ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'in Bağdat ve Erbil ziyareti, fiilen bölünmüş Irak'ı bir arada tutma ve Bağımsız Kürdistan'a "dur" deme amaçlıdır. Peki, Kerry bu misyonu yerine getirmede başarılı olabilecek midir? Irak'ta Sünni, Şii ve Kürtleri aynı devlet çatısı altında bir arada tutmak mümkün müdür? En az 10 yıldır Irak'ı bir arada tutma gayreti içinde olan Kürtler, bundan böyle de aynı fedakârlığı gösterirler mi? Sadece Kürtler ve Şiiler istiyor diye Irak bir arada kalabilir mi? Sünnilerin dâhil olmadığı bir Irak planı işler mi?
Maliki'nin Gitmesi Sorunları Bitirmez
Mesut Barzani, uzun bir zamandan beri Irak'ta Maliki yönetimi ile devam etmenin mümkün olmadığını dile getirmektedir. Kürtler ve Sünnilerin sorunları sadece Maliki'nin şahsından kaynaklanıyorsa, o zaman Maliki gider ve Irak da yoluna devam eder. Ancak durum hiç de öyle değil. Şii Maliki giderse, yine Şii bir lider Irak'ı yönetecek. Daha Paul Bremer tarafından konulmuş olan kota sistemi devam etse de, etmese de, Şiiler nüfusun %60'nı teşkil ettikçe, Irak'ı onlar yöneteceklerdir. Ayrıca Maliki'nin gitmesini isteyenler sadece Sünni ve Kürtler de değil, artık Şii liderler de Maliki gitmeli diyorlar. Ayetullah Ali Sistani "Derhal ulusal çapta kabul görecek ve geçmişin hatalarını tekrarlamayacak etkili liderden" söz ederken, Sadr Hareketi'nin lideri Mukteda Sadr'ın da Maliki'den memnun olmadığı ve son iki yıldır gitmesi için çabaladığı biliniyor. Maliki'den sonra, başa geçmesi beklenen Şii liderler arasında, eski Başbakan İbrahim Caferi, eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adil Abdülmehdi (Irak İslam Yüksek Konseyi'nden), Ahmet Çelebi ve İyad Allavi gibi daha önce Irak'ı yönetme fırsatı elde etmiş liderlerden söz ediliyor. Ancak ne bunlar, ne de adı anılmayan potansiyel hiçbir Şii siyasi liderin, yama ve yapay Irak'ı bir arada tutma şansı yok.
Peki, Irak'ın üçlü bir federasyon şeklinde varlığını devam ettirmesinin yolları var mıdır? Yani, Şii, Sünni ve Kürtlerin gevşek bir federasyonla bir arada tutulması? ABD'nin 2003'teki müdahalesinden sonra Araplar ve Kürtler, daha doğrusu Şii Araplar arasında bir federe sistem oluşturuldu, ancak Sünniler sistemin dışında kaldılar. Bu nedenle Sünni bölge olarak bilinen Diyala, Anbar, Selahaddin, Ninova vilayetlerinde hiçbir zaman sükûnet sağlanamadı. Sünniler kimi zaman seçim boykotları ve çoğu zaman da Felluce gibi yerlerdeki direnişleriyle Şii iktidar için baş ağrısı yarattılar. Bir federasyon durumunda, kuşkusuz en önemli sorunlardan biri Şii ve Sünnilerin hangi sınırlar dâhilinde yönetim oluşturacaklarıdır. Sünniler Diyala, Anbar, Selahaddin ve Ninova vilayetleriyle yetinmezler. Ya Bağdat'ın tamamı ya da en azından yarısının bu Sünni federe bölgeye dâhil edilmesini talep edeceklerdir. Hatta bununla da kalmayacak, Suriye'de, Sünni Arap nüfusun çoğunlukta olduğu yerlerde de egemen olmak isteyeceklerdir.
Asıl Savaş Bağdat Üzerinde
Bağdat, nerdeyse kurulduğu günden beri, Sünni Araplar ve Şii Araplar arasında bir çekişme konusudur. Kent, tarihi olarak bir Sünni şehridir ve Abbasiler döneminde, Halife Ebu Cafer el- Mansur'un başkenti Şamdan, 762'de Bağdat'a taşımasından, 1258 yılındaki Moğol istilasına kadar Sünni hilafetin merkezidir. Abbasiler döneminde İslam âlemi açısından hem siyasi hem de ruhani bir misyonu olan Halifelik, 945'te İranlı Şii Büveyhioğulları'nın Bağdat'ı ele geçirmesiyle siyasi otoritesini yitirip ruhani bir önderliğe dönüşecektir. Büheyviler, Bağdat'ı denetim altına aldıktan hemen sonra halk arasındaki mezhep ihtilaflarını ciddi anlamda kışkırtmaya başladılar. Öyle ki, daha 971'de, Bağdat'ta Sünniler ve Şiiler arasında çıkan mezhep çatışmasında 17000 kişi ölecek; 300 dükkân, pek çok ev ve üç cami yanacaktır. Halife Kâim'in (1031-1075)'te çağrısı üzerine, Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Tuğrul Bey, Bağdat'ı 1055'de Büveyhilerden kurtaracak ve Sünnileri destekleyecekti. 1058'de Besasiri, Fatımiler adına Bağdat'ı işgal edecek, ancak bir yıl sonra Selçuklular tarafından mağlup edilip yenilecektir. Böylece Abbasi Halifeliği cılız da olsa 1258'e kadar devam edecek ve Cengiz Han'ın torunu Hulagu'nun istilasından sonra, Memluk sultanlarının denetimindeki Mısır'a (1261) taşınacaktır. Bağdat, biri 1392-3 ve öteki 1401'de olmak üzere iki kez Timur tarafından işgal edilecektir. Birincisinde şehir pek çok zarar görmeyecek, ancak ikincisinde pek çok kişi kıyımdan geçirilecektir. 1517'de, Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Mısır'ı alınca, Halifelik tekrar Sünnilere geçecektir.
Bağdat, Moğol istilasından sonra 1410- 1467 yılları arasında Karakoyunlar'ın ve sonra da Akkoyunlar'ın denetiminde kaldıktan sonra 1508'de Safevi Hükümdarı Şah İsmail'in yönetimine geçecektir. 1534 Kanuni Sultan Süleyman Bağdat'ı Safevilerden alacaktır. Kanuni 1 Aralık 1534'te Bağdat'a girdiğinde Şair Fuzuli, bu fethi "Kıldı meşhûr-ı Arab feth-i Acem târihini /Geldi burcu evliyâya pâdişah-i nâmdâr" dizeleriyle tarihe not düşecektir. 1624'te Safeviler kenti tekrar ele geçirecek, bu kez IV. Murat 1638'de Safevileri yenerek yine Bağdat'ı alacaktır.
Ortadoğu'da mezhebi hatlar, ırki hatlardan daha derindir
Ortadoğu'da mezhebi hatlar, ırki hatlardan her zaman daha derin ve kırılgan olagelmişlerdir. İlginçtir, Bağdat her istilaya uğradığında, ya da Şiiler'in denetimine geçtiğinde Türkler ve Kürtlerin müdahalesiyle kurtarılacak. Saddam ve öncesi dönemde de, ağırlıklı olarak Sünni kimliğini koruyan Bağdat, 2003 ABD müdahalesinden sonra Şii bir merkeze dönüştürülmeye çalışıldı ve galiba Şiiler bu politikada başarılı da oldular. Müdahale esnasında 5 milyon civarında olan kent nüfusu, bugün 7 milyonu geçmiş durumdadır. 2003'ten sonra, Şiiler ve Sünniler arasındaki süre gelen savaş, esas olarak kimin Bağdat'a hükmedeceği üzerine idi. Her iki kesim de ölümüne bir Bağdat mücadelesi vermekteydi. Kentte, nerdeyse her gün patlayan bombalara rağmen, Şiiler nüfus olarak Bağdat'ı sübvanse etti ve Sünniler geri çekilmek durumunda kaldı. Ancak Suriye iç savaşı Bağdat üzerindeki hesapları bir daha alt üst etmiş görünmektedir.
Şimdi en temel soru şudur: Sünniler Bağdat'a saldırır mı? Eğer Sünniler Bağdat'a saldırırsa, İslam âleminin gelmiş geçmiş en kanlı mezhep savaşlarından biriyle karşı karşıya kalabiliriz.
Doç. Dr. Abdullah KIRAN
MŞU, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı
http://blog.radikal.com.tr/politika/en-k...ogru-64874
En kanlı mezhep savaşına doğru...
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)