"Dersim Soykırımı" tuzağına düşmeyelim
Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen sözde Dersim Soykırımı sempozyumunda konuşan (soldan sağa) DTP Milletvekili Şerafettin Halis,
Feleknas Uca ve Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil.
Dersim’de katliam yok!
Türkiye bir yandan Kürt Açılımı bir yandan da Ermeni Açılımıyla uğraşırken, şimdi bir de “Dersim Soykırımı” meselesi çıktı. Bu üç sorunun da peş peşe gündeme gelmesi bile aslında her şeyi ortaya koyuyor.
Neler olduğunu bir hatırlayalım. Onur Öymen’in Mecliste yaptığıkonuşmanın ardından “Dersim İsyanı” tartışmaları başladı. Ve PKK’nın önderlik ettiği derneklerin yürüttüğü bir kampanyayla Dersim isyanını bastırılması sırasında bir katliam yaşandığı palavraları uçuşmaya başladı.
Tabii biz Dersim’de nelerin yaşandığını, isyanın neden çıktığını, Atatürk’ün isyanı nasıl bastırdığını önceki sayımızda yazmıştık. Dersim isyanının tek nedeni Cumhuriyet rejiminin bölgede egemen olmasını istemeyen feodal güçler. Zaten isyanın elebaşı Seyit Rıza da bir aşiret reisi ve tarikat şeyhi.
Dolayısıyla Dersim isyanının Menemen isyanından hiçbir farkı yok. İkisi de gerici isyan. Hatta Dersim isyanı, Menemen’den daha da gerici! Çünkü Menemen’de ayaklanan Derviş Mehmet’in arkasında herhangi bir emperyalist güç yoktu. Ancak Dersim isyanının arkasında Fransa vardı. Hatay meselesi nedeniyle Türkiye’yle savaşma noktasına gelen Fransa, isyancıları desteklemişti. Ayrıca elebaşı Seyit Rıza İngiltere’ye destek isteyen bir mektup da göndermişti. Anlayacığınız, Dersim isyanı hem gerici hem de emperyalist işbirlikçisi. Yani iki kat gerici!
Silahlı bir ayaklanma olduğu ve arkasında Fransa olduğu için de tabii ki askeri güç kullanacaktı.
Atatürk’ün Dersim isyanını bastırmak için gösterdiği kararlı tavır doğal olarak PKK’lıların hoşuna gitmiyor. Sonuçta Türk milleti Atatürkçü. Ve Atatürk dönemi Kürt isyanlarının nasıl bastırıldığı öğrenildikçe, PKK’yla mücadelenin de Atatürk kararlılığıyla sürdürülmesi beklentisi oluşacaktır. Bu da AKP’nin PKK’yla anlaşarak başlattığı Kürt Açılımı sürecini baltalayacaktır.
O yüzden Dersim isyanının bastırılmasında Atatürk’ün gösterdiği uzlaşmaz tavrı eleştirmek, yargılamak, hatta Atatürk’ü katliamcılıkla suçlamak her şeyden önce PKK’nın işine gelecek bir propaganda. Bu propaganda tutarsa, hem Türk Ordusu’nun PKK terörüne karşı mücadelesi engellenmiş olacak, hem de terörle mücadelenin aslında bir katliam olduğu kanıtlanmış olacak.
Ancak, mesele çok daha derin ve Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne çok daha büyük zararlar verecek boyutta. Şimdi o tehlikeli boyutu ortaya koyalım.
“Ermeni soykırımı”ndan sonra şimdi de “Dersim soykırımı”
Türk Devletinin ve Türk milletinin “soykırım” ve “katliam” suçlamalarıyla karşılaşması ilk değil. Yıllardır emperyalistlerin uydurduğu sözde “Ermeni Soykırımı” belasıyla uğraşıyoruz. “Dersim isyanı” tartışmaları Türk’ün başına yeni bir bela çıkarıyor: Sözde “Dersim soykırımı”.
Ancak sözde “Dersim soykırımı” meselesinde son derece vahim bir durumla karşı karşıyayız. Bilindiği gibi, Türk devleti ve Türk milleti sözde “Ermeni soykırımı”nı hiçbir şekilde kabul etmiyor. Türkiye’nin bütün siyasi partileri de (DTP gibi Kürtçü olanları hariç tutalım tabii ki) soykırım iddialarına her koşulda karşı çıkıyor. Yani sözde “Ermeni soykırımı” suçlamasıyla ilgili Türk kamuoyunda tam bir uzlaşma hakim. Bu zaten bir devlet politikası. Bu yüzden Türkiye’nin gelmiş geçmiş en işbirlikçi iktidarı olan AKP bile, soykırım suçlamalarını kabullenmiyor.
Ancak Dersim meselesinde maalesef böyle bir devlet politikası yok.
Bu ülkenin Başbakanı çıkıp Meclis kürsüsünde Dersim’de büyük acıların yaşandığını, adeta bir katliam yaşandığını belirtebiliyor.
Bu ülkenin ana muhalefet partisinin kimi milletvekilleri de katliam suçlamasını kabullenebiliyor. Dersim isyanını bastıran hükümetin kendi partilerinin hükümeti ve dönemin Cumhurbaşkanının kendi kurucuları Atatürk olduğunu bile bile...
Televizyonlarda her gün Dersim’de yaşanan sözde katliamla ilgili programlar yapılabiliyor. Ve bu programlarda Dersim’de bir katliam olmadığını savunacak tek bir Allahın kulu çıkarılmıyor.
Yani, Dersim’de bir katliam olduğu yalanı açık açık savunulabiliyor bu ülkede. Katliam olmadığını savunanlara ise sansür uygulanıyor!
Ve çok çok daha vahim bir durum olarak, Atatürkçülüğüyle bilinen ve sevilen aydınlar da bu konuda net tutum alamıyor. Dersim isyanı bastırılırken kadınların, çocukların, yaşlıların ve suçsuz binlerce insanın öldürüldüğü yalanını kabulleniyorlar. Bir kısmı, olaylardan Atatürk’ün haberi olmadığını öne sürerek en azından Atatürk’ü aklamaya çalışıyor. Ama katliam yalanına kimse karşı çıkamıyor.
Halbuki açık ve net bir şekilde söylemek gerekir ki, TUNCELİ’DE BİR KATLİAM KESİNLİKLE YAŞANMAMIŞTIR.
Şu gerçekleri göğsümüzü gere gere savunabilmeliyiz:
1. Atatürk, Türk milletini katliamlardan ve soykırımlardan kurtaran bir liderdir. Kendi insanına katliam yapacak bir lider değildir.
2. Atatürk döneminde, O’nun haberi olmadan bir katliam falan yaşanamaz.
3. Çok daha önemlisi, katliamcılık Türk’ün karakterinde de geleneğinde de yoktur. Türk, 5 bin yıllık şanlı tarihinin hiçbir döneminde katliam yapmamıştır. Ve Türk askeri, tarihini hiçbir döneminde, kadına, çocuğa, yaşlıya zarar vermemiştir.
Bütün katliam suçlamalarını bu netlikte yanıtlamak zorundayız.
Sözde “Ermeni soykırımı”nın büyük bir emperyalist yalan olduğu konusunda ne kadar eminsek, Dersim’de katliam olmadığı konusunda da o kadar net olmalıyız.
“Dersim İsyanı”nı gündeme getiren emperyalizmdir
“Dersim isyanı” tartışmalarının yarattığı asıl tehlike Türkiye’nin yeni bir soykırım suçlamasıyla karşı karşıya bırakılmak istenmesi. Aynen sözde “Ermeni soykırımı” iddialarında olduğu gibi, bu yalanın ardında da emperyalizm var.
Unutulmuş olabilir, hatırlatalım. Dersim isyanı Onur Öymen’in konuşmasıyla gündeme gelmedi. Bu tartışmanın ortaya çıkışı bir yıl öncesine dayanıyor: Sözde “Dersim soykırımı”yla ilgili ilk iddialar Avrupa Birliği Parlamentosu’nda düzenlenen bir sempozyumla dünya kamuoyuna duyurulmuştu! Sempozyumun AB Parlamentosu antetli bilgi notunda şu ifadeler yer alıyordu:
“Dersim katliamı-soykırımı sırasında, Türk yönetimi binlerce insanı katletti, kurtulanlar ise sürgüne gönderildi, Dersim insansızlaştırıldı. Bu acımasız eylemlerin nedeni Kürt, Alevi ve Kızılbaş olmalarıydı. Üzerinden 70 yıl geçmiş olmasına karşın, Türkiye bu soykırımı, diğer pek çok Kürt soykırımında olduğu gibi, tanımak niyetinde değildir.”
Sempozyumu düzenleyen Avrupa Parlamentosu milletvekili PKK’lı Feleknas Uca ise konuşmasında şöyle demişti: “Munzur Nehri’nden 1937 yılında kan akıyordu, sadece Dersim değil, Ermeni Soykırımı da kabullenilmelidir.”
İşte Türk milletine dayatılmak istenenler bu cümlede gizli. Bugün Dersim’de bir katliam yaşandığını, “masum” ve “gariban” binlerce sivilin öldürüldüğü yalanına karşı çıkmayanlar, Munzur Nehri’nin kan aktığını “maalesef” diyerek kabullenenler, yarın öbür gün cümlenin geri kalanını da kabullenmek zorunda kalacaktır: “Dersim’de bir soykırım yaşanmıştır. Ermeni soykırımı da bir gerçektir.”
Sonuçta emperyalist yalanların sonu yok. Ve Türk milletinin alnına sürülmek istenen bu kara lekelerin bir dayanağı da yok. Zaten emperyalistlerin dayanağa ihtiyacı da yok. Çünkü soykırım iddialarıyla ilgili uluslararası karar mercii “Uluslararası Ceza Mahkemesi”. Bu mahkeme de emperyalistlerin kontrolünde.
Ve Türkiye bu mahkemede sanık sandalyesine oturduğu anda iş bitmiştir. İster resmen devlet olarak, ister sorumlu addedilen şahıslar olarak... Mahkeme sonucu bellidir: Atalarımızın, dedelerimizin kanıyla emperyalist işgalden kurtardığımız, bin yıldır anayurt haline getirdiğimiz bu topraklar bir “soykırım tazminatı” olarak elimizden alınacaktır.
Öyleyse unutturulan bir tarihi de biz hatırlatalım...
Türk’ün yaşadığı topraklar, emperyalistlerin eline geçtiğinde ne yaşandığını hepimiz biliyoruz: Katliam ve soykırım. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar ve Kafkaslar’daki topraklarında yaşanan emperyalist işgallerde, 5.5 milyon Türk’ün öldüğü, bir o kadarının da Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldığı Batılı tarihçiler tarafından bile kabul ediliyor.
Dolayısıyla bugün Dersim’de bir katliam yaşandığını kabullenmek, birkaç yıl sonra sözde “Dersim soykırımı”nın uluslararası mahkemeler tarafından tescil edilmesi anlamına gelecektir. Ve mahkemeler bir toprak tazminatına karar verirse, geçmişte yaşanan Türk katliamlarına bir yenisi eklenecek demektir.
Dolayısıyla, bugün Dersim’de bir katliam yaşandığını kabullenmek, yarın yaşanacak bir Türk soykırımına davetiye çıkarmak demektir!
Bu yüzden, Dersim’de katliam olmadığını savunmak yalnızca tarihsel gerçeklere bağlılık için gerekli değildir. Aynı zamanda Türk’ün Anadolu’da huzur içinde yaşayabilmesini sağlamak ve “soykırım tazminatı” diye anayurdumuzun elimizden alınıp katledilmemizi engellemek için şarttır.
Bu aslında bir vatan savunmasıdır.
Türk’ün kendi canını, malını, namusunu savunmasıdır.
Dersim isyanının bastırılması sırasında bir katliam yaşandığı yalanını en çok savunan iki dergi Perinçek’in Aydınlık’ı ve Fethullah’ın Aksiyon’u oldu.
Mehmet Bedri Gültekin, Aydınlık’ta şöyle dedi: “1938 Dersim olayından geriye kalan en önemli mesaj, isyancılara karşı devletin verdiği mücadele değil, sivil halka uygulanan katliam oldu.” Aksiyon’da ise hemen hemen bütün yazarlar sözde Dersim katliamı üzerine yazılar döşendi. Hatta katliamın sözde tanıklarıyla röportajlar bile yapıldı!
PKK-AKP-Fethullah-Perinçek provokasyonu
Bu yalanın nasıl yayıldığı ortada Avrupa Birliği, Dersim’de soykırım yaşandığı yalanını bizzat üretiyor ve bu yalanı diye getiren sempozyumlara ev sahipliği yapıyor.
AB fonlarının beslediği birtakım filmciler bu emperyalist yalanları belgesel haline getirip Türk milletine yutturmaya çalışıyor.
PKK ve kontrol ettiği bütün dernekler, Dersim’de bir katliam yaşandığı palavrasını yaymak için uğraşıyor.
Onlara AKP iktidarı Meclis kürsüsünden destek oluyor.
CHP içinde bir Kürtçü darbe tezgahlamaya çalışan ekip de bunlara katılıyor.
Kürt Açılımını destekleyen ve içten içe PKK’ya af çıkmasını savunan Aydın Doğan medyası da sayfalarını ve ekranlarını bu yalanlara açıyor.
Atatürkçüleri bu konuda ikna etme görevi ise Perinçek’e verilmiş. Aydınlıkçılar o uğursuz rollerine her zamanki iştahla sarılmış. Sözde “Dersim katliamı”yla ilgili yalanları gazete ve televizyonlarından yayıyorlar.
Örneğin, Mehmet Bedri Gültekin’in Aydınlık’taki yazısında Atatürk katliamcılıkla suçlanıyor:
“1938 yılı Ağustos ve Eylül aylarında köylerinden toplanan binlerce aşiret mensubu (kadın, çocuk, ihtiyar) yollarda katledildi. Bu eylem, ‘isyan bastırma’ olarak değerlendirilemez. Masum sivilleri katledenler öyle anlaşılıyor ki; ‘öyle bir kıyım yapalım ki bundan sonra kimse isyan fikrini aklına getirmesin’ düşüncesinden hareket etmişlerdir.
Halka yönelik bu şiddet politikasının karşısında olmak gerekir.
1938 Dersim olayından geriye kalan en önemli mesaj, isyancılara karşı devletin verdiği mücadele değil, sivil halka uygulanan katliam oldu.
Dersim isyanından çıkarılacak en önemli ders şudur: Halkla birleşmeden gericilikle mücadele edilemez. İsyanı bastıracağım diye halka uygulanan şiddet ise, emperyalistlerin ve gericilerin elinde ülkeye karşı kullanılan bir koz olmanın ötesine geçemez.”
Zaten “Dersim’de 13 bin kişinin öldürüldüğü devletin resmi belgelerinde de var.” yalanının kaynakçası da Aydınlıkçıların bastığı kitaplar!
Bozacının şahidi şıracı!
Bir başka eski Aydınlıkçı Faik Bulut da televizyon televizyon dolaşıp Dersim’le ilgili yalanlarını pazarlıyor. Zaten AB’nin ev sahibi olduğu o “Dersim Soykırımı Sempozyumdu”nda da konuşmacıydı.
Ve, Perinçek’i Atatürkçü sanan, en azından ona sempatiyle yaklaşan pek çok Atatürkçü de “maalesef” bu yalanlara inanıyor.
Perinçek, Fethullah’la kol kola sözde “Dersim soykırımı” yalanlarını Türk milletine yedirmeye çalışıyor!
Türkiye üçe bölünüyor
Tabii bu plan son derece iyi örgütlenmiş büyük bir emperyalist yalan. Amaç da sanılanın çok ötesinde bir tehlike içeriyor: Türkiye üçe bölünecek.
Alevi yurttaşlarımız büyük bir tuzağa çekilmeye çalışıyor. Dersim isyanının Alevilikle hiçbir ilgisi olmamasına karşın, isyan bastırılırken Alevilerin katledildiği iddia ediliyor. Madem Atatürk Dersim’de Alevileri katletmişti, neden Aleviler evlerinde Hz. Ali’nin ve Hacıbektaş-ı Veli’nin yanında Atatürk’ün de resmini asmakla övünür?
Amaç ortada: Alevileri Türk milletinden, Türkiye Devleti’nden ve Atatürk’ten koparmak!
Alevi kimliğini Türk kimliğinin dışında ayrı bir etnik kimliğe dönüştürmek!
Emperyalizm benzerini Kürtler için de yapmıştı. 150 yıllık uğraşlarının meyvelerini şimdi şimdi topluyorlar. Türk kimliğinin dışında ayrı bir Kürt kimliği yaratmayı başardılar! Şimdi aynı planı Aleviler için uyguluyorlar.
Peki sonuç ne olacak?
Eğer emperyalist planlar tutarsa, Türkiye, Sünni Türkler, Alevi Türkler ve Kürtler olarak üçe bölünecek. Ve Irak’taki iç savaşı çok daha kötü boyutlarda yaşayacağız.
Irak’ta toplumsal barış, ABD işgaliyle bozuldu. Türkiye ise bir askeri işgalle değil, beyinlerdeki emperyalist işgalle iç savaşa sürükleniyor. Öyleyse beyinlerimizdeki bu emperyalist işgale direnmeliyiz. Ve Dersim’de bir katliam yaşandığı yalanına karşı çıkmalıyız.
Alevilere Fethullahçı tuzak
Emperyalistler bu iç savaşın Kürt tarafını oluşturdu. Eline silah da verdi. 30 yıldır dağda Türk askerine kurşun sıkıyorlar. Hatta daha da azıttılar artık bütün şehirlerimizde askerimize polisimize molotoflarla saldırıyorlar. Otobüsleri yakarak masum insanlarımızı öldürüyorlar.
Şimdi aynı plan Aleviler için de uygulamaya konuluyor.
Onur Öymen’i kınamak için her gün yürüyüş yapan derneklere iyi bakın:
Kendilerini “Alevi-demokrat” olarak nitelendirirler. Öyleyse soralım:
Bu dernekler bugüne kadar bir kez olsun AKP Genel Merkezi önünde Tayyip’i protesto etmiş midir?
Bir kez olsun şehit cenazesine katılmışlar mı?
Bir kez olsun Cumhuriyet mitinglerine destek olmuşlar mı?
Bir kez olsun Türk bayrağı taşımışlar mı?
Bu sözde “Alevi” derneklerinin hepsi PKK kontrolündeki taşeron yapılardır. Ve amaçları Alevileri devletimizle çatıştırmaktır.
Şimdi bu derneklerin bir araya gelerek bir Alevi Partisi kurmaya çalıştıklarını görüyoruz. İşin ilginci bu partiyi en çok destekleyen ise “Sünni” bir tarikat olan Fethullahçılar!
Plan böylece açığa çıkıyor.
Hatırlayalım...
8 Kasım’da İstanbul’da “ayrımcılığa” karşı bir miting düzenlenmişti. Başı yine malum sözde “Alevi” dernekler çekmekteydi. O mitingin neden 8 Kasım’da yapıldığı şimdi ortaya çıkıyor. Bakın, sözde “Dersim katliamı” tartışmaları da 12 Kasım’daki “Kürt Açılımı” görüşmelerinden sonra başlamadı mı? Ve o tartışmaların başlamasından çok değil, 10-15 gün sonra bir Alevi Partisi çalışmaları duyuruluyor!
Bu bir tesadüf değil. Takvim!
Emperyalistlerin kurguladığı bir takvim, eylem planı...
Türk insanı, Alevisiyle Sünnisiyle, bu oyuna gelmemelidir.
Bu oyun, AB’nin, ABD’nin, Tayyip’in, Fethullahçıların ve PKK’nın bir iç savaş provokasyonudur.
Ve bu provokasyonun önünde durulmazsa Türk’ü bekleyen kader bellidir: Katliam!
Türk, ya bir iç savaşta emperyalist destekli düşmanları tarafından katledilecektir.
Ya da anayurdu “soykırım tazminatı” olarak elinden alındıktan sonra soykırıma uğrayacaktır.
Bugün Dersim’de bir katliam olduğunu kabullenmek bu nedenle yeni bir Türk Soykırımına davetiye çıkarmaktır.
Yıllar önce Kafkaslar’da ve Doğu Anadolu’da Ermenilerin yaptığı gibi... Balkanlar’daki gibi…
Dersim yalanları ve gerçekler
Dersim yalanları ve gerçekler
Dersim yalanları ve gerçekler
Zekai ağbryim çok güzel yazmışsın
Dersim yalanları ve gerçekler
Şüpesiz ki Bütün isyanlar, dış güçlerin Türkiye üzerine oynadığı oyunlardan başkası değildir.
1- Kurtuluş savaşı zamanında -Şeh sait isyanı
2- Cumhuriyetin İlanından sonra - Dersim İsyanı
3- Cumhuriyet Var oldukcada -Pkk
yani
Şehsait isyanı = Dersim İsyanı = Pkk
amaçları ideolojileri hep aynıdır. Tek amaçları Yüce Türk Cumhuriyetini Bölmek Ve Böldürmektir.
1- Kurtuluş savaşı zamanında -Şeh sait isyanı
2- Cumhuriyetin İlanından sonra - Dersim İsyanı
3- Cumhuriyet Var oldukcada -Pkk
yani
Şehsait isyanı = Dersim İsyanı = Pkk
amaçları ideolojileri hep aynıdır. Tek amaçları Yüce Türk Cumhuriyetini Bölmek Ve Böldürmektir.
Nefsi ÂPirÂin gölgesinden başka hiçbir şey öldüremez; o Ânefs öldürenÂin eteğini sımsıkı tut.
''HZ MEVLANA''
ÜSEYİN'in Aşkına Şahitsen, Bu Şahadet Kutlu Olsun... Sen ÜSEYİN'in Aşkı ile Her Dem Diri Kalanlardansın, Ve Sen
'' Aşkın Şehidi'sin!..''
Ben HZ. ÜSEYİN'DEN NASIL YAŞAMAYI VE NASIL ÖLMEYİ ÖĞRENDİM
ÇELEBİ
Ben HZ. ÜSEYİN'DEN NASIL YAŞAMAYI VE NASIL ÖLMEYİ ÖĞRENDİM
ÇELEBİ
Dersim yalanları ve gerçekler
Ellerinize sağlık teşekkürler.
CAN ERZİNCANLI
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: 05920925c5eda6f0edf0d02.gif]](http://img638.imageshack.us/img638/3748/05920925c5eda6f0edf0d02.gif)