You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Cumhuriyet'in Düşmanları

Cumhuriyet'in Düşmanları

Administrator
Cumhuriyet'in Düşmanları
Cumhuriyet'in Düşmanları

[Resim: fetoabd.jpg]

Bu çok uzun bilgilendirici yazısını Hatay Devrim iki konu üzerine yazdı: Cumhuriyetimizin düşmanları üzerine bir tarihçe ve Cumhuriyet düşmanlığının vücut bulduğu Nakşibendilik..."Nakşibendilik en politize olmuş, en gerici,en güdümlü ve en işbirlikçi tarikattır!.."

Cumhuriyet’in Düşmanları

Yazımızın genel konusu Cumhuriyetimizin Düşmanları üzerine, özel konusu ise Cumhuriyet Düşmanlığının vücut bulduğu Nakşibendilik üzerine…
Ve okuyacaklarınız iki temel gerçek üzerine hazırlanmıştır…

1. Siyasi tarihin verileri…
2. Politik gerçekliğin soyutlamaları…
Türkiye’de Cumhuriyet Düşmanlığı yani “Gericilik”, Nakşibendilik ile kol kola yürümektedir. Yazının daha sonraki bölümlerinde görüleceği üzere de AKP’nin tüm üst düzey kadroları birer Nakşibendi’dir. Tarihi hesaplaşmada bugün “Gericilik” Cumhuriyete yönelik düşmanlığını Atatürk Karşıtlarının Partisi üzerinden yürütmektedir.

AYDINLIK ve KARANLIĞIN KAVGASI

Tüm Aydınlanma Tarihimizde iki ana çizgi görülür…
Halkının bağımsızlığı için mücadele eden ilericiler ile
Halkını kul ve köle gören gericiler…
Bu ülkenin ilericileri güçlerini halktan alırlar;
Şeyh Bedrettin gibi, Pir Sultan gibi, Mustafa Kemal gibi…
Bu ülkenin gericileri güçlerin dışardan alırlar;
Damat Ferit gibi, Vahdettin gibi ve günümüzde Fettullah Gülen gibi ve mevcut “devlet ricali” gibi…

Ülkemizde Cumhuriyetimize ve Atatürkümüze yönelik gerçekleştirilen “Karşı Devrim” sürecinin, 1950 Demokrat Parti iktidarı ile başladığı bilinen bir gerçekliktir…

Bu savlamanın çok ciddi kanıtları vardır…

Adnan Menderes’in ülkede gizli örgütlenmeler ile varlığını sürdürmeye mahkûm olan tarikatlar ile yapmış olduğu seçim pazarlığı, verilen tavizler, her şeyden önce, Cumhuriyet’in başbakanı olmuş Menderes’in bir tarikat şeyhi olan Said-i Nursi’nin elini eteğini öpmesi… ABD Emperyalizmine teslim bayrağını çekmesi…

ABD dünya üzerinde nasıl bu kadar hakim, nasıl bu kadar güçlü… Her ülke içinden kendine uşaklar bulmasa bu mümkün olabilir mi? Peki bizim ülkemizdeki uşaklar kim, kim bu işbirlikçiler…

Bilindiği gibi Türkiye’de bir DSP-MHP-ANAP hükümeti vardı.

Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli, ABD’nin Irak’ı işgaline olur vermiyorlardı.
Kıbrıs’ı da vermiyorlardı.

“Kuzey Irak’taki Kürt Devletini savaş nedeni” sayacaklarını bağıra çağıra söylediler…
Sonra ne oldu…
DSP ikiye bölündü…
Erken seçim kararı alındı… ve…
AKP geldikten sonra tüm bu politikalar terk edildi…

Yeşil Kuşağın Amerikancıları, Erbakan’dan ayrılıp emperyalizme maşa olacak yeni partilerini kurdular…

1 Mart tezkeresi öncesinde, Tayyip, milletvekillerini ikna etmek için üçerli beşerli görüşmelere aldı… Neye ikna edecekti onları: Türkiye’nin güneydoğusuna 65 bin ABD askerinin süresiz yerleşmesine… Tayyip tüm bu gayreti, diyet ödemek içen sarfetti… Kendisini iktidara getirenlere ödenecek diyet!

TARİKATLAR NASIL DOĞMUŞTUR?
TÜRKİYE ve SİYASETTEKİ İŞLEVLERİ NELERDİR?
TARİKATLAR MADDİ KAYNAKLARINI NASIL ELDE ETMEKTEDİRLER?

