You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Posting Freak
Burdur
İlin Konumu

İlimiz , Güneybatı Anadolu’da Göller Bölgesindedir. İl toprakları 36-53 ve 37-50 kuzey enlemleri ile 29-24 ve 30-53 doğu boylamları arasında yer alır. İlin yüzölçümü 6883 km2 dir. İlimizi, doğu ve güneyinden Antalya, batısından Denizli, güneybatısından Muğla, kuzeyinden Afyon, kuzeydoğudan ise Isparta çevirmiştir.

İl arazisinin %60.6’sı dağlık, %2.7’si yayla, %19’u ova %17.6’sı engebelidir. Topraklar genel olarak killi ve kireçli bir yapıya sahiptir. İlin genel yüksekliği (ortalama) 1000 metredir. İlimiz güneyden Batı Torosların uzantıları üzerindeki Boncuk Dağları, Elmalı Dağı ve Katrancık Dağı, doğudan yine Batı Torosların uzantısı olan Kuyucak ve Dedegöl Dağı, kuzeyden Burdur Gölü ve Karakuş Dağı Sırası, batıdan ise Acıgöl ve Eşeler Dağları gibi doğal sınırlarla çevrilmiştir.


Tarihçemiz

İlin Tarih Öncesi Çağları

İlimizin tarihi;</STRONG> Neolotik Çağa kadar inmektedir.1957-1960 yılları arasında Prof.J.Mellaart tarafından Hacılar’da yapılan kazılarda Neolitik kültürün bütün ayrıntılarını ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular M.Ö.7000 yıllarına inmektedir. Yine 1978-1988 yılları arasında Kuruçay Höyükte ve 1989-1992 yılları arasında Bucak Höyücek Höyükte Prof.Dr.Refik DURU tarafından yapılan kazılarda da Neolitik çağın kültürüne rastlanılmıştır. Bu çağın en önemli özelliği: İnsanların,hayvanları evcilleştirmesi,çanak-çömlek yapımını öğrenmiş bulunmasıdır. Anadolu’nun ilk heykelcikleri olarak bilinen ANA İLAHE’yi temsil eden pişmiş toprak figürünler ve süs eşyaları Neolitik Çağda Hacıların en önemli eserleridir.

Kalkolitik Çağ; Neolitik çağdan sonra gelen M:Ö.5400-3000 yılları arasındaki çağdır. Bu çağda taş,kemik ve ağaç aletlerin yanısıra,madenin de kullanılmaya başlamış olması en önemli özelliğidir. Kuruçay Höyükte bulunan madeni keskiler,ok uçları gibi aletler çağın özelliğini yansıtırlar. Ayrıca Uğurlu Höyük,Kızılkaya Höyük,Karamanlı Çamur Höyük,Tefenni Beyköy Höyükte bu çağı destekleyen malzemeler elde edilmiştir.M.Ö. 3000-2000 yılları arasına tarihlenen Eski Tunç Çağında,medeniyet daha gelişmiş,taş aletlerin yerini tunçtan yapılan aletler almıştır. Çağın özelliklerini yansıtan bir başka grup da,pişmiş toprak ve mermerden yapılmış keman tipi idollerdir. İlimizde Yassıgüme Höyük,Burdur Höyük,İncirdere Höyük,Tepecik Höyük gibi yerleşim yerlerinde eski tunç çağı malzemesi yaygın olarak tespit edilmiştir.İlimiz,Antik çağlarda. bugünkü sınırları ile Isparta ve Antalya illerini de içine alan antik PİSİDİA bölgesinde kalmaktadır. Bu bölge Pers döneminin ortalarına kadar karanlıkta kalmış,henüz aydınlatılamamıştır. Bölge, M.Ö. 2000 yıllarında ARZAVA konfederasyonunun siyasi merkezi olmuştur. Bu durum M:Ö. 1000 yılına kadar çeşitli toplumların yerleşmesiyle devam eder.M.Ö. 8.yy’da Pisidia’nın batı bölgesi Friglerin hakimiyetine girmiştir. Yarışlı Gölü’ndeki yerleşim yerinde Frig keramiklerinin bulunması bu tezi desteklemektedir. M.Ö. 696-676 Frig devletini yıkan Lidyalıların bölgeye hakim olduğunu görüyoruz.M.Ö. 546 yılında Lidyalıları yenen Persler,bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 334’te Büyük İskender,Biga Çayı kenarında Persleri mağlup eder ve Anadolu’ya yönelir. Önce Bodrum,Milet ve Phaselis’i alır. Daha sonra Perge,Side,Aspendos’u alır ve M.Ö.333’te de Sagalassos ve Kremna’yı da zapteder. Büyük İskenderin M.Ö. 323 yılında ölümü,imparatorluğun paylaşılmasına sebep olur.

Bölgeye, M.Ö. 321 yılında komutan Antigonos hakim olur.Fakat M.Ö.301 yılında İpsos Savaşında Selefkoslulara yenilince ülkesini kaybeder. Selefkoslardan sonra bölge,Bergama krallığına ve daha sonra da Roma’ya bağlanır. Bu durum,M.S. 395 yılına kadar devam eder. Bu yıl Roma İmparatorluğu ikiye bölünür;bölge Doğu Roma(Bizans) idaresine girer. Bu durum M.S. Xl yy sonlarına kadar devam eder ve bu tarihten itibaren Türk hakimiyeti başlar. Roma çağında Psidia’nın her tarafında kesif bir yerleşme vardır. Bir çok yeni şehir kurulmuş, eski merkezler yeniden onarılmıştır.


Burdur’un Türk Tarihi Dönemi

1071 Malazgirt Meydan Muharebesinden sonra ise bölge; sırasıyla Selçuklular, Hamitoğulları ve Osmanlıların hakimiyeti altına girmiştir.

Anadolu’ya yayılan Oğuz boyları muhtemelen 1075’lerde o zaman Psidia diye adlandırılan bölgeye ve Burdur’a yerleşmeye başladılar. İlk yerleşim yerleri Şekerpınarı-Hamam bendi mevkii olmuştur. Çoğunluğu Kınalı aşiretinden olan Türkmenler, en az 2000 çadırdan meydana gelen bir toplulukla yerleşim yerleri kurmaya başladılar. Başlangıçta kendi başlarına hiçbir devlete bağlı olmadan ve komşuları olan Bizanslılarla mücadele ederek varlıklarını sürdürdüler. Bu mücadelelerin en önemlisi Dinar yakınlarında Bizanslı Manüel Kommenos komutasındaki orduyu yenmeleridir.

Bilhassa Haçlı Seferleri döneminde Selçuklu Hükümdarı I. Mesut ve II. Kılıçarslan'ın Erle ovasında bu orduyu yenilgiye uğratması Selçuklu Hakimiyetini bu bölgede kolaylaştırdı. Selçuklu Hükümdarı II. İzzeddin Kılıçarslan Denizli, Uluborlu, Burdur ve Antalya'ya kadar olan bölgeyi ve Türkmen aşiretlerini idaresi altına aldı.



Fakat Türkmen aşiretleri üzerinde tam bir otorite sağlayamadı. Bölge; 1219 ve 1236 yıllarında tekrar I. Keykavus ve Alaaddin Keykubat tarafından alındı. Böylece, bölge kesinlikle Selçuklu hakimiyetine girmiş oldu. 1257 yılında Selçuklu Devleti üç kardeş arasında pay edildi. Fakat II. Alaaddin Keykubat ölünce, II.İzeddin ve IV. Rukneddin Kılıçarslan arasında paylaşıldı. Ama iki kardeş arasında çıkan şavaşta Rukneddin yenildi ve Burdur kalesine hapsedildi. 1259 tarihinde hapisten çıkarak Selçuklu tahtına oturdu. Rukneddin Kılıçarslan hapis dönemi olaylarının intikamını almaya başladı. Bu yüzden huzursuzluk arttı. Bu arada Baba İlyas ve Baba İshak isyanları da devletin otoritesini sarstı. Ve nihayet Selçuklu Devleti 1303 yılında tamamen ortadan kalktı.

Bu otorite boşluğundan istifade eden Selçukluya bağlı aşiret ve oymakların "Uç" Beyleri de kendi başlarına hükümet kurmaya başladılar.

Antalya ve Denizli'nin Türk hakimiyetine girmesinden sonra akın akın gelen aşiret ve oymaklar, bilhassa Kayı, Avşar, Bayındır, Büğdüz, Yazır, Yiva ve diğerlerinin toplamı 200 bin çadıra ulaşmıştı. Bu türkmen nüfusunun merkezi de Burdur olmuştur. Celaleddin Harzemşah'ın komutanlarından ve Yomut kabilesinden olan Hamit Bey, Selçukluların döneminde Burdur ve Çığralı'ya kadar olan bölgenin sınır beyiydi. Selçuklunun yıkılma dönemine denk gelen Hamitoğulları Beyliğinin esas kurucusu Hamit Bey'in torunu olan Felekeddin Dündar Beydir. Bir "Uç" beyi olan Dündar Bey, beyliğini Burdur'da ilan ederek, beyliğini dedesinin adına hürmeten "Hamitoğulları" olarak duyurdu. Hamitoğullarının en parlak dönemi Dündar Bey'in zamanıdır. Beyliğin sınırları genişlemiş, Antalya, Gölhisar ve Korkuteli beyliğe katılmıştır. Burdur ili, dönemin en önemli merkezi olmuştur. Sanat, ticaret ve nakliye gelişmiştir.

[Resim: burdur1.jpg]

İlhanlılar Anadolu’ya geldiğinde diğer beylikler gibi Hamitoğulları da bağlılıklarını Başvezir Emirçoban’a bildirerek, İlhanlı fırtınasını kazasız atlatma yoluna gitmiştir. Emirçobanoğlu Timurtaş’ı (Demirtaş), Anadolu Valisi olarak atamıştır. Timurtaş Anadolu’daki beylikleri tek tek ortadan kaldırmaya başlamıştır. Hamitoğulları'nın da üzerine yürüdü. Dündar Beyi 1323 yılında Antalya’da öldürdü ve Hamitoğullarının toprağını ilhak etti. Bu durum karşısında Dündar Beyin oğulları memleketten kaçtılar. Bu hakimiyet 1327 yılına kadar devam etti. Oğlunun yaptıklarını tasvip etmeyen Emirçoban, Anadolu’ya gelerek oğlunu ortadan kaldırmak istedi. Timurtaş Mısır’a kaçtı, fakat orada öldürüldü.

Dündar Beyin oğlu Hızır Bey Eğirdir’e gelerek Hamitoğulları'nın topraklarının bir kısmında hakimiyet kurdu.

Hızır Beyin ölümünden sonra yerine, Dündar Beyin diğer oğlu İshak Bey geçti. İshak Beyin Beyşehir ve Akşehir’e kadar beyliğin sınırlarını genişlettiğini görüyoruz.

İshak Beyin 1335’te ölümünden sonra yerine oğlu Muzafereddin Mustafa Bey geçti. Onun da yerine oğlu Hüsameddin İlyas Bey 1349’da başa geçti. İlyas Bey Karamanoğullarıyla savaştı fakat, topraklarını kaybetti. Germiyanoğullarının yardımıyla topraklarını geri aldı.

Yerine geçen Kemaleddin Hüseyin Bey, Karamanoğulları’nın saldırısına uğradı. Ama Osmanlılar ve Germiyanoğulları’nın yardımıyla kurtuldu.

Bu sırada Anadolu’nun Söğüt Bölgesinde gittikçe büyüyen ve kuvvetlenen ve Osmanoğulları tarafından kurulan Osmanlı Devleti dikkat çekiyordu. Osmanlı padişahı Murat Hüdavendigar Kosova’da şehit olunca yerine oğlu Yıldırım Beyazıt geçmişti. Yıldırım Beyazıt’ın hükümdarlığını başta Karamanoğulları olmak üzere diğer beylikler de tanımadılar. Yıldırım Beyazıt Anadolu’ya geçerek bu beylikleri teker teker ortadan kaldırdı. Hamitoğulları Beyliğini de ortadan kaldırarak Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi olan Kütahya’ya bağladı. (1391)

Böylece Hamitoğulları ve diğer beylikler ortadan kalkmış ve Anadolu’da Türk Birliği sağlanmıştır. Hamitoğullarının son beyi Kemaleddin Hüseyin Beyin oğlu Mustafa Bey, Osmanlı komutanı olarak görev almıştır. Böylece Burdur’un Osmanlı Dönemi başlamıştır

Osmanlı Şehzadelerinden I. Beyazıt ve ll. Selim Kütahya’da Beylerbeyi olarak bulundular. ll. Beyazıt zamanında Şah Kulu ayaklanması ortaya çıkmıştır. Şah Kulu Şehzade Korkut’un Antalya’dan Manisa’ya giden hazinesini yağmalamış, Antalya, İstanos, Elmalı, Burdur ve Keçiborlu’yu basarak, buraların kadılarını ve bir çok insanı öldürmüştür. Şah Kulu sonunda İran’a sığınmış ve böylece tehlike ortadan kalkmıştır.

XVl. yy'a kadar Burdur'da önemli olaylar olmamıştır. 1522’de de Burdur Tirkemiş İlçesi merkezi durumundadır. Bu dönemde şehir eskiye nazaran daha gelişmiştir.

XVl. yy'ın sonuna doğru şehir biraz daha büyümüştür. Ekonomi canlanmıştır. Bu bakımdan verilen vergiler fazlalaşmıştır.

1839 Tanzimat hareketinden sonra Burdur, Kütahya ilinden ayrılarak Konya ilinin Isparta kaymakamlığına bağlandı. 1850 yılına kadar bu bağımlılık sürdü.

Daha sonra başta Saden oğlu Hacı İsmail Ağa olmak üzere Burdur’un Sancak olması için uğraşmışlar ve 1872 yılında Burdur sancak olmuştur. Burdur’un ilk sancakbeyi Mehmet İzzet Paşadır.

Osmanlı Devleti 1914’de 1. Dünya Savaşına katılınca bütün yurtta seferberlik ilan edilmiş ve aynı yıl Burdur’da şiddetli bir deprem olmuş, yaklaşık 4000 kişi ölmüş ve şehrin önemli dini yapıları bu depremde yıkılmıştır.

Her iki felaket birleşmiş ve Burdurlular birkaç yıl bu kötü şartlar altında yaşamışlardır.

1920 yılında müstakil mutasarrıflık olan Burdur, doğrudan hükümet merkezi olan İstanbul’a bağlanmıştır. 1.Dünya Savaşının yenilgi ile neticelenmesinden sonra İtalyanlar Antalya’ya asker çıkardılar. Burdur’a gelerek merkez komutanlığı kurdular. Burdur düşmanın yurttan atılmasından sonra kurulan yeni Türkiye Cumhuriyetinde 1923 yılında İl olarak yerini almıştır.

[Resim: burdur2.jpg]
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Burdur
BAKİBEY KONAĞI (KOCA ODA)

Burdur merkez Değirmenler Mahallesi Divanbaba Caddesindedir. 17 yy. Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerindendir. Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırıldıktan sonra 1988 yılında retorasyonu tamamlanmıştır. Bakibey konağı, Koca Oda adıyla da bilinir. Bilinen en eski tapu kaydı 1830 yıllarında Reşit Bey üzerinedir. Ancak konağın Reşitbey'in dedesi Ahmet Paşa veya onun babası Çelik Mehmet Paşa zamanında yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir.

[Resim: bakibey2.jpg]

Konak zemin katı, pencere bitimine kadar devam eden taş temelin üzerinde ahşap ve kalın masif kerpiç duvarlardan oluşmuş iki katlı bir yapıdır. Alt katta ahır, anbar gibi odalar vardır. Üst kata taş merdivenle çıkılmaktadır. Üst katın bahçeye ve arka sokağa bakan geniş bir eyvanı vardır. Eyvanın tavanı çıtalarla süslüdür. Çıtaların arası da yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslenmiştir. Konağın beşik çatısı alaturka kiremitlerle örtülmüştür. Saçağın ahşap yüzeyleri de aynen eyvanın tabanı gibi yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslü çıtalarla donatılmıştır. Direkler arasındaki boyalı süslü sivri kemerler, eli böğründeler geniş ve boyalı çakma çatılı bu saçaklık mimariyi tamamlayan aksesuarı oluşturmaktadır.

[Resim: bakibey1.jpg]

Eyvanın doğu kenarında selamlık, yani Başoda yer almaktadır. Konağın en göz alıcı odası Başodadır. Başoda kapısından başlayarak pencere, vitray pencereleri, dolap kapakları ve üstündeki nişleri, davlumbaz, pencere üzerinde dolaşan pervazlar, yüklük kapakları, dört tarafı çeviren koltuk silmeleri, tavan ve tavan göbekleri altın ve gümüş varakla ve kalem işi boyalarla süslüdür. Motifler bütünüyle devrin bitkisel süslemelerini yansıtırlar. Bütün bu altın ve gümüş kaplamalar, ahşap işçiliği ile kalem işi denilen boyalı süslemeleriyle ender rastlanan güzellikte bir baş oda ortaya çıkarmıştır. Başodanın tabanı iki kademelidir. Cumbalı kısım döşemeden yükseltilmiştir.

[Resim: bakibey3.jpg]

Başodadan sonra yan yana eyvana ve işten bir birine açılan iki küçük oda yer alır. Gerek malzeme ve gerekse süsleme yönünden sade olmakla birlikte altın-gümüş varak kaplamalı ve kalem işi olarak yapılan süslemeler göze çarpar. Bu odalardan biri ahşaptan, süslemeli davlumbazlıdır. Diğer ikinci küçük oda da ahşap tavan çıtalarla karelere bölünmüş ve pervazları kalem işi boyalı süslenmiştir. Orijinalinde evin devamında en az bir odanın daha olduğu düşünülmektedir. Ancak yıkılarak yok olmuştur. 2003 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Burdur Valiliği arasında yapılan bir protokol ile bakım ve teşhiri Valiliğimize devredilen konak yerli ve yabancı turistlerin hizmetine sunulmuştur.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Burdur
HALK ÇALGILARI

1 - Tezeneli Çalgılar Divan, Tambura, Bağlama ve Curadır.

Cura: İlimizde çok çeşitli tiplerde curaya rastlanır. İki telli ve üç telli curalar ve özellikle parmak curası adı da verilen curanın ilimizde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Mızrap kullanmadan, parmaklar marifetiyle ezgi çalınır. Teke yöresi müzikleri, özellikle gurbet havaları cura ve sipsi ile birlikte çalındığı zaman bütünlük sağlar.


[Resim: cura.jpg]Cura

2 - Yaylı Çalgılar:

Kabak Kemane: İlimizde yaygın olarak çalınan bir halk sazıdır. Yörede su kabağından yapılanı tercih edilir ve yaygındır. At kılından yapılan bir yayla çalınır.



[Resim: kemane.jpg]

3 - Nefesli Çalgılar:

Sipsi: Burdur'a özgü bir çalgıdır. Sipsi, Türk Halk Müziği nefesli çalgıları içinde en küçüğüdür ve boyuna göre, gür bir ses vardır. Sipsinin dünyada bir çok benzer türleri olmasına rağmen, çalım tekniği ve çıkartılan ses bakımından Burdur Sipsisi hiç birine benzemez. Boyu; 15-25 cm'dir. İç çapı 5 mm çapında kesilmiş su kamışı üzerine ön kısmında 5, arkada 1 olmak üzere, küçük perde delikleri açılır. Perde aralıklarındaki boşluklara, yörede ala eğri, ala zehir adı verilen yabani erik cinsinden bir ağacın ince dallarının kabuğu boru şeklinde çıkartılarak süs olsun diye geçilir. Yörede demir kargı adı verilen ince 3-5 cm uzunluğunda su kamışlarından cuk cuk, ağızlık yapılır ve entonasyonu sağlamak, ses genişliğini artırmak, nefes ve parmak kullanma tekniğine dayanır. Bir oktav ses genişliği vardır.


[Resim: sipsi.jpg]
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Burdur
GİYSİLER

1- Kadın Giyisileri A- Başa Giyilenler

Fes: Başa giyilen fesin ön kısmı "penes"denilen küçük altınlarla sırmalı şekilde süslüdür. Alınlık tabir edilen küçük altınlar fesin ön kısmında yanyana dizili şekilde takılıdır. Fes genelde bordo renklidir.

Oyalı Yazma: (Kakmalı dastar) Fesin üstüne özel olarak bağlanır. Etrafı çeşitli oya motifleri, boncuk ve pul gibi süs eşyaları ile süslenir.

B- Sırta Giyilenler

İç Gömlek: (Zıbın Gömlek) Yakasız düz bir kumaştan veya sade desenli basmadan yapılır. Alt kısmı şalvarın içinde kalır.

Sıkma:İç gömleğin altına giyilir.

İç Don:Bol basmadan veya satenden yapılır. Topdon da denilmektedir.

Üç Etek: (Ferace - Sefahi) Bu giyisinin belden aşağısı üç dilim halindedir. Dilimlerin kenarı özel olarak tığ - dantel veya sim işiyle işlenmiştir. İpek kadife ve desenli kumaştan yapılır. Dona uygun bir renkte üç etek giyilir. Yaka çerçevesinde bol işlemeler vardır. Üç eteğin ön uçları arkadan toplanır. Üç etek yerine, belden büzgülü bol uzun etek de giyilir.

Zıbın: (Sıkma) Gömleğin üzerine giyilir. Buluzun göğüs altında lastik vardır. Bazı yerlerde sıkma yerine bartlak (yakalık) giyilir. Boyun ve göğüs altına bağlanan bir tür önlüktür.

Bağırdak: Sıkmanın üstüne özel desenli ve işlemeli olarak göğüsleri kapatacak şekilde giyilir.

Acem Şalı: (Şal Kuşak) Üç eteğin altına ve sıkmanın üstüne bağlanır. Kadınların kuşakları daha küçük boy ve seyrek şekilde bağlanır.

Kepe: Kadifeden olup, Türk - Osmanlı motifleriyle süslüdür. Hakim olan renk, koyu bordo, mavi ve siyahtır. Süsler, gümüş sim sırma ile işlenir.
Şalvar: (Bol Don) Üç etek yada kadifeye uygun ipek kumaştan veya satenden yapılır. Sarı, pembe, mor ve yeşil renkler hakimdir. Paça kısmı sıkmalı olarak bağlanır.

Önecek: (Peştemel) Şal kuşak ve direm kuşağı altında, dizlerin altına gelecek şekilde belden özel olarak bağlanır.

Çorap: Beyaz yünden yapılır. Üzeri renkli iple yapılan desenlerle süslüdür.

Çarık: Manda veya öküz derisinden şaplanarak yapılır. Bağları bilekten özel bir şekilde bağlanır.


[Resim: halk_2.jpg]

Aksesuar olarak; ponponlu kemer ve gümüş kemer takılır.

2 - Erkek Giysileri

A- Başa Giyilenler:

Fes: Keçeden yapılmıştır, Başa giyilir. Bordo renklidir.
Poşu: İplikten yapılmış olup, çeşitki desen ve renklerdedir. Fesin üzerine bağlanır.


B - Sırta Giyilenler:

İç Gömlek: İç, beyaz Denizli bezinden, hakim yakalı, önden açık gömlek giyilir. Boğazı üç düğmeli, yakasız, düz beyaz veya çizgili kumaştan yapılmıştır.

Kepe: (Cepken) Sim işlemeli, Osmanlı motifleriyle süslüdür. Bu işlemeler mor, siyah veya lacivert kadifenin üzerinedir. Özel yapılmış şekli vardır.

Şal Kuşak: Özel şal kuşak desenlerinden yapılır. Yün ipekten dokunur. 1m2 büyüklüğündedir. İki kenarı saçaklıdır. Çeyrek olarak düşülür. Bir köşesinden özel büzülmüş veya yapılmış siyah ip bağlanır. Bu çeyrek olarak katlandıktan sonra, püsküllerin bir kısmı önden ve sol taraftan sarkıtılır. Bele dolanır. 25 - 30 cm genişliğindedir.
Yörük Kolanı: Özel olarak elle dokunur. Şal kuşağın üzerine sarılır.

Çahşır: (Menevrek) Karakoyun yününden özel olarak dokunur. Ağ kısmı geniştir. Uçkurluğu vardır. Özel bir maharetle kesilip dikilir. Keçi kılından da dokunanı vardır.

Çorap: Tek şişle örülmüş, beyaz yünden yapılır. Dize kadar uzanır ve iple bağlanır. Bayanların giydiklerinin aksine sadedir.

Çarık: Manda ve öküz derisinden şaplanmış olarak yapılır. Kenarları kıl iple özel olarak bağlanır. Bu ipler ayak bileklerine bağlanır.
Taş Kundura: Ökçeli, altı kabaralıdır.
Aksesuar olarak, bele deriden yapılmış palaska, saat kösteği, tabaka ve kama takılır.


[Resim: halk3.jpg]
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Burdur
GELENEKSEL EĞLENCELER

Toplumda yüzyıllardır yerleşmiş, bozulmadan devam eden bazı alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklar örf ve adetlerin birer parçasıdır. Onlar hayatı tamamlayan, yapılmadığı zaman eksikliğinin duyulacağı inancını aşılayan iyi alışkanlıklardır. Bunlar bölgelere göre farklılıklar göstermesine rağmen özünde aynı kültürün yansımaları olduğu anlaşılır. Burdur'da da bugüne kadar yapıla gelen bu örf ve adetlerden birkaçını açıklamak gerekir.


1 - Yünüm Böğedi:

Tefenni ve Gölhisar ilçeleri ve bazı köylerinde genellikle Ağustos ayının son haftası yapılan bir şölendir.Koyun sürülerini otlatmak için çobanlar 1Nisandan 15 Eylül'e kadar tutulurlar. Tutulan çobanlar, Ağustos ayının son haftasında yapılacak olan şenliğe hazırlanmak için koyunların otlatılması gerekir. Ağustos ayının son haftasında yapılan bu şenlik aynı zamanda koyunların yıkanması, yapağın ve yünlerin temizlenmesidir. Önce Yün Böged'i hazırlanır, Bunun için akarsuyun önü kesilerek bent yapılır ve su toplanarak gölcük oluşturulur ki, buna Böged denir.

[Resim: yunumbogedi.jpg]

Diğer taraftan koyunlar Bögedin etrafında toplanmaya başlanır. Üç gün önceden koyunların sırtları boyanır, her sürünün başını çeken bir koyun vardır. Bu koyun çobanla en iyi anlaşan koyundur. Bu koyunlara Elcik koyun denir. Onun kaval sesini duyunca arkasından giden, çoban uyurken sürünün hareketi başlayınca onu uyandıracak şekilde yetiştirilmiştir. Elcik koyunlar renk renk boyanır, üstlerine kolanlar bağlanır, çanlar takılır. Daha önceden haber verilen köylüler, Yünüm Böğedinin etrafında toplanırlar. Önce kura ile sıra tespit edilir ve sırası gelen sürü bende doğru ilerler. Suya yaklaşan sürünün çobanı Elcik Koyun'a önceden öğrettiği sözlerle seslenir, onu suya atlaması için teşvik eder. Bu arada toplanan kalabalık davul zurna ve silah sesleri eşliğinde koyunu böğede atlaması için coşturur. Elcik koyun böğede çobanla beraber atlayınca sürünün diğer koyunları da arkasından atlar. Bende daha önceden giren yıkayıcılar atlayan koyunları tutarak yıkarlar, suyun dışına gönderirler. Bu arada çobanlar birbirlerine beyitler, yakımlar, taşlamalar söyler. Bütün bu olaylar; şafak söktüğü zaman başlar, gün doğup insan boyu yükselene kadar devam eder.

2 - Kütük Atma :

Bu gelenek Tefenni ilçeleri ve köylerinde ailenin dünyaya gelen ilk oğlan çocuğuna yapılır. Bu gelenek ailenin soyunu devam etmesi yönünden önemlidir. Önce aile reisinin rızası alınır.

Aile reisine "Oğlana kütük atmak istiyoruz, rızan var mı?" diye sorarlar. Aile reisi izin verirse kütük atılır. Önce büyükçe ve çok budaklı bir çıra kütüğü bulunur. Kütüğün üzerine renkli ve ipekli bir poçu bağlanır. Poçunun üzerine altın, kağıt para bağlanır, içine de madeni para konur, böylece kütük hazırlanmış olur. Bu kütük, kalabalık bir toplulukça davul zurna eşliğinde dünyaya yeni gelen oğlan çocuğunun evine götürülür, kütük iki veya üç kişiyle evin damına çıkarılır. Kütüğü çıkaranlardan birisi evin bacasından aşağı bağırarak bir tekerleme söyler, Oğlan babası ,çocuğu kucağına alarak bacanın sağ tarafında oturur ve bacayı dinler, Tekerleme oğlan babasının adı ile başlar:

Ula Ahmat..........ayyyyyyyy amat
Olun yaşı uzun olsun,
Düğünü güzün olsun,
Ardıç gibi kollu olsun,
Keklik gibi dilli olsun,
Dağda koyun kışlatsın,
Ovada çifti işletsin,
Allah seni bu oğlana bağışlasın,

Delikanlılar toplanırlar. Çalgı ve davul zurna çalınır, oyunlar oynanır ve muhabbet yapılır. Bu arada hazırlanan yemek ve çerez konuklara ikram edilir. Kütüğe bağlanan hediyeler, konukların hediyesi olarak kabul edilir. Kütük ise oğlanın evlendiği gün maşalada yakılmak üzere babası tarafından saklanır.

3 - Maşala :

Düğünlerde üçüncü günü akşamı yapılan bir eğlence türüdür. Bu eğlence için bir kişi görevlendirilir. Lazım gelen malzemeler toplanır. Bu malzemeler bir ekmek sacı, yeteri kadar çıralı odun ve kütük atma geleneğindeki saklanan kütüktür. Sac meydan da taşların üzerine konur, ateş yakılır. Ateşin etrafına davetliler oturur. Davul ve zurna deliğinde program başlatılır.

Haberciler efelerin geldiğini haber verirler. Davul zurna efeleri karşılamaya gider. Davul zurna eşliğinde efe elbiseleriyle donatılmış kişiler maşala meydanına gelirler. Kadın kıyafeti giymiş bir efe de grubun içindedir. Efeler önce davul zurna eşliğinde maşalanın etrafında dönerler. Efe başının “Oooop, ses yok” demesiyle davul zurna susar. Herkes dikkat kesilir. Efe başı yüksek sesle: “Elli çuval, yüz karar. Sinek zırıltısı gayet zarar. Nerede buranın ayanı, azası?” der. Düğün sahibi kalkar efelerin isteklerini dinler, yerine getirmek için oradan ayrılır. Bu arada efelerden biri oyuna kaldırılır. Bir iki oyundan sonra efe oturur.

Bu arada yüzü tencere karasına boyanmış, yırtık pırtık elbise giymiş, ayakları çıplak, sırtında bir heybe, elinde değnek olan “Arap” gelir. Heybenin bir gözünde ekmek, diğerinde kül vardır. Ekmeği ateşte gevretip soğanla yemeye başlar. Yemekten sonra düğün sahibinin ve şaka kaldıranların üzerine külü serperek uzaklaşır.

Arkasından iki efe daha oynar ve sonra yularından Yörük kıyafeti giymiş biri çekerek bir yapma deve meydana gelir. Yörük ticaret yapmaktadır. Bu arada Arap yine sahneye çıkar, külü serper ortalığı karıştırır. Yörüğün yanına bir şeyler almak için şişman ve obur iki insan yanaşır. Bunlar pazarlık sonucu yörüğün malını satın alırlar ve Yörük meydanı terk eder. Meydan da kalan iki şişman “yoğurt senin, yağ benim” derken anlaşmazlık çıkar. Ellerindeki sopalarla, yastıkla şişirilen vücutlarına vurarak kavga ederler. Vura vura uzaklaşırlar.

En son olarak efelerin içinde bulunan kadın kılığındaki efe oyuna kalkar. Kadın oynarken alana hızla giren Arap, kadını kaçırır. Efeler hep birlikte ayaklanırlar. Önce içlerinden birinin kadını sattığını zannederek aralarında kavga ederler. Daha sonra kadını bulmak üzere Arap’ın peşinden giderler.

Efelerin gitmesi maşalanın dağılması demektir. Davul zurna hemen Köroğlu havasını çalmaya başlar. Misafirler dağılırken ateş de söndürülür.

Efeler, arap, şişman müşteriler, deveyi canlandıran kimseler, önce kız evine götürülüp ağırlanırlar. Bahşişlerini alırlar. Daha sonra efeler oğlan evine giderler. “Yat geber” adı verilen yemeği yedikten sonra dağılırlar.

4 - Bayram Yemeği :

Bucak ilçesinde, Ramazan ve Kurban Bayramlarının ilk günü Bayram namazını kılan erkekler, mezarlığı ziyaret ettikten sonra, evlerinde arife günü hazırladıkları yemekleri ve tatlıları camiye getirirler. Fakir fukarayla birlikte yenir.

Karamanlı ilçesinde de Ramazan ve Kurban Bayramlarının ilk günü öğle namazını cemaatle kılan erkekler, evlerinden birer tepsi börek ve baklava alarak, toplu halde tekbir getirerek mezarlığa giderler. Ağaçların altına sofra kurulur ve fakirlerle beraber getirilenler yenir. Hep birlikte tekbir getirilip dua edildikten sonra dağılır. Bu Bayram yemeğine Siyret Yemeği denir.

5 - Güreş :

Türk milletinin milli sporu olan güreş, eskiye nazaran bir gerileme içine girmesine rağmen bilhassa belediyelerin gayretiyle yaşatılmaya çalışılıyor. Yağlı ve karakucak güreşleri halk tarafından zevkle takip edilen eğlencelerdendir. Kispetini giyen güreşçi davul zurnanın çaldığı peşrev havaları eşliğinde perdah çekerek güreşe tutuşurlar.
Pehlivanlar; deste, ayak, orta, başaltı ve baş'a güreşirler. Cazgırların pehlivan okşamaları şenliğe renk katar.


[Resim: gures.jpg]

Örnek:
Mekke’de doğdu, tekkede büyüdü
Az saftır, almaz öğüdü
Analar mı doğurur senin gibi yiğidi.
Pehlivan........... pehlivan................
Şu dört tane pehlivanda büyük ayak,
Sağdan birinci İbecikdereli Koca Mustafa.
Gıyamete kadar bakidir bizim din,
İkinci de güççük ayakçılardan Gedizli
Fahrettin.
Ayağıya giymiş kispet
Ne darılmak bilir ne küsmek
Üçüncü de büyük ayakçılardan İsmet
Meşhurdur Isparta’nın halısı
Şu bir çift pehlivan da destenin dolusu.

6 - Hıdrellez

Hıdrellez, ülkemizde tabiatın canlanması, bolluk, bereket ve sağlık inançlarını içine alan ve Türk Kültürünün en önemli öğelerinden olan bir bayramdır.Fakat ilimizde Hıdrellez eski canlılığını kaybetmiştir. 1990 yılından bu yana bütün Türkiye’de İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerinin katkılarıyla bu bayramlar tekrar canlandırılmaya başlanmıştır.


[Resim: hidir.jpg]

Hıdrellez yaklaştığı zaman çoğu evlerde zengin-fakir fark etmez bir takım hazırlıklar yapılır. Bu hazırlık: temizlik, yiyecek ve giyecek konusundadır.
Önce temizlik yapılır. Ev ve varsa bahçesi temizlenir. Bazıları, evlerini badana ederler. Yeni elbiseler hazırlanır. Yiyecekler normal zamanda yapılan yemeklerden daha fazladır. Özellikle yeşil sebze yemekleri ağırlıktadır. Bütün bu hazırlıkların bir sebebi vardır. O da şudur: O gün, Hızır evleri ziyaret edecektir. Hızır, pis eve uğramayacağına göre evlerin temizlenmesi gerekir.

Hıdrellez sabahı gün doğmadan kalkılır, yeni elbiseler giyilir. Çeşmeden su alınarak, süpürge ile evin dört yanına serpilir.

Hıdrellez kutlamalarının yapıldığı yerden toplanan taşlar, evdeki yiyeceklerin yanına konarak “artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin” şeklinde dilekte bulunulur.
Kutlanacak alana gidilir, salıncaklar kurulur. İp atlanır, birdirbir oynanır. Erkekler grup halinde Serenler Zeybeği, Teke Zortlatması, Ağır Zeybekler gibi mahalli oyunları; davul zurna, sipsi ve cura eşliğinde oynarlar. Burdur ve Bucak’ta Hıdrellezin en önemli töreni “Niyet Oyunu”dur. Bilhassa genç kızların talihlerini açmak, kısmetlerini belirlemek için oynanır.

Bu oyunun Burdur’da ki adı “Bahtıvar”, Bucak’ta ki adı “Batıbar” dır.

Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Burdur
BURDUR YÖRESİ HALK OYUNLARI

1 - Teke Zortlatması: Halk oyunlarımız, İnsan - doğa ilişkilerini konu almakta olup, teke zortlatması, tekenin yani erkek keçinin hareketlerini anlatmaktadır. Dirmilcikten gider yaylanın yolu, Ak Fasülle oldu mu, İlimonum Sulandı, Eli Elekli Gelin gibi 9/16'lık ölçüyle çalınıp, hızlı oyunlar olup, başlıca figürler: tekil yürüme, çiftli yürüme, tekil dönme, çiftli dönme, tam dönme ve dönmedir.


2 - Teke Zeybeği: 9/8'lik ölçüyle çalınan en hızlı zeybek türü olup; Sarı Zeybek, Şu Dirmilin Çalgısı, Haymanalı, Kozağaç Zeybeği gibi çok değişik ezgileri vardır.

Teke Zeybeğinde başlıca figürler: Çiftli yürüme, tekil yürüme, dönme, çökme ve dönerek çökmeden oluşur. Erkek ve kadınların kolları birbirinden farklıdır.

3 - Serenler Zeybeği: 9/8'lik ölçüyle oynanan bir kesinti zeybeğidir. Eğer söz söyleniyorsa oynananlar gezelemektedirler. Söz bitince oyun kısmı başlar. Teke zeybeklerinden biraz daha yavaş oynanmakla birlikte oldukça zor ve değişik figürleri vardır.

[Resim: oyun.jpg]


4 - Alyazma Zeybeği: 9/4'lük ölçü ile oynanır. Serenler zeybeğinden daha çok ağırdır. Kesinti zeybeği olup, söz söylenirken müzik ritmine uygun olarak gezeleme yapılmakta, söz bitince de oyuna girilmektedir.

5 - Avşar Zeybeği: 9/4'lük ölçü ile oynanır. Yörede çok sevilen ağır zeybeklerdendir.

6 - Kezban Yenge: Sözlü olarak hızlı şekilde, baştan sona, sağ ayak tabanı üstünde hafifce alçalıp, sol ayak burnu üzerinde yükselerek, oynanan bir kadın oyunudur. Kollar, sürekli olarak, dirsekten aşağı yukarı hareket ettirilir.

7 - İğdem Düştü: 9/8'lik ölçü ile oynanan sözlü kadın zeybeğidir. Oyun, erkek zeybekler kadar heybetli olmamakla birlikte, yine de kendine özgü bir tavırla oynanır.

8 - Gabardıç (Kaba Ardıç): 2/4'lük ölçüyle kadınlar ve erkekler tarafından oynanan sözlü bir oyundur.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Burdur
Burdur Adı Nereden Gelmektedir ?

Burdur, Akdeniz Bölgesinin batı kesiminde, Göller Bölgesinde yer almaktadır. Burdur adının nereden geldiği hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Birinci görüş, Burdur adının “Polydorion” kelimesinin daha sonra, “Polydor” şekline dönüştüğü, oradan da Burdur şekline dönüştüğüdür. İkinci görüş ise Burdur yöresinin eski adı Limobrama “Göl Kenti” anlamına gelen Limobria kelimesinden türemiştir. Sonradan da değişerek Burdur olmuştur. Fakat Antik Çağlarda Burdur’un yerinde herhangi bir şehir bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. Bunun için bu iki adın kesin olarak ne zaman kullanıldığı bilinmemektedir.


Üçüncü görüş ve en akla yatkın olanı da; Burdur şehrinikuran Türkmen boylarından Kınalı Oymağı mensupları, konaklama yeri ararken, burayı buluyorlar ve bölgenin güzelliği karşısında “Cennet Buradadır” demişler ve “Burada Dur” sözü zamanla hece düşmesine uğramış ve Burdur’a dönüşmüştür.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.