You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Darbeye karşı olmak yetmez... Erdoğan Aktaş yazdı

Darbeye karşı olmak yetmez... Erdoğan Aktaş yazdı

Posting Freak
Darbeye karşı olmak yetmez... Erdoğan Aktaş yazdı
Darbeye karşı olmak yetmezErdoğan Aktaş yazdı

Türkiye hala darbeleri konuşuyor, hala darbelerin travmasını yaşıyor.
49. yıldönümünde de 27 Mayıs darbesi aynı travmatik duygularla konuşuldu, tartışıldı. Tüm bu tartışmaları izlerken, hep bir eksiklik duygusu hissettim.
Darbelerin her türlüsünü gayrı meşru ilan etmedikçe, seçilmiş parlamenterlere saygı duymadıkça ya da militarist ve yarı militarist zihniyetlerin demokrasi ile asla bağdaşmayacağını kesin bir dille ilan etmedikçe bu eksiklik duygusu da hep içimizde kalacak gibi görünüyor.
Bunca zaman ve dersten sonra bile 28 Şubat’ı savunup, 12 Mart’ı eleştirenleri, 12 Eylül’e küfür edip 28 Şubat’a güzelleme yapanları gördükçe şaşırıyorum.
Bu kafa karışıklığını ortadan kaldırmak için işe 27 Mayıs Darbesi’nden başlamak ve o günleri iyi analiz etmek gerekiyor.
27 Mayıs darbesi, kukla bir mahkemenin utanç verici yargılaması sonucu, Başbakan’ı ve iki bakanını taammüden katletti. Fakat sadece bununla da kalmadı. Aynı zamanda demokrasimize musallat olan darbeciliğin de tohumlarını attı. Türkiye’deki demokrasi düşmanlığının ve periyodik darbeler sürecinin başlangıcı bu yüzden 27 Mayıs kabul edilmeli.
Çünkü bu darbe sonucunda demokrasi ile bağdaşması imkansız, vesayetçi, yarı militarist kurumlar, anayasal sistemimize dahil edildi ve bizzat sistemin kendisi militarize edildi. Üstelik bundan da bir türlü kurtulamıyor.
27 Mayıs, bu militarist zihniyeti siyasal kültürümüze ve hatta halkın bilinçaltına yerleştirerek, kendisinden sonraki darbelerin ve darbecilerin yaklaşımların da güçlü temelini attı.
Bu temelle, bir anlamda Türkiye’deki sosyal, siyasal ve zihinsel katmanlar militaristleşerek zehirlendi. Bu öyle bir zehir oldu ki, Türkiye’de demokrasinin güçlenmesini, kendi ayakları üzerinde durmasını hep engelledi.
12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat darbeleri ve 27 Nisan gibi girişimler de, meşruiyetlerini 27 Mayıs’tan ve onun ülkede temelini attığı militarist zihniyetten aldı.
Ayrıca bu militarist zihniyet seçilmiş hükümetleri, yönetemez hale getirmek için hep tetikte bekledi ve zaman zaman da hareket geçti. Bu şekilde de demokrasimize en az darbeler kadar zarar verdi.
Aynı militarist anlayış, seçilmiş hükümetleri, tuhaf sıfatlarla karalamaya çalıştı.
Bu amaçla ‘ihanet’, ‘cumhuriyet düşmanlığı’, ‘işbirlikçi’, ‘Damat Ferit’lik’, ‘kardeş kavgasına yol açmak’ gibi garip ithamlar ve sıfatlar, bu zihniyet tarafından bıkmadan usanmadan kullanıldı ve siyasi literatürümüze sokuldu.
Öyle ki, demokrasi ve ülke adına sadece yok edici hırsları olan bazıları, işine geldiği zaman bu sıfatları kullanarak, ülkeyi karıştırmaya çalıştı ve ne gariptir ki dönem dönem de başarılı oldular.
Darbenin üzerinden 49 yıl geçmesine rağmen, hala Türkiye Cumhuriyeti’nde sivil siyasetin rejim eksenli yaşanan tartışmalarının nedeni de yine bu zihniyet değil mi?
Bu yüzden, sadece “Darbeye karşıyım” demek ya da “Ne şeriat, ne darbe” sözü, bir başına yeterli değildir. Çünkü esas duruş, gerçek demokrat tavır, aynı zamanda antimilitarist olmayı da beraberinde getirir.
Her konuyu askere sorarak ya da havale ederek demokrat olunamaz. Önemli olan, zihniyet olarak sivilleşmektir, zihniyet olarak sivil siyaset hakkını savunmaktır.
Önce demokrasi karşıtı militarist girişmelere ve zihniyete karşı çıkmak gerekir.
Önce zihinlerin sivilleşmesi gerekir.
Ancak bu da bir başına yetmez.
Sonra da seçilmiş hükümetler eğer Türkiye’de despotik bir yola giriyorsa, buna karşı durmak gerekir. Bu demokratlığın olmazla olmaz düsturudur.
Sandığın yanına hukuk devletini koymak da, bu tür zehirli zihniyet ve anlayışların tek panzehiridir.
Hem darbelere hem de militarizme karşı olmanın yanı sıra, sivil despotizme de karşı çıkmak, bir insanlık görevi olmalı.
Tüm bunlar olmadıkça, “Darbeye karşıyım” demek ya da sadece “Ne şeriat ne darbe” söylemi bir başına yetmez.
Ve tarih iyi analiz edilmezse, tekerrür etmesinin de önü alınamaz.
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.