BAYRAM CEMİ
04.11.2011
DAR DUASI
Dede: Geldiğiniz yoldan, durduğunuz dardan, çağırdığınız pirden şefaat göresiniz. Darlarınız, divanlarınız kabul ola, muratlarınız hâsıl ola.
Dergâh-ı izzetine yazılmış ola.
Darına durduk Ya Allah!.. Ya Allah!.. Ya Allah!..
Divanına durduk Ya MUHAMMED!.. Ya MUHAMMED!.. Ya MUHAMMED!..
Keremine sığındık Ya ALİ!.. Ya ALİ!.. Ya ALİ!..
İnayet eyleyin Ya On İki İmamlar! Yol gösterin Ya On Dört Masum-u Pâklar!
Yardım eyleyin Ya On Yedi Kemerbestler.
Bağışlanma senin yüzü suyu hürmetine olsun Ya Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli. Bizleri de ceminize alın Ya Kırklar Meclisi!..
Darlarımızı, divanlarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle.
Gerçeğe Hû…
SOHBET……………………………………………
Rızalık:
Dede “Eyvallah canlar! Hep birlikte “ibadet edeceğiz”, yolumuz rıza yoludur, biz sizi sizden alıp Hakk’a teslim edeceğiz. Özünüzdeki Hak’la dâr ve didar olacaksınız. Cenab-ı Allah Kuran’da, “Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın” der.
Bir başka ayette de, “Ey huzura kavuşmuş nefis! Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak” buyrulmuştur.
Biz de size soruyoruz, birbirinizden razı mısınız? Eğer kul, kuldan razı olursa, Allah da o kuldan razı olur. Aranızda dargın ve küskün olanlar, üzerinde kul hakkı bulunanlar varsa dâr meydanına çıkınız ve özünüzü dâra çekiniz. Eğer yoksa “Allah eyvallah” deyiniz. Birbirinizden razı mısınız? Birbirinize haklarınızı helal ediyor musunuz? (Üç defa sorulur.) Eğer ediyorsanız “Edep erkân, sükûtu lisan, mümine nişan gösterin ve birbirinizle niyazlaşın” der.
Taliplerin cümlesi, “Allah eyvallah” diyerek birbirleriyle niyazlaşarak, razılıklarını bildirirler. Herhangi bir problem varsa ortaya atılır ve problem halledilir.
(Edep-erkân oturulur ve cemaatle birlikte salâvat getirilir.)
FAHR-İ KÃİNAT, ÃLEMLERE RAHMET, VERELİM MUHAMMED MUSTAFÃ’YA VE EHL-İ BEYTİ’NE
SALÃVAT: “Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed’in ve alâ Ãl-i Muhammed
FATİHA SURESİ
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adıyla
Hamd âlemler sahibi yüce Allah içindir.
Allah ki acıyandır, koruyandır, sevendir.
Günü gelince ancak
Odur hesap soracak.
Tek sana tapan, senden medet umanlarız biz.
Sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi.
Doğru yoldan ayırma bizi. Aman Rabbi’miz.
İHLÃS SURESİ
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adıyla
Söyle ki gündüz gece
Tanrı tek Tanrı yüce
O doğmaz, doğurmaz, kimse ona denk olmaz.
Salât ve Selamlama:
Salât ve selam sana olsun Ya Muhammed Mustafa
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Aliyy’el Murtaza
Salât ve selam sana olsun Ya Hatice-i Kübra- Fatima-i Zehra.
Salât ve selam sana olsun Ya Hasan-ı Mücdeba.
Salât ve selam sana olsun Ya Hüseyin’i Deşti Kerbelâ
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Zeynel Ãbâ
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Muhammed Bakır Bekâ
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Cafer-i Sadık Sefâ
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Musa-i Kâzım-ı Cismi Pak.
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Ali Rıza Şah-ı Horasan
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Muhammed Taki
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Şah Aliyy’ün Naki
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Hasan Askeri Gazi
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Muhammed Mehdi Sahib-i Zaman
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhül Aliyy’ül Azim.
(Evirip çeviren, kuvvet, kudret sahibi olan ancak Allah’dır.) “Hadis”
TEKBİR ( Kurban bayramında okunacak)
Birlikte tekbir getirilir (3 kere tekrar edilir).
Allahü Ekber... Allahü Ekber... .
Lâ İlâhe İllallahü Vallahü Ekber. Allahü Ekber Velillah-il Hamd.
Allahü Ekber... Allahü Ekber...
Lâ İlâhe İllâllâhü Vallâhü Ekber. Allahü Ekber Velillah-il Hamd.
Allahü Ekber... Allahü Ekber ...
Lâ İlâhe İllâllâhü Vallâhü Ekber. Allahü Ekber Velillah-il Hamd.
TÖVBE
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın Adıyla: “Ey iman edenler! Etkili ögüt veren bir tövbe İle Allah’a yönelin. Umulur ki Rabbiniz, çirkinliklerinizi ve günahlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir.
O gün Allah, Peygamber’i ve onunla birlikte inananları utandırmayacaktır. Onların ışığı önlerinden ve sağ yanlarından koşup gelir. Şöyle derler; “Ey Rabbimiz! Işigimızı tamamla ve bizi bağışla! Sen her şeye kâdirsin, her şeye gücün yeter.”
Eksikliklerimize tövbeler olsun; Tövbe Günahlarımıza Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah..
Allahümme Yarabbi! Benlikten, yaramazlıktan, kibri hasetten, gönlümüzle, gözümüzle, kalbimizle, dilimizle, cemi azalarımızla yapmış olduğumuz günahların cümlesine tövbe ediyoruz, tövbe günahlarımıza Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah..
Tövbe ettik, pişman olduk, döndük senin ululuğuna, yüceliğine, rahmetine ve birliğine sığındık. Her türlü kazayı, belayı, acıyı, afeti, tufanı, gamı, kasveti def etmeye, günahları affetmeye kadirsin.
Affeyle ey Yüce Allah’ım!.
Merhametinin sonsuzluğuna sığınarak, kul beşerdir hata işler, sultan olan da bağışlar niyetiyle, özümüzü dara çekip, tövbe edip sana yalvarıyoruz, tövbe günahlarımıza Estağfurullah, Estağfurullah,
Estağfurullah.. Ey Yüce Allah’ım! Vebâllerimizi Muhammed-Ali dergâhında, Sırrı Kerbela Hakk’ı için bağışla.
NÃDI ALİ
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın Adıyla!
Zorda kaldığında Hazreti İmam Ali’yi çağır…
O Ali ki, üstün niteliklere sahiptir…
Tüm sıkıntı ve güçlüklere karşı ondan medet dile!
Dile ki yardım göresin!
Dile ki mürüvvet bulasın!
Yüce Yaratanın kutlu ışığı aşkına, Ya Allah… Ya Allah… Ya Allah!
Şanlı resulün aydınlığı aşkına, Ya Muhammed… Ya Muhammed… Ya Muhammed!
Kutlu velayetin arıtıcı nuru aşkına, Ya Ali… Ya Ali… Ya Ali!
Himmet eyle Ya Fatıma… Ya Fatıma… Ya Fatıma!
Himmet eyle Ya Hasan… Ya Hasan… Ya Hasan!
Himmet eyle Ya Hüseyin… Ya Hüseyin… Ya Hüseyin!
Yoktur Ali’den güçlü yiğit..
Ve bulunmaz Zülfikar’dan keskin kılıç!
Ey Şahı Merdan…
Ne kutludur ol Murteza aşkına edilen gaza!
Her türlü beladan koru bizi ey rabbimiz…
Münkire karşı tığ ile teber
Mümine zulmedenler olsun heder…
Yoktur Ali’den güçlü yiğit…
Ve bulunmaz Zülfikar’dan keskin kılıç
Eğriyi doğrultan düzgün kılıç!
Ey Şahı Merdan…
Şüphesiz Ali’dir şanlı yiğit!
Dildeki duanın, gönüldeki dileğin kabulü için,
Gerçeğin demine hü!
Secde
Bism-i Şah Allah, Allah!..
İlâhi Yarrabi! Sevgileri ve yücelikleri üzerimize vacip olan Muhammed ve Ali hürmetine cümle insanlığa yardım eyle…
İlâhi Yarabbi! Bu okunan Nâd-i Ali duasının azameti, fazileti, mucizatı, kerameti, hikmeti ve hürmeti hakkı için; şu anda başinı secdeye koymuş ve teslim olmuş canların, dualarını kabul eyle.
Bizlerin de gönüllerimizi ve düşüncelerimizi nurlandırıp, aydınlatarak ilahi nurundan feyz almamızı nasip eyle.
Zor ve sıkıntılı anlarımızda, o olağanüstü hallerin sahibi ve Hakk’ın kudret sırrı, İmam Ali’nin Velayeti hakkı hürmeti için bayramlarımızı mübarek eyle Yarabbi.
Gerçeğe Hü.
Duvazimam
Muhammed Mustafa Ey Şah-ı Merdan!
Ali’yyel Murtaza sana sığındım.
Hatice, Fatıma, Hasan Mücteba
Hüseyin’i Kerbela sana sığındım.
İmam Zeynel ile Muhammed Bakır
Cennet bahçesinde bülbüller şakır
Cafer’i Sadık’a erdik çok şükür
Kâzım, Musa, Rıza sana sığındım.
Muhammed Taki’ye ver bir salâvat
Ali’yyel Naki’den umarız imdat
Hasan El Askeri elaman mürüvvet
Mehdi Sahip Liva sana sığındım.
On Dört Masumu Pâk güruh-u naci
On Yedi Kemerbest derdim ilacı
Pirim Hacı Bektaş serimin tacı
Hünkâr’ı Evliya sana sığındım.
