69 YIL SONRA KONUŞTU
Cengiz Kapmaz
Abdullah Çiftçi, Dersim İsyanı'nda görevli askerdi. Tam 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde suskunluğunu bozdu ve yaşadıklarını anlattı. Bir hafta sonra da yaşamını yitirdi. Çiftçi, Atatürk'ün isyan çıkmaması için çaba gösterdiğini, 'katliam emrini İnönü'nün verdiğini' açıkladı
Dersim isyan önderi Seyit Rıza yakalanmış, Elazığ'a götürülmüştü. Jandarma karakolu yanındaki meydana getirildiğinde sonradan Dışişleri Bakanı olan Sabri Çağlayangil'e döndü. Sehpaları görünce durumu anlamıştı. Çağlayangil'e 'Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin?' diye sordu. Sorusu yanıtsız kaldı. Son sözü soruldu. 'Kırk liram ve saatim var, oğluma verirsiniz' dedi. Sonra meydana çıkarıldı. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama O, meydan insanla doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti: 'Evladı Kerbela'yız. Günahsızız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.' Sözleri meydanda yankılandı. Söyleyeceklerini bitirdikten sonra dimdik yürüdü, kendisini asacak celladı itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu...
Yalnız mağdurlar konuşmuştu
Dersim Katliamı'nı yazan tüm tarih kitapları yukardaki bu anekdota apayrı bir yer ayırır. Bu öyle bir anekdottur ki, okuyan herkesi etkilemiş ve düşündürmüştür. Çünkü Dersim'de 1937-1938 yılları arasında yaşananlar, hala okuyanı etkilemeye, hala dinleyeni gözyaşlarına boğmaya devam etmektedir. Ancak bu hikaye ve anlatımlarda eksik bir bölüm vardı. Ne yazık ki bugüne kadar sadece hep mağdurlar konuştu. Sadece mağdurlar hikayelerini anlattı. Soykırımın yürek burkan hikayeleri hep onların ağzından dinlenildi. Peki ya soykırımda yer alanlar? Soykırımı gerçekleştirenler? Onlara ya ulaşılamadı, ya da konuşmak istemediler. Böyle olunca da hikayenin bir tarafı hep muğlak ve belirsiz kaldı.
Konuştu ve öldü
Ancak bu muğlaklığa ve belirsizliğe 112 yaşındaki Urfa Birecik'li Abdullah Çiftçi son verdi. Çiftçi, 1938-1939 yılları arasında Dersim Hozat Piyade Birliği 2. Tabur'da erdi. İsyanın en acımasız bastırıldığı dönemde, isyana kaynaklık eden en stratejik bölgede emir kulu olarak görev yaptı. İsyanda yaşadıklarını ölümünden sadece bir hafta önce 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde anlattı ve anlatımlarının kameraya kaydedilmesini istedi. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi. Çiftçi, kamera kaydında Hozat'taki ilk günlerini şöyle anlatıyor: 'Dersim'e gittiğimizde Hozat'ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade Birliği'ydi. Bölüğümüzün çoğunluğu Urfalı'ydı. Askerler hep Kürttü. Sarp bir coğrafyası vardı. Dağlar çok yüksekti, tıpkı Ağrı Dağı gibi. Erkekleri hayvan derisinden çarık giyerlerdi. Ne kar bilirlerdi, ne soğuğu. Çok dayanıklı ve güçlülerdi.'
Üzerimize taş atarlardı
Abdullah Çiftçi'yi en çok etkileyen şey operasyonlarda yaşadıkları olmuş. Çiftçi, operasyonlar sırasında köylülerin silahla değil, taşlarla kendilerine karşı savaştıklarını anlatıyor: 'Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiğimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleşen isyancılar üzerimize taş atıyorlardı. Atılan taşlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluşurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden. Operasyonlar sırasında çatışmalar da olurdu. Bazı günler 10 isyancıyı ölü olarak ele geçirirdik.'