TARİKATLAR ve GERÇEKLER
Tarikat yol ve usul manasındadır. Tarikat bir din ve mezhep değil, dini anlama ve yaşama şeklidir. Dinlerin hemen hepsinin yoruma açık yönleri vardır ve farklı yorumlamalar dinlerin farklı uygulama biçimlerini ortaya koymuştur. Bu farklı yorumlama-uygulama anlayışlarından “Mezhep”ler doğmuştur.
İslami tarikatlar “tasavvuf”tan doğmuştur. Kimi tasavvufçulara göre dinin açık (Arapça zahir) anlamları bilgisizler içindir. Oysa dinin bilgili ya da bilgiye yetenekli kişiler için gizli (Arapça batın) anlamları vardır. Ki bu gizli anlam, ancak büyük çapta bilgililerin yorumlarıyla açığa çıkarılabilir. Ruhban sınıfının, İslam’daki yeri, bir mantığa bürüme ile ince ince işlenecektir…
Tarikatlarda bir de “Rabıta” denen bir kavram vardır. Peki, rabıta nedir: «Şeyhin şeklini zihinde canlandırmaktır» diye tanımlanabilir. Nakşibendiliğin de savunduğu “Rabıta” kavramının özü; “Müridin şeyhe canfedâ bir şekilde bağlanmasını sağlamaktır.” Müritlik sıfatını kazanan kişiye sürekli şekilde rabıta yaptırılır. Rabıtanın en önemli şartı, şeyhin şeklini zihinde canlandırmak ve sanal alemde hep onunla yaşamaktır. Tarikat şeyhinin, ibadet ve inanç sistemi içindeki son derece baskın yapısını ortaya çıkaran kavram da işte bu Rabıta’dır. Rabıta, Allah’a değil, şeyhe “kul” yetiştirmektedir.

Bu arada rabıta dışında, şeyhin gözde adamları tarafından müritlere sürekli olarak onun «keşif ve kerametleri, manevi üstünlükleri, yüce ahlâkı ve Allah katındaki mertebesi» hakkında açıklamalar yapılır. Bu telkinler ve anlatımlar o kadar sürekli ve etkilidir ki “sohbetler esnasında bazı müritler dayanamayarak baygınlık geçirir, bazıları acaip sesler çıkarır”; örneğin havlar, miyavlar ya da kişnerler; bazıları ise dam, teras ve balkonlardan kendilerini aşağı atarlar. Buna da tarikat dilinde «cezbeye kapılmak» denir.

Mürit uzun süre bu telkinler altında artık şeyhin bir kulu ve kölesi haline gelir. Yazımızın konusu değil ama tarikatların İslam dinindeki yeri açısından küçük bir açıklama yapmak çok faydalı olacaktır…

Hz. Muhammed’in hayatında çileler, ayinler, semanlar, zikir halkaları, “hu” çekmeler, enstrüman ve rakslar, rabıta ve meditasyonlar asla yoktur. Örneğin; sevinmiş, üzülmüş, öfkelenmiş, danışmış, verdiği karardan vazgeçebilmiş ve özetle mahrem olmayan hiçbir insani niteliğini gizlememiştir. O’nun insani özellikleri çok belirgindir… Ama İslam dinini yorumluyoruz diye ortaya çıkan birçok şeyh, şıh ve hocaefendi gibi adamlar ise kendilerini ulaşılmaz yerlere koymuş, kendilerine biat edilmesini istemiş ve İslam’da hiç yeri olmayan bin türlü sahtekârlık ile masum insanları kandırabilmişlerdir… İşte yazımızın da asıl konusu budur: Din üzerinden çıkar sağlama…

NAKŞİBENDÎ TARİKATINI TANIYALIM

Nakşibendilik… İslam dininin yeryüzünde yaşayan en önemli tarikatlarından biridir… Bazı iddialarda tarikatın kökeni, Hz. Ebubekir’e dayandırılsa da genel olarak kabul edilen görüş, Hoca Ahmet Yesevi’nin düşüncelerini yorumlayan Bahaeddin Nakşibend’in tarikatın kurucusu olduğudur… Tarikat da ismini, Farsça “nakış yapan” anlamına gelen Nakşibend’den alır. Daha sonra da şeyhlerinin birçoğunun ismini taşıyan kollara ayrılmıştır. En önemli kollarından biri de Mevlana Halid Bağdadi’nin ismini taşıyan “Halidiyye” koludur. Anadolu’ya Nakşilik Fatih Sultan Mehmet döneminde girmiş olsa da asıl başat yapısını Halidiyye kolunun etkinliği ile 19. yüzyıldan sonra göstermeye başlayacaktır.
Nakşibendiliğin 7 kolu vardır. Türkiye’de günümüze değin gelebilen ve gücünü koruyabilen sadece Nurculuk ve Süleymancılıktır. Nurculuk ile Süleymancılık da birçok kollara ayrılacaktır.

Nakşibendiliğin kollarından olan Nurculuk, Said-i Nursi (Bediüzzaman ya da Said-i Kürdi olarak da bilinir -18731960 ) tarafından kurulmuştur. Süleyman Hilmi Tunahan (1888–1959) tarafından kurulan Nakşi kökenli tarikatlardan Süleymancılık da Nurculuk gibi Nakşiliğin kollarından birini oluşturur.
Bugün Nakşilerin en başat kollarından biri, Said-i Nursi Nurculuğunun bir uzantısı olan Fettullahçılıktır. Ayrıca “merkez”de yer alan Nakşi karakterinin en yobaz uzantısı, bugün Tayyip Erdoğan’ın da müridi bulunduğu “İskenderpaşa Dergâhı”dır.

NAKŞİBENDÎLİĞİN CUMHURİYET DÜŞMANLIĞI
Anadolu’daki “bazı tarikatların”, “Aydınlığa yönelik düşmanlıkları” çok eskilere dayanır. Ama en belirgin düşmanlıklar, II. Abdülhamit’in bu tarikatları “ilericiler” üstüne salmasıyla belirginleşir. Nakşibendiliğin, devletin içine sızması da bu süreçte olur. II. Abdülhamit’in oluşturduğu 4 bin kişilik jurnalci ordusunun nüfusunu tarikatlar oluşturmuş; Abdülhamit’in halka uyguladığı zulmün, taşeronluğunu yapmışlardır.

Osmanlı’nın halk üzerindeki sömürüsünü perdeleyen ve bu sömürü düzenini meşrulaştıran tarikatların en önemli gerici ayaklanması 1909’da olur… II. Meşrutiyet ile hesaplaşma, İngilizlerin tahriki ve maddi yardımıyla İstanbul’da gericilerin ayaklanmalarıyla sonuçlanır. Tarihte, 31 Mart gerici ayaklanması olarak bilinen bu irtica olayında, İngilizler ile işbirlikçilerin rolünün üstü hep örtülmüştür. Özellikle Cumhuriyet dönemindeki Nakşibendi Şeyh Sait’in isyanında ise, emperyalizmin işbirlikçiliği utanç belgeleri olarak su yüzüne çıkmıştır.

Kurtuluş Savaşımız devam ederken, daha sonra "Hilafet ordusu" adını alacak olan işbirlikçi bir ordu örgütlenmesi Kuvva-i İnzibatiye‘nin kurulmasına, yine işbirlikçi-gerici tarikatlar öncülük eder. Anadolu’da Mustafa Kemal ve arkadaşları kurtuluş çareleri ararken, tarikatlardan medrese hocalarına, Şeyhülislam'dan sivil ve askeri bürokrasiye, Galata Bankerleri'nden Sultan'a kadar bütün işbirlikçiler, Anadolu Halkı’nın dini inançlarını istismar ederek henüz çekirdek halindeki bağımsızlık savaşını boğmak için işgal güçleri ile “işbirliği” yapmaktaydılar.

Onların yanı sıra çeşitli tarikatlardan da yüzlerce işbirlikçi mürit Anadolu'ya dağılıyordu. Bunlar, ayaklanmalar örgütlemeye, halkı kışkırtmaya çalışıyorlardı. İşbirlikçi sultan ve din adamlarının ferman ve fetvalarıyla halkın karşısına çıkıyorlardı. Emperyalist açık işgalin Anadolu halkında yarattığı tepkiyi törpülemeye ve bu tepkinin Ulusal Kurtuluş Savaşı'na akmasını engellemeye çalışıyorlardı. Yayınlanan fetvalar içinde en dikkat çekici olanı Hilafet Ordusu'nun kurulması döneminde çıkarılan 11 Nisan 1920 tarihli Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'a ait olandı. Tarihe "Dürrizade Fetvası" olarak geçen bu ihanet ve utanç belgesinde bağımsızlık savaşına katılan herkes "halifeye isyan"la suçlanıyordu. Ve halifenin düşmanı, İslam dinine karşı suçlu ilan ediliyordu. Fetvada tüm inanmış Müslümanlara, Allah adına, bağımsızlıktan yana olanları acımasızca yok etmeleri emrediliyordu. Nihayetinde Fetva şu soru ve cevapla bitiriliyordu: "Asilerin katli caiz midir? El cevap vaciptir"... Bu fetvanın ülkenin dört bir yanında dağıtılması için İngiliz uçakları kullanılır. "Dürrizade Fetvası", işbirlikçi sultana bağlı çevrelerde etki yaratsa da, halkın büyük bir çoğunluğu vatan hainlerinin bu çağrılarına cevap vermeyecektir...
İşbirlikçi gericiler, Bağımsızlık Savaşımız sırasında irili-ufaklı gerici ayaklanma başlatırlar. Bunların belli başlıları: Şeyh Eşref, Birinci Bozkır, İkinci Bozkır, Konya, Birinci Anzavur, İkinci Anzavur, Ali Batı, Birinci Düzce, İkinci Düzce, Birinci Yozgat, İkinci Yozgat ve Zile Ayaklanmalarıdır.

Özellikle de Nakşibendi Tarikatı, bu ayaklanmalarda ön plana çıkıyordu. Konya ve Düzce yörelerinde yaşanan ve "Bozkır Ayaklanmaları" olarak bilinen ayaklanmalar Nakşibendilerce yönetilir. "Din elden gidiyor" diyerek bayrak açan Nakşibendilere, hem Sultan hem de İngilizler silah başta olmak üzere her türlü desteği sunarlar. Ayaklanmaların amacı, padişahı ve halifeyi korumak, Anadolu'da başlayan Bağımsızlık Savaşımızın önünü kesmektir.

Cumhuriyet Dönemindeki Nakşibendi Ayaklanmaları ise şöyledir:

*1924 Şeyh Sait Kürt-İslam Ayaklanması (İngiliz kışkırtmasıyla ayaklanan Şeyh Sait ve etrafındakiler Nakşibendidir)

*1925 Rize Ayaklanması (Şapka reformuna karşı ayaklananlar Nakşibendi tarikatı üyesidirler)

*1930 Menemen Ayaklanması (Kubilay’ın başını kesip bir sırığa takıp dolaştıranlar Nakşi Derviş Mehmet ile birlikte ayaklanmışlardır ve şeriat isteklerini dile getirmişlerdir)

*1933 Bursa Ayaklanması (Nakşi Şeyhi İbrahim Türkçe Ezana karşı ayaklanmıştır)

*1935 Nakşi Şeyhi Şeyh Halid Eruh’ta kendisini mehdi ilan etmiş ve silahlı başkaldırıda bulunmuştur, çatışmalar bir yıl kadar sürmüştür. Bu soytarı Şeyh de Fransız koruması Suriye’ye kaçmıştır.

*1935 Çorum İskilip İlçesinde Nakşi Şeyhi Kalaycı şeriat isteyerek ayaklanmıştır.

TÜRKİYE SİYASİ TARİHİNDE SAĞA KAYMA (SAĞCILAŞMA) ve MUSTAFA KEMAL DÜŞMANLIĞI

Türkiye’de sağ siyaset ve ideolojilerin Emperyalizmden beslenerek güçlendikleri bilinen bir gerçektir. Bunun iki nedeni vardır:

Birincisi; emperyalizm ile çıkar ilişkisi kuranların yüzlerini maskelemek ve yaptıklarını meşrulaştırmak… İkincisi; emperyalizme karşı gelişecek olan devrimci-bağımsızlıkçı hareketlere karşı toplumsal tabanda hazır bir “vurucu güç” oluşturmak.

Biz, Türkiye’de, sağcıların liberal ekonomi politikalarından yana olduklarını ve uyguladıkları liberal politikaların tüm gelenekleri yıktığını, aile yapısını parçaladığını biliyoruz. Ahlaksal yozlaşmanın başlıca sorumlusu bu liberal ekonomik politikalar, bencilce bir yaşam ve tüketim kültürü üzerinde duruyor.
1950’den beri “manevi değerleri” savunduğunu söyleyen “sağ-muhafazakâr” partiler tarafından yönetilen bu ülke, “Batı” nın öğretisi olan bu politikalarla tarihin en büyük “kültür erozyonlarından” birini yaşadı…

Bu muhafazakârlar; aileyi koruyacağız söylemlerini, liberal ekonomik politikalarıyla arka kapıdan dinamitlediler… Bunu halkın gözünden nasıl kaçırdılar…

Bu ülke, son elli-elli beş yılınıda, kendisini sağ-muhafazakâr-millimanevi değerlere saygılı-laikliği örseleyecek kadar dine saygılı olduğunu savlayanlar tarafından yönetildi ve bu insanlar, örneğin Atatürk'ün borçsuz bıraktığı ülkeyi borç batağına soktular, hiç bir ülkeye bağımlı olmadan yaşayan bu ülkeyi ABD emperyalizmine teslim ettiler…

Ülke sanayisinin Atatürkçü politika ile sabırla gelişmesine tahammül etmeyip, montaj sanayisi ile dünya liberal sisteminin bir uydusu olmasına neden oldular, "bağımsız bir ülkeyi" bağımlı yaptılar... Bunların hepsinin Atatürk ile de Atatürkçülük ile de bir ilişkisi yoktu. Bu görülmesi zor bir olay değil.
Türkiye tarihinde “eş zamanlı” gelişen iki süreç vardır… Birincisi “sağa kaymak” ikincisi de “sömürülen bir ülke” haline gelmektir. Birbirini besleyen bu iki sürecin formülü şudur: Bağımsızlık savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında “emperyalizm ve işbirlikçileri” bu ülkenin yetkili kurullarından tamamen tasfiye edilmiştir. Ama iki olgu “emperyalizm ve gericilik” birbirini besleyerek tekrar kök salmıştır.

Bu sürecin başlangıcı önce;
DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI
ADALET PARTİSİ İKTİDARI
MİLLİYETÇİ CEPHE HÜKÜMETLERİ
ANAP İKTİDARI
DYP İKTİDARI
Ve bugün AKP iktidarıdır….

Sağa kayma ve sömürülen bir ülke haline gelmek… işte bu eş zamanlı gelişmenin birbirini besleyen iki boyutudur… Peki, ABD, bu işbirlikçileri nasıl beslemektedir…

SUUDİ ARAPLAR – ABD – TÜRKİYE ÜÇGENİ
Bilindiği gibi Suudi Arabistan, ABD’nin sömürgesi bir Müslüman ülkedir… ABD gözetimi ve Suudi sülalesinin diktası tarafından yönetilen bu ülke petrolleri ABD tarafından sömürülmekte ve ülke halkı, tarihin en geri usulleri ile yönetilip yaşamlarını sürdürmektedir… Suudlar, ülkelerini “İslam” ülkesi olarak göstermekte ve Arap halkına ait olan ülke kaynaklarını “kendi çıkarları adına” Hıristiyan ABD’ye satmakta ve Arap Birliğini emperyalizme peşkeş çekmektedirler…

Suudlar, hiçbir zaman İsrail tarafından ezilen Filistin halkının yanında olmamışlardır…

Suudlar, son zamanda yaşanan İsrail’in Lübnan’ı bombalamasına sessiz kalmıştır…

Suudlar, Irak’ın işgaline yardım etmişlerdir…

Suudlar, Irak’lı kadınlara ABD askerleri tecavüz ederken, beş yıldızlı otellerinde Hac ziyaretine gelen Müslümanlara kebap ziyafeti çekmekle meşguldüler…
Velhasıl Suudların, ABD’nin maşası olduğunu bilmeyen yoktur…
İşte bu Suudlar bakın Türkiye’deki ABD işbirlikçiliğini desteklemek için neler yapmışlardır:

ARAMCO, bir petrol şirketidir…

Arap ve ABD ortak şirketi…

1953’te kurulan ARAMCO aracılığıyla Amerikancı İslam akımlarına kaynak aktarımı başlar…

1962’de bu kurum görevini RABITA örgütüne devreder… RABITA’nın kuruluşunda Menderes’in milletvekili Ahmet Gürkan ile “Sebilül Reşat” dergisi sahibi Salih Özcan da vardı. Salih Özcan aynı zamanda Suud sermayeli Faysal Finans’ın önemli hissedarlarındandır. Ayrıca Faysal Finansın Özcan ile birlikteki diğer “Nakşi” Türk ortakları Ahmet Tevfik Paksu ve Halil Şıvgın’dır. Türkiye’de özellikle Menderes Döneminde, Nakşiler ve onun kolları olan Süleymancılık ile Nurculuk bu beslenme ile palazlanmaya başlarlar…

Yine Suud sermayeli Al Baraka Grubu, Nakşi Korkut Özal ve Eymen Topbaş’ı Türk ortak olarak seçmiştir. “Haramzade” Kemal Unakıtan ve Talat İçöz de diğer Nakşibendi ortaklardır.

İşte diğer tarikatların Türkiye’de niye gelişemediklerinin yanıtı buradadır… Emperyalizm onları beslememiştir de ondan… Bu isimler saymakla bitmez… ABD kuklası Suudi sermayesi görülmektedir ki, açıkça, Türkiye’deki Nakşileri palazlandırmakta ve onlar üzerinden ABD çıkarları organize olmaktadır. Emperyalizmden beslenen tarikatların astarı yırtılmış yüzlerinin gerçek görüntüsü bu tabloda açık açık görünmektedir.

SİYASİ TARİHİMİZE DAİR BİR TAHLİL

1946, tartışmasız biçimde bir dönüm noktasıdır. Kemalist Devrimin hiçbir biçimde yüz vermediği tarikatlar, karşı devrimin evi Demokrat Partide yuvalanacaklar ve oy pazarlığında saf tutacaklardır.
Karşı Devrim; 1950 Demokrat Parti’nin tek başına iktidarı ile düşmanca siyasetini gütmeye başlar: Projesini ABD’nin çizdiği 1980 darbesi ve 82 Anayasası Karşı Devrim sürecinin bir başka aşamasıdır, ABD çıkarlarını açıktan destekleyen Özalist hareketin ülkeyi nereye getirdiği ortadadır.
1984 ise ABD destekli Suudi sermayesinin altın çağının miladıdır. Suudi sermayesi, Albaraka ve Faysal Finans, ekonominin artık meşrulaşan biçimiyle tarikatları şirketleştirecek ve “yeşil sermaye deccalı”nı karşımıza çıkaracaktır.
Yeşil sermaye, özellikle yurt dışındaki vatandaşlarımızı “din tacirliği ile dolandıracak”, bir sürü yolsuzluklara imzalarını atacaklardır… YİMPAŞ ve KOMBASSAN bunların en bilinen örnekleridir. Yine bu paraları toplayanlar Nakşi’lerdir. Günümüzde patlak veren “Deniz Feneri Yolsuzluğu” yine Nakşi kadrolarca gerçek dindarların söğüşlenmesinden başka bir olay değildir.
1994’te ise bir başka “dönüm noktası” yaşanır: Yerel seçimlerden ciddi bir zafer ile çıkan Refah Partisi’nin, belediye kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çekmesiyle tarifi ve hesabı yapılamayan yolsuzluklar tarikatların kasalarını dolduracaktır!

Ancak bir ayrıntıyı vurgulayalım: Din tacirlerinin yolsuzlukları dillere destandır bilirsiniz: Kayıp trilyon davasından dolayı Erbakan hüküm giyerken, Abdullah GÜL, dokunulmazlık zırhının arkasında kendisini güvenceye alacaktır: Bu güvence halen devam etmektedir.

Önce Demokrat Parti sonra da Adalet Partisi’nde yuvalanan Nakşibendiler, dinci örgütlenmelerini ancak 1970‘te Milli Nizam Partisi ile hayata geçirirler... Bu parti, Nakşibendi Şeyhi Mehmet Zahit Kotku'nun müridi Necmettin Erbakan, tarafından kurulur: Ancak Erbakan, diğer işbirlikçi müritlerden farklı olarak, çok az da olsa anti-emperyalisttir!

Tam İşbirlikçi karakter ile yetişenler ise ileride onun kadroları olacak olan günümüzün siyaset erbabıdır. ABD bu Nakşi kimlikli partiyi yani MNP-MSP-Refah ve Fazilet Partisi çizgisini, AKP’yi kurdurarak “tam anlamıyla” ele geçirecek ve 2002 3 Kasım’ından sonra doğrudan kendi çıkarları için kullanmaya başlayacaktır.

Uluslararası bir komplo ile DSP-MHP-ANAP hükümeti düşürülür… Bir erken seçim ile AKP iktidara gelir… Seçim öncesi birileri ABD’den icazeti alır. ABD, 80 darbesinde çizdiği hedefin “meyvalarını” toplamaya başlamıştır artık… Sömürü düzeninin maskesi ince ince işlenecektir… Emperyalızmin işbirlikçi aktörleri, Anadolu Halkının masum vicdanını sömürmek için yine “din” kozunu kullanacaklardır… İşte siyasi İslamın gelişim serüveninin anahtarı budur…

STRATEJİK ORTAK: ABD

Takip eden yurttaşlarımız bilirler, AKP yetkililerinin ağzından, Türiye’nin ABD ile stratejik ortak olduğu sürekli konuşulur durur… Ama tarihin ne zaman yazdığı bilinmez; hangi stratejik ortak, diğer ortağının subaylarının kafasına çuval geçirmiştir… Yoksa AKP-ABD ortak, Türkiye ise bu ortaklıktan haberi olmayan bir ülke mi?

Biliyorsunuz, bu stratejik ortak PKK’nın “ortadan kaldırılmasına değil beslenmesine” çalışıyor… AKP ise ortaklıktan memnun… Condi ile Abdullah yakın zamanda yeni bir stratejik ortaklık üzerine “vizyon” belgesi imzaladılar.

İŞBİRLİKÇİLERİN GERÇEK YÜZÜ

Irak kan gölüne döndü… Ölenlerin sayısı belli değil; bir buçuk milyon insanın yaşamını kaybettiğinden bahsediliyor; Irak ABD askerlerince piçleştirildi! Kadınlara ve erkeklere tecavüz edildi. Tayyip ve Abdullah Gül, bunların olması için ABD ile milyar dolarlar üzerinden pazarlık yapmıştı… Yanı başlarında bunlar olurken, bugün Fettullah’ın müritleri“Zaman” gazetesinde, Hac ziyareti sırasında yedikleri kebabın lezzetini yazıyor köşelerinde.

NASIL MİLLET OLDUK???

“Kuvay-ı Milliye” işgale karşı direnen “milli güç” demektir. “Müdafa-i Hukuk” bu direnişteki “hak” arayışıdır. İşte bu topraklarda yaşayan insanların bir “millet” olma sürecinin anahtarı budur.

“Millet” olma sürecimizin en belirgin başlangıcı ise Çanakkale Savaşlarıdır. Denizde ve karada yapılan savaşlar sonucunda, şimdi Çanakkale şehrimizin dağ sırtlarında yazılı olan “Çanakkale Geçilmez” yazısı, “tertemiz Anadolu Çocukları”nın kanlarıyla yazılmıştır.

Bu “millet”i etnik kimliklerine ayrıştırarak bölmeye çalışanlar tarihten nasibini almamış Emperyalist uşaklardır. Tüm dünya insanlığına ait ne varsa, bir avuç zenginin açgözlülüğü uğruna yüz binlerce insanın kanını döken kapitalist ihtiras, gözünü kana bulamış biçimiyle hala aramızda yaşamaktadır. Gözler yine boyanmaktadır. Satın alınan işbirlikçiler halklarına değil, sermayedar kapitalist efendilerine köle olmaktadır. Emperyalist devletler tarihte yemiş oldukları tokatların acısını unutmamışlardır. Dün olduğu gibi bugün de, emperyalistlerin işbirlikçileri vardır bu topraklarda ancak bilinmelidir ki; dün olduğu gibi bugün de, topraklarının bağımsızlığı için akıtılacak kanı olan evlatlar yaşamaktadır aramızda.

İşbirlikçi medya ve siyaset adamlarının, halkın mağdur edilmiş yüzünü kara çıkartan “gaflet, dalalet ve hıyanet” dolu tutumlarının hesabı, dün olduğu gibi bugün de elbet sorulacaktır.

SONUÇ

Nakşibendilik en politize olmuş

en gerici

en güdümlü ve

en işbirlikçi tarikattır.

Cumhuriyetin ve Aydınlanma Felsefesinin gerçek düşmanlarıdır…
Nakşibendilik Cumhuriyet Düşmanı bir tarikattır.
AKP, Nakşibendi Tarikatının siyasal kuruluşudur ve maddi anlamda dolaylı, siyasi anlamda ise doğrudan ABD tarafından yönlendirilmektedir.
Nakşiler, Kurtuluş Savaşımız ve Cumhuriyetimizin ilk yıllarında gerçekleştirdikleri ayaklanmalar ile bir yere varamayacaklarını anlamışlardır.
Günümüzde yaptıkları; “beğenmedikleri” “demokrasi treni” ile devlete sızmak ve onu ele geçirmektir… ve eskiden para-silah yardımı yaparak tarikatları kışkırtan emperyalistler de taktik değiştirmiştir…

ABD, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler ile mücadele için, Ortadoğu ülkelerinde İslam Dini’ni kullanmıştır. ABD, İslam’ı bir “araç”a indirgemiştir.
Bugün AKP’nin seçimlerde bu kadar yüksek oy alabilmesini sağlayan toplumsal yapının projesini ABD’nin ve 80 darbesini yapanların hazırladığı bilinmektedir.
Ilımlı İslam ve Yeşil Kuşak…

Günümüz AKP’si çok ciddi maddi güçlere sahip, bu bilinen bir gerçek… Yukarda açıklandığı gibi AKP bu gücü 1960’lı yıllardan itibaren Suudi Sermayesinin desteğiyle kazandı ve Suudların ABD’nin kapı kulu olduğunu bugün herkes biliyor…

AKP’li BAZI İSİMLERİN TARİKATLARI

R. Tayyip Erdoğan Nakşibendi İskenderpaşa Dergâhı müridi
Abdullah Gül Necip Fazıl Kısakürek'in Büyük Doğu ekolünden geliyor. Necip Fazıl, Nakşibendi şeyhi Seyyid Abdülhakim Arvasi'nin dergâhının etkisiyle tarikat-cemaat ilişkilerine katıldı.
Abdulkadir Aksu Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
M.Ali Şahin Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Beşir Atalay Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Ali Babacan Korkut Özal’ın yetiştirmesi. Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Vecdi Gönül İskenderpaşa Dergâhına yakın
Ali Coşkun Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Kemal Unakıtan Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Recep Akdağ Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Binali Yıldırım Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Sami Güçlü Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Hilmi Güler Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Zeki Ergezen Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
Murat Başesgioğlu Said-i Nursi’nin öğrencilerinden. Bir ara ülkücü olarak da tanınmış.
Hüseyin Çelik Nur tarikatı müridi
Mehmet Aydın Nurcuların Fettullahçı kolundan
Bülent Arınç Nur tarikatı müridi

Hatay Devrim/ Kemalist Politika / bhaber.net
Senior Member
Cumhuriyet'in Düşmanları
Gerici faaliyetlerin kök salmasında gerçekten de menderes hükümeti bir miladdır, 1950 öncesi faaliyetleri kontrol altındaydı ancak 50 sonrasında bütün denetim yok edildi,Adanan Menderes bu işi çok iyi başardı özellikle marshall yardımları menderesi halka daha çok benimsetti,köy enstitüleri kapatılınca taşranın başkentle tek bağı da kopmuş oldu Özal'dan sonrası zaten tam bir rezalet...Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim boynuz kulağı geçer misali bu tayyeap erbakanı da arattı ya daha da bir şey söylemeye gerek yok...
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse,
Güzel kokmak.
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
Yunus misali,
İsa misali.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Posting Freak
Cumhuriyet'in Düşmanları
burcu yazdı:Gerici faaliyetlerin kök salmasında gerçekten de menderes hükümeti bir miladdır, 1950 öncesi faaliyetleri kontrol altındaydı ancak 50 sonrasında bütün denetim yok edildi,Adanan Menderes bu işi çok iyi başardı özellikle marshall yardımları menderesi halka daha çok benimsetti,köy enstitüleri kapatılınca taşranın başkentle tek bağı da kopmuş oldu Özal'dan sonrası zaten tam bir rezalet...Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim boynuz kulağı geçer misali bu tayyeap erbakanı da arattı ya daha da bir şey söylemeye gerek yok...


Bunların ekdikleri tohumlar daha yetişmedi, O günler, Bu günleri de aratacak.
Kıyamet toplumu yolda, Ömerin Zulmu tekrardan tecelli etmekdedir. Sad
ON İKİ  İMAMLAR
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
  1. İmam ALİ
  2. İmam CAFER
  3. İmam ZEYNEL
  4. İmam BAKIR
  5. İmam RIZA
  6. İmam CAFERİ SADIK
  7. İmam HASAN
  8. İmam TAĞI NAĞI
  9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA


*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
Cezalı Üye
Cumhuriyet'in Düşmanları
Nakşebendi asla Cumhuriyetin duşman olmadı hep milletperver milliyetçi kişiler bu tarikatan olmuş
Posting Freak
Cumhuriyet'in Düşmanları
' Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar.' acaba ne zaman okumaya başlayacaklar.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Posting Freak
Cumhuriyet'in Düşmanları
Adnan Menderes yazdı:Nakşebendi asla Cumhuriyetin duşman olmadı hep milletperver milliyetçi kişiler bu tarikatan olmuş


Sizde bu Tarıkat danmısınız, - Adnan menderes- can ?????
ON İKİ  İMAMLAR
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
  1. İmam ALİ
  2. İmam CAFER
  3. İmam ZEYNEL
  4. İmam BAKIR
  5. İmam RIZA
  6. İmam CAFERİ SADIK
  7. İmam HASAN
  8. İmam TAĞI NAĞI
  9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA


*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
Posting Freak
Cumhuriyet'in Düşmanları
Adnan Menderes yazdı:]Nakşebendi asla Cumhuriyetin duşman olmadı hep milletperver milliyetçi kişiler bu tarikatan olmuş

Sevgili arkadaşım,
Nakşibendi tarikatı cumhuriyetin kurulduğundan bu yana emperyalist güçler tarafından laik Türkiye cumhuriyetini ve de Kemalizmi yıkmak için bir maşa olarak kullanılmıştır. Bunu da daha çok din maskesinin arkasına saklanarak yapmıştır...

Doğrudur nakşibendiler çok milletperver ve milliyetçi kişilerdi. Nakşibendilerin milliyetçiliği bugün olduğu gibi arap ve kürt milliyetçiliği, bir de abd çıkarlarıydı. Tarihi biraz objektif şekilde araştırırsanın sizler de bunu göreceksiniz. Ancak sürekli böyle tarikat ve de cemaatlerin arkasından gittiğiniz sürece bunların hiçbirini göremeyip yanlızca kendinizi sanki islamı birileri alıp kaçıracak da sizlerde onun bekçiliğini yapıyormuş gibi görüp, kendiniz çalıp kendiniz oynarsınız. Sizlerle beraber oynamayanları da dinsiz ilan edip ha bire dünya ve özellikle de Türkiye üzerinde insanlar arasına ayrılık tohumları ekip, emperyalist güçlerin ekmeğine yağ sürer durursunuz...

Şunu artık bütün çevreler biliyor ki Atatürk'ün milli mücadele verdiği seneler boyunca din elden gidiyor diyerek düşmanla işbirliği içinde olan, sürekli ayaklanan, muhbirlik yapan hep nakşibendi tarikati ve diğer yobaz dinciler olmuştur. Zaten tarih tekrardan ibarettir. Bugüne bakın o tarikattan gelen insanlar da aynı dedeleri gibi bugün ülkeyi yabancılara peşkeş çekmiş, abd'den talimat almadan adım atmıyor, bu ülkenin askeriyle mahkemesiyle uğraşıyor, pkk'yı yani bu ülkeyi bölmek isteyenlere demokrasi adı altında sırf abd istiyor diye abd'yi memnun etmek için her türlü yalakalığı yapıyor.Onları bizim şehitlerimizden daha çok itibar görür hale getiriyor. Bu ülkenin kururcusu olan Atatürk'ün bütün ilke ve inkılaplarını ortadan kaldırmak için emperyalist güçlerle her türlü işbirliğine giriyor. Daha bunun gibi niceleri...

Onun için bir şeyleri savunurken biraz mantık çerçevesinde savunmak lazım. Görünen köy kılavuz istemezken hayır o köy bizim köyümüz değildir demek ancak bakan körlerin yapabileceği iştir...
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.