Alıntı:
[B]Hürriyet gazetesinin 22.kasım.2009 tarihli basımında gazeteci Yalçın Bayer, 2 dönem CHP Erzincan milletvekili olarak mecliste görev alan Mühendis kökenli siyasetçi Çok değerli Nurettin Karsu'nun Dersim/Aleviler/Cumhuriyet konularında ki görüşlerini ifade ettiği mektubunu yayınlamış. Virgülüne dahi dokunmadan aşağıya ekledim. Parça parça olan, bölündükçe bölünen toplumumuzda alevilerin ayrımcı oyunlara gelmemesi için bu yazıyı dikkatle okumaları gerektiğine yürekten inanıyorum.
Ayrıca tüm alevilerin, alevilikle şiilik arasındaki uzlaşmaz çelişkileri görmelerini ve sunnilik, şiilik ritüellerini, söylemlerini kullanmaktan vazgeçmelerini diliyorum.
Zaman, Alevilerin cumhuriyete, Laikliğe, devlete sahip çıkma zamanıdır. Geçmişte yapılan hataların tümü geçmişteki yöneticiler tarafından yapılmıştır. Geçmişte, Almanya mı halkına yanlışlık yapmamıştır, İngiltere mi ?, İspanya mı ? Amerika mı ? Fransa mı ? Hiçbir devletin bu anlmada geçmişi temiz değildir ve bunda tarihin derinliklerinde, insan kültürünün, insan zekasının, din'in, ekonomik savaşların tümünün etkisi vardır.
Alevilerin cumhuriyete, Atatürk'e küsme lüksü olamaz. Alevilerin cumhuriyetten başka sığınacağı bir liman olamaz.
herkese saygılar sevgiler sunuyorum.
Hikmet Öztürk (Mühendis)
Tunceli nasıl bir Dersim’di
MÜHENDİS Nurettin Karsu; 15. ve 16. dönem CHP Erzincan Milletvekili. “Tunceli nasıl bir Dersim’di?” başlıklı uzun bir yazı gönderdi. Karsu yazının girişinde şöyle bir tanım yapıyor:
“Dersimli; Türkistan’ın Horasan vilayetinden gelerek, (Moğollarla sürekli savaşan büyük Türk hükümdarı) Celaleddin Harzemşah’ın ordusunun 10 Ağustos 1230 tarihinde Erzincan yakınındaki Yassıçimen Yaylası’nda Anadolu Selçuklu ordularına karşı yenilgiye uğramasından sonra, Dersim dağlık kırsalına çekilerek burayı yurt tutmuştu.”Yazıda ilginç bulduğumuz bazı bölümler özetle şöyle:* 1514’teki Çaldıran savaşında, Türkmen Şah İsmail’i yenen Yavuz’un, Şeyhülislam Ebu Suud fetvalarıyla Alevi katliamından söz ediyor.Atatürk’ün hastalığı sırasında Celal Bayar, devletin tüm gücünü acımasızca kullanarak, mal-davar gasplarını silahlı isyan saymış ve Dersim’in üzerine yürünmüştür. Tarihi yanılgı Osmanlı’da olduğu gibi devam ediyordu, Türkmen’i anlayan ve derdini bilen gene yoktu. Felaket kapıya dayanmıştı. Açlıkla savaşım veren, Cumhuriyet’le hiçbir sorunu olmayan, onu bayram yaparak karşılayan, doğuştan şeriata karşı olan Dersim, şeriat isteyen Şeyh Sait isyanıyla özdeş sanılıyordu. “Cumhuriyet istemem, şeriat elden gidiyor. Cumhuriyet’i yıkacağım” diyen, silahlanmış Şeyh Sait isyanını, açlık kavgası veren Dersim’le aynı kaba koymuştu Celal Bayar yönetimi... * Dersim hep ‘öteki’ sayılmıştır. Dersim’in ayrı bir devlet kurma, ülkeyi bölme, ordu ile vuruşma diye bir amacı yoktu. Olması da olanaksızdı. Onun tüm derdi, beklediği Cumhuriyet’in kendisine sahip çıkması, artık zenci sayılmaması, açlık ve yoksulluğuna son verilmesiydi. İlk Meclis’in Dersim Milletvekili Diyap Ağa, Atatürk’ün en yakın ve en sadık dostuydu. Yunan orduları, Polatlı önlerine geldiğinde, Meclis’te başkentin Kayseri’ye taşınması tartışılmaktadır. Diyap Ağa söz alır, “Buraya kaçmak için değil, ölmek için geldik!” diye gürleyince herkes susar, Atatürk de rahatlar...* Dersim’e askeri harekâtın başlamasından, yani 1938’den önce, Dersim’in ileri geleni Şeyh Hasan Aşiret Reisi Seyit Rıza, doğrudan Atatürk’e mektup yazar: ‘..Şayet hükümet hizmet ve sadakatimizden şüphe ederse, abavü ecdadımızın eskiden Yukarı Türkistan, Horasan vilayetine bütün mensubini aşiretimizle hicret etmeğe himmet buyursun...’ (Bu tarihi belge arşivlerde mevcuttur.) * Sarıkamış Seyyar Jandarma Taburu 3.-4. bölük süvari askerlerinden babam Ali Rıza Karsu da hiçbir günahı olmadığı halde, ailece bu sürgünler arasına sokulmuştu. Sürgüne giderken babam: “Çocuklar bize kıyan Cumhuriyet değil, yönetim!..” demişti. Cumhuriyet’i her şeye karşın korumak istiyordu.Türkmen/Alevileri azınlık sayanlar ve Dersim olayında Atatürk’ü kusurlu bulanlar, eğer kasıtlı değillerse, cehaletlerini sergilemekteler.Kurtuluş Savaşı’nda ve Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında, Atatürk en büyük desteği Alevi/Bektaşilerden almıştır. Ankara’ya gelirken Hacıbektaş’a uğraması bu nedenledir.* Bugün de Alevilerin en yumuşak karnı: ‘Kanaat önderiyim’ diyen bazılarının bölme çabasıdır. Ehli Beyt’e olan saygımızı istismar edip saptırarak, Alevi öğretisi ile bağdaşmayan, Şiileştirmeye çalışanlar, Cemlerde de takke giyip Arapça deyimler üreterek, cemevlerini, camiye dönüştürmeye çaba gösterenler, bilmeliler ki Laik ve Atatürkçü bu topluma ihanet etmiş oluyorlar. Cemevlerimiz ve cemler özgün törelerimize uygun yürütülmelidir. Alevi/Bektaşi öğretisini saptıranlar, birlik değil, Saadet ve Diyanet’te makam arayanlar, Anadolu’nun bu temel öğretisine ihanet etmiş ve toplum önünde ‘düşkün’ olacaklarını bilmelidirler!
Alıntıdır[/B]