Hayvanları kesip yerdik
Abdullah Çiftçi, dağ başlarına operasyona çıkan askerlerin yiyecek ihtiyacının nasıl karşılandığına da açıklık getiriyor ve şunları söylüyor: 'Gıda sorunumuz yoktu. Ahırlardan binlerce inek çıkardı. İnekler küçük memeliydi. Onların hayvanlarını kesip yiyorduk. Onların köpeklerini, eşeklerini serbest bırakıyor, geri kalan hayvanları kendimize alıyor, sonra da evlerini ateşe veriyorduk. 2 yıl böyle sürdü.'
Abdullah Çiftçi, köy baskınları sırasında yaşanan katliamları ise ayrıntılı şekilde anlatıyor. İşte Çiftçi'nin anlattıkları: 'Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiğimizde köyün yetişkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makinalı silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. Kimseyi dinlemiyorduk. Tuttuk mu bırakmazlardı, öldürürlerdi.'
Çocuklar birbirine sarılırdı
Çiftçi, özellikle bir bölümü anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor: 'Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman'ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.'
Türk köyüne dokunmadılar
Çiftçi'nin anlatımları katliam sırasında yaşanan çifte standardı da gözler önüne seriyor: 'Hozat'ın karşısında bir köy vardı. Ona dokunmazlardı. Türk köyü olduğu söyleniyordu. Operasyona gittiğimizde komutanlarımız sadece köyün içine girerlerdi. Bizim girmemize izin vermezlerdi. Kendileri bizzat sağ olanları çıkartırlardı.'
İnönü vurun dedi
Çiftçi, katliam emrini kimin verdiğini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk'ün değil İnönü'nün verdiğini söylüyor: 'Niçin katlettiğimizi bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk. Atatürk savaşın çıkmaması için çok çabaladı. Atatürk kırmadı, Atatürk öldükten sonra İnönü dedi ki vurun. 38'de isyan tamamen bastırıldı.'
Ben gördüm
Peki, İbrahim Çiftçi olaylardan sonra vicdan azabı duymuş muydu? İşte Çiftçi'nin soruya verdiği yanıt: 'Gördüklerim söylenmez... Söyleyemem. Ama ben gördüm, yaşadım. Geçen yıllarda hocaya gittim. Hocaya olayları anlattım. Yalnız dedim ki namlumu kimseye çevirmedim. Onları vururken zorlanıyorduk. Ama elimizden bir şey gelmiyordu. Ne yapabilirdik ki. Ben rahatsız olsam ne yapabilirdim ki. Askerim ben. Köyleri hep yaktık yıktık. Bir kişi dahi sağ bırakmadık. Yaktığımız köy sayısı 10 kadardı. Hatırladığım köy isimleri Karaoğlan, Ayvacık, Qazi köyleriydi. Hala Dersim'e giden askerlere soruyorum oraları. Hala o köyler yıkıkmış...'
Çığlık çığlığa uyanırdı, vicdan azabı içindeydi
Abdullah Çiftçi'yi tanıyan herkes, Çiftçi'nin Dersim'de askerlikten döndükten sonra uzun süre içine kapandığını, kimseyle konuşmadığını belirtiyor. Oğlu Yusuf Çiftçi, babasının bazı geceler uykusunda konuştuğunu, bazen de çığlık çığlığa uyandığını söylüyor. Çiftçi, babasına ilişkin şunları anlatıyor: 'Öleceğine yakın herkese Dersim'de yaşadıklarını anlatmaya başladı. Sık sık Allah kimseye göstermesin, gördüklerimi, yaşadıklarımı derdi. Dersim insanına çok yakınlık duyardı. Dersim'e askerliğe giden köy gençleri ile konuşur, oraları sorar, bilgi almak isterdi. Son olarak konuşacağım, kameraya alın dedi. Zaten konuştuktan bir hafta sonra da merdivenden düştü ayağını kırdı. Doktorlar ayağı düzelmiş dediler, ama kısa süre sonra yaşamını yitirdi.'
