Siyasal iktidara ve iktidar yandaşı durumuna gelmiş güçlere güvenerek Mustafa Kemal ATATÜRK‘ e sataşan, O’nunla ilgili düşünce ve gö­rüş açıklama adı altında O’na saldıran bölücü, boz­guncu, karıştırıcı karaçalıcılar iyice azıttılar. Vatan haini Vahdettin’in İngilizlere sığınarak Malta’ya kaç­tığı 17 Kasım’ın 89. yıldönümünde lüks davetiyeler­le Abdülmecit toplantısı düzenlemek Atatürk‘e say­gı, cumhuriyete bağlılıkla bağdaşmaz. Said-i Nursi ve Seyit Rıza’dan sonra Damat Ferit, Abdülhamit ve Vahdettin’in anma toplantıları gelecek gibi. Ne günlere kaldık. Yazılı ve görsel basında (medya) bil­giçlik taslayarak kendi düşkünlüğünü ve düşüklüğü­nü sergileyen kimi bay ve bayan, tarih bilgisinden ve yurttaşlık bilincinden yoksunlukları bir yana tü­müyle iktidar dalkavukluğuyla gerçekleri saptırmak­tadır. Adlarından söz ettirmek çabasıyla soyunduk­tan şaklabanlık, tiksindirici çizgiyi de aştığından on­ların amaçlı yalanlanın ve düzeysizliklerini ortaya çı­karacak kimi durumları belirtmekten uzak kalama­dık. Dindar olduğunu sanan köktendinci gericilerin uydurdukları olaylar, konuşmalar gibi ilerici ve libe­ral, olduklarını söyleyen sözde demokratlar ATA­TÜRK‘ün “diktatör” olduğunu ileri sürerken kimisi de büsbütün haksızlık etmemek ve ortada görün­mek için “modem, ılımlı diktatör” nitelemesini yapı­yor. Oysa, O, Türk ailesinin babası ve atasıdır.
Gerçek
Öğrencilik yıllarından beri baskıcı yönetime karşı çıkan, cumhuriyeti savunan, padişahlık zamanında tutuklanıp hapse atılan, sürülen bir kimsenin dikta eğilimi taşıması usa aykırıdır. Diktatör, tüm güçleri elinde bulunduran, her isteği ve buyruğu yasa sayı­lan, kurduğu baskı düzeniyle devletin tüm organlarına egemen olup tüm olanaklarını denetimsiz kulla­nan baskıcı^ despot, buyurgan asker ya da sivil kişi­dir. ATATÜRK, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra manevralarda bile bir kez asker üniforması giyme­miştir. 30/6/1927′ de yasanın biçimsel koşulu da yerine getirilerek askerlikten emekli olmuştur. Dik­tatörlüğe özenen kimse “Bu milletin istiklalini yine bu milletin azim ve karan kurtaracak” der ve Ulusal Kurtuluş Savaşı nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurarak, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu çıkararak yürü­tür müydü? Böyle bir kimseye TBMM Mareşal rüt­besiyle Gazi unvanını verir miydi? Daha sonra Cumhurbaşkanı seçer ve dördüncü kez yineler miy­di? Diktatör olsa kolay yönetmek için halkı cahil bı­rakır, devrimleri yapmazdı. Karşı görüş açıklana­maz, açıklayanlar milletvekili ve Bakan olamazdı.
İftiracı ve inkarcılara
ATATÜRK, güçler-erkler ayrılığı yapısını kabul etti. Kendisinin yazdığı 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 1. maddesinde “egemenliğin bağım­sız, koşulsuz ulusta olduğu” ilkesini koydu. Bunu, cumhuriyetin ilanı değişikliğinde özenle yinelediği gibi ilk Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının (20 Ni­san 1924 günlü, 491 no.lu yasa) 3. maddesinde de yer verdi. Ayrıca 4. madde ile “Türk Ulusu’nu TBMM’nin temsil edeceğini, ulus adına egemenli­ği ancak onun kullanacağını” vurguladığı gibi 5. maddede de “yasama yetkisinin ve yürütme erki­nin Meclis’te olduğunu” açıkça yazdı. Diktatör, yetkisini paylaşır, gücünü sınırlar mı? Saltanatı kaldırtır, hilafeti dışlar, önerilen padişah ve halifeliği geri çevirir mi? Bilimin ve tekniğin son gerekleri­ne göre bir devlet kurduğunu Büyük Söylevinde dünyaya haykırır, devrimleri yapar, Gençliğe Seslenişi’yle iktidarların gaflet, dalalet ve hıyaneti ola­sılığından söz eder miydi? Tam bir demokrattı. Hele şimdikilere göre… Savaşta çarpıştığı düşmanları bile O’na “diktatör” demedi.
Olaylar
Cumhuriyete karşı çıkanlardan sonra Şeyh Sait, Menemen ve Dersim isyanları nedeniyle alınması zorunlu önlemler, İkinci Dünya Savaşı ortamının olumsuzlukları göğüsleme özverileri diktayla eş tu­tulamaz. 26.10.1933′te genel af çıkaran, 23.6.1938′de 150′liklerin af yasasına olur veren kimse diktatör olamaz. 9.10.1937′de Nazilli Bas­ma Fabrikası makinalarının sesini “İşte istiklal mu­sikisi!” diye, coşkuyla karşılayan, 1 Kasım 1932′de TBMM’nde “Cumhuriyet, bilhassa kim­sesizlerin kimsesidir” diyen kimseye diktatör di­yenler, diktatörlüğün ne olduğunu bilmeyecek öl­çüde bilgisizlerdir.
Şimdi Türkiye’de demokrasi var mı ki, yeni dev­let kurulur, 623 yıllık ümmet dönemi sonrası dev­rimler yapılırken her şey en iyisinden ve çabucak demokrasi olsun. Cumhuriyet, demokrasi amaçla­narak kuruldu. Terakki perver Cumhuriyet Fırkası ile Serbest Fırka deneyimleri diktatörlük olmadığı­nın kanıtıdır. Dünyanın neresinde demokrasi vardı? Stalin, Hitler, Salazar, Franko, Mussolini gitti. Ata­türk unutulmadı. Bugün başkanlık ve yan başkanlık sistemleri bile tam demokrasi değil Krallıklar da öy­le. Mustafa Kemal, Türk Tarih, Türk Dil ve Türk Kurumları’nı kurdurdu. Üniversitede gençlerle, kentlerde, gezilerde, denizde, bayramda halkıyla sü­rekli birlikteydi. Koruma ordusu da yoktu. Halkı O’nu çok seviyor, sayıyordu. Diktatör olsa Anıtka­bir saygı sunmaya gelenlerle dolup taşar mı? So­runlar için O‘na seslenilir mi? İlgili olduğu davaların olumsuz sonuçlarını temyiz ettirmedi. Tüm taşın­mazlarını devlete bağışladı. Çocuklan, yakınları eliy­le ne medyayı ele geçirdi, ne şirketleri oldu. Kadın­lara seçme ve seçilme hakkı verdi. Diktatör olsa Nobel Banş Ödülüne Yunanistan Başbakanı aday göstermez, UNESCO ölümünün 100. ynında tüm üye ülkelerde anma töreni düzenlenmesi için iki kez karar almaz. Afgan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Yugoslavya, İngiltere Kralları ziyaretine gelmezdi. Nankörler utanmaz. ATATÜRK‘ün evrensel kişiliği­ni, insancıllığını, barışçılığını yadsırlar. Ama Türk Ulusu ATATÜRK‘ten kopmaz ve O‘nu asla unut­maz. Anayasa ‘dan çıkarsalar, yüreğimizden ve bey­nimizden koparamazlar.
Kaynak: EN BÜYÜK, ENDEMOKRAT TÜRK: ATATÜRK | Sorgun Postasi Online
EN BÜYÜK, ENDEMOKRAT TÜRK: ATATÜRK - Yekta Güngör Ãzden
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana
Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Pir Zöhre Ana
Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler