti istendi. Aksi halde görüşmenin olmayacağı Washington’a bildirildi. Ankara’nın bu talebi yaklaşık 2 saat süren yeni bir diplomatik trafiğe neden oldu. 21.45’te ABD’nin baskısı ile İsrail ajanslara “Bütün Türkleri serbest bırakma” kararını açıkladı. Beklenen açıklama İsrail’den gelince, Obama ?Erdoğan görüşmesi gerçekleşti. Obama, Başbakan Erdoğan ile yaptığı görüşmede bu ay Ottowa’da yapılacak uluslararası toplantıda yeniden görüşme sözü verdi ve o toplantıda İran ile İsrail konusunu görüşeceklerini söyledi. Obama, “İkimiz de hazırlıklı gelelim ve iki konuyu ayrıntılı konuşalım, kararlarımızı verelim” dedi. İsrail’in Türk vatandaşlarını yargılamaya hazırlandığı yönündeki sinyaller, Salı günü Ankara-Washington hattını kilitledi. Saldırı konusunda uluslar arası soruşturma ve Gazze’den ablukanın kalkmasını İsrail ile normalleşme için önkoşul olarak koyan Ankara, bu süreçte Türk vatandaşlarının tek bir tanesinin bile mahkemeye çıkartılması durumunda diplomatik ilişkilerin tamamen kesileceğini bildirdi.
Ültimatomun detayları
Türkiye’nin Washington üzerinden İsrail’e gönderdiği ültimatomun detayları şöyleydi.
İsrail’den 72 mil, Gazze ablukasından ise 64 mil uzakta uluslararası sularda geminin bayrak ülkesinin ya da kaptanın izni alınmadan yapılan baskın için hiçbir gerekçe gösterilemez. İsrail, böyle bir yöntem ile gözaltına aldığı hiç kimseyi sorgulamak için hukuki otoriteye sahip değildir.
İsrail derhal ölü, diri, yaralı tüm vatandaşların Türk makamları tarafından Türkiye’ye getirilmesi iznini vermezse diplomatik ilişkiler kesilir.
Eğer tek bir Türk vatandaşı bile yargılanırsa Türkiye bu kararın arkasındaki en yukardan aşağıya tüm İsrailli yetkililer için yargılama sürecini başlatır.
İsrailli yetkililerin gıyabında yapılan yargılamanın ardından sonuçları da takip edilir. Bu kişilerin Türkiye’ye girişlerinden Türk hava sahasını kullanmalarını engellemeye varana kadar tedbirler alınır. Gerekirse Interpol’dan bülten çıkartılması bile gündeme gelebilir.
Talepleri kabul ettiler
Ankara’nın resti üzerine İsrail’in sorgulama kararından geri adım attı. Ankara, tahliye sürecini kontrol etmek üzere Türkiye’den bir heyet gönderilmesi talebini de kabul ettirdi. Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Halit Çevik, Başbakan’ın başdanışmanı Nabi Avcı ve iki milletvekilinden oluşan heyet İsrail’e gitti. İsrail, serbest bıraktığı aktivistlere imzalattırdığı belgelerin hukuki geçerli olmadığını da kabul etti.
İsrail üzerinden siyasi rant- OKAY GÖNENSİN/VATAN
Gazze’ye yardım gemisi seferinin, Avrupa’daki ve Türkiye’deki “siyasi İslam” ile ilişkili örgütler tarafından düzenlendiği biliniyor.
İsrail devletinin kanlı operasyonunun bütün dünyada yarattığı haklı tepkileri yine “siyasi İslam” çerçevesi içindeki kuruluşlar bir “siyasi rant”a çevirme yarışına girmişlerdir.
Aynı çevreler, hemen yeni bir yardım gemisi için harekete geçmiş, gerekli maddi kaynağın bol bol sağlandığını ve yeni bir sefer için hazırlığa başladıklarını açıklamışlardır. Bunlar, yeni sefere Türkiye’nin “yarı resmi katılımı”nı beklediklerini de söylemişlerdir.
Son günlerin heyecanı içinde dile getirilen önerilen arasında bir de “askeri” olanı var: Türk savaş gemilerinin yeni sefere çıkacak Türk bandıralı gemilere uluslararası sularda eşlik etmesi, onları koruması.
Bu, İsrail’e “bulaş da savaşalım” demektir.
***
Yardım seferlerinin asıl amacı, Gazze dramına dünyanın dikkatini çekmek, İsrail’in insanlık dışı politikalarını teşhir etmek ve mümkünse Gazze ambargosunda “gedik açmak”tır.
Bu sefer, istenilen sonuca ulaşılmasını fazlasıyla sağladığından yeni bir sefer için hızla örgütlenme başlamış.
AKP hükümeti, özellikle Saadet Partisi’nden gelen “zorlama”lar dolayısıyla, yeni bir seferin “manevi hamisi” tavrını takınırsa, bu tavır AKP’nin değil Türkiye Cumhuriyeti’nin tavrı olacaktır.
Daha yardım gemisi sefere çıkmadan İstanbul’da Filistin ve Hamas bayrakları ortaya çıkmış ve İsrail’in haydutluğu sayesinde bunlar bol bol kullanılmıştır. Bayrakların birkaç gün önce “satışa sunulmuş” olması da “birilerinin” en kanlı senaryoya göre hazırlık yaptıklarını gösteriyor.
Yurt dışındaki IHH ve onun içerideki gayri resmi kolu, istedikleri gibi “sivil” protestolarda bulunabilir, ama bu eylemler Türkiye Cumhuriyeti’ni devlet olarak “sıkıştırma” ve “zorlama” sonucunu doğuruyorsa Türkiye Cumhuriyeti’nin de bunlara müdahale hakkı vardır.
***
ABD, Sovyetler Birliği’ne karşı “yeşil kuşak” oluşturarak, “siyasi İslam”ı tetikçi gibi kullanmaya heveslendiği sırada bu silahın dönüp kendini vuracağını düşünmemişti.
Aynı dönemde, genellikle “sol” kanatta yer alan Filistin kurtuluş örgütlerinin zayıflatılması amacıyla da Filistin halkı içinde Hamas gibi örgütlerin etkinliklerinin artmasının en azından istendiği biliniyor. ABD’nin, hatta İsrail devletinin bile FKÖ’nün etkisinin zayıflatılması için Hamas’ın güçlenmesine dolaylı destek olduğuna ilişkin çok sayıda iddia daha o dönemlerde yaygın şekilde dile getirilmişti.
Bugün gelinen noktada, Orta Doğu ve Orta Asya’da siyasi İslam’ın hangi ellerde büyütüldüğünü hep hatırlamak, son durumu doğru tahlil edebilmek için gereklidir.
İsrail devleti sivil ve silahsız eylemcileri öldüremez, uluslararası sularda haydutluk yapamaz, Türk vatandaşlarını bu sularda tutuklayamaz. Ama İsrail’in haydutluğuyla beslenen radikal İslamcı hareketler de Türkiye Cumhuriyeti’ni, kendi amaçladıkları şiddet siyasetine çekmek için esir alamaz.
Buna göz yummak, Türkiye’nin gücünü tam anlamıyla siyasi İslam’a peşkeş çekmek olur ki bunun da hesabını vermek kimse için kolay değildir.