Çiftçi'yi yakından tanıyanlardan biri de Aşağı Karkutlu Köyü Muhtarı Ethem Polat'tı. Polat, Çiftçi'yi şöyle anlatıyor: 'Anlatınca dalar giderdi. 'Komutanlarımız Türktü ama asker ağırlık olarak Kürttü' derdi. Anlatırken sürekli duygulanıp ağlardı. 'Nasıl böyle bir şey oldu' deyip duruyordu. Sürekli 'anlatılmaz' diyordu. 'Allah kimsenin başına vermesin' derdi.
Vicdan azabı içindeydi...
Dersim Katliamı , basın arşivi
Dersim İsyanı, 21 Mart 1937 gecesi başladı. İsyan kısa sürede genişledi. İsyanın genişlemesi üzerine devlet isyanı bir dizi harekat ile denetim altına almaya ve bastırmaya çalıştı. Özellikle Laç Vadisi ve Kutu Deresi bölgesinde binlerce kadın ve çocuk öldürüldü. İsyan sırasında 9 adet savaş uçağı kullanıldı. Köyleri bombalayan, sivil katliamlar gerçekleştiren uçakları kullananlardan biri de Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen'di. İsyan sürerken 1937'de isyan lideri Seyit Rıza idam edildi. 1938'de bastırılan isyanda 90 bin Kürt katledildi. İsyandan sonra da Dersim ismi Tunceli olarak değiştirildi. Binlerce Dersimli de yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderildi. Dersim'de yaşananlar çok çevre tarafından katliam olarak değil soykırım olarak tanımlanmaktadır.
Alıntıdır.
Dersim Katliamı Emrini inönü Verdi...
Dersim Katliamı Emrini inönü Verdi...
Dersim Katliamı Emrini inönü Verdi...
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Dersim katliamının emrini kim verdi?
![[Resim: 5.gif]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2009/09/5.gif)
![[Resim: 181120090847406421679_2.jpg]](http://habercem.com/newpics/news/181120090847406421679_2.jpg)
![[Resim: 5.gif]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2009/09/5.gif)
Dersim katliamının emrini kim verdi? Atatürk mü, İnönü mü?
Sabah Gazetesi yazarı Sevilay Yükselir yazdı
Sayın Öymen. Ben şimdi sorsam desem ki "Dersim'de 1937-38'de olup biteni bilir misiniz?"
Biliyorum, diyeceksiniz ki:
"Cumhuriyet rejimine karşı bir başkaldırı yaşandı. Dönemin yöneticileri de o başkaldırıyı bastırmak için bir dizi operasyon yaptı!"
Haklısınız efendim...
Devlet bir türlü ele geçiremediği isyancı başı Seyit Rıza'yı yakalamak konusunda çaresiz kalmıştı ve maalesef bu çaresizlikle önce Dersim'in köylerini şuursuzca havadan bombalatmış, yetmeyince de dağlara çıkıp avladıkları masum sivilleri sorgu sual etmeden kıtır kıtır kesip, kanlarını da Munzur'a akıtmıştı!
Peki ya sonra?
Sonrası için ne diyeceksiniz efendim?
Şeyden bahsediyorum... Hani şu küçücük yaşlarda, anasından, babasından, kardeşinden koparılıp, Elazığ'daki toplama kampında kafası kazıtılıp sonra da rütbeli askerlere evlatlık ya da besleme olarak pay edilen onlarca Dersimli çocuğa uygulanan zulümden...
Biliyorum bunun için de diyeceksiniz ki:
"Ee canım olabilir! Normaldir!"
Demişsiniz de zaten... Akşam gazetesinden Özlem Çelik'e meramınızı anlatmak için konuşurken iyice çuvallamışsınız!
Farkında mısınız bilmiyorum ama "Operasyonlarda 'yan hasar' dediğimiz bir durum vardır" açıklamasını yaparak aslında Dersim'de işlenen katliamı dibine kadar savunmuşsunuz yeniden!
