] Bu Aşkın Deryası Bahr-i Ummandır (1)
Gerçek Erenler demine: HÃ ( O )
Tenden sual etme ten kuru tendir
Can onun içinde gevheri kandır
Bu ilmin deryası bahr-i umandır
Sırrı kal oldukça sırdan gelirem
]Pir Kul Nesimi
Alevilik öğretisinin bir derya olduğu, altı boş bir kabul değildir. Bunun –takdir edersiniz ki- ispatlı bir altyapısı vardır. Bu açıdan bakıldığında Alevilik öğretisini hiçbir dinin içinde göremeyiz, görmemeliyiz. Prof. Dr. İ. Melikoff’unda dediği gibi bu öğreti dinler üstüdür.
Alevilik öğretisi –doğal yada zorla- yüzyıllardan beri asimilasyona, tahribata; Aleviler, kıyımlara, iftiralara, horlanmalara maruz kalmıştır. İşte tüm bu olumsuzluklar içinde Alevilik öğretisini anlama, yorumlamada çaba sarf edilirken bu şartların ona zorla yüklediği misyonda dikkate alınmalıdır. Alevilik-Alevi “yol cümleden uludur” diyerek yolu ayakta tutabilmek, gelecek nesillere aktarabilmek için çeşitli ZAHİRÃ kisvelere bürünmüştür. İslam için uyguladığı bu zahiri kisveleri, zamanında Hıristiyanlık içinde uygulamıştır.
Bahr-i Umman:
Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye âyân olmaz.
Gubari
Evet. Pirler sır içinde sır saklar ve bu sırlar kimseye açık seçik değildir. Zamanı geldiğinde ehillere devredilmeyi beklerler. Lakin akıl ise boş durmaz. Bazı ayrıntıları görebilir. Her canın bilmesi gereken şudur:
Alevilikte görünen, yaşanılan şeyler dışında bir de görünmeyen ve sadece ehillere verilen gizli bilgiler var. Bu bilgiler canlılık, insan, evren, dünya, Aleviliğin doğuşu, evreleri, gerçek tarihi gibi sırlardır.
Bizim şeriat kapısı ehli yani bel oğlu olarak yaşadığımız tamamen bir rüyadır. Bu rüya kemalete kadar devam eder. Bu sırada da insan tekamül sürecinde kendini geliştirmeye devam eder. Bu süreçte her Alevi’nin şunu çok çok iyi bilmesi gerekir:
“Bu bir rüya, bahr-i ummanın bir damlasında meşk hali. Kemalete evrilene dek.”
Alevilik öğretim sistemi olan 4 kapı 40 makamın ilk 20 makamı, yani şeriat ve tarikat kapıları Zahiri; son 20 makamı, yani marifet ve hakikat, ise tamamen batıni bilgilerden oluşur. Tarikat kapısında başlayan Alevilik yavaş yavaş İslami ilahiyattan azade olur. Marifet ve Hakikat kapılarında ise İslam tamamen terk edilir. İslam sadece şeriat kapısında yaşanır. İkrar verip yola giren Alevi direkt Tarikat kapısına geçmiş olur. Ve kısa bir süre sonra İslami kurallardan azad olur. Marifette ise tamamen bırakır. Bu erkâna göredir.
Bu tarikat kapısında başlayan bilinçsel tekamül 40. Makama kadar ortalama 30-40 yıldır. Bu anlamda düşündüğünüzde Alevilik gerçektende bir okyanus yani ummandır. Sırlarda, bilinçlenmede bir ömür devam eder. 40. Makam ehilliğine ulaştığınızda Yunus gibi;
Derviş adın edindim
Derviş donun donandım
Yola baktım utandım
Her işim yanlış benim
Yani Dervişlik makamına ulaşınca, dervişlik elbisesini giyince yola, geçmişe, geldiğim ana baktım meğerse her işim yanlışmış, hataymış dersiniz ve sonucunda şöyle dersiniz:
Unuttum din ü diyanet kalktı benden
Bu ne mezhepdürür dinden içeru
Yani: din ile diyaneti bıraktım, unuttum artık, bu nasıl bir yoldur din içinde kendini ifade eden…. Ama aslında din ile diyanetle alakası olmayan!!!
Yunus yola geçmişe bakım utanırken, din diyaneti unuturken, Pir Sultan ise bu durumda yerinde duramaz ve şöyle der:
Coşma deli gönül coşma
Coşupta kazandan taşma
Üç yüz altmış altı çeşme
Serçeşmenin gölü benim
366 yine Aleviliğin doğuş kabulü ile ilgili bir kabuldür. Göl ve kazan bütünleri anlatılanın yardımcı öğeleridir.
]Hakk-el Aşk ve Ene’l Aşk yahut Aşık ile Maşuk: ]
Alevilik aşık adamın işidir. Sadece Aşık değil maşuğun arzusudur da. Alevilik öğretisi tüm binasını aşk, sevgi, sevi, evin üzerine kurmuştur. Bunun içinde ben-biz gibi kula mürit dememiş talip demiştir. Çünkü reşit veya sizin kendinizi reşit hissettiğiniz yaşa gelince öz ve hür iradenizle ben bu yola talibim diyerek, kuralları, erkanı uygulamaya hazırım dediğiniz ana kadar bekler. Sizi illa yola gireceksin diye zorlamaz talibini, talip olunmasını bekleyecek kadar onurludur. Talibi olacak cana baskı yapmaz. Dergahını semaya diker, bağrını, aşkını, gönlünü açar, hazinesini serer can’ını bekler. Can’ından da bir arzusu vardır:
Şimdi bizim aramıza
Yola boynun veren gelsin
İkrar ile pire varıp
Hakikatı gören gelsin
Kişi halden anlayınca
Hakikatı dinleyince
Üstüne yol uğrayınca
Ayrılmayıp duran gelsin
Pir Sultan’ım çelebiye
Eyvallahım var Veliye
Yol oğluna yol diliyle
Yolun sırrın soran gelsin
Pir Sultan Abdal
Dedik Alevilik aşk işidir, gönül işidir. Gönül eri talip bekler. Bunun için bekler. Kimseyi doğuştan kurallara tabi tutan bir öğreti değildir. Doğuştan gelen dogmalarda bulamazsınız kendinizi. Tüm bu yapı Ene’l Aşkın mekanı olan gönülle işlenir ve sağlam kalır.
Tüm pareler aşk ile örülüdür. 1’ den 40’a kadar, baştan sona…
Canan bizim canımızdır
Teni bizim tenimizdir
Sevgi bizim dinimizdir
Başka dine inanmayız
Diyen bir güruh Enel Aşkın bireyleridir. Tüm yaşam pratiklerini pirlerinin adına yaraşır biçimde sevi üzerine kurmalıdır. Bu yol ham değil olgunların, kamillerin, erenlerin yoludur. Bu yola aşk ehli olunarak sahip çıkılır. Bu evren işte o zaman kamil insandan hareketle; kamil topluma tekamül eder. Tüm bunlardan dolayı Alevi Enel Aşk yani ben AŞK’ım demelidir, bunu da pratikte yapmalı, dil ile değil.
]Bu mülkün sahibi Naciye Anadır yani Kadınlardır
Talip yolu ta ezelden kardeş bacıdır
Kardeş bacı tanımayan zehirden acıdır
[COLOR=#3333ff]Hasan Sani
Pir Anadır hak meydanın baş tacı
İbrikçi, meydancı, süpürgeci bacı
Gözcü, kapıcı, meydan Güruh-u Naci
Naciye’den sır geldim nur dayım erenler
]Pir ]Nizar Daylemi
Alevilik öğretisi tüm dini yapılardan farklı olarak KADIN-ATA kültüne dayanır. Bu bağlamda Ata-erkil değil; Ana-erkil bir yapıdadır. Bunun için bu yol kadınlarındır. Alevilikte yaradılış hikayesi değil doğuş kabulü vardır. Bundan dolayı da kadının önemi bir kat daha artar.
Bu kadın etrafında dönen üstün özelliği üstad Haşim Kutlu şöyle anlatıyordu:
]>>> ………… doğan ve doğuran, bağışlayan ve esirgeyen, besleyen ve büyüten, söyleyen ve söyleten, EVRENSEL YARATICI ]KADIN-ATA ’DAN söz etmiş oluyordum. KADİM Kızılbaş yolağında ne soy, ne de boy BABAYA GÖRE DEĞİLDİR… KIZILBAŞLARIN BAŞLARI ANALARINA BAĞLIDIR. BABA ANCAK İKİNCİ DOĞUMLARINDA SÖZ KONUSU EDİLİR. İKİNCİ DOĞMA İKRARDAN GEÇMEKLE OLUR.
Erkek egemenliği ve onun şiddetle ördüğü yaşam tarzı, ne kadar inkarcı ve ne kadar yok sayıcı olursa olsun, bu coğrafya üzerinde oldukça derinlere kök salmış ]KADIN-ATA’ ya ait kültür varlığını, inanç varlığını ortadan kaldıramamıştır. O BİR BİÇİMDE KENDİSİNE YAŞAM ALANI BULMUŞTUR. BUNUN EN KÖKLÜ YAŞADIĞI İNANÇ ALANI ]KIZIL BAŞLIKTIR…… ]<<< (*)
](*) Haşim Kutlu, Kızılbaş Alevilikte Yol Erkân Meydan
Evet her şey bu kadar açık ve net. Bazı canların bunu bile yeni duyduğunu biliyorum. Devriyeyi, yaradılış reddini, doğuşu, ahret yalanını, güruh-u naci…… duydukları gibi.
Evet ne demiştim? Bu bir rüya. Alevilik kendini gizler. Sır içinde sır saklar, hiç kimseye ayan olmaz. Bakar köre ise hiç olmaz. Bu yola neçe pirler, ulu erenler göz kırpmadan can verdi.
[BNe için? O kadar basit midir can vermek canlarım? Değil inanın değil. Hep derim bu yol ene’l aşk diyebilene rüyadan kalkmayı öğretir ve papucunu ters giydirtir. [/B]
Üryan büryan gir o meydana can isen
Üç ANADAN yedi âlem rağma geldi bugün
[COLOR=#3333ff]Pir Nizar Daylemi
Bakın Haşim Kutlu ne diyor:
]“ Kızılbaş yolunun batın yüzünde “YOL, ANADIR” baba ise erkândır. Ve Kızılbaş erkânınca YOL CÜMLEDEN ULUDUR.”
Yol ana, cümle erkândır. Yani kurallar ve erkek, … bilen bilir bilmeyen bilmez dedikleri işte. YOL (kadın) CÜMLEDEN ULUDUR. Zahirde yol Alevilik, cümle bizler iken; Batında Yol kadın oluyor cümle erkân oluyor. KADIN ERKÃNDAN ÖNEMLİDİR. YANİ KADIN ERKEKTEN ULUDUR.
Bu mülkün sahibi Naciye Ana’dır. Kadınlardır. Pir Analardır. Necef çöllerine, yemen ellerine gitmeye gerek yok. Kadın atanın halkı bu topraklarda yaşadı. Hala yaşıyor ve yaşamaya devam edecek, dinlere, baskıya, zora, zorbaya rağmen.
Yol cümleden Uludur (Alevilik bizden; kadın, erkekten uludur)
Yol diliyle: Ene’l Hakk
Kul Seyyid - - - - - - - Sultan Sinemil
Bu Aşkın Deryası
Alevilerin başka dinlere asimile edilmeleri için yoğun çabanın olduğu ortadadır. Özellikle Müslümanlar, Devlet eliyle Alevileri kendi bünyeleri içinde eritmek, asimile etmek, camiye ve mescide sokabilmek için yoğun çaba içerisindedirler. Sırları kaybolmuş Alevilerde bilinçsiz bir şekilde ortada dolaşıp durmaktadır.Alevileri bilinçli olarak başka dinlere, özellikle İslam’a, Şiiliğe yamamaya çalışanlara gelince… onlar, bu dünyadan çekilip gidecekler.
Ünsal Öztürk
Ünsal Öztürk