You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Devlet aleviliği tanımlamayı bırakıp tanımalı!

Devlet aleviliği tanımlamayı bırakıp tanımalı!

Posting Freak
Devlet aleviliği tanımlamayı bırakıp tanımalı!
[COLOR="#000000"] Selçuklu, Osmanlı ataları Alevileri, ’Rafızi, mülhit, dinsiz ve kâfir’ diye niteleyerek kovuşturan, akıllara durgunluk veren katliamların altına imza atanların torunlarına son yıllarda bir şeyler oldu. Bugün övgüyle bahsettikleri Zembilli Ali Efendi, Görezli Hamza ve Ebu Suud Efendi benzeri şeyhülislamlar, ’Canları, malları ve ırzları helal’, ’Bir Kızılbaş öldüren Müslüman cennete gider. Bunlarla savaşırken ölen Müslümanlar şehit, yaralananlarsa gazi olur’ gibisinden sayısız fetvayla Alevilere karşı padişah emriyle ölüm fermanları hazırlıyorlardı. Bu politikanın sonucu olarak Aleviler Osmanlı döneminin hemen tamamında tarifsiz acılar çektiler, çok sayıda katliama ve sürekli bir asimilasyona maruz kaldılar. 1500’lü yıllardan itibaren de fiili karşılık verme güçlerinin azaldığını görünce geriye çekildiler. Kendilerini ıssız dağ başlarına, kuş uçmaz-kervan geçmez bölgelere atarak içlerine kapandılar. İçlerinde kendi inanç ve ibadetlerini tavizsiz bir biçimde sürdürürken, dışarıya karşı ’Biz İslam’ın özüyüz. Hakiki Müslüman biziz’ tarzında takiyyelere sığınarak hayatta kalma mücadelesi verdiler.

Aleviler bu şekilde içeriye başka, dışarıya başka bir hayatta kalma stratejisi izleyerek günümüze kadar gelebilmeyi ve inançlarını yaşatmayı başardılar. Ne var ki, dün kırsalda kapalı bir cemaat yapısı içinde bir işlerliğe sahip olan bu strateji, Alevilerin 1950’lilerden itibaren kentlere göçmesiyle birlikte çökmeye ve eski önemini yitirmeye başladı. Açıkçası dün ’İslam’ın özüyüz’ demekle kendini dışa karşı koruyabilen ve inancını yine de sürdürebilen Aleviler için bu önerme, kentlere göçle beraber işlevini yitirdiği gibi, bir de Alevi düşmanlarının ve devletin etkili bir silahına dönüşerek geri Alevilere doğrultuldu. Çünkü dün kendi topluluğu dışına çıktığında ’Ben Müslüman’ım, hatta onun özüyüm’ diyerek paçayı kurtarabilen ve kendi köyüne döndüğünde Müslüman olmanın gereklerini yerine getirmek gibi bir zorlamayla karşılaşmayan bir Alevi için kentlere yerleşimle birlikte büyük zorluklar baş gösterdi.


Artık söylem düzeyinde Müslümanlık yetmemeye başlamıştı. Diyanet, Kur’an kursları, imam-hatipler ve ilahiyat fakülteleri gibi çok güçlü mekanizmalarla ya da devasa ekonomik güçle Aleviler üzerinde çok büyük bir devlet ve toplum baskısı oluşturuldu. Aleviler söylemden eyleme geçmeye davet edilerek, sadece dilde değil pratikte de İslam’ın en belirgin şartları olan namaz, Ramazan orucu ve hac benzeri ibadetleri yerine getirmeye ya teşvik edildi veya zorlandı. Bu nedenle talep olmamasına rağmen Alevi köylerine cami inşa etme politikası hayata geçirildi. 1980 sonrası başlayan okullardaki zorunlu din dersleri uygulamasıyla yeni yetişen Alevi neslin beyinleri de adeta iğfal edilerek, onları Alevi kimliğine yabancılaştırma ve eritme devletin temel politikası haline sokuldu. Geçen yıllar içinde bu yolla Aleviler arasında kafa karışıklığı, kimliğine yabancılaşma ve çoğunluğa benzeme isteği yaratıldı.
GERÇEKTEN AYRI GAYRI YOK MU?
İşte daha önce atalarının hayatta kalma amacıyla söylediği ’Biz de Müslüman’ız’ sözüne bu yeni nesil Aleviler sanki gerçekmiş gibi sarılmaya başladılar. Diğer yandaysa ’Bunlar Müslüman değil’ diyerek önceleri Alevileri katleden zihniyetin torunları ya da bu anlayışın günümüzdeki sürdürücüleri, bu sözün Alevileri Sünni İslam’a döndürmede hakikaten çok işe yarar olduğunu keşfetti. O nedenle Diyanet’inden Süleymancılara, Harun Yahya’sından, Fethullahçılara Sünni İslam’ın irili ufaklı cemaatleri ve kurumlarının hemen tamamı yanında, başta AKP Hükümeti ile devletin tüm organları ağız birliği etmişçesine, ’Aleviler de Müslüman. Alevilik İslam’dır. Biz yüzyıllardır barış içinde yaşadık. Aramızda ayrı gayrı yok’ tezini hararetle savunmaya başladılar.
Soruyorum, eskiye göre ne değişti de Alevileri Müslüman saymaya başladınız?


Herkesin malumu hükümet 7 seri süren bir Alevi Çalıştayı düzenledi. Bu yolla yapılan Alevi Açılımı’nın sadece hükümetin değil aynı zamanda devletin ortak politikası olduğu ilan edilirken, çalıştaylar boyunca Aleviliği İslam içinde tanımlama isteği ısrarla öne çıkarıldı. Hatta tüm çalıştay süreci bu yönde zorlanırken, hükümetin/devletin Aleviler içindeki ’Alevilik İslam’dır’ diyen müttefiki Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan da, sık sık bu teze karşı çıkan Alevi örgütleri ve yöneticilerini suçlayan sözler sarf etti. Üstelik Prof. Doğan ucube bir kavram olan, aynı devekuşu gibi ne kuş ne de deve olabilen ’Alevi İslam’ deyimini icat etti ve bunu vakfının ana politikası olarak benimsedi.

Aslında Cem Vakfı çevresinin kullanıma soktuğu ’Alevi-İslam’ kavramının öyle tarihsel bir temeli yok ve Alevilerin hayatlarında bir karşılığı bulunmuyor. Aleviler kendilerini geçmişlerinde hiçbir zaman böyle tanımlamadı. Bu kavram olsa olsa, Aleviliği egemenlerin istediği tarz yeniden inşaya ve arzu edilen şekle sokma siyasetine işaret ediyor.


Gerçi Cem Vakfı’nın bu ’Alevi-İslam’ tanımına Sünni kesim bıyık altından gülüyor. Çünkü bir milyar 200 milyonluk Sünni dünyasının otoriteleri dururken, daha önce İslam dışı sayılan Aleviliğe, nüfusları Türkiye dışındakiler dâhil en fazla 30–40 milyon ancak tutan Alevilerden bazılarının İslam’da kendilerine yer açma çabalarını hiç ciddiye almıyorlar.

Ancak asıl vahamet ve çarpık bakış yukarıda bileşenleri saydığımız Sünni cephede yaşanıyor. Bunlar şimdi Alevi Çalıştayı arkasından yayınlanan raporda, Aleviliği şöyle tanımlıyor: „Aleviliğin İslam üst başlığı altında ’Hak-Muhammed-Ali’ kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkân yolu olduğu konusunda tam bir uzlaşma sağlanmıştır.’

Kaldı ki, Aleviliği bu yönde bir ele alış Odatv.com Sadece Özel Haber, siyaset analiz ekonomi medya magazin kültür sanat video haber sitesi ODA TV sitesinde yazan Lena Umay’ın çarpıcı tespitiyle, „Alevi çalıştaylarının ortaya çıkardığı tartışmalı sonuçlar; bütün tarihleri boyunca, Sünni İslam’la bağdaşmamayı başarmış bir dizi heterodoks inanış, fırka (secte) ve cemaati İslam içinde eritmeye-tek tipleştirmeye yönelik kaygının ifadeleri’ olabilir ancak.

Blog radikal
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler

Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.

Mürşit Zöhre Ana..

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.