Kurnazlık yapıp, "Ey Aleviler... Şimdi ben Atatürk'ün Dersim'de yaptıklarını anlatırken size hakaret mi etmiş oluyorum? Onun yaptıklarını anlattığım ve övdüğüm için bana faşist diyorsunuz. O halde Atatürk'e ne diyorsunuz?" diye sormuşsunuz bir de...
Hani, Atatürk deyince bütün Aleviler için akan sular durur ya!Haklısınız...
Yedi göbek CHP'li ve Alevi bir ailenin evladı olarak cevap vereyim efendim size...
Üzgünüm ama eğer bu katliama Atatürk yol verdiyse, ne yazık ki çok faşizan ve tarihi bir hataya imza atmıştır!
Ama benim bildiğim kadarıyla öyle değil. Çünkü o dönemin tanıklarının ağzından defalarca yazılıp çizilenlere göre, Dersim'de katliamın olduğu tarihlerde Atatürk çok hastaydı ve ölüme karşı savaşıyordu. Katliam emrini o değil, İsmet İnönü vermiştir .
Neyse... Her kim yaptıysa... Dersim'de izlenen yol kime aitse...Mühim değil..
Asıl mühim ve korkunç olan, 71 yıl evvel işlenmiş olan bu kafatasçı ve ırkçı katliamı, bugünün Türkiye'sinin en sosyal demokrat partisinin genel başkan yardımcısının millete referans olarak göstermesidir!
![[Resim: 5.gif]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2009/09/5.gif)
![[Resim: 181120090847406421679_2.jpg]](http://habercem.com/newpics/news/181120090847406421679_2.jpg)
![[Resim: 5.gif]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2009/09/5.gif)
Dersim katliamının emrini kim verdi? Atatürk mü, İnönü mü?
Sabah Gazetesi yazarı Sevilay Yükselir yazdı Sayın Öymen. Ben şimdi sorsam desem ki "Dersim'de 1937-38'de olup biteni bilir misiniz?"
Biliyorum, diyeceksiniz ki:
"Cumhuriyet rejimine karşı bir başkaldırı yaşandı. Dönemin yöneticileri de o başkaldırıyı bastırmak için bir dizi operasyon yaptı!"
Haklısınız efendim...
Devlet bir türlü ele geçiremediği isyancı başı Seyit Rıza'yı yakalamak konusunda çaresiz kalmıştı ve maalesef bu çaresizlikle önce Dersim'in köylerini şuursuzca havadan bombalatmış, yetmeyince de dağlara çıkıp avladıkları masum sivilleri sorgu sual etmeden kıtır kıtır kesip, kanlarını da Munzur'a akıtmıştı!
Peki ya sonra?
Sonrası için ne diyeceksiniz efendim?
Şeyden bahsediyorum... Hani şu küçücük yaşlarda, anasından, babasından, kardeşinden koparılıp, Elazığ'daki toplama kampında kafası kazıtılıp sonra da rütbeli askerlere evlatlık ya da besleme olarak pay edilen onlarca Dersimli çocuğa uygulanan zulümden...
Biliyorum bunun için de diyeceksiniz ki:
"Ee canım olabilir! Normaldir!"
Demişsiniz de zaten... Akşam gazetesinden Özlem Çelik'e meramınızı anlatmak için konuşurken iyice çuvallamışsınız!
Farkında mısınız bilmiyorum ama "Operasyonlarda 'yan hasar' dediğimiz bir durum vardır" açıklamasını yaparak aslında Dersim'de işlenen katliamı dibine kadar savunmuşsunuz yeniden!
Kurnazlık yapıp, "Ey Aleviler... Şimdi ben Atatürk'ün Dersim'de yaptıklarını anlatırken size hakaret mi etmiş oluyorum? Onun yaptıklarını anlattığım ve övdüğüm için bana faşist diyorsunuz. O halde Atatürk'e ne diyorsunuz?" diye sormuşsunuz bir de...
Hani, Atatürk deyince bütün Aleviler için akan sular durur ya!Haklısınız...
Yedi göbek CHP'li ve Alevi bir ailenin evladı olarak cevap vereyim efendim size...
Üzgünüm ama eğer bu katliama Atatürk yol verdiyse, ne yazık ki çok faşizan ve tarihi bir hataya imza atmıştır!
Ama benim bildiğim kadarıyla öyle değil. Çünkü o dönemin tanıklarının ağzından defalarca yazılıp çizilenlere göre, Dersim'de katliamın olduğu tarihlerde Atatürk çok hastaydı ve ölüme karşı savaşıyordu. Katliam emrini o değil, İsmet İnönü vermiştir .
Neyse... Her kim yaptıysa... Dersim'de izlenen yol kime aitse...Mühim değil..
Asıl mühim ve korkunç olan, 71 yıl evvel işlenmiş olan bu kafatasçı ve ırkçı katliamı, bugünün Türkiye'sinin en sosyal demokrat partisinin genel başkan yardımcısının millete referans olarak göstermesidir!
Dersim Katliamı Emrini inönü Verdi...
Çok partili rejime geçiş denemelerinde Atatürk ve devrim muhalifleri yeni açılan partilerde at koşturunca bu denemeler başarısız kalmıştır. Hırsını alamayanlar Yüce Evliya Atatürk'e suikast tertiplemekten geri kalmamışlardır.
İnönü, Atatürk'ten sonra kendine "Milli Şef" ünvanı takmıştır.
Nazi Almanyasında iktidarda olan Hitler'in ünvanı Führer'di.
Bunun Türkçe karşılığı "Şef" demektir.
İnönü konjoktürden ve hırslarından etkilenerek kendi döneminin Führeri olmuştur. İnönü'nün Milli Şef'liğinin anlamı budur.
Bunların Dersim'le ilgisi nedir?
İnönü daima Atatürk'ün gölgesinde kalmıştı.
Atatürk'ten sonra tek adam yani Führer olmak istiyordu.
Fakat bunun için bir halk desteğine ihtiyacı vardı.
Atatürk'e kayıtsız şartsız bağlı olan Alevi kitlesi gibi bir tabandan yoksundu.
Yaptığı planla bir taşla iki kuş vurmayı hedefledi.
Dersim katliamıyla hem Atatürk'ün Alevi kitlesiyle olan bağını koparacak onu güçsüz bırakacak hem de Sünlü tabanın sempatisini kazanarak onları bir oy deposu olarak kullanacaktı.
Dersimde bir jandarma karakolu ile köy halkının çatışmasını çok büyük bir fırsat olarak değerlendirdiler.
Olayın boyutlarını çok aşan orantısız bir güç kullanarak Dersim'de bir devlet terörü yarattılar.
Sağlık problemleriyle uğraşan Atatürk'e Hatay vb. dış meseleleri gerekçe göstererk imzalattığı boş bir evraka Dersim tehciri kararını yazarak Celal Bayar'la beraber basına kendi elleriyle verdiler.
Basın, devletin gizli bir evrakını ele geçirmiş gibi bunu manşetten halka verdi.
İstedikleri de zaten buydu.
Böylece yaptıkları devlet terörün suçunu Atatürk'e yıkmış oldular.
Dersim bir halk ayaklanması yaşamadı. Devlet terörü yaşadı.
Zöhre Ana sayesinde biz bunu böyle biliriz.
Daha sonra İnönü ve Bayar ikilisinin karşı devrim atakları devam etti.
Kanunla Ramazan'ı kabul edip 3 gün resmi bayram ilan ettiler, ezanı tekrar arapça okunabilir hale getirdiler. Tekke ve zaviyeleri tekrar açtılar.
Atatürk zamanında sadece Mevlana Müze olarak açıktı.
Bu siyaset gericileri hortlattı, devrimi durdurdu, Atatürk'e ve heykellerine saldırılar oldu.
Bana göre Öymen de söylediklerini bilerek seçmiştir. İkinci bir İnönüdür. Güya sünlü tabana mesaj vermiştir. DTP, AKP, ikinci cumhuriyetçiler ve gerici güruh da bu fırsatla CHP'ye saldırmaktadırlar.
İnönü, Atatürk'ten sonra kendine "Milli Şef" ünvanı takmıştır.
Nazi Almanyasında iktidarda olan Hitler'in ünvanı Führer'di.
Bunun Türkçe karşılığı "Şef" demektir.
İnönü konjoktürden ve hırslarından etkilenerek kendi döneminin Führeri olmuştur. İnönü'nün Milli Şef'liğinin anlamı budur.
Bunların Dersim'le ilgisi nedir?
İnönü daima Atatürk'ün gölgesinde kalmıştı.
Atatürk'ten sonra tek adam yani Führer olmak istiyordu.
Fakat bunun için bir halk desteğine ihtiyacı vardı.
Atatürk'e kayıtsız şartsız bağlı olan Alevi kitlesi gibi bir tabandan yoksundu.
Yaptığı planla bir taşla iki kuş vurmayı hedefledi.
Dersim katliamıyla hem Atatürk'ün Alevi kitlesiyle olan bağını koparacak onu güçsüz bırakacak hem de Sünlü tabanın sempatisini kazanarak onları bir oy deposu olarak kullanacaktı.
Dersimde bir jandarma karakolu ile köy halkının çatışmasını çok büyük bir fırsat olarak değerlendirdiler.
Olayın boyutlarını çok aşan orantısız bir güç kullanarak Dersim'de bir devlet terörü yarattılar.
Sağlık problemleriyle uğraşan Atatürk'e Hatay vb. dış meseleleri gerekçe göstererk imzalattığı boş bir evraka Dersim tehciri kararını yazarak Celal Bayar'la beraber basına kendi elleriyle verdiler.
Basın, devletin gizli bir evrakını ele geçirmiş gibi bunu manşetten halka verdi.
İstedikleri de zaten buydu.
Böylece yaptıkları devlet terörün suçunu Atatürk'e yıkmış oldular.
Dersim bir halk ayaklanması yaşamadı. Devlet terörü yaşadı.
Zöhre Ana sayesinde biz bunu böyle biliriz.
Daha sonra İnönü ve Bayar ikilisinin karşı devrim atakları devam etti.
Kanunla Ramazan'ı kabul edip 3 gün resmi bayram ilan ettiler, ezanı tekrar arapça okunabilir hale getirdiler. Tekke ve zaviyeleri tekrar açtılar.
Atatürk zamanında sadece Mevlana Müze olarak açıktı.
Bu siyaset gericileri hortlattı, devrimi durdurdu, Atatürk'e ve heykellerine saldırılar oldu.
Bana göre Öymen de söylediklerini bilerek seçmiştir. İkinci bir İnönüdür. Güya sünlü tabana mesaj vermiştir. DTP, AKP, ikinci cumhuriyetçiler ve gerici güruh da bu fırsatla CHP'ye saldırmaktadırlar.
"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.
"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.
Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 20/11/2009, 15:29, Düzenleyen: Dogan.
Dersim Katliamı Emrini inönü Verdi...
‘Atatürk Seyit Rıza’yı affedecek’ korkusu
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
Bugün bu köşeyi bir belgeye ayırıyorum. Son derece önemli bir belgeye... Dersim olaylarında rol oynamış bir görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarına.
Bu belge Atatürk’ün idamlardan haberi olmadığını, tam tersine “Atatürk Seyit Rıza’yı affedecek” korkusuyla idamların alelacele ve her türlü kural çiğnenerek yapıldığını ortaya koyuyor.
Bu yüzden ne Sivas’ta insan yakanlar bu olaydan Atatürk’ü sorumlu tutsun ne de 2009 yılında Dersim metodu isteyenler onun arkasına saklansın.
Ve Aleviler cemevlerinde neden Hz. Ali’nin yanına Mustafa Kemal resmi asar bir kez daha düşünülsün.
***
Çağlayangil diyor ki:
Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İşte bu sırada Atatürk Diyarbakır’daki yeni yapılan Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Elazığ’a da gelecek, karayoluyla Singeç köprüsüne geçecek. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensuer bey bana diyordu ki “Atatürk Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Buna meydan vermeyelim”...
1937 yılında resmi tatil günü cumartesi öğleden sonra. Atatürk pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenilen “Asılacak asılsın!” ve Atatürk’ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun.
O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey, Savcı Hatemi Senihi bey, Emniyet Müdürü Serezli İbrahim bey, Savcı yardımcısı arkadaşım Şükrü Sökmensuer, “Emniyet Genel Müdürlüğü’nün siyasi şubesinden, sivillerden istediğini yanına al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait” dedi.
Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığ’a vardım. Emniyet Müdürü İbrahim beye gittim. Savcı için “kuraldışı bir şey yapmaz, mümkün değil” dedi. Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bana bu konuda hükümetten de şifre aldığını ama mahkemelerin cumartesi tatil olduğunu, tatilde sonuç almanın mümkün olmadığını bildirdi. Ve ekledi: “Ben de mahkemeleri etkileyemem.”
Oysaki biz Atatürk gelmeden önce mahkemenin kararını vermesini ve gereğinin yapılmasını, Atatürk geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için hükümet tarafından buraya gönderilmiştim. Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana “sen valiye söyle, savcı gitsin, rapor alsın. Ben senin istediğini yaparım” dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti.
Mahkeme hakiminin evine gittim. Gittiğimde hakim mahkemenin aldığı kararı evinde yazıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Devir CHP devri. Herkes çekiniyor. Hakim bana: “Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak pazartesi günü mahkemeyi toplar kararı veririz. Salı günü de idam hükümlerini yerine getiririz” dedi. O zaman dördüncü bölgede temyiz hakkı yoktu. Abdurrahman Paşa sıkı yönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek kişi idi. O da “Yukarıdaki karar tasdik olunur” demiş basmış boş kağıda imzasını. Yukarıya “Abdurrahman Paşa’nın idamı” diye yazsanız kendisi idam edilirdi.
Hakime dedi ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasıl olmuyor ki. Hakim “Başkaca bir şey yapılamaz” diyerek kestirdi attı. Ben de kendisine sordum:
- Sizin saat beşten sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?
- Oooo, çok oluyor cevabını verdi.
- Eee sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz da, baştan beş saat ihlal etseniz olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Elektrikler kesiliyor dedi, hakim. Ona çare bulduk. Otomobil farlarıyla hapishaneyi aydınlatırız. Halkevine lüksler koyarız.
Hakim bu defa : Samiin yok, dedi. Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz.
- Kaç kişi asılacak?
- Onu karardan önce söyleyemem dedi. Ama ekledi: Savcı 27 kişinin idamını istedi.
- Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım?
- Bilmem dedi. Ceza İnfazı Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı vardı.
BENİ ASMAYA MI GELDİNİZ?
Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi. “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıkladı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Kararlar okununca sanıklar ilk anda anlamadılar. İdam “tunne” diye bir velvele koptu. Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza sehpaları görünce durumu anladı.
- Asacaksınız dedi ve bana döndü.
Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?
Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.
- Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz dedi. Bu sırada Fındık Hafız asılırken görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitabetti.
- Evladi Kerbelayimi, be gunayimi, ayibo, zulimo, cinayeta. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir) dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif] [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
Bugün bu köşeyi bir belgeye ayırıyorum. Son derece önemli bir belgeye... Dersim olaylarında rol oynamış bir görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarına.
Bu belge Atatürk’ün idamlardan haberi olmadığını, tam tersine “Atatürk Seyit Rıza’yı affedecek” korkusuyla idamların alelacele ve her türlü kural çiğnenerek yapıldığını ortaya koyuyor.
Bu yüzden ne Sivas’ta insan yakanlar bu olaydan Atatürk’ü sorumlu tutsun ne de 2009 yılında Dersim metodu isteyenler onun arkasına saklansın.
Ve Aleviler cemevlerinde neden Hz. Ali’nin yanına Mustafa Kemal resmi asar bir kez daha düşünülsün.
***
Çağlayangil diyor ki:
Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İşte bu sırada Atatürk Diyarbakır’daki yeni yapılan Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Elazığ’a da gelecek, karayoluyla Singeç köprüsüne geçecek. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensuer bey bana diyordu ki “Atatürk Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Buna meydan vermeyelim”...
1937 yılında resmi tatil günü cumartesi öğleden sonra. Atatürk pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenilen “Asılacak asılsın!” ve Atatürk’ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun.
O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey, Savcı Hatemi Senihi bey, Emniyet Müdürü Serezli İbrahim bey, Savcı yardımcısı arkadaşım Şükrü Sökmensuer, “Emniyet Genel Müdürlüğü’nün siyasi şubesinden, sivillerden istediğini yanına al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait” dedi.
Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığ’a vardım. Emniyet Müdürü İbrahim beye gittim. Savcı için “kuraldışı bir şey yapmaz, mümkün değil” dedi. Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bana bu konuda hükümetten de şifre aldığını ama mahkemelerin cumartesi tatil olduğunu, tatilde sonuç almanın mümkün olmadığını bildirdi. Ve ekledi: “Ben de mahkemeleri etkileyemem.”
Oysaki biz Atatürk gelmeden önce mahkemenin kararını vermesini ve gereğinin yapılmasını, Atatürk geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için hükümet tarafından buraya gönderilmiştim. Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana “sen valiye söyle, savcı gitsin, rapor alsın. Ben senin istediğini yaparım” dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti.
Mahkeme hakiminin evine gittim. Gittiğimde hakim mahkemenin aldığı kararı evinde yazıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Devir CHP devri. Herkes çekiniyor. Hakim bana: “Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak pazartesi günü mahkemeyi toplar kararı veririz. Salı günü de idam hükümlerini yerine getiririz” dedi. O zaman dördüncü bölgede temyiz hakkı yoktu. Abdurrahman Paşa sıkı yönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek kişi idi. O da “Yukarıdaki karar tasdik olunur” demiş basmış boş kağıda imzasını. Yukarıya “Abdurrahman Paşa’nın idamı” diye yazsanız kendisi idam edilirdi.
Hakime dedi ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasıl olmuyor ki. Hakim “Başkaca bir şey yapılamaz” diyerek kestirdi attı. Ben de kendisine sordum:
- Sizin saat beşten sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?
- Oooo, çok oluyor cevabını verdi.
- Eee sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz da, baştan beş saat ihlal etseniz olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Elektrikler kesiliyor dedi, hakim. Ona çare bulduk. Otomobil farlarıyla hapishaneyi aydınlatırız. Halkevine lüksler koyarız.
Hakim bu defa : Samiin yok, dedi. Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz.
- Kaç kişi asılacak?
- Onu karardan önce söyleyemem dedi. Ama ekledi: Savcı 27 kişinin idamını istedi.
- Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım?
- Bilmem dedi. Ceza İnfazı Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı vardı.
BENİ ASMAYA MI GELDİNİZ?
Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi. “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıkladı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Kararlar okununca sanıklar ilk anda anlamadılar. İdam “tunne” diye bir velvele koptu. Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza sehpaları görünce durumu anladı.
- Asacaksınız dedi ve bana döndü.
Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?
Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.
- Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz dedi. Bu sırada Fındık Hafız asılırken görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitabetti.
- Evladi Kerbelayimi, be gunayimi, ayibo, zulimo, cinayeta. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir) dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu.
Dersim Katliamı Emrini inönü Verdi...
Atatürk bir yerde katliam yaptırmak istese ta Anakara'dan kalkar da köprü ve Halkevi açmaya gider mi,hem de o zamanın zor şartlarında,normal midir bu.
![[Resim: Z]](https://www.zohreanaforum.com/)
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi