28.10.2008
Türkiye’de bir finansal çöküş olur mu?
Normal koşullarda, yöneticiler oyunu iyi okurlarsa ve ona göre tedbir alırlarsa başlıktaki soruya cevap ‘hayır’dır. Ama bu demek değildir ki, bu küresel kriz Türkiye’ye ‘teğet’ geçecektir.
Korkmaz İLKORUR / RADİKAL
Şimdi, bunu açalım. Dünyada iş bir güven krizine dönüşmüştür ve işin kötü tarafı, kriz, spekülatörler tarafından da azdırılmaktadır. Şimdi gözler yükselen piyasalar (YP) ekonomilerine dönmüştür. Bunlar çok değişik karakteristiklere sahip olmakla beraber hemen hepsi bugüne değin küresel krizin, aynı sonuçlarına maruz kalmışlardır. Milli paranın değer kaybı, hisse senedi borsalarında büyük düşüşler, sıcak para çıkışı gibi. Bundan sonra ise, her birinin karşılaşacağı durum kendi temel ekonomik esasları ve zayıflıkları tarafından şekillenecektir. Gene de, krizin psikolojisi, beklentilerin en önüne bir ‘finansal sektör krizi olasılığını’ koyuyor.
Kriz sürecinde başka beklenti de krizin coğrafi gelişim istikameti ile ilgili. Kriz, ABD’den İngiltere’ye oradan Avrupa’ya, oradan Orta ve Doğu Avrupa’ya ve oradan da Türkiye’ye gelir beklentisi hâkim. Bu iki beklentiyi birbirine bağladığınız zaman, Türkiye’nin Orta ve Doğu Avrupa’daki YP ekonomileriyle ve özellikle de Macaristan ile ilişkilendirilmesi doğal oluyor. Zira, bu ülke de, yakın geçmişte (2006), bizim 2001’de yürürlüğe koyduğumuz bir türden bir istikrar paketi uyguluyor. İkincisi, bahis ettiğimiz ülkeler liginde bizimkine benzer bir cari açık (GSYİH’nin yüzde 5.5’i, bizde yüzde 6.7) ile karşı karşıya. Üçüncüsü, küresel kriz genişlemeden evvel, uzmanlar bu ülkenin de küresel krizden fazla etkilenmeyeceğini tahmin ediyorlardı. Bunların dışında da benzerlikler var.
O nedenle, iki hafta önce, 10-12 Ekim’de yapılan IIF toplantılarında da hem Macaristan, hem de Türkiye için ligin diğer üyelerine kıyasla daha iyimser tahminlerde bulunulmuştu. Ancak, 15 Ekim’den itibaren Macaristan’da ciddi sıkıntılar yaşanmaya başlandı. Forint değer kaybetti, borsa düştü, sonunda ECB’nin kapısı çalındı ve 6.4 milyar dolar borç alındı. IMF ile de müzakereler devam ediyor. Macaristan’ın böyle bir duruma düşmesi elbette tek bir nedene dayandırılamaz ama uzmanlar bir nedenin kuvvetli katkısında birleşiyorlar: Macaristan’da son yıllarda ciddi bir kredi patlaması oldu; bu patlama döviz kredilerinde çok daha fazlaydı ve bankacılık sektörü bu döviz kredisi patlamasını mevduattan değil, yurtdışından yaptığı volatil ve istikrarsız toptancı (wholesale) borçlanmalardan yaptı. Bu da, büyük ölçüde, Macaristan’da yabancı bankaların hâkimiyetinden kaynaklandı.
Türkiye’de yabancı bankaların piyasa payı yüzde 20’nin altında iken Macaristan’da yüzde 85 civarındadır. Macaristan’da toplam kredi miktarı GSYİH’nın yüzde 60’ına yakınken Türkiye’de yüzde 30 civarındadır. Bizde mevduatın krediye dönüşmesi oranı yüzde 87 gibi makul bir orandayken bu oran Macaristan’da yüzde 140’dır. Türkiye’de yabancı para kredilerinin toplam kredi hacmi içindeki payı yüzde 24, Macaristan’da yüzde 60’tır. Türkiye’de toplam mevduatın yaklaşık yüzde 35’i döviz mevduatıyken, bu oran Macaristan’da yüzde 20’dir. Macaristan’a kıyasla bu olumluluklar Türkiye için başka artılar da doğurmaktadır. Türkiye’de yabancı para mevduatın yabancı para kredileri karşılama oranı yüzde 140, yurtdışı bankalardan alacaklarımızın yurtdışı bankalara olan borcumuzu karşılama oranı yüzde 25, yurtdışı bankalara olan borçların toplam mevduata oranı yüzde 18, mevduat dışı pasifin mevduata oranı yüzde 42’dir.
Tüm bu oranlara, dünyanın gözünü korkutan ve finansal krizin diğer YP ülkelerine sirayetinde bir dönemeç noktası olarak bakılan Macaristan’a kıyasla bakıldığında Türkiye finans kesimi oldukça sağlam bir yerdedir. Bu olumlu tablo’ya bir de 9 Eylül 2008 tarihli ‘Reel sektörün kur riski’ başlıklı yazımda belirttiğim yumuşatıcı etkenleri ilave ettiğimizde Türkiye’de bir finansal çöküş olmayacağı doğrultusunda iyimserliğimiz artar. Yeter ki oyunu doğru okuyup önlem alalım. Yani, sorumluluk ekonomi yönetimindedir. Şu anda buradan parıltılar geldiğini söylemek ise zordur.
Yukarıda verdiğim olumlu ve iyimser yorum, krizin Türkiye’yi ‘teğet’ geçeceği anlamına kesinlikle gelmez. Daralan bir dünya ekonomisinde Türk ekonomisi’nin de daralacağı ve bunun da uzun sürebilecek başka tür bir sıkıntı olacağı açıktır. Böyle bir ‘büyüme’ kökenli sıkıntıya finans sektörümüzü krize sokturmadan girersek yaşayacağımız sıkıntıları büyütmeyiz. Bu konuya devam edeceğim.