Virdi Derviş senin kulun kurbanın
Yarın Arasat da Ulu divanın
Senin mücrimlere çoktur ihsanın
Pirim Şüca Baba sana sığındım.
TEVHİD
Medet Ey Allah’ım medet
Gel dertlere derman eyle
Yetiş Ya Ali Muhammed
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah Allah!
Allah Allah, Allah Allah!
Hasan, Hüseyin aşkına
Yardım ederler düşküne
İmam Zeynel’in aşkına
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah, Allah!
Allah Allah, Allah, Allah!
İmam Bakır’ın katına
Cafer’in ilmi zatına
Musa, Rıza hürmetine
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah Allah!
Allah Allah, Allah Allah!
Şah Taki’nin hem Naki’nin
İmam Hasan-ül Askeri’nin
Yargılamak senin şanın
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah Allah!
Allah Allah, Allah Allah!
Gelip Hak’tan dilek dile
Mehdi sahip zaman gele
Dedemoğlu secde kıla
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah Allah!
Allah Allah, Allah Allah!
Secde
Bism-i Şah Allah, Allah!..
Ey İlahi! Ey Rahman ve Rahim!
Ey evvellerin evveli, âhirlerin âhiri!
İlahi Ya Rabbi! İlah sensin, mabut sensin, Aliyy sensin.
Cömertlerin cömerdi, yücelerin yücesi, azimsin, kerimsin. Senden başka tapılacak mabut yoktur. Bin bir ismin yüzü suyu hürmeti hakkı için Yardımlarını bizlerden esirgeme Yarabbi!
Bedbahtlıklara yol açan hatalarımızı iyiliğe çevir, Yarabbi!
Bereket ve nimetlerinle bizleri ödüllendir, Yarabbi!
Dualarımız ve ibadetlerimizi tüm insanlığın huzuru, mutluluğu ve esenliği için vesile kıldık, kabul eyle Yarabbi!
Cümle âlemi bizlerle cem eylemeyi nasip eyle Yarabbi!
Duası bizden kabulü Allah’tan ola.
Gerçeğe Hû.
Duvazimam
Medet Allah, ya Muhammed, ya Ali
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Pirim Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Ãdemi Safiyullah atam hakkı için
Muhammed Mustafa Hatem hakkı için
Eyyüb’e verdiğin sitem hakkı için
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Hasan’ın aşkına çekelim zarı
Şah Hüseyin dinimizin serveri
Ãlemin nurusun Cenab-ı bari
Bizi dergâhında mahrum eyleme.
Zeynel’in canına kıldılar ceza
Muhammed Bakır’dır sırrı Murtaza
İmam Cafer, Kazım, Musa-i Rıza
Bizi dergâhında mahrum eyleme
Derviş Muhammed’im ey gani Kadir
Taki, Naki, Asker Rehnumanımdır,
Muhammed Mehdi’ye niyazım budur
Bizi dergâhından mahrum eyleme.
TEVHİD
Şu âleme nur doğdu / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Yeşil kandilden nur indi / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Hakk lâ ilâhe illâllah
İllâllah şah illâllah
Lâ ilâhe illâllah
Muhammed Resulallah
Sen Ali’msin güzel Şah
Şahım eyvallah, eyvallah
(Nakarat)
Huri kızların hepsi / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed dinin tapusu / Lâ İlâhe İllâllah
Açıldı cennet kapısı / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Nakarat
Muhammed anadan düştü / Lâ İlâhe İllâllah
Kâfirlerin aklı şaştı / Lâ İlâhe İllâllah
Bin bir putlar yere geçti / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Nakarat
Huri kızları geldiler / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed dinin sordular / Lâ İlâhe İllâllah
Nurdan kundağa sardılar / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Nakarat
Muhammed kalktı oturdu / Lâ İlâhe İllâllah
Ãlemi nura batırdı / Lâ İlâhe İllâllah
Yer gök Salâvat getirdi / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Nakarat
Şah Hatayi’m ey kardaşlar / Lâ İlâhe İllâllah
Güzel olur hep bu işler / Lâ İlâhe İllâllah
Secdeye indi hep başlar / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
MÜNÃCAT DUASI (EL AÇARAK)
Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.
Ey yüce Allah’ım! Ellerimizi açtık, boynumuz büktük sana yalvarıyoruz. Dualarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Sana açılan ellerimizi boş çevirme.
Ey yüce Allah’ım! Sana hamd olsun ki, bizleri sana kul, Habibin Muhammed Mustafa’ya ümmet, Veli ve vasi olan Aliyyül Mürteza’ya talip ve soyuna taraf kıldın Yarabbi.
Hatice-i Kübra ve Cennet Seyyidesi Fatıma-i Zehra’nın hürmeti hakkı için, rahmetini bizlerden esirgeme Yarabbi.
Rahman ve Rahim olan adın yüzü suyu hürmetine, İmam Hasan ve Şehitler Şahı İmam Hüseyin’in sevgisi ile gönüllerimizi nurlandır Yarabbi.
Yerin, göğün sahibi olan ey yüce Allah’ım.
Yakınlarım deyip, salâtı ve sevmeyi bizlere farz kıldığın Ehlibeyt ve On İki İmamların yüzü suyu hürmetine, yardımlarını bizlerden esirgeme Yarabbi.
Ey yüce Rabbim! Esma-i Hüsna’nın yüzü suyu hürmetine sana sığınanları her türlü kazalardan, kederlerden, görünür görünmez afetlerden ve felaketlerden emin eyle Yarabbi.
Ey Yüce Rabbim! Merhametinin sonsuzluğuna sığınarak “kul beşerdir hata işler, Sultan olan da bağışlar” niyetiyle özümüzü dara çekip, tövbe edip sana yalvarıyoruz. Dualarımızı kabul, günahlarımızı affeyle Yarabbi.
Sen evvelsin, âhirsin, zâhir ve bâtınsın, dua edenin duasını kabul edensin. Ãlemlere rahmet olarak yarattığın Muhammed Mustafa’nın masum ve pak olduğuna şahadet ettiğin Ehlibeyt’in yüzü suyu hürmeti hakkı için yurdumuzu, ulusumuzu, varlığımızı, birliğimizi, dirliğimizi sonsuz eyle. Kahraman ordularımızın sözünü üstün, kılıcını keskin eyle. Ülkemizin Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına ve tüm şehitlerimize rahmetini esirgeme Yarabbi.
Aramızda olmayıp da gönülleri ile aramızda olanların da dualarını ve niyetlerini kabul eyle. Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. Sırat el müstakim yoluna ilet bizleri Yarabbi.
Maddi ve Manevi hak yolundaki emeklerimizin kabul edileceğini müjdeleyen âyetin gösterdiği yolda gitmemiz için şefaatinize sığınırız Ya Muhammed, Ya Ali!
Ülkemizin selameti için, dualarımızın kabulü için, geçmişlerimizin ruhları için, Allah rızası için el Fatiha…
BAYRAM CEMİ SAHBET BAŞLAMA SAATİ: 06.45
CEME BAŞLAMA SAATİ : 07:30
KURBAN BAYRAMI MUHABBETİ
Ziyaret eylesem ulu dergâhı
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Sen benimsin derse Erenler Şahı
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Kadir Mevlam, kuluna ihsan edince
Aşk mülküne seni ferman edince
Özünü gönlüne sultan edince
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Böyle buyurmuştur cana sadıklar
Aşkın ateşinden bağrı yanıklar
Hak ile Hak olup Hakk’a âşıklar
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Saf olur gönüller pak olur diller
Murat alır murat isteyen kullar
Açılır kapılar doğrulur yollar
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Genci Abdal “Hakk-el yakiyn” sözünde
Hidayet ettiler batın yüzünde
Görüp zatı kendi özünde
Bayram kurban seyran ol zaman olur.
Sevgili canlar, hepinize aşk-ı niyaz ediyorum. Bir Kurban Bayramı ceminde yine buluştuk. İnşallah hep beraber nice bayramlara ulaşmayı Cenab-ı Allah’tan Ehlibeyt’in muhabbeti aşkına niyaz ediyoruz. Bugün cem olduk, toplandık. Cem olmak nedir? Allah’ta birlenmek, vahdet olmak, yekvücut olmaktır. Kâinat Allah’ın zuhurudur. Ãlemde var olan her eserde var edeni görmek, varlığın birliğine ermek, tevhit olmak için bayramı vesile kıldık, birlik meydanına geldik. Bütün kavgalar, vahşetler senlik benlik kavgasından meydana gelmiştir. Gözlerimiz bize örnektir: İki göz bir görüyor, fakat beşerin cehlinden doğan anlayış biri iki görüyor. Bunca kötülüğün anası, biri iki gören cehlimizden doğan anlayıştır.
Ãşık sandığı göz kaş imiş
Bilmedi nakş olan nakkaş imiş
Onu âşık eyleyendir ol Hüda
Nakşı seven olur mu nakkaştan cüda
Bayramlar insanlığın paylaşımına, muhabbetine, birliğine vesile kılınmıştır. Cenab-ı Allah cümle insanlığa mutlu, huzurlu, savaşsız ve kavgasız bir dünyada barış içinde yaşamayı nasip eylesin. Bayramların bir zahir bir de batın olmak üzere iki veçhesi vardır.
Bugün küskünler dargınlar niyazlaşıp barışırlar. Yolumuz “Ağlattığın varsa güldür, döktüğün varsa doldur, incittiğin gönül varsa tamir et” der. Bu günler niyazlaşmalara vesile olur. Yaşlılar, kimsesizler ziyaret edilir. Küçükler sevindirilir, insanlar birbirilerine ikramda bulunurlar. Kabirler ziyaret edilip geçmişlere dua edilir. Cenab-ı Mevla bir anlamda insanlığa vicdani sorumluluklarını hatırlatır. İnsan anne ve babasından, eşinden, işinden, aşından, çevresinden sorumludur.
Kuran “Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve çaresizlere yardımda bulunun.” der. Bu sorumluk hem bizi yaratana karşı sorumluluğumuz hem de insani ve vicdani sorumluluğumuzdur. Hastaları, bakımevinde olan kimsesizleri ziyaret etmeliyiz. Onları ziyaret etmek, gönüllerini kazanmak Hakk’ı ziyaret etmek misalidir. Buna bir örnek verecek olursak Cenab-ı Allah, Hz. Musa’ya: “Ey Musa, ben hasta oldum. Neden beni sormadın, ziyaret etmedin?” diye sorar. Musa: “Ey Allahım, ben seni nasıl ziyaret edebilirim, bundaki hikmet nedir?” diye sorunca Cenab-ı Allah, “Falan kulum hasta idi, onu ziyaret etsen beni ziyaret etmiş olurdun.” der. Ve yine sorar: “Ben dün gece aç idim, neden bana yiyecek bir şey getirmedin?” Musa: “Rabbim, ben sana nasıl yiyecek getirebilirim, bunun hikmeti nedir?” der. Cenab-ı Allah: “Ey Musa, falan komşun aç idi, eğer ona yiyecek bir şeyler götürseydin bize getirmiş olurdun.” der. Bu kıssadan anlıyoruz ki, halka yapılan hizmet Hakk’a yapılmıştır. Çaresiz, zayıf, yolda kalmış dertli insanlara yardım etmek, gönlünü hoş tutmak insani vazifemizdir. Allah’ın rızalığı baha (bir değer) ile değil, ibadet ile değil; sevindirdiğimiz, dertlerine ortak olduğumuz gönüllerle kazanılır. Cenab-ı Allah: “Ben mahzun, kırık kalplerdeyim” demiştir. Gönül Allah’ın nazargâhıdır. Ehlibeyt-i Ãl-i Ãbâ yolu olan Alevilikte gönül incitmek yoktur. Gönülleri fethetmek vardır. Mürşidimiz Hacı Bektaş-ı Veli: “İncinsen de incitme” der. Hakkın nazargâhı olan gönlü incitmek, Allah’ı incitmektir. Hz. Muhammed bir nutkunda: “Her kim kızım Fatma’yı incitirse beni incitmiştir, beni incitense hakkı incitmiştir.” der. İnsanı sevmeyen, insana hürmet ve merhamet beslemeyen Allah’ı sevemez, Hak katında makbul da olamaz; zira Kuran: “Birbirinizi sevmedikçe hakikatte iman etmiş olmazsınız” der. Hakk’a giden yol insandan geçer. İnsana zulüm eden, merhamet etmeyen, insanı hor gören bin yıl dizleri ibadette yara olsa, alnı secdede çürüse Hakk’a yakınlık bulamaz.
Koca Pir Türkmen Yunus,
“İster bin kez namaz kıl
İster bin kez hacca git
Eğer bir kez gönül kırar isen
Var git yollar doku” der.
Kuran: “İnsanlığın hayrına ve barışına yönelik işler yapın, insanlık için değer üretin” der. Şeytan, şeytanlığını insana asi olduğu için aldı; melek de kutsiyetini insana secde etmekle kazandı. Beşerin bu kıssadan hisse alması gereklidir. Birbirini sevmeyen, Ãdem’i hak bilmeyen, kendi özünü bilmeyen sureta insan olsa da, bin yıl ibadet yapsa da, Hakk katında asidir. İnsan Hakk’a ayna olmuştur. Allah’ın kendi özünden hâlk eylediği en şerefli varlıktır. Fakat bir yüzüyle hayvanları dahi utandıracak esfel, aşağının aşağısı mahlûkat vasfına da düşebilecek bir varlıktır. İnsan ünsiyet (nefsinde seyir ü sülük etmiş) etmiş, ahlaki olgunluğunu tamamlamış olana derler; yoksa her sureti insana insan demezler. İnsan nerden gelip nereye gittiğini bilen, yaratılış gayesine eren ve ona göre yaşayan; elinden, dilinden, belinden emin olunan kişiye derler. İnsanı anlatmak uçsuz bucaksız, hadsiz hudutsuz varlığı kelimelere sığdırmak imkânsızdır. Ne kadar anlatılsa bir kuşun gagasıyla ummandan aldığı bir damla misalidir. Nefsini bilen bildi Rabbini; nefsini bilmeyen, kendinden gafil olan nereden bildi Ãdem’in ne olduğunu, Hakk’ın ne olduğunu. Cenab-ı Allah insanı kendi özünden yaratıp ona ruhundan bahşetmiştir.
Gaybi Sultan der ki:
“Her ne varsa âlemde örneği var âdemde
Bul seni sen bu demde âdeme gel âdeme”
Ehlibeyt-i Ãl-i Ãbâ yolu olan Alevilikte insan, merkeze konmuştur. Allah’a giden yol da kul hakkının rızalığından geçer. Öyleyse, hem bizi yaratana karşı hem ana babamıza karşı ve hem de çevremize, aşımıza, işimize, eşimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiz gerekiyor. Ve yine kurban bahsine dönecek olursa iki veçhesi (yüzü) olduğunu; biri zahir, biri batın manası olduğunu söylemiştik. Sosyal yönünü ifade etmeye çalıştık.
Kurbanın anlamı “kurb” kökünden alınmıştır. Yakınlaşma “Allah’a yakınlaşma” anlamına gelir. Hz. İbrahim’in gördüğü rüya sonucu oğlunu kurban etmek istemesi, sonra kurbanlık inmesi ve onu kurban etmesi misal olunmuştur ve bugünkü haliyle gelenekleşmiştir. Fakat Hz. İbrahim’in yaşadığı bu olayın manasını anlayamayan, asıl anlatılmak istenenin dışında kalmıştır. Kuran kendisi bir zahir, yedi batın manasının olduğunu bizlere ifade etmiştir. Öyleyse bu vakayı sadece bir yönü ile değerlendirmek yetersiz ve amacına ulaşmamış olur. Kuran: “Kestiğiniz kurbanlar Hak katına yükselmez; sadece sizin iyi niyetiniz ve takvanız bize gelir” demiştir. Ve yine Kuran: “Allah takva sahiplerinin kurbanını kabul eder” demiştir. Görüyoruz ki niyet çok önemlidir. İnsanın ilimden aşka, ruhunun topraktan Allah’a seyrini, miracını yapıp kemalinin tamamlanışını da ifade eder.
Kurban Bayramı’nda insanlar toplu olarak hayvan keser; yoksula, fakire fukaraya verir, hayırda bulunur. Fakat bizi Allah’a yakınlaştıracak olan asıl kurban, hayvani fiillerin kurban edilmesidir. Deveyle anlatılan mana kinini, kibrini kesmesi; sığırla anlatılan mana insanın şehvetini kesmesini, koyunla anlatılan mana ise insanın benliğini Hakk’a kurban etmesini ifade eder. İnsanın benliğinden doğan hırsı, makamı, mevkiyi, şehveti, haseti, fesatı, nefreti kesemeyen insan, şeytanın oyuncağı olmuştur. Bu kimse ne kadar kurban keserse kessin kendi nefsinin kurbanı olmaktan kurtulamaz. Alevilikte musahip ceminde dört can bir olur, boynuna tığı bent takılır, meydana getirilir; burada asıl kurban, insanın kendisidir. Kendi rızasıyla gelmiştir. Artık Hak yoluna girmiş, ikrar vermiş, tarikten geçmiş ve tövbe kapısına girip bütün nefsani fiillerini keseceğine ve terk edeceğine dair kendisinden biat alınmıştır. Erenler “Kıyamazsan başı cana / Uzak dur, girme meydana / Bu yolda nice başlar kesilir / Hiç sorar olmaz” demişlerdir. İşte burada kesilen başlar; hırs, kin, nefret, şehvet, gazap, öfke başlarıdır. Bu huylar kesilmedikçe insanlığa kadem basmış olmayız.
Bizi Allah’a yaklaştıracak asıl hikmet Kuran’da ifade edilmiştir. “İllel meveddete fil kurb’a” (ŞÃ»ra Suresi, 23. ayet) “Size bildirdiğim din ve tebliğ karşısında sizden hiçbir ücret istemiyorum; yalnızca Ehlibeytime muhabbet, sevgi ve mutlak bağlılık istiyorum” Bu ayette Ehlibeyt’i “Kurb’um” (yakınım) olarak ifade etmiş. Bizi Allah’a ulaştıracak olan asıl yakınlık, Ehlibeyt’in muhabbeti ve sevgisiyle, ahlakıyla süslenip kendi ahlakının kötülüklerini kesmesidir. Bizi Hakk’a yakınlaştıracak olan asıl değer budur.
“İslam’ım” diyenlere şunu sormak veya hatırlatmak lazım: Dört bin yıl önce gerçekleşen ve bunu gelenekleştiren, bayram haline getirilip hatırı güdülen ve bu misale ağlayan Müslümanlar, Hz. Muhammed’in torunlarını, Hak yolunun gerçek kurbanlarını neden anmazlar? Bu kurbanın dedesi Hz. Muhammed, babası Hz. Ali, anası Hz. Fatma’dır. Hz Muhammed Efendimizin torunları olan “Cennet seyitlerim” dediği Hz. Hasan’ı katleden, kızı Fatma Anamıza türlü cefalar eden, Hz. Hüseyin’i yetmiş iki kişiyle eşi benzeri görülmemiş bir şekilde susuz olarak kendi Peygamberinin torunlarını haksız bir şekilde vahşetle katledenlerin İslam oluşlarındaki samimiyet ne derece doğru olabilir? Ve bu vahşetin faillerinin yardakçıları olanlar ve yüzyıllardır onları “Hazret” diye övenlerin arkasından gidenlerin, Hz. Peygamber’e duydukları sevgi ve İslam oluşlarındaki samimiyet ne kadar doğrudur? Bunu bir kez daha düşünmek lazımdır.
Hakiki İslam olanlar ve Peygamber’i cân-ı gönülden sevenler Kurban Bayramı’ndan yirmi gün sonra Hz. Hüseyin ve Kerbela Şehitleri aşkına orucunu tutacak, matemini ve yasını çekeceklerdir. Yüce Allah bizleri Ehlibeyt’inin muhabbetinden, sevgisinden ve yolundan ayırmasın.
Dini sadece biçim ve şekil olarak algılayanlar mana yüzünden, hakikatinden beri kalmışlardır. Dini örf, adet ve gelenekle sınırlamış; asıl gayeden uzaklaştırmışlardır. Dini algılayışı dar olan bu anlayışın elinde Alevi toplumu yüzyıllar boyunca çok sıkıntılar çekmiştir. Asıl adı “Otmanlı” olan, Osmanlı’yı kuran, Alevilik anlayışıdır. Ahiyan, Bacıyan, Abdalan, Gaziyan, Rumiyan ve yeniçeriler Hacı Bektaş-ı Veli’nin kurduğu teşkilatlardır. Fakat 1517’den sonraki uygulamalarda Aleviler çeşitli katliamlara uğramışlar, baskılara ve iftiralara maruz kalmışlardır. Osmanlı’nın uyguladığı bu politika, imparatorluğu yıkıma götürürken o ulvi değerleri de kendisiyle birlikte yok etmiştir. Bugün basında, medyada Osmanlı’nın adaletinden, eşitlikçi anlayışından, bütün dünyaya ilmi değerleri taşıdığından bahsedilir. 1517’ye kadar Hacı Bektaş Veli’nin ve Anadolu erenlerinin biçimlendirdiği devlet anlayışının uygulamasıdır. İnanç olarak da Ehlibeyt-i Ãl-i Ãbâ yolu olan Alevilik anlayışıydı. Fakat tarihçiler bu gerçeği açıklamaktan kaçınmışlardır. Yavuz Selim, Emevi ve Arap milliyetçiliğinin din kisvesine büründürdüğü anlayışı İslam olarak Anadolu halkına dayatmış, kabul etmeyenler kılıçtan geçirilmiş ve onlara zulüm edilmiştir. Kılıç korkusundan kabul edenler de zaman içerisinde asimile olmuş, kendi öz değerlerinden uzaklaştırılmıştır. Ehlibeyt’i sevenler iftiralarla karalanmış, bulunduğu yerde öldürülmesine dair fetvalar verilmiştir. Toplum ikiye bölünmüş, kardeşi kardeşe düşman etmişlerdir. Medyada zaman zaman şu açıklamalar geçiyor: “Osmanlı döneminde böyle bir sorun yoktu. Beraber yaşanıyordu.” Bu, tarihsel değerleri iyi niyet adına da olsa saptırmaktır. Oysa Otmanlı’nın devlet anlayışı Ahmet Yesevi değerlerinin, Hacı Bektaş-ı Veli ile biçimlendirilmiş modelidir. Laiklik anlayışı Alevilerin Osmanlı’da uyguladığı yönetim biçimiydi.
Bugün de Ulusal Kurtuluş Savaşımızın büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün oluşturmuş olduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda temel unsurun Alevilik olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu ülkenin asli unsurları olan Aleviler, siyasi propagandaların ve istismarların sonucunda vatandaşlık haklarından mahrum oldukları gibi, inançlarından dolayı da aşağılanmıştır. Fakat Alevilik inancı, İslam’ın özünü oluşturan Ehlibeyt değerleridir. İslam eşittir Ehlibeyt’tir, Ehlibeyt de İslam’dır. Her kim bunun dışında bir yol tutmuşsa bâtıldır, sapmıştır.
Aleviliğin Ehlibeyt değerleri olduğu ve İslam’ın hakikati olduğu yeniden gün yüzüne çıkmaktadır. Saklanan, saptırılan İslam tarihi ile birlikte hakikatler gün yüzüne çıkacaktır. Anadolu’yu ilmek ilmek dokuyan bu inanç, Türk kültürünün bütün değerlerini sazıyla, deyişiyle, duvaz-ı imamlarıyla bugüne getirmiştir. Aleviler, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk’ün ilkelerine ve değerlerine canı ile bağlıdır. Atatürk sevgisi Hacı Bektaş, Mevlana, Yunus, Pir Sultan ve Anadolu erenleri ile harmanlanmış, yüreklere işlenmiştir. Sevgi, barış, varlığın birliği, yetmiş iki milleti bir gözle gören, yaratılmışı Yaratan’dan ötürü seven bu anlayışı gelecek kuşaklara taşımaya devam edeceğiz. İnsani değerlerin yaşaması insanın yaşaması, var olması demektir.
Ãşık ne diyor:
İnsanı Hak bilip sevmeyen
Bir gönüle girip mihman olmayan
Verdiği ikrara sadık kalmayan
Gece gündüz secde etse nafile
Kalbinden atmayan kini nefreti
İnsanlığa olmaz sevgi hürmeti
Kendinde görmezse her hakikati
Bütün ilimleri yutsa nafile
İçinde var ise kin ile nefret
Onda mevcut olmaz sırrı hakikat
Helali haramı etmiş ganimet
İlmin gıdasından tatsa nafile
İnsani değerlere hizmet edenler Hakk’a hizmet edenlerdir. Kine, kibre, nefrete, hizmet edenler de şeytana hizmet edenlerdir. Biz insanlığın barışına, hayrına hizmet etmeyi Hakk’a hizmet etmek olarak anladık. Kuran: “Muhakkak ki müminler birbirilerinin kardeşleridir. Kardeşlerinizin aralarını bulun, Allah’tan sakının ki rahmete ulaşasınız” demektedir. Bu nedenle barışı, sevgiyi, insani değerleri yaşatmayı ve yaşamayı görev olarak Ehlibeyt-i Ãl-i Ãbâ’dan aldık. “İnsan”ı merkeze aldık. İnsani değerleri her şeyin üzerinde tuttuk. Büyük Mürşit Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli: “Yerkürenin veya muayyen bir bölgenin hayatı insandır. İnsanların hayatları ruhtur. Ruhun hayatı akıldır. Aklın hayatı ilimdir. İlmin hayatı ameldir. Amelin hayatı doğruluktur” der. Kuran: “İçinizde hayra çağıran, doğruyu güzeli emreden, kötü ve çirkinliklerden alıkoyan bir topluluk olsun. Kurtuluşa ve zafere eren, işte onlardır.” der.
Alevi inancı ayıran değil, birleştirendir. Dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun ayırım yapılmaz. Kimsenin kimseden herhangi bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük yalnız takvadadır. Hz. Ali: “Ey Malik! Halk iki sınıftır. Bir kısmı dinde kardeştir sana, bir kısmı da yaratılışta eştir sana” der. Biz de bu şiardan yola çıkarak kurduğumuz Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı Dedeler Kurumu olarak hem inançsal değerlerle birlikte laik Türkiye Cumhuriyeti’ne, Atatürk ilke ve değerlerine sahip çıkarak vatanın bölünmez bütünlüğüne, birliğine ve barışına hizmet etmeyi amaçladık. Ancak 25 milyon nüfusu olan Aleviler kendi vatandaşlık haklarından mahrum durumdadırlar. Uzun zamandır verdiğimiz mücadelelerden olumlu sonuçlar almaya başladık. Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı hizmet içi kurslarla inanç önderlerinin yetişmesini sağlamış, halkı Alevilik konusunda aydınlatmak amacı ile Anadolu’nun bütün bölgelerini tek tek taramıştır. Yurtiçinde ve yurtdışında faaliyetlerine devem etmektedir. Balkanlar’da çalışmalar halen devam etmektedir. Hacı Bektaş Veli: “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” demiştir. İnsan sevgisine dayanan bu yüce inancın öğretim ve uygulama yeri olan cemevlerimize sahip çıkmak hepimizin görevidir. Cemevlerimizde her perşembe akşamı cem ibadeti icra edilmektedir. Unutmayalım ki, bir çocuğun ahlaki gelişiminin biçimleneceği, kendi inanç ve öğretisini alacağı mekânlar olan cemevleri sadece bir bina değil; değerlerimizin yaşadığı, yaşatıldığı mekândır.
Hz. Ali: “Gençlerin gönlü, ekilmemiş tarlaya benzer. Orada ne ekerseniz o biter” demiştir. Ehlibeyt’in değerlerini, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin değerlerini çocuklarımıza aşılamamız, yarınlara onurlu, insanca bir yaşamı getirecektir.
Ey analar,babar! Çocuklarınızın yüreklerini kin ve nefret tohumlarından uzak tutunuz çünkü yarınlarınlarınız da şiddet biçmiş olacaksınız,kardeşlik barış ve sevgi tohumları ülkemiz için mutluluk ve güzellikler getirecektir.
Sevgili canlar kurban bayramımızın yaşadığımız tüm zorlukları ve sıkıntıları alıp götürmesini hayır kapılarınıda sonuna kadar açmasını diliyorum. Hepimizin bayramını içten dileklerimle tebrik ediyorum.
Ali YÜCE
Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı
DAR DUASI
Dede: Geldiğiniz yoldan, durduğunuz dardan, çağırdığınız pirden şefaat göresiniz. Darlarınız, divanlarınız kabul ola, muratlarınız hâsıl ola.
Dergâh-ı izzetine yazılmış ola.
Darına durduk Ya Allah!.. Ya Allah!.. Ya Allah!..
Divanına durduk Ya MUHAMMED!.. Ya MUHAMMED!.. Ya MUHAMMED!..
Keremine sığındık Ya ALİ!.. Ya ALİ!.. Ya ALİ!..
İnayet eyleyin Ya On İki İmamlar! Yol gösterin Ya On Dört Masum-u Pâklar!
Yardım eyleyin Ya On Yedi Kemerbestler.
Bağışlanma senin yüzü suyu hürmetine olsun Ya Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli. Bizleri de ceminize alın Ya Kırklar Meclisi!..
Darlarımızı, divanlarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle.
Gerçeğe Hû…
SOHBET……………………………………………
Rızalık:
Dede “Eyvallah canlar! Hep birlikte “ibadet edeceğiz”, yolumuz rıza yoludur, biz sizi sizden alıp Hakk’a teslim edeceğiz. Özünüzdeki Hak’la dâr ve didar olacaksınız. Cenab-ı Allah Kuran’da, “Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın” der.
Bir başka ayette de, “Ey huzura kavuşmuş nefis! Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak” buyrulmuştur.
Biz de size soruyoruz, birbirinizden razı mısınız? Eğer kul, kuldan razı olursa, Allah da o kuldan razı olur. Aranızda dargın ve küskün olanlar, üzerinde kul hakkı bulunanlar varsa dâr meydanına çıkınız ve özünüzü dâra çekiniz. Eğer yoksa “Allah eyvallah” deyiniz. Birbirinizden razı mısınız? Birbirinize haklarınızı helal ediyor musunuz? (Üç defa sorulur.) Eğer ediyorsanız “Edep erkân, sükûtu lisan, mümine nişan gösterin ve birbirinizle niyazlaşın” der.
Taliplerin cümlesi, “Allah eyvallah” diyerek birbirleriyle niyazlaşarak, razılıklarını bildirirler. Herhangi bir problem varsa ortaya atılır ve problem halledilir.
(Edep-erkân oturulur ve cemaatle birlikte salâvat getirilir.)
FAHR-İ KÃİNAT, ÃLEMLERE RAHMET, VERELİM MUHAMMED MUSTAFÃ’YA VE EHL-İ BEYTİ’NE
SALÃVAT: “Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed’in ve alâ Ãl-i Muhammed
FATİHA SURESİ
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adıyla
Hamd âlemler sahibi yüce Allah içindir.
Allah ki acıyandır, koruyandır, sevendir.
Günü gelince ancak
Odur hesap soracak.
Tek sana tapan, senden medet umanlarız biz.
Sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi.
Doğru yoldan ayırma bizi. Aman Rabbi’miz.
İHLÃS SURESİ
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adıyla
Söyle ki gündüz gece
Tanrı tek Tanrı yüce
O doğmaz, doğurmaz, kimse ona denk olmaz.
Salât ve Selamlama:
Salât ve selam sana olsun Ya Muhammed Mustafa
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Aliyy’el Murtaza
Salât ve selam sana olsun Ya Hatice-i Kübra- Fatima-i Zehra.
Salât ve selam sana olsun Ya Hasan-ı Mücdeba.
Salât ve selam sana olsun Ya Hüseyin’i Deşti Kerbelâ
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Zeynel Ãbâ
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Muhammed Bakır Bekâ
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Cafer-i Sadık Sefâ
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Musa-i Kâzım-ı Cismi Pak.
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Ali Rıza Şah-ı Horasan
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Muhammed Taki
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Şah Aliyy’ün Naki
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Hasan Askeri Gazi
Salât ve selam sana olsun Ya İmam Muhammed Mehdi Sahib-i Zaman
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhül Aliyy’ül Azim.
(Evirip çeviren, kuvvet, kudret sahibi olan ancak Allah’dır.) “Hadis”
TEKBİR ( Kurban bayramında okunacak)
Birlikte tekbir getirilir (3 kere tekrar edilir).
Allahü Ekber... Allahü Ekber... .
Lâ İlâhe İllallahü Vallahü Ekber. Allahü Ekber Velillah-il Hamd.
Allahü Ekber... Allahü Ekber...
Lâ İlâhe İllâllâhü Vallâhü Ekber. Allahü Ekber Velillah-il Hamd.
Allahü Ekber... Allahü Ekber ...
Lâ İlâhe İllâllâhü Vallâhü Ekber. Allahü Ekber Velillah-il Hamd.
TÖVBE
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın Adıyla: “Ey iman edenler! Etkili ögüt veren bir tövbe İle Allah’a yönelin. Umulur ki Rabbiniz, çirkinliklerinizi ve günahlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir.
O gün Allah, Peygamber’i ve onunla birlikte inananları utandırmayacaktır. Onların ışığı önlerinden ve sağ yanlarından koşup gelir. Şöyle derler; “Ey Rabbimiz! Işigimızı tamamla ve bizi bağışla! Sen her şeye kâdirsin, her şeye gücün yeter.”
Eksikliklerimize tövbeler olsun; Tövbe Günahlarımıza Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah..
Allahümme Yarabbi! Benlikten, yaramazlıktan, kibri hasetten, gönlümüzle, gözümüzle, kalbimizle, dilimizle, cemi azalarımızla yapmış olduğumuz günahların cümlesine tövbe ediyoruz, tövbe günahlarımıza Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah..
Tövbe ettik, pişman olduk, döndük senin ululuğuna, yüceliğine, rahmetine ve birliğine sığındık. Her türlü kazayı, belayı, acıyı, afeti, tufanı, gamı, kasveti def etmeye, günahları affetmeye kadirsin.
Affeyle ey Yüce Allah’ım!.
Merhametinin sonsuzluğuna sığınarak, kul beşerdir hata işler, sultan olan da bağışlar niyetiyle, özümüzü dara çekip, tövbe edip sana yalvarıyoruz, tövbe günahlarımıza Estağfurullah, Estağfurullah,
Estağfurullah.. Ey Yüce Allah’ım! Vebâllerimizi Muhammed-Ali dergâhında, Sırrı Kerbela Hakk’ı için bağışla.
NÃDI ALİ
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın Adıyla!
Zorda kaldığında Hazreti İmam Ali’yi çağır…
O Ali ki, üstün niteliklere sahiptir…
Tüm sıkıntı ve güçlüklere karşı ondan medet dile!
Dile ki yardım göresin!
Dile ki mürüvvet bulasın!
Yüce Yaratanın kutlu ışığı aşkına, Ya Allah… Ya Allah… Ya Allah!
Şanlı resulün aydınlığı aşkına, Ya Muhammed… Ya Muhammed… Ya Muhammed!
Kutlu velayetin arıtıcı nuru aşkına, Ya Ali… Ya Ali… Ya Ali!
Himmet eyle Ya Fatıma… Ya Fatıma… Ya Fatıma!
Himmet eyle Ya Hasan… Ya Hasan… Ya Hasan!
Himmet eyle Ya Hüseyin… Ya Hüseyin… Ya Hüseyin!
Yoktur Ali’den güçlü yiğit..
Ve bulunmaz Zülfikar’dan keskin kılıç!
Ey Şahı Merdan…
Ne kutludur ol Murteza aşkına edilen gaza!
Her türlü beladan koru bizi ey rabbimiz…
Münkire karşı tığ ile teber
Mümine zulmedenler olsun heder…
Yoktur Ali’den güçlü yiğit…
Ve bulunmaz Zülfikar’dan keskin kılıç
Eğriyi doğrultan düzgün kılıç!
Ey Şahı Merdan…
Şüphesiz Ali’dir şanlı yiğit!
Dildeki duanın, gönüldeki dileğin kabulü için,
Gerçeğin demine hü!
Secde
Bism-i Şah Allah, Allah!..
İlâhi Yarrabi! Sevgileri ve yücelikleri üzerimize vacip olan Muhammed ve Ali hürmetine cümle insanlığa yardım eyle…
İlâhi Yarabbi! Bu okunan Nâd-i Ali duasının azameti, fazileti, mucizatı, kerameti, hikmeti ve hürmeti hakkı için; şu anda başinı secdeye koymuş ve teslim olmuş canların, dualarını kabul eyle.
Bizlerin de gönüllerimizi ve düşüncelerimizi nurlandırıp, aydınlatarak ilahi nurundan feyz almamızı nasip eyle.
Zor ve sıkıntılı anlarımızda, o olağanüstü hallerin sahibi ve Hakk’ın kudret sırrı, İmam Ali’nin Velayeti hakkı hürmeti için bayramlarımızı mübarek eyle Yarabbi.
Gerçeğe Hü.
Duvazimam
Muhammed Mustafa Ey Şah-ı Merdan!
Ali’yyel Murtaza sana sığındım.
Hatice, Fatıma, Hasan Mücteba
Hüseyin’i Kerbela sana sığındım.
İmam Zeynel ile Muhammed Bakır
Cennet bahçesinde bülbüller şakır
Cafer’i Sadık’a erdik çok şükür
Kâzım, Musa, Rıza sana sığındım.
Muhammed Taki’ye ver bir salâvat
Ali’yyel Naki’den umarız imdat
Hasan El Askeri elaman mürüvvet
Mehdi Sahip Liva sana sığındım.
On Dört Masumu Pâk güruh-u naci
On Yedi Kemerbest derdim ilacı
Pirim Hacı Bektaş serimin tacı
Hünkâr’ı Evliya sana sığındım.
Virdi Derviş senin kulun kurbanın
Yarın Arasat da Ulu divanın
Senin mücrimlere çoktur ihsanın
Pirim Şüca Baba sana sığındım.
TEVHİD
Medet Ey Allah’ım medet
Gel dertlere derman eyle
Yetiş Ya Ali Muhammed
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah Allah!
Allah Allah, Allah Allah!
Hasan, Hüseyin aşkına
Yardım ederler düşküne
İmam Zeynel’in aşkına
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah, Allah!
Allah Allah, Allah, Allah!
İmam Bakır’ın katına
Cafer’in ilmi zatına
Musa, Rıza hürmetine
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah Allah!
Allah Allah, Allah Allah!
Şah Taki’nin hem Naki’nin
İmam Hasan-ül Askeri’nin
Yargılamak senin şanın
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah Allah!
Allah Allah, Allah Allah!
Gelip Hak’tan dilek dile
Mehdi sahip zaman gele
Dedemoğlu secde kıla
Gel dertlere derman eyle.
Allah Allah, Allah Allah!
Allah Allah, Allah Allah!
Secde
Bism-i Şah Allah, Allah!..
Ey İlahi! Ey Rahman ve Rahim!
Ey evvellerin evveli, âhirlerin âhiri!
İlahi Ya Rabbi! İlah sensin, mabut sensin, Aliyy sensin.
Cömertlerin cömerdi, yücelerin yücesi, azimsin, kerimsin. Senden başka tapılacak mabut yoktur. Bin bir ismin yüzü suyu hürmeti hakkı için Yardımlarını bizlerden esirgeme Yarabbi!
Bedbahtlıklara yol açan hatalarımızı iyiliğe çevir, Yarabbi!
Bereket ve nimetlerinle bizleri ödüllendir, Yarabbi!
Dualarımız ve ibadetlerimizi tüm insanlığın huzuru, mutluluğu ve esenliği için vesile kıldık, kabul eyle Yarabbi!
Cümle âlemi bizlerle cem eylemeyi nasip eyle Yarabbi!
Duası bizden kabulü Allah’tan ola.
Gerçeğe Hû.
Duvazimam
Medet Allah, ya Muhammed, ya Ali
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Pirim Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Ãdemi Safiyullah atam hakkı için
Muhammed Mustafa Hatem hakkı için
Eyyüb’e verdiğin sitem hakkı için
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Hasan’ın aşkına çekelim zarı
Şah Hüseyin dinimizin serveri
Ãlemin nurusun Cenab-ı bari
Bizi dergâhında mahrum eyleme.
Zeynel’in canına kıldılar ceza
Muhammed Bakır’dır sırrı Murtaza
İmam Cafer, Kazım, Musa-i Rıza
Bizi dergâhında mahrum eyleme
Derviş Muhammed’im ey gani Kadir
Taki, Naki, Asker Rehnumanımdır,
Muhammed Mehdi’ye niyazım budur
Bizi dergâhından mahrum eyleme.
TEVHİD
Şu âleme nur doğdu / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Yeşil kandilden nur indi / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Hakk lâ ilâhe illâllah
İllâllah şah illâllah
Lâ ilâhe illâllah
Muhammed Resulallah
Sen Ali’msin güzel Şah
Şahım eyvallah, eyvallah
(Nakarat)
Huri kızların hepsi / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed dinin tapusu / Lâ İlâhe İllâllah
Açıldı cennet kapısı / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Nakarat
Muhammed anadan düştü / Lâ İlâhe İllâllah
Kâfirlerin aklı şaştı / Lâ İlâhe İllâllah
Bin bir putlar yere geçti / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Nakarat
Huri kızları geldiler / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed dinin sordular / Lâ İlâhe İllâllah
Nurdan kundağa sardılar / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Nakarat
Muhammed kalktı oturdu / Lâ İlâhe İllâllah
Ãlemi nura batırdı / Lâ İlâhe İllâllah
Yer gök Salâvat getirdi / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
Nakarat
Şah Hatayi’m ey kardaşlar / Lâ İlâhe İllâllah
Güzel olur hep bu işler / Lâ İlâhe İllâllah
Secdeye indi hep başlar / Lâ İlâhe İllâllah
Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah
MÜNÃCAT DUASI (EL AÇARAK)
Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.
Ey yüce Allah’ım! Ellerimizi açtık, boynumuz büktük sana yalvarıyoruz. Dualarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Sana açılan ellerimizi boş çevirme.
Ey yüce Allah’ım! Sana hamd olsun ki, bizleri sana kul, Habibin Muhammed Mustafa’ya ümmet, Veli ve vasi olan Aliyyül Mürteza’ya talip ve soyuna taraf kıldın Yarabbi.
Hatice-i Kübra ve Cennet Seyyidesi Fatıma-i Zehra’nın hürmeti hakkı için, rahmetini bizlerden esirgeme Yarabbi.
Rahman ve Rahim olan adın yüzü suyu hürmetine, İmam Hasan ve Şehitler Şahı İmam Hüseyin’in sevgisi ile gönüllerimizi nurlandır Yarabbi.
Yerin, göğün sahibi olan ey yüce Allah’ım.
Yakınlarım deyip, salâtı ve sevmeyi bizlere farz kıldığın Ehlibeyt ve On İki İmamların yüzü suyu hürmetine, yardımlarını bizlerden esirgeme Yarabbi.
Ey yüce Rabbim! Esma-i Hüsna’nın yüzü suyu hürmetine sana sığınanları her türlü kazalardan, kederlerden, görünür görünmez afetlerden ve felaketlerden emin eyle Yarabbi.
Ey Yüce Rabbim! Merhametinin sonsuzluğuna sığınarak “kul beşerdir hata işler, Sultan olan da bağışlar” niyetiyle özümüzü dara çekip, tövbe edip sana yalvarıyoruz. Dualarımızı kabul, günahlarımızı affeyle Yarabbi.
Sen evvelsin, âhirsin, zâhir ve bâtınsın, dua edenin duasını kabul edensin. Ãlemlere rahmet olarak yarattığın Muhammed Mustafa’nın masum ve pak olduğuna şahadet ettiğin Ehlibeyt’in yüzü suyu hürmeti hakkı için yurdumuzu, ulusumuzu, varlığımızı, birliğimizi, dirliğimizi sonsuz eyle. Kahraman ordularımızın sözünü üstün, kılıcını keskin eyle. Ülkemizin Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına ve tüm şehitlerimize rahmetini esirgeme Yarabbi.
Aramızda olmayıp da gönülleri ile aramızda olanların da dualarını ve niyetlerini kabul eyle. Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. Sırat el müstakim yoluna ilet bizleri Yarabbi.
Maddi ve Manevi hak yolundaki emeklerimizin kabul edileceğini müjdeleyen âyetin gösterdiği yolda gitmemiz için şefaatinize sığınırız Ya Muhammed, Ya Ali!
Ülkemizin selameti için, dualarımızın kabulü için, geçmişlerimizin ruhları için, Allah rızası için el Fatiha…
BAYRAM CEMİ SAHBET BAŞLAMA SAATİ: 06.45
CEME BAŞLAMA SAATİ : 07:30
KURBAN BAYRAMI MUHABBETİ
Ziyaret eylesem ulu dergâhı
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Sen benimsin derse Erenler Şahı
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Kadir Mevlam, kuluna ihsan edince
Aşk mülküne seni ferman edince
Özünü gönlüne sultan edince
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Böyle buyurmuştur cana sadıklar
Aşkın ateşinden bağrı yanıklar
Hak ile Hak olup Hakk’a âşıklar
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Saf olur gönüller pak olur diller
Murat alır murat isteyen kullar
Açılır kapılar doğrulur yollar
Bayram kurban seyran ol zaman olur
Genci Abdal “Hakk-el yakiyn” sözünde
Hidayet ettiler batın yüzünde
Görüp zatı kendi özünde
Bayram kurban seyran ol zaman olur.
Sevgili canlar, hepinize aşk-ı niyaz ediyorum. Bir Kurban Bayramı ceminde yine buluştuk. İnşallah hep beraber nice bayramlara ulaşmayı Cenab-ı Allah’tan Ehlibeyt’in muhabbeti aşkına niyaz ediyoruz. Bugün cem olduk, toplandık. Cem olmak nedir? Allah’ta birlenmek, vahdet olmak, yekvücut olmaktır. Kâinat Allah’ın zuhurudur. Ãlemde var olan her eserde var edeni görmek, varlığın birliğine ermek, tevhit olmak için bayramı vesile kıldık, birlik meydanına geldik. Bütün kavgalar, vahşetler senlik benlik kavgasından meydana gelmiştir. Gözlerimiz bize örnektir: İki göz bir görüyor, fakat beşerin cehlinden doğan anlayış biri iki görüyor. Bunca kötülüğün anası, biri iki gören cehlimizden doğan anlayıştır.
Ãşık sandığı göz kaş imiş
Bilmedi nakş olan nakkaş imiş
Onu âşık eyleyendir ol Hüda
Nakşı seven olur mu nakkaştan cüda
Bayramlar insanlığın paylaşımına, muhabbetine, birliğine vesile kılınmıştır. Cenab-ı Allah cümle insanlığa mutlu, huzurlu, savaşsız ve kavgasız bir dünyada barış içinde yaşamayı nasip eylesin. Bayramların bir zahir bir de batın olmak üzere iki veçhesi vardır.
Bugün küskünler dargınlar niyazlaşıp barışırlar. Yolumuz “Ağlattığın varsa güldür, döktüğün varsa doldur, incittiğin gönül varsa tamir et” der. Bu günler niyazlaşmalara vesile olur. Yaşlılar, kimsesizler ziyaret edilir. Küçükler sevindirilir, insanlar birbirilerine ikramda bulunurlar. Kabirler ziyaret edilip geçmişlere dua edilir. Cenab-ı Mevla bir anlamda insanlığa vicdani sorumluluklarını hatırlatır. İnsan anne ve babasından, eşinden, işinden, aşından, çevresinden sorumludur.
Kuran “Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve çaresizlere yardımda bulunun.” der. Bu sorumluk hem bizi yaratana karşı sorumluluğumuz hem de insani ve vicdani sorumluluğumuzdur. Hastaları, bakımevinde olan kimsesizleri ziyaret etmeliyiz. Onları ziyaret etmek, gönüllerini kazanmak Hakk’ı ziyaret etmek misalidir. Buna bir örnek verecek olursak Cenab-ı Allah, Hz. Musa’ya: “Ey Musa, ben hasta oldum. Neden beni sormadın, ziyaret etmedin?” diye sorar. Musa: “Ey Allahım, ben seni nasıl ziyaret edebilirim, bundaki hikmet nedir?” diye sorunca Cenab-ı Allah, “Falan kulum hasta idi, onu ziyaret etsen beni ziyaret etmiş olurdun.” der. Ve yine sorar: “Ben dün gece aç idim, neden bana yiyecek bir şey getirmedin?” Musa: “Rabbim, ben sana nasıl yiyecek getirebilirim, bunun hikmeti nedir?” der. Cenab-ı Allah: “Ey Musa, falan komşun aç idi, eğer ona yiyecek bir şeyler götürseydin bize getirmiş olurdun.” der. Bu kıssadan anlıyoruz ki, halka yapılan hizmet Hakk’a yapılmıştır. Çaresiz, zayıf, yolda kalmış dertli insanlara yardım etmek, gönlünü hoş tutmak insani vazifemizdir. Allah’ın rızalığı baha (bir değer) ile değil, ibadet ile değil; sevindirdiğimiz, dertlerine ortak olduğumuz gönüllerle kazanılır. Cenab-ı Allah: “Ben mahzun, kırık kalplerdeyim” demiştir. Gönül Allah’ın nazargâhıdır. Ehlibeyt-i Ãl-i Ãbâ yolu olan Alevilikte gönül incitmek yoktur. Gönülleri fethetmek vardır. Mürşidimiz Hacı Bektaş-ı Veli: “İncinsen de incitme” der. Hakkın nazargâhı olan gönlü incitmek, Allah’ı incitmektir. Hz. Muhammed bir nutkunda: “Her kim kızım Fatma’yı incitirse beni incitmiştir, beni incitense hakkı incitmiştir.” der. İnsanı sevmeyen, insana hürmet ve merhamet beslemeyen Allah’ı sevemez, Hak katında makbul da olamaz; zira Kuran: “Birbirinizi sevmedikçe hakikatte iman etmiş olmazsınız” der. Hakk’a giden yol insandan geçer. İnsana zulüm eden, merhamet etmeyen, insanı hor gören bin yıl dizleri ibadette yara olsa, alnı secdede çürüse Hakk’a yakınlık bulamaz.
Koca Pir Türkmen Yunus,
“İster bin kez namaz kıl
İster bin kez hacca git
Eğer bir kez gönül kırar isen
Var git yollar doku” der.
Kuran: “İnsanlığın hayrına ve barışına yönelik işler yapın, insanlık için değer üretin” der. Şeytan, şeytanlığını insana asi olduğu için aldı; melek de kutsiyetini insana secde etmekle kazandı. Beşerin bu kıssadan hisse alması gereklidir. Birbirini sevmeyen, Ãdem’i hak bilmeyen, kendi özünü bilmeyen sureta insan olsa da, bin yıl ibadet yapsa da, Hakk katında asidir. İnsan Hakk’a ayna olmuştur. Allah’ın kendi özünden hâlk eylediği en şerefli varlıktır. Fakat bir yüzüyle hayvanları dahi utandıracak esfel, aşağının aşağısı mahlûkat vasfına da düşebilecek bir varlıktır. İnsan ünsiyet (nefsinde seyir ü sülük etmiş) etmiş, ahlaki olgunluğunu tamamlamış olana derler; yoksa her sureti insana insan demezler. İnsan nerden gelip nereye gittiğini bilen, yaratılış gayesine eren ve ona göre yaşayan; elinden, dilinden, belinden emin olunan kişiye derler. İnsanı anlatmak uçsuz bucaksız, hadsiz hudutsuz varlığı kelimelere sığdırmak imkânsızdır. Ne kadar anlatılsa bir kuşun gagasıyla ummandan aldığı bir damla misalidir. Nefsini bilen bildi Rabbini; nefsini bilmeyen, kendinden gafil olan nereden bildi Ãdem’in ne olduğunu, Hakk’ın ne olduğunu. Cenab-ı Allah insanı kendi özünden yaratıp ona ruhundan bahşetmiştir.
Gaybi Sultan der ki:
“Her ne varsa âlemde örneği var âdemde
Bul seni sen bu demde âdeme gel âdeme”
Ehlibeyt-i Ãl-i Ãbâ yolu olan Alevilikte insan, merkeze konmuştur. Allah’a giden yol da kul hakkının rızalığından geçer. Öyleyse, hem bizi yaratana karşı hem ana babamıza karşı ve hem de çevremize, aşımıza, işimize, eşimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiz gerekiyor. Ve yine kurban bahsine dönecek olursa iki veçhesi (yüzü) olduğunu; biri zahir, biri batın manası olduğunu söylemiştik. Sosyal yönünü ifade etmeye çalıştık.
Kurbanın anlamı “kurb” kökünden alınmıştır. Yakınlaşma “Allah’a yakınlaşma” anlamına gelir. Hz. İbrahim’in gördüğü rüya sonucu oğlunu kurban etmek istemesi, sonra kurbanlık inmesi ve onu kurban etmesi misal olunmuştur ve bugünkü haliyle gelenekleşmiştir. Fakat Hz. İbrahim’in yaşadığı bu olayın manasını anlayamayan, asıl anlatılmak istenenin dışında kalmıştır. Kuran kendisi bir zahir, yedi batın manasının olduğunu bizlere ifade etmiştir. Öyleyse bu vakayı sadece bir yönü ile değerlendirmek yetersiz ve amacına ulaşmamış olur. Kuran: “Kestiğiniz kurbanlar Hak katına yükselmez; sadece sizin iyi niyetiniz ve takvanız bize gelir” demiştir. Ve yine Kuran: “Allah takva sahiplerinin kurbanını kabul eder” demiştir. Görüyoruz ki niyet çok önemlidir. İnsanın ilimden aşka, ruhunun topraktan Allah’a seyrini, miracını yapıp kemalinin tamamlanışını da ifade eder.
Kurban Bayramı’nda insanlar toplu olarak hayvan keser; yoksula, fakire fukaraya verir, hayırda bulunur. Fakat bizi Allah’a yakınlaştıracak olan asıl kurban, hayvani fiillerin kurban edilmesidir. Deveyle anlatılan mana kinini, kibrini kesmesi; sığırla anlatılan mana insanın şehvetini kesmesini, koyunla anlatılan mana ise insanın benliğini Hakk’a kurban etmesini ifade eder. İnsanın benliğinden doğan hırsı, makamı, mevkiyi, şehveti, haseti, fesatı, nefreti kesemeyen insan, şeytanın oyuncağı olmuştur. Bu kimse ne kadar kurban keserse kessin kendi nefsinin kurbanı olmaktan kurtulamaz. Alevilikte musahip ceminde dört can bir olur, boynuna tığı bent takılır, meydana getirilir; burada asıl kurban, insanın kendisidir. Kendi rızasıyla gelmiştir. Artık Hak yoluna girmiş, ikrar vermiş, tarikten geçmiş ve tövbe kapısına girip bütün nefsani fiillerini keseceğine ve terk edeceğine dair kendisinden biat alınmıştır. Erenler “Kıyamazsan başı cana / Uzak dur, girme meydana / Bu yolda nice başlar kesilir / Hiç sorar olmaz” demişlerdir. İşte burada kesilen başlar; hırs, kin, nefret, şehvet, gazap, öfke başlarıdır. Bu huylar kesilmedikçe insanlığa kadem basmış olmayız.
Bizi Allah’a yaklaştıracak asıl hikmet Kuran’da ifade edilmiştir. “İllel meveddete fil kurb’a” (ŞÃ»ra Suresi, 23. ayet) “Size bildirdiğim din ve tebliğ karşısında sizden hiçbir ücret istemiyorum; yalnızca Ehlibeytime muhabbet, sevgi ve mutlak bağlılık istiyorum” Bu ayette Ehlibeyt’i “Kurb’um” (yakınım) olarak ifade etmiş. Bizi Allah’a ulaştıracak olan asıl yakınlık, Ehlibeyt’in muhabbeti ve sevgisiyle, ahlakıyla süslenip kendi ahlakının kötülüklerini kesmesidir. Bizi Hakk’a yakınlaştıracak olan asıl değer budur.
“İslam’ım” diyenlere şunu sormak veya hatırlatmak lazım: Dört bin yıl önce gerçekleşen ve bunu gelenekleştiren, bayram haline getirilip hatırı güdülen ve bu misale ağlayan Müslümanlar, Hz. Muhammed’in torunlarını, Hak yolunun gerçek kurbanlarını neden anmazlar? Bu kurbanın dedesi Hz. Muhammed, babası Hz. Ali, anası Hz. Fatma’dır. Hz Muhammed Efendimizin torunları olan “Cennet seyitlerim” dediği Hz. Hasan’ı katleden, kızı Fatma Anamıza türlü cefalar eden, Hz. Hüseyin’i yetmiş iki kişiyle eşi benzeri görülmemiş bir şekilde susuz olarak kendi Peygamberinin torunlarını haksız bir şekilde vahşetle katledenlerin İslam oluşlarındaki samimiyet ne derece doğru olabilir? Ve bu vahşetin faillerinin yardakçıları olanlar ve yüzyıllardır onları “Hazret” diye övenlerin arkasından gidenlerin, Hz. Peygamber’e duydukları sevgi ve İslam oluşlarındaki samimiyet ne kadar doğrudur? Bunu bir kez daha düşünmek lazımdır.
Hakiki İslam olanlar ve Peygamber’i cân-ı gönülden sevenler Kurban Bayramı’ndan yirmi gün sonra Hz. Hüseyin ve Kerbela Şehitleri aşkına orucunu tutacak, matemini ve yasını çekeceklerdir. Yüce Allah bizleri Ehlibeyt’inin muhabbetinden, sevgisinden ve yolundan ayırmasın.
Dini sadece biçim ve şekil olarak algılayanlar mana yüzünden, hakikatinden beri kalmışlardır. Dini örf, adet ve gelenekle sınırlamış; asıl gayeden uzaklaştırmışlardır. Dini algılayışı dar olan bu anlayışın elinde Alevi toplumu yüzyıllar boyunca çok sıkıntılar çekmiştir. Asıl adı “Otmanlı” olan, Osmanlı’yı kuran, Alevilik anlayışıdır. Ahiyan, Bacıyan, Abdalan, Gaziyan, Rumiyan ve yeniçeriler Hacı Bektaş-ı Veli’nin kurduğu teşkilatlardır. Fakat 1517’den sonraki uygulamalarda Aleviler çeşitli katliamlara uğramışlar, baskılara ve iftiralara maruz kalmışlardır. Osmanlı’nın uyguladığı bu politika, imparatorluğu yıkıma götürürken o ulvi değerleri de kendisiyle birlikte yok etmiştir. Bugün basında, medyada Osmanlı’nın adaletinden, eşitlikçi anlayışından, bütün dünyaya ilmi değerleri taşıdığından bahsedilir. 1517’ye kadar Hacı Bektaş Veli’nin ve Anadolu erenlerinin biçimlendirdiği devlet anlayışının uygulamasıdır. İnanç olarak da Ehlibeyt-i Ãl-i Ãbâ yolu olan Alevilik anlayışıydı. Fakat tarihçiler bu gerçeği açıklamaktan kaçınmışlardır. Yavuz Selim, Emevi ve Arap milliyetçiliğinin din kisvesine büründürdüğü anlayışı İslam olarak Anadolu halkına dayatmış, kabul etmeyenler kılıçtan geçirilmiş ve onlara zulüm edilmiştir. Kılıç korkusundan kabul edenler de zaman içerisinde asimile olmuş, kendi öz değerlerinden uzaklaştırılmıştır. Ehlibeyt’i sevenler iftiralarla karalanmış, bulunduğu yerde öldürülmesine dair fetvalar verilmiştir. Toplum ikiye bölünmüş, kardeşi kardeşe düşman etmişlerdir. Medyada zaman zaman şu açıklamalar geçiyor: “Osmanlı döneminde böyle bir sorun yoktu. Beraber yaşanıyordu.” Bu, tarihsel değerleri iyi niyet adına da olsa saptırmaktır. Oysa Otmanlı’nın devlet anlayışı Ahmet Yesevi değerlerinin, Hacı Bektaş-ı Veli ile biçimlendirilmiş modelidir. Laiklik anlayışı Alevilerin Osmanlı’da uyguladığı yönetim biçimiydi.
Bugün de Ulusal Kurtuluş Savaşımızın büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün oluşturmuş olduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda temel unsurun Alevilik olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu ülkenin asli unsurları olan Aleviler, siyasi propagandaların ve istismarların sonucunda vatandaşlık haklarından mahrum oldukları gibi, inançlarından dolayı da aşağılanmıştır. Fakat Alevilik inancı, İslam’ın özünü oluşturan Ehlibeyt değerleridir. İslam eşittir Ehlibeyt’tir, Ehlibeyt de İslam’dır. Her kim bunun dışında bir yol tutmuşsa bâtıldır, sapmıştır.
Aleviliğin Ehlibeyt değerleri olduğu ve İslam’ın hakikati olduğu yeniden gün yüzüne çıkmaktadır. Saklanan, saptırılan İslam tarihi ile birlikte hakikatler gün yüzüne çıkacaktır. Anadolu’yu ilmek ilmek dokuyan bu inanç, Türk kültürünün bütün değerlerini sazıyla, deyişiyle, duvaz-ı imamlarıyla bugüne getirmiştir. Aleviler, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk’ün ilkelerine ve değerlerine canı ile bağlıdır. Atatürk sevgisi Hacı Bektaş, Mevlana, Yunus, Pir Sultan ve Anadolu erenleri ile harmanlanmış, yüreklere işlenmiştir. Sevgi, barış, varlığın birliği, yetmiş iki milleti bir gözle gören, yaratılmışı Yaratan’dan ötürü seven bu anlayışı gelecek kuşaklara taşımaya devam edeceğiz. İnsani değerlerin yaşaması insanın yaşaması, var olması demektir.
Ãşık ne diyor:
İnsanı Hak bilip sevmeyen
Bir gönüle girip mihman olmayan
Verdiği ikrara sadık kalmayan
Gece gündüz secde etse nafile
Kalbinden atmayan kini nefreti
İnsanlığa olmaz sevgi hürmeti
Kendinde görmezse her hakikati
Bütün ilimleri yutsa nafile
İçinde var ise kin ile nefret
Onda mevcut olmaz sırrı hakikat
Helali haramı etmiş ganimet
İlmin gıdasından tatsa nafile
İnsani değerlere hizmet edenler Hakk’a hizmet edenlerdir. Kine, kibre, nefrete, hizmet edenler de şeytana hizmet edenlerdir. Biz insanlığın barışına, hayrına hizmet etmeyi Hakk’a hizmet etmek olarak anladık. Kuran: “Muhakkak ki müminler birbirilerinin kardeşleridir. Kardeşlerinizin aralarını bulun, Allah’tan sakının ki rahmete ulaşasınız” demektedir. Bu nedenle barışı, sevgiyi, insani değerleri yaşatmayı ve yaşamayı görev olarak Ehlibeyt-i Ãl-i Ãbâ’dan aldık. “İnsan”ı merkeze aldık. İnsani değerleri her şeyin üzerinde tuttuk. Büyük Mürşit Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli: “Yerkürenin veya muayyen bir bölgenin hayatı insandır. İnsanların hayatları ruhtur. Ruhun hayatı akıldır. Aklın hayatı ilimdir. İlmin hayatı ameldir. Amelin hayatı doğruluktur” der. Kuran: “İçinizde hayra çağıran, doğruyu güzeli emreden, kötü ve çirkinliklerden alıkoyan bir topluluk olsun. Kurtuluşa ve zafere eren, işte onlardır.” der.
Alevi inancı ayıran değil, birleştirendir. Dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun ayırım yapılmaz. Kimsenin kimseden herhangi bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük yalnız takvadadır. Hz. Ali: “Ey Malik! Halk iki sınıftır. Bir kısmı dinde kardeştir sana, bir kısmı da yaratılışta eştir sana” der. Biz de bu şiardan yola çıkarak kurduğumuz Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı Dedeler Kurumu olarak hem inançsal değerlerle birlikte laik Türkiye Cumhuriyeti’ne, Atatürk ilke ve değerlerine sahip çıkarak vatanın bölünmez bütünlüğüne, birliğine ve barışına hizmet etmeyi amaçladık. Ancak 25 milyon nüfusu olan Aleviler kendi vatandaşlık haklarından mahrum durumdadırlar. Uzun zamandır verdiğimiz mücadelelerden olumlu sonuçlar almaya başladık. Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı hizmet içi kurslarla inanç önderlerinin yetişmesini sağlamış, halkı Alevilik konusunda aydınlatmak amacı ile Anadolu’nun bütün bölgelerini tek tek taramıştır. Yurtiçinde ve yurtdışında faaliyetlerine devem etmektedir. Balkanlar’da çalışmalar halen devam etmektedir. Hacı Bektaş Veli: “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” demiştir. İnsan sevgisine dayanan bu yüce inancın öğretim ve uygulama yeri olan cemevlerimize sahip çıkmak hepimizin görevidir. Cemevlerimizde her perşembe akşamı cem ibadeti icra edilmektedir. Unutmayalım ki, bir çocuğun ahlaki gelişiminin biçimleneceği, kendi inanç ve öğretisini alacağı mekânlar olan cemevleri sadece bir bina değil; değerlerimizin yaşadığı, yaşatıldığı mekândır.
Hz. Ali: “Gençlerin gönlü, ekilmemiş tarlaya benzer. Orada ne ekerseniz o biter” demiştir. Ehlibeyt’in değerlerini, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin değerlerini çocuklarımıza aşılamamız, yarınlara onurlu, insanca bir yaşamı getirecektir.
Ey analar,babar! Çocuklarınızın yüreklerini kin ve nefret tohumlarından uzak tutunuz çünkü yarınlarınlarınız da şiddet biçmiş olacaksınız,kardeşlik barış ve sevgi tohumları ülkemiz için mutluluk ve güzellikler getirecektir.
Sevgili canlar kurban bayramımızın yaşadığımız tüm zorlukları ve sıkıntıları alıp götürmesini hayır kapılarınıda sonuna kadar açmasını diliyorum. Hepimizin bayramını içten dileklerimle tebrik ediyorum.
Ali YÜCE
Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı