Hz. Celal Abbas...Hz. Ali’nin.. bir Türkmen kızı Olan ve Ümmül Benin olarak bilinen Hüzam kızı Fatma'dan olan oğludur..
]Celal abbas.... 15 mayıs 647 salı günü Medine'de doğmuş...10 Ekim 680 de Kerbela'da abisi İmam HÜSEYİN ile beraber şehit olmuştur. Türbesi bugün Irak'ın Kerbela şehrinde kendi adı ile anılan mekanındadır.
Bütün dünyada ki Şii ve Alevi-Bektaşilerin... en önemli... 3. büyük Türbesidir.
]Celal Abbas Ocağı Dedeleri Tunceli Ovacık’ta bulunurlar. Ancak Erzincan ( Ocak dedeleri'nin bir kısmı Erzincan /Çağlayan Beldesi'nde da bulunur...) Ayrıca Elazığ yörelerinde de bu soydan Ocakzadelere raslamak olanaklıdır.
Celal abbas Ocağı... Anadolu'daki en eski ocaklardan biridir....
]Ocak mensupları kendilerini... Hz. Alinin Ümmül-Benin olarak bilinen Hüzam kızı Fatma'dan olan oğlu Ebu'l Fazl Abbas soyundan gelenler olarak kabul ederler.
Celal-abbas Ocağı Pir ocağı sınıfından olup...Ocakların "Tarıklı" (erkanlı) ve Pençeli olarak sınıflanması içerisinde Celal-abbas ocağı... Tarklı ocaklar sınıfına girer...
]Celal-abbas Ocağı... Yolunu ve erkanını aktif olarak yürüten ender ocaklardan biridir...Ocak mensupları daha çok Erzincan ve Dersim ovacık merkezli olsa da buralar dışında... Elazığ (El-Aziz), Çorum, Çankırı, Konya ereğli, Eskişehir, Kars ve Erzurum'da bulunurlar...
Bugün kentleşme ile beraber.. Alevi kesimin yaşamış olduğu sıkıntıları celal abbas ocağı talibleri ve dedeleri de görmüştür.
]Bursa,istanbul ve izmir yoğunluklu yaşayan talibler.... Çorum ve Erzincan'daki dedeleri vasıtası ile yollarını sürdürmektedirler.
Hak-Muhammed- Ali Aşkı
Sen bir serapsın hiç ulaşılamayan
Görülen ama yaklaşılamayan
Ab-ı kevsersin içildikçe kanılmayan
Sen hiç var olmadın ki ezelden var olan
]Yazan: Dede-baba
Saygılarımla..
Celal Abbas Ocağı (Pir-i Ocağan)
Konu Sahibi / Yazar
yaren
Kategori / Forum
Alevi Köyleri, Aşiretler, Ocaklar
Yorumlar / Cevaplar
18
Okunma / Görüntüleme
30632
Celal Abbas Ocağı (Pir-i Ocağan)
Celal Abbas Ocağı (Pir-i Ocağan)
***Kerbela şehitlerinden Olan..Celal Abbas'ın soyu.. Hz. Zeynep ve Zeynelabidin ile birlikte Şama sürülen.. Ubeydullah üzerinden yürümüştür..
1-İmam-ı Ali-el Mürteza
2-Celal Abbas ( 5 evladı olmuştur..)
1-fazl bin Celal Abbas.........soyu sonradan kesilmiş...
2-kasım bin Celal Abbas........
3-Hasan bin Celal Abbas.......
4-Ubeydullah bin Celal Abbas.......soyunu devam etiren evladı.
5-Muhammed bin Celal Abbas......Kerbelada şehit..
Ubeydullah bin Celal Abbas'ın...Hasan isimli oğlu ve 2 kızı olduğu biliniyor...
Hasan bin Ubeydullah'ın ise :6 oğlu olmuştur.
1-Cafer bin Hasan
2-Abbas bin Hasan
3-Ubeydullah bin Hasan
4-İbrahim bin Hasan
5-fazl bin Hasan
6-Hamza bin hasan
Abbas'tan,
Hamza'dan
Fazl dan
İbrahim'den... Nurlu soyun günümüze kadar geldiği biliniyor..
Erzincan....(Kalecik köyü.. sonradan Çağlayan köyü'den olanlar Abbas soyundan gelirler...)
Ocağın Yakın zaman Erzincan Kanadı...
*** II. Abdülhamid döneminde... Alevi dedeleri hakkında çıkarılan idam fermanları nedeniyle Ocak ileri gelenlerinden bir kısmı..Önce Erzincan'nın kalecik Köyüne.. daha sonra ise çağlayan köyüne yerleşmişlerdir...
** Kalecik köyünde.. Seyid Hüseyin (Sed Hüseyin)
** Mü'min Dede
** Halil ve İbrahim Dede'ler.
** Ocak Cumhuriyet ilanıyla daha sonra Horoz/ Horuz soyadını aldı...
**Ocağın 1920- ile 1950 arası dede-baba- postunda oturan seyidler... Zeynel abidin dede- (zeynal dede).. Mehmet Dede.. Hüseyin Dede'dir..
*** Hasan (Horoz) dede.. Veli dede (Horoz)... Cemal dede (Horoz) 1970'lere kadar yaşayan ve Ayin-i Cem yürüten dede'lerdir..
** 1900'lü yıllarda Halil ve İbrahim dede'ler Manisa'nın soma ilçesine bağlı Kozağaç beldesine göç eyledi.. Adlarına Türbe vardır.. ve Ziyaretgahdır..
** Ocağın bir Koluda Çorum'a göçmüştür... Buradakiler ise "Erzincan" soyadını almışlardır..
Saygılarımla..
1-İmam-ı Ali-el Mürteza
2-Celal Abbas ( 5 evladı olmuştur..)
1-fazl bin Celal Abbas.........soyu sonradan kesilmiş...
2-kasım bin Celal Abbas........
3-Hasan bin Celal Abbas.......
4-Ubeydullah bin Celal Abbas.......soyunu devam etiren evladı.
5-Muhammed bin Celal Abbas......Kerbelada şehit..
Ubeydullah bin Celal Abbas'ın...Hasan isimli oğlu ve 2 kızı olduğu biliniyor...
Hasan bin Ubeydullah'ın ise :6 oğlu olmuştur.
1-Cafer bin Hasan
2-Abbas bin Hasan
3-Ubeydullah bin Hasan
4-İbrahim bin Hasan
5-fazl bin Hasan
6-Hamza bin hasan
Abbas'tan,
Hamza'dan
Fazl dan
İbrahim'den... Nurlu soyun günümüze kadar geldiği biliniyor..
Erzincan....(Kalecik köyü.. sonradan Çağlayan köyü'den olanlar Abbas soyundan gelirler...)
Ocağın Yakın zaman Erzincan Kanadı...
*** II. Abdülhamid döneminde... Alevi dedeleri hakkında çıkarılan idam fermanları nedeniyle Ocak ileri gelenlerinden bir kısmı..Önce Erzincan'nın kalecik Köyüne.. daha sonra ise çağlayan köyüne yerleşmişlerdir...
** Kalecik köyünde.. Seyid Hüseyin (Sed Hüseyin)
** Mü'min Dede
** Halil ve İbrahim Dede'ler.
** Ocak Cumhuriyet ilanıyla daha sonra Horoz/ Horuz soyadını aldı...
**Ocağın 1920- ile 1950 arası dede-baba- postunda oturan seyidler... Zeynel abidin dede- (zeynal dede).. Mehmet Dede.. Hüseyin Dede'dir..
*** Hasan (Horoz) dede.. Veli dede (Horoz)... Cemal dede (Horoz) 1970'lere kadar yaşayan ve Ayin-i Cem yürüten dede'lerdir..
** 1900'lü yıllarda Halil ve İbrahim dede'ler Manisa'nın soma ilçesine bağlı Kozağaç beldesine göç eyledi.. Adlarına Türbe vardır.. ve Ziyaretgahdır..
** Ocağın bir Koluda Çorum'a göçmüştür... Buradakiler ise "Erzincan" soyadını almışlardır..
Saygılarımla..
![[Resim: ataturk14vh7.jpg]](http://www.camlihemsin.gov.tr/Ata/ataturk14vh7.jpg)
herocuk =))
![[Resim: ataxh8.gif]](http://img229.imageshack.us/img229/8783/ataxh8.gif)
Celal Abbas Ocağı (Pir-i Ocağan)
Hz. Celal Abbas ın şehit oluşu....
Hz Celal Abbas Islam dininin bayraktarı olan Cafer Tayyar´dan sonra o kutsal görevi kendisi almıştı.Babası Imam Ali zamanında meydana gelen savaşlarda bayraktarlık yapıyor ve kahramanca savaşıyordu.
Düşman askerleri genç Kasım´ın Şehit düştügünden sonra kahkaha atarak sizinde sonunuz işte böyle olacak diyerek Ehli-Beyit yarenlerine dil uzatıyorlardı.Celal Abbas kardeşi Imam Hüseyin´den izin almak istedi.Artık dayanamıyorum gidip onlar ile savaşacagım bizler her zaman haklının ve mazlumun yanında olduk babam kardeşim Imam Hasan,babam Imam Ali,dedem Hz Peygamber bize bu yolu ögretdi.inançımiz için canımızı veririz,çünkü bu yolun sonu yücelikdir.
Imam Hüseyin kardeşi ,Celal Abbas´in o zalim acımasız düşman elinde öldürülmesini istemiyordu.Kalbi onun gitmesini hiç istemiyordu.Celal Abbas bir kez daha izin istedi.Imam Hüseyin ey Abbas canım sana feda olsun gitme dedi.Sevgili canlar tüm Ehli-Beyit kervanındakiler canımız sana feda olsun ya Imam Hüseyin derken neden Imam Hüseyin ise canım sana feda olsun ya Abbas diyordu.Belkide onu sadece imam Hüseyin kendisi biliyordu.Celal Abbas babasından almış oldugu bilgi cesaret ve yigitligi ile o zamanların en büyük kahramanlarından biri idi.Celal Abbas Ya Hüseyin benim bilgim cesaretim sizden babam Imam Ali´den Kardeşim Imam Hasan ve senden aldığım bilgilerdir.Benim sonumun nasıl olacağını biliyorum.
Abbas, aldığı ilimlerin kaynağını böyle dile getiriyordu. Kerbela hadisesini, o gün neler olacağını daha önceden duymuş; babasından işitmiş, ceddi Resul-u Ekrem’in dilinden bu olayı nakledenleri de dinlemişti. Anlatılanları bir bir yaşadıkça inancı daha da artıyor, yakını daha da kuvvetleniyordu...
Hele annesi Ümmül Benin’in anlattıkları hâla aklından çıkmış değildi:
-Yavrum! Henüz sen daha küçük bir çocukken bir gün baban seni kucağına almış; ellerini, kollarını öpmüş; sonra da ağlamıştı. Onu bu halde görünce yüreğim yandı, ciğerim parçalandı. Zira, ömrüm boyunca güzel ve şirin bir yavruyu kucağına alıp da ağlayan bir baba ne görmüş, ne de duymuştum. Kendi kendime; “Bunun bir sebebi olmalı” dedim. Bu yüzden babana dönerek niçin ağladığını sordum. Baban bir yandan ağlıyor, bir yandan da cevap veriyordu: “Bu yavrumun kolları Hüseyin’ime edeceği yarenlik uğrunda kesilecek!” Kollarının kesileceği haberini alır almaz dayanamayıp feryat ettim. Benimle birlikte ev halkı da ağladı, sızladı.
Baban bizi bu halde görünce ikinci ama, güzel bir haberle bize teselli verdi: “Bilesiniz ki gözümüzün nuru Abbas, Hak Teala katında yüksek derecelere sahip olacak. Hak Teala, daha önce kardeşim Cafer’e (Cafer-i Tayyar) nasıl iki kanat hediye ettiyse, ona da iki elinin karşılığı olarak iki kanat bağışlayacak ve Abbas da bu kanatlarla, cennette meleklerle birlikte uçacak!”
Peygamber Efendimiz Hakka yürüdükten sonra Ehli-Beyit´in başına öyle belalar geldiki bunları yazmaya okyanuslar mürekkep agaclar ise kalem olsa yetmez imkansız birşeydir.Emevi Islamı kendi saltanatına almış istedigi gibi kullanıyor ve buna karşı çıkanları ise öldürüyordu.On Iki Imamların hiç bir normal bir şekilde hakka yürümedi hepsi lanet Emevi,Abbası devletleri tarafından Öldürüldü.
Hz Celal Abbas Küfe halkının ne kadar dönek oldugunu babası zamanında yaşamıştı.Bunu Imam Hasan´a yapılanlarda eklenince bunu tam olarak anlamıştı.Ehli-Beyit kervani Küfe´ye gelmek için yola çıkdıktan sonra kendilerine haber gelmiştiki.Küfe halkı Yezit´e biat etmiş diye,o zaman hemen her şeyi daha fazla anlamıştı.Küfe´iler yaşamları için herşeyi yapabilen sahte insanlardı nasıl birden ve nasıl çabuk degişebiliyorlardı.
Ömer bin Sa´d Celal Abbas´ın ne kadar büyük bir kahraman olduğunu çok iyi biliyordu.Bazı kaynaklarda şöyle yazar Rivayet edilirki Ehli-Beyit kervanı yola çıktıgında Celal Abbası Imam Hüseyin´den nasıl ayıracaklarına dair plan kuran Ömer bin Sa´d çözüm bulamıyordu.Celal Abbasın dayısı olan Abdullah bin Hizam Küfe halkının isteği var diye Ubeydullah´dan Celal Abbas´a dokunulmazlık istemiş,Ubeydullah ise bunu kabul ederek.Kerbela´da buluna Ibni bin Sa´d ve Ömer bin Sa´da mektup göndererek bu olayı yazar.Ibni Sa´´din askerleri bu olayı Celal Abbas´a anlatırlar.Yezit´e biat etmesi beklenilir. Abbas, Şimr melununun bu sözlerine daha fazla dayanamayıp sert bir dille çıkıştı:
-Allah sana da, mektubunuza da lânet etsin! Bizden, lânete uğrayan lânetlenmiş insanların çocuğuna itaat etmeyi mi bekliyorsun?! Git efendilerine söyle: Biz Ehli-Beyitiz ve sonsuza kadar da öyle kalacağız!
Muarrem ayının yedinci günü olmuştu.Yezit´in ordusu komutanlarının emirleri ile Fırat nehrinin etrafını kuş bile uçmayacak bir hale getirmişlerdi.Ehli-Beyit´e bir damla su vermiyorlardı.Hasta halde olan zeynelabidin küçük kardeşi daha altı aylık olan Ali asker´e su lazımdı.ama lanet Yezitin ordusu vermiyordu. İşte o gün Hüseyin (a.s), birkaç kişiyi de yanına vererek Fırat'a gitmesi ve kamplarındaki su ihtiyaçlarını giderecek derecede su getirmesi için Abbas'ı görevlendirmişti.
Abbas yanında buluna dostlari ile birlikde boş su tutumlarını alarak hızlı bir şekilde Fırat´a dogru gidiyordu.O gece Askerlerin komutanı Amr.bin Haccac´dir.Bir kaç atlının hızlı birşekilde Fıratın yanına kadar geldikleri görür,ve hemen askerlerini buraya yoğunlaştırır.Amr yüksek bir ses ile siz kimsiniz diyince Abbas´ın öncü olarak gönderdigi dostu olan Nafi bin Hellal bize vermediginiz ve yasak etdiginiz bu sudan içmeye geldik.
Komutan Amr gelin istediginiz kadar içebilirsiniz dedi.Nafi yemin olsunki Ehli-Beyit yarenleri bir damla su içmedikce biz bu sudan içmeyiz.Su Hüseyin ve ailesine yasaktır,onlar içemezler.Bu yasagı koyan kimdirki bir damla suyu vermiyor.Amr Yezit bin Muaviyedir. Sen ona biat et istedigin kadar su iç.
Nafi,bir zamanlar Peygamber efendimizi öldürmek isteyen Hz Hamza´yı şehit eden ve ciğerlerini ciğ ciğ yiyen Ebu Süfyan torunu.Imam Ali ve Imam Hasan´ı öldürten Muaviye oglu.babasına ve dedesine küfreden *****ler ile yatan eseklere namaz kıldırmaya çalışan sarayını harem haline getirip aklı ve fikri zina yapmak olan lanet Yezidemi biat edecegim.Lane olsun ona ve ceddine
devam edecek...
Hz Celal Abbas Islam dininin bayraktarı olan Cafer Tayyar´dan sonra o kutsal görevi kendisi almıştı.Babası Imam Ali zamanında meydana gelen savaşlarda bayraktarlık yapıyor ve kahramanca savaşıyordu.
Düşman askerleri genç Kasım´ın Şehit düştügünden sonra kahkaha atarak sizinde sonunuz işte böyle olacak diyerek Ehli-Beyit yarenlerine dil uzatıyorlardı.Celal Abbas kardeşi Imam Hüseyin´den izin almak istedi.Artık dayanamıyorum gidip onlar ile savaşacagım bizler her zaman haklının ve mazlumun yanında olduk babam kardeşim Imam Hasan,babam Imam Ali,dedem Hz Peygamber bize bu yolu ögretdi.inançımiz için canımızı veririz,çünkü bu yolun sonu yücelikdir.
Imam Hüseyin kardeşi ,Celal Abbas´in o zalim acımasız düşman elinde öldürülmesini istemiyordu.Kalbi onun gitmesini hiç istemiyordu.Celal Abbas bir kez daha izin istedi.Imam Hüseyin ey Abbas canım sana feda olsun gitme dedi.Sevgili canlar tüm Ehli-Beyit kervanındakiler canımız sana feda olsun ya Imam Hüseyin derken neden Imam Hüseyin ise canım sana feda olsun ya Abbas diyordu.Belkide onu sadece imam Hüseyin kendisi biliyordu.Celal Abbas babasından almış oldugu bilgi cesaret ve yigitligi ile o zamanların en büyük kahramanlarından biri idi.Celal Abbas Ya Hüseyin benim bilgim cesaretim sizden babam Imam Ali´den Kardeşim Imam Hasan ve senden aldığım bilgilerdir.Benim sonumun nasıl olacağını biliyorum.
Abbas, aldığı ilimlerin kaynağını böyle dile getiriyordu. Kerbela hadisesini, o gün neler olacağını daha önceden duymuş; babasından işitmiş, ceddi Resul-u Ekrem’in dilinden bu olayı nakledenleri de dinlemişti. Anlatılanları bir bir yaşadıkça inancı daha da artıyor, yakını daha da kuvvetleniyordu...
Hele annesi Ümmül Benin’in anlattıkları hâla aklından çıkmış değildi:
-Yavrum! Henüz sen daha küçük bir çocukken bir gün baban seni kucağına almış; ellerini, kollarını öpmüş; sonra da ağlamıştı. Onu bu halde görünce yüreğim yandı, ciğerim parçalandı. Zira, ömrüm boyunca güzel ve şirin bir yavruyu kucağına alıp da ağlayan bir baba ne görmüş, ne de duymuştum. Kendi kendime; “Bunun bir sebebi olmalı” dedim. Bu yüzden babana dönerek niçin ağladığını sordum. Baban bir yandan ağlıyor, bir yandan da cevap veriyordu: “Bu yavrumun kolları Hüseyin’ime edeceği yarenlik uğrunda kesilecek!” Kollarının kesileceği haberini alır almaz dayanamayıp feryat ettim. Benimle birlikte ev halkı da ağladı, sızladı.
Baban bizi bu halde görünce ikinci ama, güzel bir haberle bize teselli verdi: “Bilesiniz ki gözümüzün nuru Abbas, Hak Teala katında yüksek derecelere sahip olacak. Hak Teala, daha önce kardeşim Cafer’e (Cafer-i Tayyar) nasıl iki kanat hediye ettiyse, ona da iki elinin karşılığı olarak iki kanat bağışlayacak ve Abbas da bu kanatlarla, cennette meleklerle birlikte uçacak!”
Peygamber Efendimiz Hakka yürüdükten sonra Ehli-Beyit´in başına öyle belalar geldiki bunları yazmaya okyanuslar mürekkep agaclar ise kalem olsa yetmez imkansız birşeydir.Emevi Islamı kendi saltanatına almış istedigi gibi kullanıyor ve buna karşı çıkanları ise öldürüyordu.On Iki Imamların hiç bir normal bir şekilde hakka yürümedi hepsi lanet Emevi,Abbası devletleri tarafından Öldürüldü.
Hz Celal Abbas Küfe halkının ne kadar dönek oldugunu babası zamanında yaşamıştı.Bunu Imam Hasan´a yapılanlarda eklenince bunu tam olarak anlamıştı.Ehli-Beyit kervani Küfe´ye gelmek için yola çıkdıktan sonra kendilerine haber gelmiştiki.Küfe halkı Yezit´e biat etmiş diye,o zaman hemen her şeyi daha fazla anlamıştı.Küfe´iler yaşamları için herşeyi yapabilen sahte insanlardı nasıl birden ve nasıl çabuk degişebiliyorlardı.
Ömer bin Sa´d Celal Abbas´ın ne kadar büyük bir kahraman olduğunu çok iyi biliyordu.Bazı kaynaklarda şöyle yazar Rivayet edilirki Ehli-Beyit kervanı yola çıktıgında Celal Abbası Imam Hüseyin´den nasıl ayıracaklarına dair plan kuran Ömer bin Sa´d çözüm bulamıyordu.Celal Abbasın dayısı olan Abdullah bin Hizam Küfe halkının isteği var diye Ubeydullah´dan Celal Abbas´a dokunulmazlık istemiş,Ubeydullah ise bunu kabul ederek.Kerbela´da buluna Ibni bin Sa´d ve Ömer bin Sa´da mektup göndererek bu olayı yazar.Ibni Sa´´din askerleri bu olayı Celal Abbas´a anlatırlar.Yezit´e biat etmesi beklenilir. Abbas, Şimr melununun bu sözlerine daha fazla dayanamayıp sert bir dille çıkıştı:
-Allah sana da, mektubunuza da lânet etsin! Bizden, lânete uğrayan lânetlenmiş insanların çocuğuna itaat etmeyi mi bekliyorsun?! Git efendilerine söyle: Biz Ehli-Beyitiz ve sonsuza kadar da öyle kalacağız!
Muarrem ayının yedinci günü olmuştu.Yezit´in ordusu komutanlarının emirleri ile Fırat nehrinin etrafını kuş bile uçmayacak bir hale getirmişlerdi.Ehli-Beyit´e bir damla su vermiyorlardı.Hasta halde olan zeynelabidin küçük kardeşi daha altı aylık olan Ali asker´e su lazımdı.ama lanet Yezitin ordusu vermiyordu. İşte o gün Hüseyin (a.s), birkaç kişiyi de yanına vererek Fırat'a gitmesi ve kamplarındaki su ihtiyaçlarını giderecek derecede su getirmesi için Abbas'ı görevlendirmişti.
Abbas yanında buluna dostlari ile birlikde boş su tutumlarını alarak hızlı bir şekilde Fırat´a dogru gidiyordu.O gece Askerlerin komutanı Amr.bin Haccac´dir.Bir kaç atlının hızlı birşekilde Fıratın yanına kadar geldikleri görür,ve hemen askerlerini buraya yoğunlaştırır.Amr yüksek bir ses ile siz kimsiniz diyince Abbas´ın öncü olarak gönderdigi dostu olan Nafi bin Hellal bize vermediginiz ve yasak etdiginiz bu sudan içmeye geldik.
Komutan Amr gelin istediginiz kadar içebilirsiniz dedi.Nafi yemin olsunki Ehli-Beyit yarenleri bir damla su içmedikce biz bu sudan içmeyiz.Su Hüseyin ve ailesine yasaktır,onlar içemezler.Bu yasagı koyan kimdirki bir damla suyu vermiyor.Amr Yezit bin Muaviyedir. Sen ona biat et istedigin kadar su iç.
Nafi,bir zamanlar Peygamber efendimizi öldürmek isteyen Hz Hamza´yı şehit eden ve ciğerlerini ciğ ciğ yiyen Ebu Süfyan torunu.Imam Ali ve Imam Hasan´ı öldürten Muaviye oglu.babasına ve dedesine küfreden *****ler ile yatan eseklere namaz kıldırmaya çalışan sarayını harem haline getirip aklı ve fikri zina yapmak olan lanet Yezidemi biat edecegim.Lane olsun ona ve ceddine
devam edecek...
![[Resim: ataturk14vh7.jpg]](http://www.camlihemsin.gov.tr/Ata/ataturk14vh7.jpg)
herocuk =))
![[Resim: ataxh8.gif]](http://img229.imageshack.us/img229/8783/ataxh8.gif)
Celal Abbas Ocağı (Pir-i Ocağan)
Imam Hüseyin bin Ali Mürteza gibi pak,adil,dürüst,masum,cennet gençlerinin efendisi birine biat eder onun ugruna canımı seve seve veririm.Sizler ise ne cabuk dininizi ve imanınızı sattıverdiniz.Yazıklar olsun size.Tartışma fazla sürünce Gece ordu komutanı Haccac emir vererek derhal saldırıya geçmelerini söyledi.Iste o emirden sonra lanet düşman ordusu ile mücadele başladı.Celal Abbas arkadaşlarının su tutumlarını doldurabilmeleri için düşman ordusunun içine girerek kahramanca savaştı.Celal Abbas´ın içinde biriktirdigi öfke birden patlamıştı,düşmanların korkulu rüyası olmuştu.
Askerler bu kahraman ile savaşmanın ne kadar zor olduğunu anlamış ve kaçmaya başlamışlardı.Nafi ve arkadaşları çoktan su tulumlarını doldurmuşlardı.Komutan büyük bir asker ile bir daha Celal Abbas´ın yüzerine yürüdü.Almış oldukları su Ehli-Beyit yarenlerine getiremeden başarısız bir şekilde sonuçlandı.Celal Abbas çadıra dogru gitti.çocuklar ve bebeler susuzlukdan dayanamayacak bir hale gelmişlerdi.Imam Hüseyin sordu ne oldu diye Celal Abbas konuşmadı,Çocuklar ve bebeler hep bir agızdan Amca su Amca su getir bize
Bu çocukların ve bebelerin ağlaması Celal Abbas´ında ağlamasına sebeb olmuştu,çok öfkeli bir çekilde oraya tekrar gitti.Aklında çocukların amca su sözleri hiç çıkmıyordu.Büyük ve hızlı adımlar ile atına binerek Fırat nehrine ilerledi.Düşman her tarafı sarmış,Dünyanın her tarafı tatlı su olsa Hüseyin ve yarenlerine bir damla su yok,onlara su vermiyecegiz diye bagırıyorlardı.Celal Abbas düşmana nasıl olurda böyle ***** bir düşüncenin içinde olduklarını sordu.Hanı her seferinde bize mektuplar yazarak Imam Hüseyin´e biat ettik,Ne olur gelin bizi bu Yezit bin Muaviye zaliminden kurtarın diye bulunmuş oldugun vaatleri ne cabuk unuttunuz.Yezit gibi ***** bir insanı nasıl olurda
Peygemberimizin ciğerparesine tercih ediyorsunuz.Öldükten sonra dirileceginize inanıyormusunuz? Peygamber efendimizin karşısına çıkıpda hangi yüzle senin yarenlerini biz öldürdük diyeceksiniz.Yezit laneti sizi açıkca büyük bir ateşin içine atıyor.Dogruları görmek bu kadar zormu diyordu.Celal Abbas konuştukça düşman askerleri hep bir ağız ile bagırıyorlardi ki dedikleri anlaşılmasın diye.Celal Abbas kendisinin dinlenmedigini anlamıştı,ve aklında hiç çıkmayan çocukların amca su lafları onu daha güçlendiriyordu.
Düşman ordusunun içine girerek,onları saf dışı etti.Sonunda atı ile birlikte Fırat nehrine girmişti.Fırat nehri ki Dört büyük kitapda kutsal bir nehir olarak geçiyor Yüce Allah dünyayı yaratdıgı zaman ilk olarak Fırat nehrini yaratmıştı.Incil,Tevrat ve Kuran bu konuda hep aynı fikir.Celal Abbas nehrin içinde çocuklara ve yarenlerine su getirecegini umut ederek seviniyordu.Biran aklından bu sudan içmek geldi.Allahıma yemin ederimki çocuklar,kadınlar ve Imam Hüseyin bir damla su içmedikce bu su haramdır bana diyerek içmedi.
Elinde bulunan su tulumlarını doldurarak,Ehli-Beyit yarenlerinin bulundugu çadıra doğru ilerliyor bir tarafdanda kaharamanca savaşıyordu.Hızlı bir çekilde olay yerinden uzaklaşması gerekiyordu,ve şöyle diyordu sanmayın ki ben kaçıyorum.Ehli-Beyit yarenleri beni çağırıyor o masumlar bir damla su istiyor,sizinle ölümüne kadar savaşacagım.Düşman askerlerini gerisinde bırakan Celal Abbas hurma ağaçlarının arkasına girerek saklandı.Düşman askerleri ise onun gelecegini çok iyi bildikleri için ilerde bulunan ağaçların arasında pusu kurdular.
O masum Ehli-Beyit evladı Imam Ali´nın evladı,Imam Hüseyin sana canım feda olsun diyordu onun için büyük yüce insan ben buraya canımı vermeye geldim diyor kahramanca savaşıyordu.Bulundugu hurma ağaçlarının arasından çıkıp çadırlara doğru ilerlerken bir düşman askeri tarafından atının karnına bir kılıç darbesi vuruldu.At büyük bir acı çekerek yere yığıldı.
Atın yüzerindeki o büyük insan yere düştü.Çocukların su getir bize amca demeleri aklından çıkmıyordu.Onun için canı değil,Çocuklara su götürmek önemli idi.Celal Abbas su tulumlarını eline aldı.O lanet olası Nevfal bin Ezrak kılıçı ile Celal Abbas´ın sag kolunu vurdugu darbe ile vucüdundan ayırmıştı.Celal Abbas kolunun olmaması nedeni ile su tutumlarını sol koluna aldı ve söyle dedi
Yemin ederim ki her ne kadar sag kolum olmasa bile yine de sizinle dinim ve imanım için savaşcağım.Hüseyin yolu için canımı veririm ben onu kendime Imam olarak aldım,ve o benim önderimdir.
Celal Abbas Islamiyet için canını seve seve verdi.
Bir tarafdan savaşıyor bir tarafdan ise elinde buluna su tutumlarına sahip çıkıyordu.Kendisi ile teke tek savaşmaktan korkan Küfe ordusunun askerinden biri olan Hekim bin Tafil,uygun bir fırsat bulup kahpece arkasından yaklaşmış ve o masum insanın sol omzuna büyük bir kılıç darbesi vurmuştu.Celal Abbas iki kolu olmamasına hiç üzünmüyor acı çekmiyor ve çocuklara size su getirecegim dedigi sözü aklına getirken.Su tutumlarını aradı ve onları bulduktan sonra dizleri üzerine çökerek agzı ile su tutularını aldı ve hızlı adımlar ile koşmaya başladı.
Ömer bin Sa´d askerlerine emir veriyordu.Abbas canını korumak için degil yarenlerine su götürmek için mücadele ediyor,Hüseyinler bu sudan içerse bizim sonumuz gelir okçular,okçular su tulumlarını ve Abbası hedef alın dedi.Okçular okları ile o masum Celal Abbas ve yu tutumlarını ok yagmuruna tutturmuşlardı.Elinde bulunan bir su tulumu dışında diger tulumlar delinmiş ve içlerinde su kalmamıştı.Abbas diger tulumu başı ile korumaya çalıştı.Fakat lanet bir asker oku ile Abbas´ın basını hedef aldı.Fırlattığı ok Abbas´ın gözüne girmiş idi.Elleri olmadığı için dizleri ile oku çıkarmaya çalıştı.Ama vucüduna saplanmış olan yüzlerce ok onu agır yaralamıştı.
Son olarak Selam olsun sana ya Hüseyin diye bağırınca Imam Hüseyin atına binerek hurmalıkların oraya gitti.Kardeşi cok sevdigi canım sana feda olsun diye bilecek kadar sevdigi Celal Abbas şehtiler mertebesine ulaşmıştı.Imam Hüseyin cok ağlamış işte şimdi belim bükündü demişti.Ağlaya ağlaya geri geldigi çadırdaki Ehli-Beyit yarenleri sordu Baba Amcamız nerde diye Imam Hüseyin ağlıyordu sadece,kııi Sakine terkar sorunca kızım amcan Şehit düştü dedi.
(erenlerin yolu dergisi kerbela şehitleri yazısından alıntı)
Askerler bu kahraman ile savaşmanın ne kadar zor olduğunu anlamış ve kaçmaya başlamışlardı.Nafi ve arkadaşları çoktan su tulumlarını doldurmuşlardı.Komutan büyük bir asker ile bir daha Celal Abbas´ın yüzerine yürüdü.Almış oldukları su Ehli-Beyit yarenlerine getiremeden başarısız bir şekilde sonuçlandı.Celal Abbas çadıra dogru gitti.çocuklar ve bebeler susuzlukdan dayanamayacak bir hale gelmişlerdi.Imam Hüseyin sordu ne oldu diye Celal Abbas konuşmadı,Çocuklar ve bebeler hep bir agızdan Amca su Amca su getir bize
Bu çocukların ve bebelerin ağlaması Celal Abbas´ında ağlamasına sebeb olmuştu,çok öfkeli bir çekilde oraya tekrar gitti.Aklında çocukların amca su sözleri hiç çıkmıyordu.Büyük ve hızlı adımlar ile atına binerek Fırat nehrine ilerledi.Düşman her tarafı sarmış,Dünyanın her tarafı tatlı su olsa Hüseyin ve yarenlerine bir damla su yok,onlara su vermiyecegiz diye bagırıyorlardı.Celal Abbas düşmana nasıl olurda böyle ***** bir düşüncenin içinde olduklarını sordu.Hanı her seferinde bize mektuplar yazarak Imam Hüseyin´e biat ettik,Ne olur gelin bizi bu Yezit bin Muaviye zaliminden kurtarın diye bulunmuş oldugun vaatleri ne cabuk unuttunuz.Yezit gibi ***** bir insanı nasıl olurda
Peygemberimizin ciğerparesine tercih ediyorsunuz.Öldükten sonra dirileceginize inanıyormusunuz? Peygamber efendimizin karşısına çıkıpda hangi yüzle senin yarenlerini biz öldürdük diyeceksiniz.Yezit laneti sizi açıkca büyük bir ateşin içine atıyor.Dogruları görmek bu kadar zormu diyordu.Celal Abbas konuştukça düşman askerleri hep bir ağız ile bagırıyorlardi ki dedikleri anlaşılmasın diye.Celal Abbas kendisinin dinlenmedigini anlamıştı,ve aklında hiç çıkmayan çocukların amca su lafları onu daha güçlendiriyordu.
Düşman ordusunun içine girerek,onları saf dışı etti.Sonunda atı ile birlikte Fırat nehrine girmişti.Fırat nehri ki Dört büyük kitapda kutsal bir nehir olarak geçiyor Yüce Allah dünyayı yaratdıgı zaman ilk olarak Fırat nehrini yaratmıştı.Incil,Tevrat ve Kuran bu konuda hep aynı fikir.Celal Abbas nehrin içinde çocuklara ve yarenlerine su getirecegini umut ederek seviniyordu.Biran aklından bu sudan içmek geldi.Allahıma yemin ederimki çocuklar,kadınlar ve Imam Hüseyin bir damla su içmedikce bu su haramdır bana diyerek içmedi.
Elinde bulunan su tulumlarını doldurarak,Ehli-Beyit yarenlerinin bulundugu çadıra doğru ilerliyor bir tarafdanda kaharamanca savaşıyordu.Hızlı bir çekilde olay yerinden uzaklaşması gerekiyordu,ve şöyle diyordu sanmayın ki ben kaçıyorum.Ehli-Beyit yarenleri beni çağırıyor o masumlar bir damla su istiyor,sizinle ölümüne kadar savaşacagım.Düşman askerlerini gerisinde bırakan Celal Abbas hurma ağaçlarının arkasına girerek saklandı.Düşman askerleri ise onun gelecegini çok iyi bildikleri için ilerde bulunan ağaçların arasında pusu kurdular.
O masum Ehli-Beyit evladı Imam Ali´nın evladı,Imam Hüseyin sana canım feda olsun diyordu onun için büyük yüce insan ben buraya canımı vermeye geldim diyor kahramanca savaşıyordu.Bulundugu hurma ağaçlarının arasından çıkıp çadırlara doğru ilerlerken bir düşman askeri tarafından atının karnına bir kılıç darbesi vuruldu.At büyük bir acı çekerek yere yığıldı.
Atın yüzerindeki o büyük insan yere düştü.Çocukların su getir bize amca demeleri aklından çıkmıyordu.Onun için canı değil,Çocuklara su götürmek önemli idi.Celal Abbas su tulumlarını eline aldı.O lanet olası Nevfal bin Ezrak kılıçı ile Celal Abbas´ın sag kolunu vurdugu darbe ile vucüdundan ayırmıştı.Celal Abbas kolunun olmaması nedeni ile su tutumlarını sol koluna aldı ve söyle dedi
Yemin ederim ki her ne kadar sag kolum olmasa bile yine de sizinle dinim ve imanım için savaşcağım.Hüseyin yolu için canımı veririm ben onu kendime Imam olarak aldım,ve o benim önderimdir.
Celal Abbas Islamiyet için canını seve seve verdi.
Bir tarafdan savaşıyor bir tarafdan ise elinde buluna su tutumlarına sahip çıkıyordu.Kendisi ile teke tek savaşmaktan korkan Küfe ordusunun askerinden biri olan Hekim bin Tafil,uygun bir fırsat bulup kahpece arkasından yaklaşmış ve o masum insanın sol omzuna büyük bir kılıç darbesi vurmuştu.Celal Abbas iki kolu olmamasına hiç üzünmüyor acı çekmiyor ve çocuklara size su getirecegim dedigi sözü aklına getirken.Su tutumlarını aradı ve onları bulduktan sonra dizleri üzerine çökerek agzı ile su tutularını aldı ve hızlı adımlar ile koşmaya başladı.
Ömer bin Sa´d askerlerine emir veriyordu.Abbas canını korumak için degil yarenlerine su götürmek için mücadele ediyor,Hüseyinler bu sudan içerse bizim sonumuz gelir okçular,okçular su tulumlarını ve Abbası hedef alın dedi.Okçular okları ile o masum Celal Abbas ve yu tutumlarını ok yagmuruna tutturmuşlardı.Elinde bulunan bir su tulumu dışında diger tulumlar delinmiş ve içlerinde su kalmamıştı.Abbas diger tulumu başı ile korumaya çalıştı.Fakat lanet bir asker oku ile Abbas´ın basını hedef aldı.Fırlattığı ok Abbas´ın gözüne girmiş idi.Elleri olmadığı için dizleri ile oku çıkarmaya çalıştı.Ama vucüduna saplanmış olan yüzlerce ok onu agır yaralamıştı.
Son olarak Selam olsun sana ya Hüseyin diye bağırınca Imam Hüseyin atına binerek hurmalıkların oraya gitti.Kardeşi cok sevdigi canım sana feda olsun diye bilecek kadar sevdigi Celal Abbas şehtiler mertebesine ulaşmıştı.Imam Hüseyin cok ağlamış işte şimdi belim bükündü demişti.Ağlaya ağlaya geri geldigi çadırdaki Ehli-Beyit yarenleri sordu Baba Amcamız nerde diye Imam Hüseyin ağlıyordu sadece,kııi Sakine terkar sorunca kızım amcan Şehit düştü dedi.
(erenlerin yolu dergisi kerbela şehitleri yazısından alıntı)
![[Resim: ataturk14vh7.jpg]](http://www.camlihemsin.gov.tr/Ata/ataturk14vh7.jpg)
herocuk =))
![[Resim: ataxh8.gif]](http://img229.imageshack.us/img229/8783/ataxh8.gif)
Celal Abbas Ocağı (Pir-i Ocağan)
Celal-Abbas... Hz.Alinin Ümmül benin ( 4 oğlu olduğu için oğullar anası anlamında ) olarak bilinen hüzam kızı fatmadan olmuştur.
Hz.Ali ümmül benin fatma ile 645 yılında evlendi.bu hanımından sırasıyla abbas (647), cafer ( 648 ), osman ( 650 ), abdullah (653 ) ve hatice isimli evlatları olmuştur.hz.Alinin vefatından sonra ümmül benin ve evlatlarına hz.Ali ailesinin büyüğü olan imam HASAN bakmış celal abbasıda imam Hasan evlendirmiştir.
Celal-abbas imam Hasanın himayesinde hz.Alinin ve hz. PEYGAMBERİN amcası olan hz. abbasın oğlu abdullahın (ubeydullahda olabilir ) kızı lübabe ile evlenmiştir.665 yılında gerçekleşen bu evlilikten Celal Abbasın sırasıyla fazl,kasım,hasan,ubeydullah ve muhammed isimli 5 oğlu ve ismini bügün için bilemediğimiz 2 de kızı oldu.
Celal Abbas kerbela olayının gelişiminde ve sonuçlanmasında hep imam Hüseyin'in yanında bulunmuş sonunu bile bile imamına abisine yardımdan geri durmamıştır.o zamanın tarihini yazan tarihçiler Celal Abbasın çok yiğit bir savaşçı olduğunu söylerler.boylu poslu olan Celal Abbasın babası ile 13-14 yaşında iki savaşa katıldığını tarihçiler yazarlar.hatta bir alman araştırmacı 19 .yy. başlarında yaptığı bir araştırmada o zamana kadar araplar içinde bilinmeyen savaş tekniklerinin celal abbas tarafından uygulandığını bu bilinmeyen savaş tekniklerine karşı o dönemin savaşçılarının aciz kaldığı anlatır.
Celal Abbas İmam Hüseyin'in sancaktarı , kerbelada ki insanların komutanı idi.yezit ordusu içinde bulunan ana tarafından akrabaları kendisini imam hüseyinin yanından ayırmak için türlü sözler sarfetmiş,türlü payeler teklif etmiş ama Celal Abbas hiç birini kabul etmemiş ve sonunu bile bile abisi ve imamı imam Hüseyinin yanından ayrılmamıştır.
kerbelada şehit olan Celal Abbas bugün ırakın kerbela kentinde kendi ismi ile bilinen türbesinde yatıyor.
Celal-abbas'ın Türkiye'deki soyu oğlu Ubeydullah'ın oğlu... Hasan'ın oğlu... İbrahim'in oğlu.. Şah Seyit Ali'den gelmektedir. Şah Seyit Ali'nin Türbesi... İran'ın Kum kentindedir ve İran'ın önemli ziyaretgahlarından birisidir.
Celal Abbasa Ait Bir şecere
E'bul hasan Ali ibn ebu Talib
onun oğlu ebul fazl Abbas Alemdar
onun oğlu seyit ubeydullah medeni
onun oğlu seyit ebul Abbas Hasan
onun oğlu seyit ebul Kasım Hamza el ekber
onun oğlu seyit Cafer
onun oğlu seyit Ali
onun oğlu seyit Kasım
onun oğlu seyit Tayyar (ben bunun isminin cafer olduğunu tahmin ediyorum)
onun oğlu seyit Hamza sani
onun oğlu seyit ebul ya'la Kasım
onun oğlu seyit ebul Ali Avn
onun oğlu seyit Ali şah muhsin
onun oğlu seyit ebul hakk secan
onun oğlu seyit cemaleddin ishak
onun oğlu seyit aizzettin İzzet
onun oğlu seyit celaleddin guher Ali
onun oğlu seyit Burhaneddin hubayra
onun oğlu seyit sadettin sikandar şah enver
onun oğlu seyit Muhammed münevver bahtmand
onun oğlu seyit ebul mansur celaleddin sultan
onun oğlu seyit kemaleddin Ahmet zakir
onun oğlu seyit Mahmud şah (PİR CALİB)
onun oğlu seyit abdul evvel Zahid
onun oğlu seyit Ataullah
onun oğlu seyit Abdussamed Arif
onun oğlu seyit Muizuddin
onun oğlu seyit Muhammed gulam
onun oğluseyit Muhammed şah sahibuddin
onun oğlu seyit Abdullah zakir-i Hu
onun oğlu seyit ebu süleyman celalüddin Muhammed
onun oğlu seyit ebul Ala şemsuddin şehit
onun oğlu seyit ebu ismail Alauddin Hüseyin
onun oğlu seyit Muhammed nevşani 21 ağustos 1552---
Hz.Ali ümmül benin fatma ile 645 yılında evlendi.bu hanımından sırasıyla abbas (647), cafer ( 648 ), osman ( 650 ), abdullah (653 ) ve hatice isimli evlatları olmuştur.hz.Alinin vefatından sonra ümmül benin ve evlatlarına hz.Ali ailesinin büyüğü olan imam HASAN bakmış celal abbasıda imam Hasan evlendirmiştir.
Celal-abbas imam Hasanın himayesinde hz.Alinin ve hz. PEYGAMBERİN amcası olan hz. abbasın oğlu abdullahın (ubeydullahda olabilir ) kızı lübabe ile evlenmiştir.665 yılında gerçekleşen bu evlilikten Celal Abbasın sırasıyla fazl,kasım,hasan,ubeydullah ve muhammed isimli 5 oğlu ve ismini bügün için bilemediğimiz 2 de kızı oldu.
Celal Abbas kerbela olayının gelişiminde ve sonuçlanmasında hep imam Hüseyin'in yanında bulunmuş sonunu bile bile imamına abisine yardımdan geri durmamıştır.o zamanın tarihini yazan tarihçiler Celal Abbasın çok yiğit bir savaşçı olduğunu söylerler.boylu poslu olan Celal Abbasın babası ile 13-14 yaşında iki savaşa katıldığını tarihçiler yazarlar.hatta bir alman araştırmacı 19 .yy. başlarında yaptığı bir araştırmada o zamana kadar araplar içinde bilinmeyen savaş tekniklerinin celal abbas tarafından uygulandığını bu bilinmeyen savaş tekniklerine karşı o dönemin savaşçılarının aciz kaldığı anlatır.
Celal Abbas İmam Hüseyin'in sancaktarı , kerbelada ki insanların komutanı idi.yezit ordusu içinde bulunan ana tarafından akrabaları kendisini imam hüseyinin yanından ayırmak için türlü sözler sarfetmiş,türlü payeler teklif etmiş ama Celal Abbas hiç birini kabul etmemiş ve sonunu bile bile abisi ve imamı imam Hüseyinin yanından ayrılmamıştır.
kerbelada şehit olan Celal Abbas bugün ırakın kerbela kentinde kendi ismi ile bilinen türbesinde yatıyor.
Celal-abbas'ın Türkiye'deki soyu oğlu Ubeydullah'ın oğlu... Hasan'ın oğlu... İbrahim'in oğlu.. Şah Seyit Ali'den gelmektedir. Şah Seyit Ali'nin Türbesi... İran'ın Kum kentindedir ve İran'ın önemli ziyaretgahlarından birisidir.
Celal Abbasa Ait Bir şecere
E'bul hasan Ali ibn ebu Talib
onun oğlu ebul fazl Abbas Alemdar
onun oğlu seyit ubeydullah medeni
onun oğlu seyit ebul Abbas Hasan
onun oğlu seyit ebul Kasım Hamza el ekber
onun oğlu seyit Cafer
onun oğlu seyit Ali
onun oğlu seyit Kasım
onun oğlu seyit Tayyar (ben bunun isminin cafer olduğunu tahmin ediyorum)
onun oğlu seyit Hamza sani
onun oğlu seyit ebul ya'la Kasım
onun oğlu seyit ebul Ali Avn
onun oğlu seyit Ali şah muhsin
onun oğlu seyit ebul hakk secan
onun oğlu seyit cemaleddin ishak
onun oğlu seyit aizzettin İzzet
onun oğlu seyit celaleddin guher Ali
onun oğlu seyit Burhaneddin hubayra
onun oğlu seyit sadettin sikandar şah enver
onun oğlu seyit Muhammed münevver bahtmand
onun oğlu seyit ebul mansur celaleddin sultan
onun oğlu seyit kemaleddin Ahmet zakir
onun oğlu seyit Mahmud şah (PİR CALİB)
onun oğlu seyit abdul evvel Zahid
onun oğlu seyit Ataullah
onun oğlu seyit Abdussamed Arif
onun oğlu seyit Muizuddin
onun oğlu seyit Muhammed gulam
onun oğluseyit Muhammed şah sahibuddin
onun oğlu seyit Abdullah zakir-i Hu
onun oğlu seyit ebu süleyman celalüddin Muhammed
onun oğlu seyit ebul Ala şemsuddin şehit
onun oğlu seyit ebu ismail Alauddin Hüseyin
onun oğlu seyit Muhammed nevşani 21 ağustos 1552---
![[Resim: ataturk14vh7.jpg]](http://www.camlihemsin.gov.tr/Ata/ataturk14vh7.jpg)
herocuk =))
![[Resim: ataxh8.gif]](http://img229.imageshack.us/img229/8783/ataxh8.gif)
Celal Abbas Ocağı (Pir-i Ocağan)
Celal Abbas.. Hz. Peygamber'in ve velayetin nuru Ali-el Mürteza'nın Sancaktarıdır..
** Kerbela İmam Hüsyin 'in Ordusunun Komutanı ve Sancaktarıdır...
Celal -abbas soyundan seyidlerden bir kısmı da Erzincan Ilıç ilçesinde bulunur... adına Türbe de bulunuan leşker baba türbesi bunlardan biridir..
Seyid'in Künyesi ise şöyledir..
LEŞGER BABA
Baba adı Seyyid Abbas Ana Adı Fadik Ana’dır.Soy Kökeni Celal Abbas Ehli Beyt 12 İmama bağlıdır.Horasan Erenlerindendir.Batın ismi Seyyid Muzaffer,zahir ismi Leşger Baba’dır.Kendisi Asker şehididir. Şehit düştüğü dönem Bizanslılar dönemidir. İErzincan İliç İlçemizin Bağıştaş Köyü Kabristanında yatmaktadır.
CELAL ABBAS
Günahkar kulunam kapına geldim
Ya hüseyni celal Abbas el aman
Cümle günahımı elime aldım
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Ahtim olsun kabrine geleyim
Haki payınıza yüzlerim süreyim
Sizden başka kimden derman arayım
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Ah eyledim haki canın livası
Giyeyim karayı tutayım yası
Sizi sevenlerin yoktur cezası,
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Mustafa haydarın mühübbiyari
Hatice fatıma ser çeşmi zarı
Sizi sevenlere çektirme zoru
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Hasan hüseyinde sırrı pederden
Zeynel bakır Cafer nuru alametten
Şu gamlı gönlümü kurtar zahmetten
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Aşiyen efendim günahım çoktur
Aradım derdimin dermanı yoktur
Yalvaracak başka kimsem yoktur
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Mahsuni perişan bugün gamım var
Azdı yarem bugün sizde acım var
Sizden başka yalvaracak kimim var
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Aşık Mahsuni Şerif
** Kerbela İmam Hüsyin 'in Ordusunun Komutanı ve Sancaktarıdır...
Celal -abbas soyundan seyidlerden bir kısmı da Erzincan Ilıç ilçesinde bulunur... adına Türbe de bulunuan leşker baba türbesi bunlardan biridir..
Seyid'in Künyesi ise şöyledir..
LEŞGER BABA
Baba adı Seyyid Abbas Ana Adı Fadik Ana’dır.Soy Kökeni Celal Abbas Ehli Beyt 12 İmama bağlıdır.Horasan Erenlerindendir.Batın ismi Seyyid Muzaffer,zahir ismi Leşger Baba’dır.Kendisi Asker şehididir. Şehit düştüğü dönem Bizanslılar dönemidir. İErzincan İliç İlçemizin Bağıştaş Köyü Kabristanında yatmaktadır.
CELAL ABBAS
Günahkar kulunam kapına geldim
Ya hüseyni celal Abbas el aman
Cümle günahımı elime aldım
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Ahtim olsun kabrine geleyim
Haki payınıza yüzlerim süreyim
Sizden başka kimden derman arayım
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Ah eyledim haki canın livası
Giyeyim karayı tutayım yası
Sizi sevenlerin yoktur cezası,
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Mustafa haydarın mühübbiyari
Hatice fatıma ser çeşmi zarı
Sizi sevenlere çektirme zoru
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Hasan hüseyinde sırrı pederden
Zeynel bakır Cafer nuru alametten
Şu gamlı gönlümü kurtar zahmetten
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Aşiyen efendim günahım çoktur
Aradım derdimin dermanı yoktur
Yalvaracak başka kimsem yoktur
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Mahsuni perişan bugün gamım var
Azdı yarem bugün sizde acım var
Sizden başka yalvaracak kimim var
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Aşık Mahsuni Şerif
![[Resim: ataturk14vh7.jpg]](http://www.camlihemsin.gov.tr/Ata/ataturk14vh7.jpg)
herocuk =))
![[Resim: ataxh8.gif]](http://img229.imageshack.us/img229/8783/ataxh8.gif)
Celal Abbas Ocağı (Pir-i Ocağan)
**** AŞIK MÜCRİMİ***
Asıl adı Mehmet Özbozok olan Ãşık Mücrimi, bugün Malatya ilinin Doğanşehir ilçesine bağlı olan Karaterzi Köyü’nde 1882 yılında doğmuştur. Çocuk yaşlarda eli yandığı için parmakları bir top halinde birbirine bağlanmış, bu dönemden sonra lakabı “çolak” olarak kalmıştır. Çocuklarının anlattığına göre, İmâm Mûsâ’l-Kâzım evlatlarından bir seyit tarafından, çolaklığı sebebiyle kendisine “Mücrimi” mahlası verilmiştir. Yine çocuklarının anlatımına göre Mücrimi, Celâl Abbas Ocağı’na mensup bir aileden gelmektedir.
Maraş, Malatya, Antep yörelerinde yaşayan Alevi – Bektaşi toplumunun yakından tanıdığı Ãşık Mücrimi (1882 – 1970), ne yazık ki günümüzde yayınlanan hiçbir Alevi – Bektaşi şiir antolojisinde kendisine yer bulamamış bir halk ozandır. Özellikle müzik dünyasında, “Şu diyâr-ı gurbet elde”, “Yüce dağ başında kar yağmış gibi”, “Gönlüm sağ yâre”, “Aşkınla perişân oldum” gibi deyişleri pek çok sanatçı tarafından okunmuş olsa da, hakkında yazılı hiçbir belge bulunmayan Ãşık Mücrim'nin..yasamı ve şiirleri. Ulaş ÖZDEMİR tarafından derlenerek kitap haline getirilmiştir.
Aşık Mücrimi'nin hayatıda bir o kadar renkli geçmiştir.. başından gecen bir hadiseyi.. oğlu şöyle anlatmaktadır..
Cemal Özbozok’un anlattığına göre, Keferdiz’e yakın bir köyde şıhlık yapıp halkın inancını kötüye kullanan birisi, bir yanlışlık sonucu Mücrimi hakkında bir şikayet yapar.
Bu kişi ve Mücrimi, “Tekke ve Zaviyeler Kanunu”na karşı gelmek suçundan mahkemeye çağırılır. Mücrimi, İslahiye’de mahkeme önünde beklerken, bir arkadaşını görür. Arkadaşı orada ne beklediğini sorar. Mücrimi cevap olarak “Ben burada mahşeri seyrediyorum” der,“kimi cennete (evine) kimisi de cehenneme (hapise) gidiyor...”. Mahkemede şıhlık yapmak, dernek kurup toplantı düzenlemekle suçlanır.
Mücrimi, hakime döner,
“Eğer ben o Allah’ı, keçinin oğlağını,
Koyunun kuzusunu sevdiği kadar sevseydim,
Beni bu zalimler giriftarına dahil etmezdi” der.
O sırada yanında, Hurşit Ağa’nın dostlarından Talat Bey vardır ve hemen söz alır:
“Bir şıh rakı içer mi? Haşa!
Esrar içer mi? Haşa!
Saz çalar mı? Haşa!
Yahu ben bu adamı her gün görürüm, gündüz davar güdüp çobanlık yapar; akşam masasına varır rakı, esrar içer, saz çalar, deyişlerini söyler. Ayrıca, o ‘şıh’ diye gezenler, bu adamı tenha bir yerde görseler kör bıçakla öldürürler. Mücrimi deyişlerinde hep o adamları anlatmış, onları suçlamıştır” der.
Mahkeme karşılıklı sohbete döner, hakim Mücrimi’den bir şiir okumasını ister. Mücrimi şu şiire başlar:
“Bu dünyaya fesâd veren dört kişi,
Bunlar varken bu dünyamız düzelmez
Tasrih ettim insanların kalleşi,
Bunlar varken bu dünyamız düzelmez…”
Mücrimi, elimizde tamamı bulunmayan bu şiirinde “dede, derviş, hoca, keşiş” kılığına girip insanlardan çıkar sağlayanları ağır bir dille eleştirir.
Mücrimi atışmayı çok seven bir âşıktır. Cemal Özbozok’un hatırladığı kadarıyla, Ãşık Veysel iki kez Mücrimi’yi ziyarete gelmiştir. Ancak onunla atışmamıştır..
Mücrimi. Ãşık Davut Sulari de Ãşık Veysel gibi ziyarete gelen âşıklardan birisidir. Davut Sulari köye ilk geldiğinde Mücrimi’yi muhabbete çağıranlar, “hele takıl şu âşığa bakalım ne söyleyecek” derler. Davut Sulari de muhabbette, Mücrimi’ye dokunan sözler söyler. Mücrimi curasını ister ve söylemeye başlar:
Behey âşık yalan yumru söyleme
Otur edebinle haddini tanı
Kocamış aklını talan eyleme
Otur edebinle haddini tanı
Bilmezsin ârifler seni tartarlar
Azarsın yalına zehir katarlar
Kuyruğundan tutar dışarı atarlar
Otur edebinle haddini tanı
Sen bir tüccar değil çerçi bakkalsın
İleşlere dönen karga kartalsın
Ne aslan ne kaplan sarı çakalsın
Otur edebinle haddini tanı
Mücrimi’yem sofu hacı değilim
Dilbazlar gibi falcı değilim
Boşa sıkan ahmak avcı değilim
Otur edebinle haddini tanı
Bu sözlerden sonra muhabbete katılanlardan bir alkış duyulur. Davut Sulari hemen kalkıp Mücrimi’nin eline sarılır, “özür dilerim, ama ben seni taşlamasaydım senin armutların düşmezdi” der.
kaynak :http://kanalkultur.com/de/*******/view/111/1/
Asıl adı Mehmet Özbozok olan Ãşık Mücrimi, bugün Malatya ilinin Doğanşehir ilçesine bağlı olan Karaterzi Köyü’nde 1882 yılında doğmuştur. Çocuk yaşlarda eli yandığı için parmakları bir top halinde birbirine bağlanmış, bu dönemden sonra lakabı “çolak” olarak kalmıştır. Çocuklarının anlattığına göre, İmâm Mûsâ’l-Kâzım evlatlarından bir seyit tarafından, çolaklığı sebebiyle kendisine “Mücrimi” mahlası verilmiştir. Yine çocuklarının anlatımına göre Mücrimi, Celâl Abbas Ocağı’na mensup bir aileden gelmektedir.
Maraş, Malatya, Antep yörelerinde yaşayan Alevi – Bektaşi toplumunun yakından tanıdığı Ãşık Mücrimi (1882 – 1970), ne yazık ki günümüzde yayınlanan hiçbir Alevi – Bektaşi şiir antolojisinde kendisine yer bulamamış bir halk ozandır. Özellikle müzik dünyasında, “Şu diyâr-ı gurbet elde”, “Yüce dağ başında kar yağmış gibi”, “Gönlüm sağ yâre”, “Aşkınla perişân oldum” gibi deyişleri pek çok sanatçı tarafından okunmuş olsa da, hakkında yazılı hiçbir belge bulunmayan Ãşık Mücrim'nin..yasamı ve şiirleri. Ulaş ÖZDEMİR tarafından derlenerek kitap haline getirilmiştir.
Aşık Mücrimi'nin hayatıda bir o kadar renkli geçmiştir.. başından gecen bir hadiseyi.. oğlu şöyle anlatmaktadır..
Cemal Özbozok’un anlattığına göre, Keferdiz’e yakın bir köyde şıhlık yapıp halkın inancını kötüye kullanan birisi, bir yanlışlık sonucu Mücrimi hakkında bir şikayet yapar.
Bu kişi ve Mücrimi, “Tekke ve Zaviyeler Kanunu”na karşı gelmek suçundan mahkemeye çağırılır. Mücrimi, İslahiye’de mahkeme önünde beklerken, bir arkadaşını görür. Arkadaşı orada ne beklediğini sorar. Mücrimi cevap olarak “Ben burada mahşeri seyrediyorum” der,“kimi cennete (evine) kimisi de cehenneme (hapise) gidiyor...”. Mahkemede şıhlık yapmak, dernek kurup toplantı düzenlemekle suçlanır.
Mücrimi, hakime döner,
“Eğer ben o Allah’ı, keçinin oğlağını,
Koyunun kuzusunu sevdiği kadar sevseydim,
Beni bu zalimler giriftarına dahil etmezdi” der.
O sırada yanında, Hurşit Ağa’nın dostlarından Talat Bey vardır ve hemen söz alır:
“Bir şıh rakı içer mi? Haşa!
Esrar içer mi? Haşa!
Saz çalar mı? Haşa!
Yahu ben bu adamı her gün görürüm, gündüz davar güdüp çobanlık yapar; akşam masasına varır rakı, esrar içer, saz çalar, deyişlerini söyler. Ayrıca, o ‘şıh’ diye gezenler, bu adamı tenha bir yerde görseler kör bıçakla öldürürler. Mücrimi deyişlerinde hep o adamları anlatmış, onları suçlamıştır” der.
Mahkeme karşılıklı sohbete döner, hakim Mücrimi’den bir şiir okumasını ister. Mücrimi şu şiire başlar:
“Bu dünyaya fesâd veren dört kişi,
Bunlar varken bu dünyamız düzelmez
Tasrih ettim insanların kalleşi,
Bunlar varken bu dünyamız düzelmez…”
Mücrimi, elimizde tamamı bulunmayan bu şiirinde “dede, derviş, hoca, keşiş” kılığına girip insanlardan çıkar sağlayanları ağır bir dille eleştirir.
Mücrimi atışmayı çok seven bir âşıktır. Cemal Özbozok’un hatırladığı kadarıyla, Ãşık Veysel iki kez Mücrimi’yi ziyarete gelmiştir. Ancak onunla atışmamıştır..
Mücrimi. Ãşık Davut Sulari de Ãşık Veysel gibi ziyarete gelen âşıklardan birisidir. Davut Sulari köye ilk geldiğinde Mücrimi’yi muhabbete çağıranlar, “hele takıl şu âşığa bakalım ne söyleyecek” derler. Davut Sulari de muhabbette, Mücrimi’ye dokunan sözler söyler. Mücrimi curasını ister ve söylemeye başlar:
Behey âşık yalan yumru söyleme
Otur edebinle haddini tanı
Kocamış aklını talan eyleme
Otur edebinle haddini tanı
Bilmezsin ârifler seni tartarlar
Azarsın yalına zehir katarlar
Kuyruğundan tutar dışarı atarlar
Otur edebinle haddini tanı
Sen bir tüccar değil çerçi bakkalsın
İleşlere dönen karga kartalsın
Ne aslan ne kaplan sarı çakalsın
Otur edebinle haddini tanı
Mücrimi’yem sofu hacı değilim
Dilbazlar gibi falcı değilim
Boşa sıkan ahmak avcı değilim
Otur edebinle haddini tanı
Bu sözlerden sonra muhabbete katılanlardan bir alkış duyulur. Davut Sulari hemen kalkıp Mücrimi’nin eline sarılır, “özür dilerim, ama ben seni taşlamasaydım senin armutların düşmezdi” der.
kaynak :http://kanalkultur.com/de/*******/view/111/1/
![[Resim: ataturk14vh7.jpg]](http://www.camlihemsin.gov.tr/Ata/ataturk14vh7.jpg)
herocuk =))
![[Resim: ataxh8.gif]](http://img229.imageshack.us/img229/8783/ataxh8.gif)
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi